İnsan beyni küçük bir kabilede yaşamak üzere optimize edilmiştir; Instagram’da küresel krizleri takip etmek için değil. Hümanist idealler — evrensel haysiyet, evrensel eşitlik — ise tam da bu biyolojik tasarımın ötesine geçme iddiasını taşır.
Doç. Dr. Alişan Burak Yaşar
Bir kafedesiniz. Yan masada üç yaşında bir çocuk sessizce ağlamaya başlıyor, kimse dönüp bakmıyor. Ya da bir müşteri, yaşlı garsonu herkesin önünde azarlıyor. Ya da sokakta biri, kendisinden çok daha küçük birine eli kalkıyor.
Bu sahnelerde içinizde kıpırdayan şeye dikkat edin. Bir tür fiziksel hissiyat; göğüste gerilme, omuzlarda hazırlık, kelimeleri tartmadan açılmaya hazır bir ağız. Müdahale edersiniz. Zaman, para, enerji — o an neye sahipseniz ortaya koymaya hazırsınızdır. Sonra kafeden çıkarken kendinizi biraz daha iyi hissedersiniz. Belki biraz daha insan, biraz daha “değerleri olan biri.”
O anda, siz kahramansınız.
Aynı anda, dünyanın bir başka köşesinde yüzlerce çocuk — bugün, yarın, bu hafta — açlıktan, bombalardan, tedavi edilebilir hastalıklardan ölmektedir. Bunu bilirsiniz. İstatistikleri bir yerde okumuşsunuzdur, fotoğrafları görmüşsünüzdür. Ama onlar için ne bir kahvenizi erteler, ne bir öğleden sonranızı verir, ne de o kafede kendinize gösterdiğiniz aynı refleksif cömertliği gösterirsiniz.
İşte bu çelişki, insanın “ahlaklılık yanılsamasının” kalbinde duran paradoks.
Gördüğümüz kadar ahlaklıyız
Daniel Kahneman’ın işaret ettiği bir bilişsel kısayol var: What You See Is All There Is (WYSIATI) — “Gördüğünüz, var olan her şeydir.” Zihnimiz, önünde duran kısıtlı veriyi gerçekliğin tamamı sanma eğilimindedir (Kahneman, 2011). Eksik olanı hesaba katmak ayrı bir bilişsel çabadır ve bu çaba nadiren kendiliğinden devreye girer (Enke, 2020).
Ahlaki yargılarımız da bu kısayolla çalışır. Görülebilir zarara verdiğimiz tepkiyle görülmez zarara karşı tutumumuz asimetriktir. Dahası, bir mağdur ne kadar “görünür” ve “tekil” hale gelirse, yardım isteğimiz o kadar artar. Literatür bunu Identifiable Victim Effect — Belirlenebilir Mağdur Etkisi — olarak adlandırır (Small & Loewenstein, 2003; Slovic, 2007).
Genevsky ve arkadaşlarının fMRI çalışmaları, tek bir yüzü olan; adı, yaşı, hikayesi paylaşılan bir mağdura bakarken beynin ödül bölgesinde (nucleus accumbens) belirgin bir pozitif uyarılmanın oluştuğunu; bu uyarılmanın ise doğrudan bağış miktarını yordadığını göstermiştir (Genevsky et al., 2013). Yani yardım ederken yalnızca başkasının acısına tepki vermiyoruz; aynı zamanda kendi iç dünyamızda bir şey kazanıyoruz.
Görülebilir zarara verdiğimiz tepkiyle görülmez zarara karşı tutumumuz asimetriktir. Dahası, bir mağdur ne kadar “görünür” ve “tekil” hale gelirse, yardım isteğimiz o kadar artar.
Bununla birlikte, literatürün tamamı bu kadar net konuşmuyor. Yakın tarihli büyük ölçekli replikasyon çalışmaları, belirlenebilirlik etkisinin duygulanım üzerinde güvenilir biçimde ortaya çıktığını, ancak bağış davranışına her zaman aynı oranda yansımadığını gösteriyor (Maier et al., 2024; Moche & Västfjäll, 2021). Görünür mağdur bizi hissettirir; ama bu his her zaman eyleme dönüşmez. Etkinin bir kısmı, kendi duygusal halimizin düzenlenmesinde son bulur.
