GazeteBilim
Destek Ol
Ara
  • Anasayfa
  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk
  • Etkinlikler
    • Astronomi Dersleri
    • Çağdaş Epistemoloji Dersleri
    • Davranış Nörolojisi Dersleri
    • Eğitimciler İçin Yapay Zekâ Okur-Yazarlığı Dersleri
    • Epigenetik Dersleri
    • Evren ve Kozmoloji Dersleri
    • Evrim Dersleri
    • Bilim Tarihi Dersleri
    • Hegel Dersleri
    • İnsan Felsefesi Dersleri
    • Kapitalizmin Tarihsel Gelişimi ve İktisadi Düşünce Dersleri
    • Konuşmaktan Korkmuyorum
    • Kuantum Mekaniği ve Yorumları Dersleri
    • Marx Dersleri
    • Nörobilim Dersleri
    • Nörodilbilim Dersleri
    • Nörohukuk
    • Nörofelsefe Dersleri
    • Nöroperspektifler
    • Nöropsikanaliz Dersleri
    • Öğrenilmiş Çaresizlik
    • Teizm, Deizm, Agnostisizm ve Ateizm Dersleri
    • Teoloji, Bilim ve Felsefe Tartışmaları
    • Zihin Dersleri
  • Biz Kimiz
  • İletişim
Okuyorsun: Tümevarım-tümdengelim ve bilimde gerikalmışlık sorunu
Paylaş
Aa
GazeteBilimGazeteBilim
Ara
  • Anasayfa
  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk
  • Etkinlikler
    • Astronomi Dersleri
    • Çağdaş Epistemoloji Dersleri
    • Davranış Nörolojisi Dersleri
    • Eğitimciler İçin Yapay Zekâ Okur-Yazarlığı Dersleri
    • Epigenetik Dersleri
    • Evren ve Kozmoloji Dersleri
    • Evrim Dersleri
    • Bilim Tarihi Dersleri
    • Hegel Dersleri
    • İnsan Felsefesi Dersleri
    • Kapitalizmin Tarihsel Gelişimi ve İktisadi Düşünce Dersleri
    • Konuşmaktan Korkmuyorum
    • Kuantum Mekaniği ve Yorumları Dersleri
    • Marx Dersleri
    • Nörobilim Dersleri
    • Nörodilbilim Dersleri
    • Nörohukuk
    • Nörofelsefe Dersleri
    • Nöroperspektifler
    • Nöropsikanaliz Dersleri
    • Öğrenilmiş Çaresizlik
    • Teizm, Deizm, Agnostisizm ve Ateizm Dersleri
    • Teoloji, Bilim ve Felsefe Tartışmaları
    • Zihin Dersleri
  • Biz Kimiz
  • İletişim
  • Destek Ol
Bizi Takip Edin
  • Biz Kimiz
  • Künye
  • Yayın Kurulu
  • Yürütme Kurulu
Copyright © 2023 Gazete Bilim - Bütün Hakları Saklıdır
GazeteBilim > Blog > Tarih > Bilim Tarihi > Tümevarım-tümdengelim ve bilimde gerikalmışlık sorunu
Bilim Tarihi

Tümevarım-tümdengelim ve bilimde gerikalmışlık sorunu

Yazar: GazeteBilim Yayın Tarihi: 20 Nisan 2026 12 Dakikalık Okuma
Paylaş
tümdengelim
Doğu İlmi ile Batı Bilimi arasındaki uçurum giderek açıldı ve tümdengelimsel karakterdeki ilim, tümevarım yöntemi sayesinde güçlendirilmiş bilim ile yarışamaz oldu

Tümevarım Yöntemi’ne geçişteki gecikme, modernleşmenin “özgün bir bilimsel üretim” safhasına geçmesini engellemiş ve süreci daha çok bir “takip ve adaptasyon” edimine indirgemiştir.

İçindekiler
1. Tümevarım (Induction): Keşif yolu2. Tümdengelim (Deduction): Doğrulama yoluBilimsel araştırmada sentez: Hipotetik-dedüktif yöntemTümdengelimci bir kültür: İslâm kültürüEpistemik kırılma başlıyor!Tümevarım Yöntemi’nin Türkiye’de görünürlük kazanmasıSonuç1. Zihniyet dönüşümü ve skolastik gelenek2. Sanayi ve teknolojiye yansımaları3. Çatışma ve uyum süreci (Gelenekçilik ve yenilikçilik)4. 19. yüzyıl sonu ve Cumhuriyet’e miras

Prof. Dr. Remzi Demir
Ankara Üniversitesi Felsefe Bölümü Bilim Tarihi ABD

Bilindiği üzere bilimsel araştırmanın mimarisinde Tümevarım (Induction) ve Tümdengelim (Deduction), zihnin iki temel yürüyüş biçimidir.

