“İşe başladığımda o zamanın zor erkek yazarlarını yanıma almak ve işlerine yönelik eleştirilerimi duymaya hazır hale getirmek için kasıtlı olarak aptal numarası yaptığımı hatırlıyorum.”
Yakın zamanda British Council ve British Institute (BIAA) tarafından bilim insanı, yazar ve feminist Leydi Mary Wortley Montagu’nun mirası üzerine düzenlenen bir etkinliğe katıldınız ve önde gelen yapısal biyolog Zehra Sayers ile birlikte bir konuşma yaptınız. Bu etkinliğin amacı neydi? Bize panel oturumundan bahseder misiniz, neleri kapsıyordu?
Etkinliğin amacı Leydi Mary Wortley Montagu’nun çalışmalarını kutlamaktı, zira kendisi Türkiye’yi ziyaret etmemiş olsaydı çiçek hastalığıyla mücadeleye katılımı asla gerçekleşmeyecekti. BIAA müdür yardımcısı Peter Cherry, Zehra Sayers ve benimle bir panel gerçekleştirdi ve bana Leydi Montagu’nun hikâyesini, Zehra’ya da yapısal biyoloji alanındaki çalışmalarını sordu. Daha sonra bunu günümüzün kadın bilim insanları, sanat dünyası ve diplomasi alanında çalışan kadınlara uygulayarak konuştuk. Davetli dinleyiciler, her üç alanı da kapsıyordu.
Leydi Mary Wortley Montagu’nun hayatını anlatan bir kitabınız var. Leydi Montagu’nun bilim insanı kimliği ve Türk-İngiliz ilişkilerindeki yeri hakkında bilgi verebilir misiniz?
Leydi Mary ‘bilim insanı’ terimi var olmadan önce yaşadı. Yine de kitabımda onu bu şekilde adlandırıyorum. Bunun nedeni, İngiliz Büyükelçisi’nin eşi olarak Türkiye’de yaşamaya başladığında, o dönemde Türklerin çiçek hastalığından korunmak için kullandıkları aşılama işlemini ilk elden görmüş olması ve İngiltere’ye döndüğünde tek kızına da aynı şekilde aşı yaptırma cesaretini göstermiş olmasıdır. Böylece küçük kızı Batı’da ölümcül hastalığa karşı korunan ilk kişi oldu. Çiçek hastalığı o dönemde Avrupa’da her on kişiden birini öldürüyordu, dolayısıyla Leydi Montagu’nun müdahalesi yüz binlerce, hatta milyonlarca insanın hayatını kurtardı. Çiçek hastalığının Dünya Sağlık Örgütü tarafından ancak 1980 gibi yakın bir tarihte ortadan kaldırıldığını belirtmek gerekir. Çiçek hastalığı, insanlığın sona erdirmeyi başardığı tek bulaşıcı hastalıktır. Bu nedenle Leydi Mary’nin Türk-İngiliz ilişkilerindeki yeri çok önemlidir.

Leydi Mary Wortley Montagu, çiçek hastalığının tedavisinin dini açıdan sakıncalı görüldüğü bir dönemde Avrupa’da yaşamış ve kendi halkının hayatını kurtaran Türk aşılama yönteminden coşkuyla bahsetmiş ve bunu “aşılama sevinci” olarak tanımlamıştır. Kadınların bilim yoluyla muhafazakâr fikirlerden özgürleşmesi bugün dünya ölçeğinde hala geçerli mi?
Bu arada, bir terim olarak ‘aşılama’, Leydi Montagu’nun aşılamayı Batı’ya getirmesinden yaklaşık seksen yıl sonra ortaya çıkmıştır. O dönemde bilim insanları insanlarda çiçek hastalığını önlemek için çiçek hastalığıyla akraba bir hastalık olan inek çiçeğini kullanıyordu. Bu terim Latince “inek” anlamına gelen “vacca “dan gelmektedir. Dolayısıyla Leydi Montagu ‘aşılama’ kelimesinden haberdar olamazdı. ‘Aşılama sevinci’ terimini kullanmış olamaz.[1] Ancak aşılamayı Batı’ya tanıtarak insan yaşamına ne kadar büyük bir avantaj sağladığını kesinlikle biliyordu. Ve muhafazakâr fikirlerle mücadele etmek zorunda kaldı. Bu hususlar bugün de geçerliliğini korumaktadır. Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri’nde yakın zamanda yürürlüğe giren kürtaj karşıtı yasalara bakmamız yeterlidir. Bilim yaşamı değiştirme gücüne sahiptir ve bu da toplumun belirli kesimleri için tehdit edici olabilir.
BBC gibi dev bir medya kuruluşunda yapımcılık yapıyorsunuz. Bir kadın olarak karşılaştığınız zorlukları ve bu zorluklarla baş etme yöntemlerinizi anlatabilir misiniz?
Meslek hayatım boyunca kadınların sektörde yükselmesi konusunda şanslıydım, öyle ki şu anda bağımsız yapım şirketlerinin çoğunun başında kadınlar var ve özellikle de neredeyse tüm komisyon işleri kadınlar tarafından yapılıyor. Bununla birlikte, işe başladığımda durum bundan çok uzaktı ve o zamanın zor erkek yazarlarını yanıma almak ve işlerine yönelik eleştirilerimi duymaya hazır hale getirmek için kasıtlı olarak aptal numarası yaptığımı hatırlıyorum. Kariyerim ilerledikçe giderek daha fazla uygulamalı prodüksiyona yöneldim. Televizyona başladığımda film ekiplerinin neredeyse tamamı erkekti. Şimdi karışım çok daha iyi. Ancak birkaç yıl önce bir erkek mekân yöneticisi, yayıncı kuruluşa ekipteki birkaç kadının hamile olduğunu ve bu nedenle işlerini yapmaya uygun olmadıklarını düşündüğünü söyleyerek şikâyette bulundu. Bu tür bir ayrımcılıkla karşılaştığımda yaklaşımım her zaman şeffaf ve açık olmak ve aynı zamanda neden yanlış değerlendirildiğini düşündüğümü ifade etmek olmuştur.
Birkaç yıl önce bir erkek mekân yöneticisi, yayıncı kuruluşa ekipteki birkaç kadının hamile olduğunu ve bu nedenle işlerini yapmaya uygun olmadıklarını düşündüğünü söyleyerek şikâyette bulundu.
İki ülkenin bilim camiası ve özellikle kadın bilim insanları/bilim yayıncıları, Türkiye ve İngiltere arasındaki ilişkileri bilimsel alanda ilerletmek için nasıl iş birliği yapabilir?
Bilim benim alanım değil ancak genel olarak kadınların harika ağ kurucular olduğunu düşünüyorum. Aslında Leydi Mary Wortley Montagu bu alanda öncülük etmiştir. Aşılamanın Birleşik Krallık’ta kabul görmesini sağlamak için Ansbach Prensesi Caroline ile birlikte çalışmıştır. İngiliz ve Türk kadın bilim insanlarını birbirleriyle olabildiğince açık iletişim kurmaya ve yönetim tarzlarında uzlaşmacı olmaya teşvik ediyorum.
[1] Jo Willett her ne kadar bunu reddetse de bilim tarihçilerimizden Prof. Dr. Yavuz Unat, Türklerde Çiçek Aşısı başlıklı makalesinde Montagu’nun mektuplarında hem aşılama terimini hem de aşılama sevinci (eğlencesi, âlemi) kullandığını belirtmektedir. (GazeteBilim Yazı İşleri’nin Notu)