Sayılar arttıkça vicdanın körleşmesi
Paul Slovic’in yıllardır üzerinde çalıştığı bir olgu var: psychic numbing — psişik uyuşma. Mağdur sayısı arttıkça, duygusal tepkimiz yalnızca artışa ayak uyduramaz; olduğu yerde çöker. Västfjäll ve arkadaşlarının gösterdiği üzere, tek bir aç çocuk fotoğrafına verdiğimiz duygusal yanıt, iki çocuk gösterildiğinde bile azalmaya başlar (Västfjäll et al., 2014).
Bhatia ve arkadaşlarının 100.000’i aşkın haber ve sosyal medya metni üzerinde yaptığı doğal dil analizi aynı örüntüyü doğruluyor: ölü sayısı arttıkça, kullanılan dil daha az olumsuz, daha az uyarılmış hale geliyor (Bhatia et al., 2020). Stalin’e atfedilen o meşhur ifadenin — “Bir ölüm trajedidir, bir milyon ölüm istatistiktir” — nörobiyolojik karşılığı tam da burada yatıyor.
Ye ve arkadaşlarının fMRI çalışması, işin altındaki beyni gösteriyor: empati ağının çekirdeği olan medial prefrontal korteks, tek bir kişiyi etkileyen olaylarda, aynı olay birçok kişiyi etkilediğinde olduğundan daha fazla aktive oluyor (Ye et al., 2020). Empati, sayıyla değil, bireyle orantılı çalışıyor (Gordon-Hecker et al., 2024).
İki empati, iki yol
Nörobiyolojik olarak “yakın acı” ile “uzak acı” farklı yollardan geçer. Yanınızdaki arkadaşınızın acısı, anterior insula (AI) ve dorsal anterior cingulate cortex (dACC) — duygu paylaşımının merkezleri — tarafından neredeyse refleksif biçimde işlenir (Meyer et al., 2013). Uzaktaki bir yabancının veya bir grubun acısı ise dorsomedial prefrontal korteks ve temporoparyetal junction gibi “zihinselleştirme” (mentalizing) ağlarını devreye sokar (Bruneau et al., 2013). Birini içselleştiririz; ötekini ise anlamaya çalışırız.
Bu ayrımın davranışsal karşılığı da net. Decety ve Yoder’in çalışması, başkasına yapılan adaletsizliğe duyarlılığın duygusal empati ile değil, bilişsel empati ile ilişkili olduğunu gösteriyor (Decety & Yoder, 2016). Duygusal empati bizi yakın, görünür, tanıdık olana çekerken; sistemik, uzak, yapısal adaletsizlikleri anlamak için daha soğuk, daha deliberatif bir çabaya — perspektif alma yetisine — ihtiyacımız var.
Nicole Head ve Lisa Gallegos gibi düşünürlerin uyarısı tam da bu noktada önemli: Yalnızca duygusal empatiye yaslandığımızda, ahlak “sentimental politics” — kısa ömürlü, görsel, gözlemci-merkezli bir ahlak tiyatrosuna — dönüşür (Head, 2020; Gallegos, 2024). Kafede müdahale eden “ben,” sistemik adaletsizliğe karşı mücadele eden “ben” ile aynı kişi değildir. İkisi farklı beyin ağlarında, farklı motivasyon sistemlerinde yaşar.

Ahlaki yerellik: Evrimin bıraktığı miras
Fessler ve arkadaşlarının yedi farklı toplumda yürüttüğü klasik çalışma, “ahlaki yerellik” (moral parochialism) dediğimiz olgunun varlığını net biçimde ortaya koydu: İnsanlar aynı eyleme, yerel ve yakın zamandaysa “çok daha yanlış”, uzak bir yerde veya zamanda olmuşsa “daha az yanlış” diyerek karar verir (Fessler et al., 2015). Bu örüntü, insanların sözel olarak “evrensel ahlak” prensiplerine bağlılık bildirdikleri zamanlarda bile devam eder.