1. Tümevarım (Induction): Keşif yolu

Tümevarım, tekil gözlemlerden ve verilerden hareket ederek genel yasalara veya teorilere ulaşma sürecidir. “Keşif” aşamasında hayatî bir öneme sahiptir.

  • Rolü: Deney ve gözlem yoluyla elde edilen somut kanıtları birleştirir. “Bu elma düştü, şu elma da düştü” gözleminden “Cisimler birbirini çeker” genellemesine gitmek bu yöntemin ürünüdür.
  • Önemi: Yeni hipotezlerin kurulmasını sağlar. Ampirik bilimlerin temelidir; zira bilgi havuzuna henüz var olmayan yeni bir genellemeyi ekler.
  • Kritik Not: Tümevarım asla mutlak bir kesinlik sunmaz (Hume’un eleştirilerinde olduğu gibi); sadece olasılığı artırır. Bir milyon beyaz kuğu görmek, bir sonraki kuğunun siyah olmayacağını kanıtlamaz.

2. Tümdengelim (Deduction): Doğrulama yolu

Tümdengelim, bilinen genel ilkelerden veya teorilerden yola çıkarak tikel sonuçlar çıkarma sürecidir. Bilimin “mantıksal tutarlılık” ve “öngörü” aşamasını temsil eder.

  • Rolü: Mevcut bir teorinin geçerliliğini test etmek için kullanılır. Eğer genel bir yasa doğruysa, özel bir durumda ne olacağını tahmin ederiz.
  • Önemi: Hipotezlerin yanlışlanabilirliğini sağlar. Matematiksel modellemeler ve teorik fizik büyük ölçüde tümdengelimsel bir yapıya sahiptir. Sonuç, öncüller doğru olduğu sürece kesindir.

Bilimsel araştırmada sentez: Hipotetik-dedüktif yöntem

Öyleyse bilimsel araştırma, bu ikisinin birleştiği bir “bilimsel döngü” üzerinden ilerler:

  1. Gözlem: Tümevarım ile veriler toplanır ve bir örüntü fark edilir.
  2. Hipotez: Bu örüntüden genel bir açıklama (teori) türetilir.
  3. Öngörü: Tümdengelim kullanılarak, bu teorinin başka hangi özel durumlarda geçerli olacağı tahmin edilir.
  4. Deney: Tahminler test edilir. Eğer tahminler yanlış çıkarsa, tümevarımla kurulan teori revize edilir.

Sonuç: Bilim Tarihi, Tümdengelim Yöntemi ile Tümevarım Yöntemi arasındaki bu bağlantının anlaşılması ve uygulanması bağlamında yeniden okunabilir.

Biz bu makalemizde, söz konusu gelişmenin Orta Çağ İslâm Âlemi ve Osmanlı Dönemi ile ilgili kısmına odaklanacağız.

Tümdengelimci bir kültür: İslâm kültürü

Aristoteles’in (MÖ 384-322) Organon’u ve Porphyrios’un (MS 234-305) İsagoge’si Arapçaya tercüme edildikten ve içeriği özellikle de İmam Gazzâlî (1058-1111) tarafından meşrulaştırıldıktan sonra, bir “araştırma ve çıkarım mantığı” olarak Tümdengelim İslâm Âlemi’nde tartışmasız bir egemenlik kurdu. Tümevarım, “Tam Tümevarım” ve “Eksik Tümevarım” olarak iki kısma ayrılmış ve “Eksik Tümevarım” yakînî, yani kesin bilgi vermediği gerekçesiyle, araştırma dışına itilmişti; ancak sonraki süreçte çok iyi anlaşılacaktı ki bilimsel araştırmanın temel dinamosu eksik tümevarımdı.

tümdengelim
Aristoteles’in (MÖ 384-322) Organon’u ve Porphyrios’un (MS 234-305) İsagoge’si Arapçaya tercüme edildikten ve içeriği özellikle de İmam Gazzâlî (1058-1111) tarafından meşrulaştırıldıktan sonra, bir “araştırma ve çıkarım mantığı” olarak Tümdengelim İslâm Âlemi’nde tartışmasız bir egemenlik kurdu.

