Bu olaylara gelene değin çoktan endişelenmemiz ve doğru nedenleri tespit edip çözümleri hayata geçirmemiz gerekiyordu. Çünkü kitlesel saldırıya kadar bireysel şiddetin ne boyutlara geldiğini herkes görüyordu.
Prof. Dr. Bengi Semerci
Psikiyatrist (Çocuk, genç ve erişkin)
Röportaj: Emrah Maraşo
GazeteBilim Genel Yayın Yönetmeni
Basit ama temel bir soruyla başlayacağım: Bu çocuklar neden kendi okullarını basıp rastgele cinayet işliyorlar?
Soru basit değil. Çünkü yanıtı basit değil. Keşke o kadar basit olsa. Okul saldırılarının aslında diğer saldırılardan, şiddet olaylarından nedensel farkı yok. Sadece kitlesel ve rastgele oldukları için daha ürkütücü, şaşırtıcı ve ilginç geliyor. Bu tür saldırılar konusunda yapılan araştırmalar bize bazı bulgular veriyor. Aslında çok gördüğümüz ama kitlesel olanlar kadar önemsemediğimiz şiddete göre daha nadir görülüyorlar. Bireysel şiddetten farklılıklarını araştıran çalışmalarda ilginç tespitler var. Bu tür suç işleyen gençlerin dersleri genelde orta ya da üstünde, disiplin suçları yok, daha önce işlenmiş suçları yok, ruhsal bazı sorunlar görülse de bir hastalıkları yok, tek başlarına oluyorlar, silahları evden temin ediyorlar ve intiharla sonlanma yaygın. Çalışma Amerika’dan ama benzer özellikler hemen göze çarpıyor.
Yetkililer ve toplum tek bir neden istiyor
Hem yetkililer hem toplum tek bir neden olsun istiyor. Böylece o neden yok edilecek ve sorun çözülecek. O nedenle psikiyatrik ya da gelişimsel sorunlar gündeme geliyor ki yanlış bir tutum; bu, gerçekten sorunu olanların damgalanmasına ve dışlanmasına yol açtığı için aslında başka vahim bir şiddete yol açıyor. Ya da internet, oyunlar, videolar, aile…Oysa neden, bu kadar basit değil; çünkü genetik kadar bazen daha fazla çevresel birçok faktörün etkisi ile şiddet ortaya çıkıyor.
Bireysel boyut
Bireysel etken olarak söylenebilecek şey şudur: Öfke, şiddet gösterme isteği az çok herkeste görülebilen ama kontrol edilebilen duygular. Onları kontrol etmede, yani duygularını düzenlemede zorluk çekenler şiddete daha yakın görülüyorlar. Ama bu gördüğünüz gibi bir hastalık değil.

Çevresel etkenler
Gelelim çevresel etkenlere… Silaha ulaşım ve ilgi önemli bir risk faktörü. Ateşli silah olmadan kitlesel saldırı yapamazsınız. Çocuk ve gencin silaha kolay ulaşması, bireysel silahlanmanın kontrolsüzlüğü, çocukların korunmaması hatta silaha özendirilmeleri etkenlerden biri.
Sosyal olarak dışlanmak, zorbalığa uğramak, yalnız bırakılmak önemli bir risk faktörü. Bu ayrıca bir gruba, topluluklara öfkeyi de körüklüyor.
Risk faktörleri
Aile içi şiddet olması, çocuğun aile desteğinin olmaması, aile içinde paylaşımlarının sınırlı olması ya da olmaması, aile içinde sorunlu bir ebeveyn olması gibi nedenler de risk faktörü ve etken.
Evde, okulda, toplumda ve internette (içine medya, sosyal medya, oyunlar vb girer) sürekli şiddeti görmek, tanık olmak, bu şiddetin cezasız kaldığını, hatta çoğu zaman alkışlandığı izlemek, şiddet gösterenlerin kahramanlaştırıldığı, güç sahibi olduğu bir toplum içinde yaşamak en önemli risk faktörlerinden biri.
