Kendinize güvenin. Kimsenin sizi inandığınız/bildiğiniz şeyin aksine ikna etmesine izin vermeyin. Fazla sağa-sola bakmadan özgün yolunuzda ilerlemeye çalışın.
Yakın zamanda, British Council ve British Institute (BIAA) tarafından gerçekleştirilen, bilim insanı, yazar ve feminist Lady Mary Wortley Montagu’nun mirası ile ilgili bir etkinliğe katıldınız ve yazar Jo Wilett ile bir konuşma yaptınız. Bu etkinliğin amacı neydi? Panelde neleri ele aldınız?
Katıldığım etkinlik, Dünya Kadınlar Günü kutlamaları çerçevesinde düzenlendi. Amacımız, 18. yüzyılda bile kuvvetli kişiliğe sahip olan çok yönlü bir kadının toplumda ne derecede etkin olabildiğini göstermek, insanlığa nasıl yararlı olduğunu vurgulamak ve başarılarını kutlamaktı.
Bilimin birçok alanında öncü olan bilim insanlarımız arasında yer alıyorsunuz. Çalışmalarınızın ana hatlarından kısaca bahseder misiniz?
Benim çalışmalarım biyo-moleküllerin 3 boyutlu yapıları ve işlevleri arasındaki ilişkileri araştırmaya yönelik. Genelde proteinlerle çalışıyorum. Her protein için değişik bir 3 boyutlu yapı var. Her ne kadar bugün deneysel yöntemler ve bunları destekleyen yapay zekâ uygulamalarıyla proteinlerin statik yapıları hakkında oldukça geniş bilgimiz olsa da yapı-işlev arasındaki bağlantıyı anlamaktan uzağız. Bu ilişkileri anlamak bize, vücudumuzda protein/DNA/RNA gibi yapı taşı moleküllerin çalışma mekanizmaları hakkında fikir verir ve gerektiğinde bu mekanizmalara nasıl müdahale edebileceğimiz konusunda ipuçları sağlar. Örneğin, deterjanlarda kullanılan enzimlerin yapılarını ve bunlar işlevlerini yerine getirirken yapıların nasıl değiştiğini bilirsek o proteinler için uygulamada mâliyeti düşürebilecek yeni yapı tasarımları düşünebiliriz. Benim kendi çalışmalarımdan bir örnek verecek olursam, metal bağlayan proteinlerin yapılarını metalli ve metalsiz durumda çözümlersek gerektiğinde metal bağlamayı arttırmak için yapıya veya ortam şartlarına nasıl müdahale etmemiz konusunda öngörülerde bulunabiliriz. Bir örnek de ilaç tasarımı olabilir. Bu araştırmacılar için en büyük hedef. Örneğin, ilaçların protein yapısında bağlanma bölgelerini bilirsek buraya daha iyi uyacak ve daha kolay bağlanacak ilaç tasarımı yapabiliriz.
Özellikle pandemi döneminde genel olarak bilime, özel olarak da biyolojiye ve evrime olan ihtiyaç ve ilgi toplumsal olarak epey artmıştı. Olağandışı zamanlarda bilimi bir kurtarıcı olarak görürken, olağan dönemlerde bilime ve özel olarak da evrime şüphe hatta karşıtlıkla yaklaşan kesimler olduğunu görüyoruz. Bu durumu bilimsel ve toplumsal düzeyde nasıl yorumluyorsunuz?
Evrim de bir bilim dalı olduğu için soruyu genel olarak bilim kapsamında yanıtlamaya çalışacağım.
Bu durum bana biraz kimin sesi daha yüksek çıkıyor ile ilgili gibi geliyor. Covid-19 pandemisi sırasında dünyada araştırmacılar arasında büyük bir seferberlik ve birlik oldu, dünyanın dört yanından gelen bilgiler (bunların arasında yapı analizleri önemli bir yer tutuyor) bir araya konularak sentezlendi, aşı rekor zamanda geliştirildi. Büyük kampanyalarla WHO (Dünya Sağlık Örgütü), Sağlık Bakanlığı, araştırma laboratuvarları, şirketler bilimsel araştırmaları ve sonuçlarını çeşitli ortamlarda herkesin anlayabileceği bir dille topluma aktarmak için görseller, kısa videolar, broşürler hazırladılar. Toplumla bilim arasında köprüler kuruldu. Bence bu dönemlerde de anti-bilim kampı etkinliklerine devam etti ama sesi çok yüksek çıkamıyordu. Herkes can derdine düştüğü için etkileri sınırlı oluyordu. Olağan dönemlerde bence bu kampanyalar azalıyor ve araştırmacıların toplumla olan ilişkileri zayıflıyor. Herkesi karanlıkta tutmak isteyen kesimlerin sesleri duyulmaya başlıyor. Bu ancak iyi eğitim ve bilinçli bireylerin sayılarının artmasıyla önü kesilebilecek veya en azından zayıflatılabilecek bir durum. Şuna da dikkati çekmek isterim; şu anda insanlık için tehlike yaratan zor durumlar (örneğin antibiyotik direnci veya iklim değişikliği) devam ediyor. Bunları sürekli farklı perspektifleri vurgulayarak sürekli gündemde tutmamız, toplumu angaje etmemiz lazım.