Tümdengelimsel Yöntem ile, kısa bir süre içinde “Dinî Yapılar” inşa edildi ve itikat alanında Kelâm ile amel alanında ise Fıkıh ile bütün bir bilgi üretme süreci denetim altına alındı; gelişmelere İslâm Toplumu’nun kâhir ekseriyetini temsil eden Sünnîler açısından bakıldığında, bu yöntem ile teşkil edilen Büyük Paradigma -ki bileşenleri, esasen Eşarîlik-Mâtürîdîlik ve Hanefîlik-Şafiîlik’ten ibaretti- sonraki süreçte Müslümanların bilgi dünyasını, yani ilim’i biçimlendirdi.

Bu yöntem ile araştırma yapmak, aslında Otoriteler’in (Kurân-ı Kerîm ile Hadis-i Şerif Külliyatları’nın dışında Filozofların, İmamların ve Mutasavvıfların) kitaplarına bakmaktı; yani “tecrübî” değil, “kitabî” bir edimdi ve iki temel tavrın gelişmesine yol açmıştı:

  1. Mevcut bilgiyi aktarmak
  2. Kıyas yoluyla, “mevcut bilgi”den yeni bir bilgi üretmeye çalışmak

İşte, “Şerh Kültürü”, büyük ölçüde bu iki tavrın bir sonucu olarak ortaya çıkmış ve yayılmış olmalıydı.  

Epistemik kırılma başlıyor!

“Büyük Paradigma” tarafından yönlendirilen her türlü Tümdengelimsel Yapılar, dinî olsun veya olmasın,bir süre sonra “haricî fenomenler” ve “gündelik hayat” ile olan irtibatlarını kaybetmeye ve dolayısıyla fonksiyonel veya pragmatik değerlerini yitirmeye başladılar; çünkü söz konusu yapılar, kuruldukları dönem için geçerli ve işlevsel olan başlangıç önermeleri üzerine inşa edilmişlerdi ve zamanın değişmesi ile birlikte, bunları da değiştirmek gerekiyordu.

Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluş ve yükseliş dönemlerinde, tümdengelimsel epistemik yapılar hâlâ iş görüyordu; ancak 17. yüzyıl Bilimsel Devrim Çağı’nda -Francis Bacon’un (1561-1626) çalışmaları ile yavaş yavaş- Tümevarım Yöntemi’nin yararı ve değeri anlaşılmaya ve bilimsel araştırmalarda ve teknolojik geliştirmelerde uygulanmaya başlandığında, durum hızla değişti; Doğu İlmi ile Batı Bilimi arasındaki uçurum giderek açıldı ve tümdengelimsel karakterdeki ilim, tümevarım yöntemi sayesinde güçlendirilmiş bilim ile yarışamaz oldu; yani “kitabî bilgi”, “tecrübî bilgi” önünde gerilemeye ve Epistemik Kırılma gerçekleşmeye yüz tuttu.

Episteme alanındaki yenilenme idarî bir karardı.

Bu nedenle Osmanlı İmparatorluğu’nda özellikle de 18. yüzyılın ikinci yarısında somutlaşan ve bütün bir 19. yüzyılı kapsayan “Batı Tarzı” eğitim kurumları -ki sonunda bir “Dârü’l-Fünûn” yani “Üniversite” ile taçlandırılacaktı- oluşturma iradesinin temel maksadı, Doğu’nun İlmi’nden Batı’nın Bilimi’ne geçişi sağlayacak altyapının oluşturulması olarak özetlenebilir. Şu hususun altını çizmek isterim: Bu eğilim, ilmi temsil eden âlimlerden çok İmparatorluğu yöneten sivil ve askerî kadroların çabasıyla güçlenmiş ve yerleşmişti; sonuç itibarıyla episteme alanındaki yenilenme idarî bir karardı.