Bunların tümünü ele almadığımız, çevresel faktörleri düzeltmediğimiz, toplumdaki genel şiddet eğilimini değiştiremediğimiz sürece çözüm aramıyoruz demektir.
Siverek muhtemelen Kahramanmaraş’ı tetikledi
Siverek ve Kahramanmaraş örnekleri, okul baskınları için endişelenmemiz gerektiğini söylüyor mu yoksa bunları münferit vakalar olarak mı değerlendirmek gerekir?
Münferit kelimesinin karşılığı tek, ayrı, kendi başına diye verilmiş Türk Dil Kurumu tarafından. İki olay birbirinden bağımsız mı? Bence değil. İlk olayın haberlerinin veriliş şekli, sosyal medyada yapılan paylaşımlar, saldırı görüntülerin sürekli paylaşılması, yayılması ikinci için tetikleyici oldu muhtemelen. Bu yapılmasa, herkes etik davransa Kahramanmaraş olmaz mıydı? Hiç olmazdı demek zor ama ertesi gün olmazdı. Gereksiz paylaşımlar yerine uyarılar yapılsa, nedenler konusunda bilgilendirmeler yapılsa belki o süreçte diğer çocuğa ilişkin risk fark edilebilirdi.
İki olay birbirinden bağımsız mı? Bence değil. İlk olayın haberlerinin veriliş şekli, sosyal medyada yapılan paylaşımlar, saldırı görüntülerin sürekli paylaşılması, yayılması ikinci için tetikleyici oldu muhtemelen.
Çoktan endişelenmemiz gerekiyordu
Endişelenmeli miyiz? Bu olaylara gelene değin çoktan endişelenmemiz ve doğru nedenleri tespit edip çözümleri hayata geçirmemiz gerekiyordu. Çünkü kitlesel saldırıya kadar bireysel şiddetin ne boyutlara geldiğini herkes görüyordu. Sayıları gittikçe artan akran şiddeti, evdeki şiddetin en büyük göstergesi olan kadına karşı şiddetin korkutan rakamları, toplumun her yerinde olan, cezasızlıkla ödüllendirilen, alkışlanan şiddet bizi endişelendirmediyse artık geç demektir.
Kitlesel saldırılarda bulunanlar orta sınıf aile çocukları
Kahramanmaraş’taki okul baskınındaki gencin babası birinci sınıf emniyet müdürü, annesi ise öğretmen. Şiddet genellikle yoksullukla ilişkilendiriliyor ancak bu çocuğun yoksul olduğu söylenemez. Buradaki durumu nasıl açıklarsınız?
Yoksulluk sınırı tartışılabilir. Ama sorun sadece yoksulluk değil elbette. Yoksunluk da önemli bir sorun. Aile içinde, okulda, arkadaş çevresinde ne kadar yoksun olduklarını bilmiyorum, çocukları tanımıyorum. Çünkü yoksunluk, izolasyon, destekten mahrum kalma sorundur ve bir çeşit yoksulluktur aslında. Araştırmalar kitlesel saldırılarda bulunanların daha orta sınıf aile çocukları olduğunu gösteriyor. Sokak saldırganlığı diyeceğimiz çeteleşme, kavga, yoksulluğunu ve yoksunluğunu gidereceğine inandığı yasal olmayan kişiler tarafından suça sürüklenme ise yoksul aile çocukları arasında sık.
Çocuğu ciddi kararlar aldırmak özgürlük değil
Cezasızlık ve bedel ödememek şiddette tereddütsüzlüğe mi yol açıyor? Çocuğun yetiştirilmesinde disiplin ve özgürlük arasındaki dengeyi hem aile ölçeğinde hem de toplumsal düzlemde nasıl kurmak gerekir?