Bir açıklaması var: Ahlaki muhakememiz, evrimsel olarak küçük grup içi işbirliğini sürdürmek, itibar kazanmak, işbirliğini bozanları cezalandırmak için biçimlendi. “Uzağa” karşı duyarsızlık, hayatta kalma açısından maliyetsizdi; dolayısıyla bu mekanizma, geniş insanlık ölçeğinde faaliyet göstermek üzere tasarlanmadı (Guzmán et al., 2022; Greene et al., 2004).
Başka bir deyişle, insan beyni küçük bir kabilede yaşamak üzere optimize edilmiştir; Instagram’da küresel krizleri takip etmek için değil. Hümanist idealler — evrensel haysiyet, evrensel eşitlik — ise tam da bu biyolojik tasarımın ötesine geçme iddiasını taşır. Dolayısıyla çelişki, bir karakter zaafından değil, insan donanımından kaynaklanır (Figdor, 2020).
Yerel kahramanlık: Adalet mi, duygusal öz-düzenleme mi?
Belki en rahatsız edici soru burada beliriyor. Kafedeki o müdahale, o an kendi içimizde uyanan rahatsızlığı bastırmak için yaptığımız bir öz-düzenleme mi?
Klasik literatürde Batson ve Shaw (1991), yardım davranışının hem “empatik ilgi” (diğeri-odaklı) hem de “kişisel sıkıntı” (kendi-odaklı) kaynaklarından beslendiğini gösterdi. FeldmanHall ve arkadaşlarının nörogörüntüleme çalışması ise, maliyetli altruizmi yordayan değişkenin empatik ilgi olduğunu; kişisel sıkıntının ise kaçınma ve bencilce seçimlerle ilişkilendiğini ortaya koydu (FeldmanHall et al., 2015).
Yani mesele ikili değil, spektrumsal. İyiliklerimizin bir kısmı gerçekten başkası içindir — ama önemli bir kısmı da kendi vicdanımızı, kendi duygusal dengemizi korumak içindir. Bu ikisini ayırt edebilmek, ahlaki olgunluğumuzun sessiz bir göstergesidir.
Ahlaki muhakememiz, evrimsel olarak küçük grup içi işbirliğini sürdürmek, itibar kazanmak, işbirliğini bozanları cezalandırmak için biçimlendi. “Uzağa” karşı duyarsızlık, hayatta kalma açısından maliyetsizdi.
Küçük oyun, büyük ilkeler
Paradoks tam buradan görünür: küçük dünyamızda büyük ilkelerle oynarız. Kafede adalet için ayağa kalkan, sokakta hayvan için duran, komşusunun çocuğu için zamanını veren insan — yaptığı şeyin ardındaki prensipleri gerçekten savunduğunu sanır. Ama o prensibin ölçeği, aslında kendi görüş alanıyla sınırlıdır.
Kahneman’ın WYSIATI’si bize şunu söyler: zihnimiz orada olmayanı değil, önündekini temel alır. Slovic’in uyuşması bize şunu söyler: sayı büyüdükçe duygu daralır. Fessler’in yerelliği bize şunu söyler: evrim, bizi yalnızca yakınımızla ilgilenmek üzere kodladı.
Bu üç bulgu bir araya geldiğinde rahatsız edici bir manzara çiziyor: Yerel kahramanlığımız, küresel pasifliğimizi örtmek için bilinçsizce kullandığımız bir tür “vicdan kozmetiği” olabilir mi?
Sonuç yerine: Rahatsız edici bir soru
Yazının başındaki kafeye geri dönelim. Müdahale ettiniz, kendinizi iyi hissettiniz, çıktınız. Bu iyilik gerçek miydi? Evet, kesinlikle. Orada bir çocuk yatıştı, bir adaletsizlik yumuşadı, belki küçük bir dünya bir an için daha adil hale geldi.

Ama içinize yerleşen o rahatlık hissi — bugün sormamız gereken soru şu:
Küçük dünyamızda içimizi rahat ettiren, insanlık ölçeğinde çok küçük olan bu hareket — bizi gerçekten bu kadar rahat hissettirmeli midir? Yoksa bu rahatlık, daha büyük bir sorumluluğu görmemizi engelleyen bir perde midir?
Belki ahlaki olgunluğun başladığı yer, bu perdenin farkına varıldığı andır.