Tümevarım Yöntemi’nin Türkiye’de görünürlük kazanması

Batı’nın bilimi, Avrupa’nın muhtelif ülkelerinden -ve özellikle de Fransa ve Almanya’dan- getirtilen mühendisler, hekimler, öğretmenler ve subaylar eliyle ve ders kitapları aracılığıyla Doğu’ya aktarılırken, ister istemez bu bilgi türünün “üretim yöntemi meselesi” de, Osmanlı Düşünürleri’nin gündemine gelmişti. Tanzimat Dönemi’nde “gelenekçi kanat”ın önde gelen temsilcilerinden Ahmed Cevdet Paşa’nın oğlu Ali Sedad Bey (1857-1900), -Aristoteles Mantığı’nın ve Tümdengelim Yöntemi’nin biricikliği konusunda diretse de- 1885 yılında yayımladığı Mîzânü’l-Ukûl fî’l-Mantık ve’l-Usûl (Mantık ve Metodolojide Akılların Ölçüsü) adlı eserinde Usûliyât veya Metodoloji bağlamında Tümevarım Yöntemi’ni de ayrıntılı olarak tanıttı ve tartıştı.[1] Öyleyse bütün bir İslâm Âlemi’nde çağdaş bilimsel etkinliğin yapısının ve işleyişinin doğru bir biçimde anlaşılması ve yorumlanması için 19. yüzyılın ikinci yarısına kadar beklemek gerekecekti! İşte bu iki buçuk asrı aşan gecikme, bugünkü İslâm Ülkeleri’nin ve elbette Türkiye’nin de kaderinin şekillenmesinde önemli bir rol oynamıştı.

Sonraki süreçte, iki önemli eserle bilimsel yönteme ilişkin çağdaş bilgi giderek daha da perçinlenmişti:

İzmirli İsmail Hakkı, Muhtasar Fenn-i Menâhic, Méthodologie, İstanbul 1913.

Alexis Bertrand, Mebâdî-i Felsefe-i İlmiyye ve Felsefe-i Ahlâkiyye, Çeviren: Salih Zeki, İstanbul 1917.  

Bu yapıtlar da gösterdi ki, “hariçteki fenomenler”i gözlemlemek ve bunlar üzerinden genellemeler yapmak için Tümevarımsal Yöntem’i kullanmak şarttır; ancak zihnin yürüyüşü esnasında “Eksik Tümevarım” ile çalışıldığı için üretilen bilgi “zannî” ve “ihtimalî”dir; yani her zaman düzeltilmeye ve doğrultulmaya açıktır. Bu durum,

(1) Bilginin gelişmesini ve yığılmasını sağlar ve

(2) “Bilginin türü ile bilginin konusu arasındaki örtüşme”yi artırdığı için teknolojinin önünü açar.

Öyle anlaşılmaktadır ki Erken Cumhuriyet Dönemi’nde Batı Bilimi’nin bu özelliğine çok önem verilmiş ve mesela Lise Üçüncü sınıflar için hazırlatılan ve 1926 yılında bastırılan Sûrî ve Tatbikî Mantık kitaplarında -ki birisi Tezer Ağaoğlu ve diğeri Hasan Âli Yücel tarafından yazılmıştır- Tümevarım Yöntemi’nin tanıtımına ve bilimlerin yöntemlerinin açıklanmasına ağırlık verilmiştir.

Sonuç

Geriye şu soru kalıyor: Doğu’da veya daha doğrusu Osmanlı İmparatorluğu Dönemi’nde Tümdengelim Yöntemi’nden Tümevarım Yöntemi’ne geçmedeki gecikme, Türk Uygarlığı’nın kaderi üzerinde etkili olmuş mudur?

Evet!

Kanaatime göre, Osmanlı entelektüel dünyasında Tümdengelim’den Tümevarım’a geçişteki gecikmenin modernleşme üzerindeki etkisi, Türk bilim ve düşünce tarihi literatüründe merkezî bir tartışma konusu olmalıdır. Bu değişim, sadece teknik bir yöntem değişikliği değil, aynı zamanda evrene bakış açısının “teorik/metinsel” olandan “ampirik/gözlemsel” olana kayması anlamına gelir.

Bu gecikmenin engelleyici bir unsur olup olmadığını şu başlıklar altında değerlendirebiliriz:

1. Zihniyet dönüşümü ve skolastik gelenek

Osmanlı eğitim sisteminin -yani Medreseler’in programının- temelinde, Aristoteles Mantık’ı ve bu mantığın İslam düşüncesiyle harmanlanmış formu olan Kıyas (Syllogism) yöntemi hakimdi. Bu yöntemde doğrular zaten metinlerde (Kurân-ı Kerîm, Hadis külliyatları veya kadim eserler) mevcuttur; “akıl yürütme”, bu genel doğruları tikel olaylara uygulamaktan ibarettir.