Hem büyütülürken bedel ödemeyen hem de toplumda şiddet gösterenlerin cezasız kaldığını, hatta desteklendiğini gören herkes için cezasızlık pervasızlığı getirir. Çocuğu büyütürken onu birey olarak kabul etmek başka bir şey, çocuğun beyin gelişimine uygun olmayan şeylerde onu ciddi kararlar almak zorunda bırakmak, sınırlarını doğru belirlememek ve ona öğretmemek, hata yapmasına, hatalarının sonuçlarını görmesine izin vermeden her sorunu onun adına çözmek başka bir şey ve kesinlikle özgürlük değil.

Olması gereken…
Sınırlarını ve sorumluluklarını bilen, hatalarından ders çıkaran ve gerektiğinde bedelini ödeyen çocuk yetiştirmek zor değil. Hiçbir sorumluluk verilmeden, sınır konulmadan, hataları öğretilmeden, isteklerini kontrol etmeyi, değerlendirmeyi anlamadan büyüyen çocuklarla, sürekli baskılanan, hiçbir hakkı verilmeyen, birey değil ailenin malı gibi davranılan, onun yerine bütün kararları ailesinin aldığı ve her şeyi cezalandırılan çocuklar büyütmek toplumun geleceği için büyük sorunlardan biri. Aile kısmı böyleyken toplumda adalet kavramının yeniden sağlandığı, kuralların herkes için geçerli olduğu, kimilerinin cezasız kalıp kimilerinin cezalandırılmadığı, şiddetin adeta kurumsallaşarak kabul görmediği bir toplum oluşturmak zor değil sanırım. Çünkü zaten olması gereken bu.
Önemli etkenleri gözardı edip sorumluluğu oyunlara, dizilere veremeyiz
Bu ve benzeri örneklerde şiddetin sebebi bilgisayar oyunları, diziler olarak gösteriliyor. Bu doğru mu yoksa ilişki tam tersi mi? Hangisi öncelikli?
Yapılan çalışmaların sonuçları izlenen, oynanan şeylerin kendi başlarına direkt şiddete yol açtığına ilişkin bulgu taşımıyor. Evet sürekli şiddete maruz kalmak ya da tanık olmak şiddete duyarsızlaşmaya neden olur. Evet dizilerde silahlı, şiddet gösteren insanların güçlü, değerli, kahraman olarak sunulması ve alkışlanması çocuk ve gençlerin modellemelerini etkiler. Şiddet uygulama şekli, öldürme, intihar etme biçimi konusunda örnek, tetikleyici olabilir. Ama diğer her şeyin düzgün olduğu durumda hiçbir çocuk sadece bu nedenle şiddet eylemine girişmez. Diğer önemli etkenleri göz ardı edip sorumluluğu sadece oyunlara, internete vermek sorunu çözmez.
Tetikleyici etkenler
Benzer düşüncelere, duygulara sahip olan çocuk hatta erişkinlerin internet üzerinden kimliksiz olarak ilişki kurabilmeleri, daha fazla kişiyle bunları paylaşabilmeleri birbirlerini cesaretlendirmelerine, izole kalmış olanların kolayca sahiplenilip yönlendirebilmesine, tetikleyici olup eyleme geçerek, diğerlerinin gözünde “ünlü” olmasını, “kahraman olmasını” sağlamasına neden olabilir.
Burada “kahraman”, “ünlü” olma ihtiyacının olaylar sonrası basın ve diğer bileşenler tarafından beslenmesi önemli. Atıflar, sık sık göstermeler, hitaplar hem başkaları için tetikleyici olur hem de eylemi yapanın amacına hizmet eder.
Okul dışına çıkarılan her çocuk zararlı mecralara teslim edilir
Okulun toplumsal rolü ve gücüyle bu yaşadıklarımız arasında nasıl bir bağlantı var?