Benim çalışmalarım biyo-moleküllerin 3 boyutlu yapıları ve işlevleri arasındaki ilişkileri araştırmaya yönelik. Genelde proteinlerle çalışıyorum.
Cumhuriyetimizin en önemli hedeflerinden biri de kadınların özgürleşmesiydi. Bilim cephesinden baktığımızda hem tarihsel hem güncel olarak olumluluklar ve eksiklikler hakkında nasıl bir değerlendirme yapmak istersiniz?
Kadınların özgürleşmesi konusuna, bilim dünyasında bakmadan önce sosyal açıdan benim için önemli olan bir istatistiğe dikkati çekmek istiyorum. Ülkemizde kadın ve erkek nüfus oranı aşağı yukarı aynı. Şimdi okur-yazar olmayan nüfus oranına bakarsak bu yüzde 3,5 civarında ve burada erkekler yüzde 1’i oluştururken kadınlar yüzde 6 oranında. Yani yarısı kadın olan bir ülkede, hâlâ kadınları özgürlüklerini kuvvetlendirmelerine yardımcı olacak çok önemli bir olanaktan baştan itibaren uzak tutuyoruz. Bunun bir çaresine bakmak zorundayız. Son 10 yılda yükseköğretimde görevli profesör sayısı en az yüzde 75 artarken kadın profesör oranı ancak yüzde 8-9 artıyor ve toplam profesörlerin yaklaşık yüzde 32’sini oluşturuyor. Tabii bu rakamın da daha iyileşmesi gerekiyor. Olumlu açıdan bakmak istersek, YÖK istatistiklerine göre kadın profesör, yükseköğretimde yönetici ve toplam araştırmacı oranları açısından Türkiye, AB ülkelerinin önünde geliyor.
Son 10 yılda yükseköğretimde görevli profesör sayısı en az yüzde 75 artarken kadın profesör oranı ancak yüzde 8-9 artıyor ve toplam profesörlerin yaklaşık yüzde 32’sini oluşturuyor.
Bilimde tutkunun, ısrarın, inat etmenin en önemli motivasyon kaynakları olduğunu görüyoruz. Bilime yönelen kadınlar ve kız çocukları için nasıl tavsiyelerde bulunmak istersiniz?
Kendinize güvenin. Kimsenin sizi inandığınız/bildiğiniz şeyin aksine ikna etmesine izin vermeyin. Fazla sağa-sola bakmadan özgün yolunuzda ilerlemeye çalışın. Hata yapmaktan korkmayın. Kendinizi kritik etmekten çekinmeyin. Bunlar sizi daha güçlü yapacak olgular. Büyük hayaller peşinde koşun, yarısı bile gerçekleşse ulaştığınız nokta yüksek olacak.
İşin erkekler tarafını da unutmayın. Erkeklerin de beyinlerinde çocukluklarından gelen rol tanımlarını değiştirmeleri gerekiyor. Olabilecek her noktada erkekleri de çabalarınıza dâhil edin ve onların da değişmeleri için yol gösterin.
Erkeklerin de beyinlerinde çocukluklarından gelen rol tanımlarını değiştirmeleri gerekiyor.
Kadın bir bilim insanı olarak karşılaştığınız zorluklardan ve bunları nasıl aştığınızdan, başarılarınızdan bahsedebilir misiniz?
Benim hikâyem aslında çok ilginç değil çünkü genelde çevremden hemen hemen her aşamada destek gördüm. Profesyonel olarak yetişmemde annem ve teyzem rol modeli oldular. Babam küçük yaştan bana kendime güvenmeyi öğretti. Profesyonel hayatta ayrımcılıkla çok az karşılaştım ve bu durumları görmezlikten gelip hiç üstüme alınmadım, bildiğim yolda devam ettim. Tabii bunun ciddi bir özgüven gerektirdiğinin farkındayım.