Engelleyici unsur: Tümevarım yönteminin -gözlemden genel yasaya gitmenin- geç kabul görmesi, doğanın kendi başına bir bilgi kaynağı olarak görülmesini geciktirmiştir. Bu durum, Avrupa’daki “Bilimsel Devrim”in aksine, Osmanlı’da bilgi edinme ediminin, sadece mevcut metinlerin şerh edilmesi (açıklanması) olarak kalmasına neden olmuştur.

2. Sanayi ve teknolojiye yansımaları

Tümevarım Yöntemi, modern mühendisliğin ve deneysel bilimlerin kalbidir. Avrupa, tümevarımsal yöntemle doğayı manipüle edip teknoloji üretirken, Osmanlı Dünyası’nda bilginin pratik ve teknik karşılığı zayıf kalmıştır.

Gecikmenin etkisi: Modernleşme çabaları başladığında (özellikle 18. ve 19. yüzyıllarda), bu bir “zihniyet devrimi”nden ziyade, Batı’nın ürettiği teknolojiyi transfer etme çabasına dönüşmüştür. Temel bilimsel metodoloji -Tümevarım Yöntemi- içselleştirilmediği için, teknolojik transferler organik bir gelişme sağlamakta zorlanmıştır.

3. Çatışma ve uyum süreci (Gelenekçilik ve yenilikçilik)

Osmanlı modernleşmesinde, “ilim” ile yetişenler (Gelenekçiler) ile “bilim” ile yetişenler (Yenilikçiler) arasında ciddi bir gerilim yaşanmıştır.

Dinamizm kaybı: Bu iki yöntemsel dünya görüşü arasındaki çatışma, psikolojik ve sosyolojik enerjinin bilimsel üretimden ziyade “meşruiyet” arayışına harcanmasına yol açmıştır. Ancak bu çatışma, aynı zamanda Türkiye’ye özgü bir toplumsal gelişim şeması da yaratmıştır.

4. 19. yüzyıl sonu ve Cumhuriyet’e miras

19. yüzyılın sonlarına doğru, Yeni Bilim’in açtığı yoldan geçen Pozitivizm ve Materyalizm gibi felsefî öğretiler, Osmanlı düşünce hayatını derinden etkilemiştir. Ancak bu geçişin çok “gecikmiş” olması, Cumhuriyet modernleşmesinin “radikal tedbirler” almasını ve bunları Bürokrasi eliyle “tepeden inme” uygulamasını gerekli kılmıştır.

Özetlersek, Tümevarım Yöntemi’ne geçişteki gecikme, modernleşmenin “özgün bir bilimsel üretim” safhasına geçmesini engellemiş ve süreci daha çok bir “takip ve adaptasyon” edimine indirgemiştir. Bilginin kaynağının “otorite/metin” yerine “gözlem/deney” olarak kabul edilmesi zaman aldığı için, toplumsal ve teknik dönüşümün temelleri sarsıntılı atılmıştır.

Bir Not: Türkiye’deki “Bilim Felsefesi Literatürü” incelendiğinde görülmektedir ki araştırmacılar ve yazarlar, henüz “aktarma aşaması”ndan “üretme aşaması”na geçememişlerdir. Batı’da isim yapmış filozofların düşüncelerini tanıtmakla ve bunlar arasındaki etkileşimleri yorumlamakla meşguldürler; oysa yukarıda bir örneğini sunduğumuz türden meseleler, bilgiye yönelik edimlerimizi belirlemiş ve belirlemektedir; bunların saptanması ve tartışmaya açılması, kanaatime göre, Bilim Felsefesi disiplininin öncelikli hedefi olmalıdır.