Hazırlanma süreci
Bu yazının literatür taraması Consensus AI aracılığıyla yürütülmüş; metnin yapılandırılması ve akademik sentezi Claude (Anthropic) desteğiyle oluşturulmuştur. Tüm kavramsal çerçeve ve yorum sorumluluğu yazara aittir.
Kaynakça
Batson, C. D., & Shaw, L. L. (1991). Evidence for altruism: Toward a pluralism of prosocial motives. Psychological Inquiry, 2(2), 107–122.
Bhatia, S., Walasek, L., Slovic, P., & Kunreuther, H. (2020). The more who die, the less we care: Evidence from natural language analysis of online news articles and social media posts. Risk Analysis, 41.
Bruneau, E. G., Dufour, N., & Saxe, R. (2013). How we know it hurts: Item analysis of written narratives reveals distinct neural responses to others’ physical pain and emotional suffering. PLoS ONE, 8(4).
Decety, J., & Yoder, K. J. (2016). Empathy and motivation for justice: Cognitive empathy and concern, but not emotional empathy, predict sensitivity to injustice for others. Social Neuroscience, 11(1), 1–14.
Enke, B. (2020). What you see is all there is. Quarterly Journal of Economics, 135, 1363–1398.
FeldmanHall, O., Dalgleish, T., Evans, D., & Mobbs, D. (2015). Empathic concern drives costly altruism. NeuroImage, 105, 347–356.
Fessler, D. M. T., Barrett, H. C., Kanovský, M., Stich, S., Holbrook, C., Henrich, J., … Laurence, S. (2015). Moral parochialism and contextual contingency across seven societies. Proceedings of the Royal Society B, 282.
Figdor, C. (2020). The psychological speciesism of humanism. Philosophical Studies, 178, 1545–1569.
Gallegos, L. (2024). Does empathy contribute to intergroup solidarity? Navigating the pitfalls of empathy in the pursuit of racial justice. Hypatia, 39, 194–214.
Genevsky, A., Västfjäll, D., Slovic, P., & Knutson, B. (2013). Neural underpinnings of the identifiable victim effect: Affect shifts preferences for giving. The Journal of Neuroscience, 33, 17188–17196.
Gordon-Hecker, T., Yaniv, I., Perry, A., & Choshen-Hillel, S. (2024). Empathy for the pain of others: Sensitivity to the individual, not to the collective. Journal of Experimental Social Psychology.
Greene, J., Nystrom, L., Engell, A., Darley, J., & Cohen, J. (2004). The neural bases of cognitive conflict and control in moral judgment. Neuron, 44, 389–400.
Guzmán, R. A., Barbato, M. T., Sznycer, D., & Cosmides, L. (2022). A moral trade-off system produces intuitive judgments that are rational and coherent and strike a balance between conflicting moral values. PNAS, 119.
Head, N. (2020). Sentimental politics or structural injustice? The ambivalence of emotions for political responsibility. International Theory, 12, 337–357.
Kahneman, D. (2011). Thinking, Fast and Slow. Farrar, Straus and Giroux.
Maier, M., Wong, Y., & Feldman, G. (2024). Revisiting and rethinking the identifiable victim effect: Replication and extension of Small, Loewenstein, and Slovic (2007). Collabra: Psychology.
Meyer, M. L., Masten, C. L., Ma, Y., Wang, C., Shi, Z., Eisenberger, N. I., & Han, S. (2013). Empathy for the social suffering of friends and strangers recruits distinct patterns of brain activation. Social Cognitive and Affective Neuroscience, 8, 446–454.
Moche, H., & Västfjäll, D. (2021). Helping the child or the adult? Systematically testing the identifiable victim effect for child and adult victims. Social Influence, 16, 78–92.
Slovic, P. (2007). “If I look at the mass I will never act”: Psychic numbing and genocide. Judgment and Decision Making, 2.
Small, D. A., & Loewenstein, G. (2003). Helping a victim or helping the victim: Altruism and identifiability. Journal of Risk and Uncertainty, 26, 5–16.
Västfjäll, D., Slovic, P., Mayorga, M., & Peters, E. (2014). Compassion fade: Affect and charity are greatest for a single child in need. PLoS ONE, 9.
Ye, Z., Heldmann, M., Slovic, P., & Münte, T. F. (2020). Brain imaging evidence for why we are numbed by numbers. Scientific Reports, 10.