Okul hem öğrenciler hem de öğretmenler için koruyucu bir ortamdır, öyle olmalıdır. Aşırı kalabalık sınıflar, öğretmenin bire bir çocuk takibini engelleyici diğer etkenler, eğitim sisteminin ders başarısına yoğunlaşıp, başarısız olana destek vermek, nedenini araştırmak yerine sistem dışına atan bir şekilde işlemesi, okul içi zorbalıkların doğru ele alınmasındaki sorunlar, okul-aile-çocuk ilişki sisteminde giderilmeyen sorunlar… Bunlara ek yapılabilir. Ama unutmayalım: Okul sistemi dışına çıkarılan her çocuk sokak kültürüne, okul yerine onu sahiplenen yasal olmayan, zararlı olan mecralara teslim edilir.
Yapılan çalışmaların sonuçları izlenen, oynanan şeylerin kendi başlarına direkt şiddete yol açtığına ilişkin bulgu taşımıyor.
1 kişi 1000-2000 çocuğu takip edemez
Okullarda rehberlik ve psikolojik hizmetler ne durumda?
Okullarda hizmet vermesi için oluşturulan psikolojik destek ve rehberlik bölümleri çok önemli. Ancak hem devlet hem özel okulların bu kadroları yeterli değil. Okulların bir kısmında bu bölümlerde eğitim almış uzmanların yerine başka branş öğretmenleri atanabiliyor. Ve bu bölümler “sorun çıkaran” çocuğun gittiği yer gibi kullanılıyor. Çünkü bir kişinin 1000-2000 çocuğu takibi mümkün değil. Oysa yeterli sayıda psikolojik danışman ve rehberlik elamanının olması, her çocuk için okula başladığı an ailesi, yaşadığı çevre, bireysel gelişim, risk faktörleri konusunda çalışma yapılması ve sorun olmadan bu risklerin ele alınması gerek.
Hiçbir yerde ve hiçbir yaşta artan ceza işe yaramadı
Çocukları şiddet faili ve kurbanı olmaktan nasıl çıkarırız? Ne yapmalı?
Öncelikle neler başka ülkelerde denenmiş ve işe yaramamış onları sayalım. Okullara daha fazla güvenlik gücü yığmak, kontroller yapmak kriz anı çözümüdür, gerçek çözüm değildir. Denendiği zaman da çözmemiş, veriler ortada.
Çocukların çocuk olduklarını unutup sorunlu ise çocuk değildir diyerek onlara verilecek cezaların devamlı arttırılması ile aranan çözümler de işe yaramaz. Artan ceza bunun denendiği hiçbir yerde, hiçbir yaşta işe yaramamış.

Yasaklamakla sorun çözülmez
Sosyal medya gibi, aile gibi tek bir nedenin peşine düşüp, diğerlerini göz ardı ederek yine yasaklamalarla sorun çözülmez. Teknoloji bu kadar ilerlemişken her şeyi kontrol edebileceğinizi ve bunu denemenin sonuçlarının toplum için başka sorunlara yol açacağını unutmayalım.
Sorumluluklarını yerine getirmeyenlerin cezası çocuklara yüklenmemeli
Yapılması gerekenler için toplumsal şiddet iklimini düzeltecek değişimler, daha fazla ceza değil herkese eşit ve kararında uygulanan, adaletli bir yasal sistem, aile eğitimi, eğitim sisteminin her çocuğu kapsayacak, ayrımcılık ve dışlama yapmayacak şekilde düzenlenmesi, risk gruplarının çocuk ve aile olarak desteklenmesi, bu desteğin sürdürülür ve denetimli olması ki unutmayalım çocukları gerektiğinde ailelerinden de korumak devletin görevidir.
Kısaca bu şekilde toplanabilir ve bunların yapılması başta resmî kurumlar olmak üzere herkesin sorumluluğu. Sorumluluklarını yerine getirmeyenlerin sorumluluklarını ve cezalarını da çocuklara yüklememeli.