[1] Aristoteles Mantığı’nın öğretimi konusundaki ısrar hususunda Ahmed Cevdet Paşa ile Ali Sedad Bey yalnız değildiler; Necati Öner’in değerli eserinden öğrendiğimize göre, 20. yüzyılın başlarına kadar tercüme, şerh ve telif formunda -mesela İsmetullah’ın 1909’da yayımlanan Hulâsa-i İlm-i Mantık’ı gibi- çok sayıda mantık eseri yazılmış ve basılmıştı. Bunların ortak özellikleri konusunda Öner şunları söylemektedir: “Adı geçen eserler, pedagojik gayeler ön planda tutularak, medrese ve mekteplerde okutulmak üzere yazılmış ders kitaplarıdır… Yukarıda sayılan bütün eserler, Ebherî’nin İsagoji adlı risalesinin planı esas alınarak, konular bazan daha dar bazan daha geniş bir şekilde ele alınıp yazılmıştır. Bunun da esasını Staoacılar’ın tesirleriyle, İbn Sînâ’da mükemmel şeklini alan Aristo Mantığı teşkil eder.” bkz., Necati Öner, Tanzimat’tan Sonra Türkiye’de İlim ve Mantık Anlayışı, Ankara 1967, s. 17. Bu tanıklığın da açıkça ortaya koyduğu üzere, Cumhuriyet Dönemi’ne gelinceye değin yegâne araştırma yöntemi olarak- Aristoteles Mantığı’nın ve dolaysıyla Tümdengelim Yöntemi’nin öğretimi sürmüştür; yani “İstisnalar, kaideyi bozmaz”!   

Etiketler: gözlem, keşif, kültür, tümdengelim, tümevarım
GazeteBilim 20 Nisan 2026
Bu Yazıyı Paylaş
Facebook Twitter Whatsapp Whatsapp E-Posta Linki Kopyala Yazdır
Önceki Yazı mizah Araştırmalara göre, mizah, yaşlı yetişkinlerin yaşlanırken yollarını bulmalarına yardımcı oluyor
Sonraki Yazı yapay zeka Palantir’in “Teknolojik Cumhuriyet”i: Savaş tüccarlarının yeni manifestosu

Popüler Yazılarımız

krematoryum fırını

Türkiye’de ölü yakma (kremasyon): Hukuken var, fiilen yok

BilimEtik
23 Kasım 2023
cehalet
Felsefe

“Cehalet mutluluktur” inancı üzerine

Eşitleştiren, özgürleştiren, mutlu kılan, bilgi midir yoksa cehalet mi? Mutlu kılan, cehalet mutluluktur sözünde ifade edildiği gibi, bilgisizlik ve cehalet…

12 Ağustos 2023
deontolojik etik
Felsefe

Deontolojik etik nedir?

Bir deontolog için hırsızlık her zaman kötü olabilir nitekim çalma eyleminin özünde bu eylemi (daima) kötü yapan bir şey vardır.

15 Ağustos 2024
Güzel şeyler, özgür seçim süreçlerinin en çirkin şekillerde baskı altına alınmasına rağmen varlığını sürdürmeyi dişiler sayesinde başarır.(Görsel: The Belkin)
Flörtöz Hayvanlar

Ördekler, penisleri ve Amerikan ekonomisi

Yanık türkülerin yeşil başlı gövel ördeklerinden esinlenilen romantizm yalnızca bizim hayallerimizde var; gerçek dünyada bu türlerin aşk hayatları çok daha…

5 Kasım 2024

ÖNERİLEN YAZILAR

Bilim tarihi araştırmalarında yapay zekâ kullanımı[1]

Büyük veri kümeleriyle uğraşan, literatür taraması yapan veya eski metinleri deşifre etmeye çalışan tarihçiler için YZ şu alanlarda devrim niteliğinde…

Bilim Tarihi
15 Nisan 2026

Evrimin Türkiye’deki Öyküsü

Bu yıl yayımlanan Evrim'in Türkiye'deki Öyküsü başlıklı eser Osmanlı'dan günümüze kadar Evrim Kuramının Türkiye tarihindeki serüvenini ele alıyor.

Bilim Tarihi
27 Ekim 2025

Bilim ve sansür

Egemen güçler ve bazen de erkek egemen toplumlar ciddi şekilde bilimsel düşünceye sansür uygulamaktadır.

Bilim Tarihi
30 Eylül 2025

Yeni bir proleterleşme mi yoksa statü krizi mi?

İstanbul Planlama Ajansı’nın raporuna göre, beyaz yakalıların gelirinde önemli bir erime yaşanmaktadır.

Sosyoloji
1 Temmuz 2025
  • Biz Kimiz
  • Künye
  • Yayın Kurulu
  • Yürütme Kurulu
  • Gizlilik Politikası
  • Kullanım İzinleri
  • İletişim
  • Reklam İçin İletişim

Takip Edin: 

GazeteBilim

E-Posta: gazetebilim@gmail.com

Copyright © 2023 GazeteBilim

  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk

Removed from reading list

Undo
Welcome Back!

Sign in to your account

Lost your password?