Remzi Demir ve İnan Kalaycıoğulları tarafından kaleme alınan Evrimin Türkiye’deki Öyküsü: Eşref-i Mahlûkât’tan Homo sapiens’e başlıklı eser 2025 yılında Kabalcı Yayıncılık tarafından yayımlandı. Çalışma, Osmanlı’dan günümüze kadar uzanan süreçte Evrim Kuramının Türkiye’deki serüvenini incelemektedir.
Bilim tarihi ve bilim sosyolojisi disiplinleri üzerinden kaleme alınan çalışma XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Türk Düşüncesi’ni derinden etkileyen Evrim Kuramını “Epistemik Cemaat” içerisindeki “Yenilikçiler” ve “Gelenekçiler” çatışması bağlamında değerledirmektedir. Temelde “Cumhuriyet Öncesi” ve “Cumhuriyet Sonrası” olmak üzere iki bölüme ayrılan eserin ilk kısmı, Evrim Kuramının Türkiye’ye giriş sürecini ve bu dönemde “Epistemik Cemaat” içerisinde şekillenmeye başlayan “tartışmaları” incelemektedir.
İlgili kısmı kendi içerisinde 1908 yılında ilan edilen II. Meşrutiyet’ten öncesi ve sonrası olarak ikiye ayırmak mümkündür. II. Meşrutiyet öncesi Türk Düşüncesi’nde Evrim Kuramı henüz aktarma aşamasındadır. O dönemde, doğa tarihi (biyoloji), jeoloji, botanik ve zooloji gibi disiplinler içerisinde tartışıldığına şahit olduğumuz Evrim Kuramı, özellikle bu dersleri alan hekimler arasında popüler bir konu haline gelmiştir. Kitapta bu tartışmalar, Ruscuklu Mehmed Ali Fethi’nin aslen Fransız doğabilimci Nérée Boubée’nin (1806-1863) Géologie populaire à la portée de tout le monde appliquée à l’agriculture et à l’industrie (Ziraat ve Sanayiye Uygulanmış Herkese Hitap Eden Popüler Jeoloji, Paris 1833) adlı eserine dayanan ‘İlm-i Tabakât-ı Arz (h. 1269/m. 1853) isimli uyarlaması ile başlatılmaktadır. Demir’in ve Kalaycıoğulları’nın, jeolojik devirler ve dünyanın yaşı ile ilgili pasajlara dikkat çektiği bu uyarlamaya dair temel tespitleri Türlerin Kökeni öncesinde jeoloji alanında Georges Cuvier tarafından yaygınlaştırılan “Catastrophism” ile Charles Lyell tarafından yaygınlaştırılan “Uniformitarianism” kuramları arasındaki epistemik çatışmanın izlerinin gözlemlendiği ve anlaşıldığı kadarıyla yazarın Catastrophism tarafında yer aldığıdır. Ayrıca yazarlar, Catastrophism’in Osmanlı Jeolojisi’nde etkili olmasının iki temel nedenden kaynaklandığı savlamaktadırlar. Bunlardan ilki, Osmanlı jeologlarının daha ziyade Fransız Jeolojisi’nden (ve bu arada özellikle Cuvier’den) etkilenmiş olmaları, ikincisi ise Catastrophism’in Kurân-ı Kerîm’deki hilkat itikadıyla daha kolay bağdaştırılabilmesidir. Böylece Türkiye’de evrim tartışmalarının menşeinin dolaylı da olsa Darwin’in 1859 yılında yayımlanan Türlerin Kökeni adlı eserinden de önceye dayandığını belirtmek mümkündür.
İlk bölümün II. Meşrutiyet’in ilan edildiği 1908 ve Cumhuriyet’in kurulduğu 1923 yılları arası içerisinde yer alan kısmı ihtiva eden zaman aralığında da yine birçok ilgi çekici isme ve çalışmaya değinildiği görülmektedir. Bu süreçte, Evrim Kuramı yavaş yavaş benimsenmeye başlamış ve konu ile ilgili birçok telif ve tercüme yayınlar üretilmiştir. Başta Lamarck, Darwin ve Haeckel olmak üzere birçok önemli bilim insanının evrim ile ilgili çalışmaları “Epistemik Cemaat” içinde tartışılmaya başlanmıştır. Ahmed Nebil’in 1911’de İnsânın Menşe’i, Nesl-i Beşer başlıklı Haeckel’dan çevirisi, aynı yıl Baha Tevfik ile birlikte yine Haeckel’dan Vahdet-i Mevcûd, Bir Tabî‘at Âliminin Dini başlıklı çevirisi, Subhi Edhem’in Darwin ile Evrim Kuramını tanıtan ilk müstakil Türkçe risale olarak değerlendirilebilecek Darwinizm (1911) adlı eseri ve 1911 yılında Felsefe Mecmuası’nda yayımladığı “Lamarck ve Lamarckizm” adlı dizi-makaleyi yeniden düzenleyerek kitaplaştırdığı Lamarckizm (1914) başlıklı çalışması, Memduh Süleyman’ın Eduard von Hartmann’dan tercüme ettiği Darwinizm, Darwin Mesleğinin İhtiva Ettiği Hakikatler ve Hatalar (1913) isimli eser bu örnekler arasındadır.
“Cumhuriyet Sonrası” başlığını taşıyan ikinci bölüm ise Cumhuriyet ile birlikte Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde Evrim Kuramının geniş bir toplumsal çerçevede yaygınlaştırılıp tanıtılması ve aynı zamanda temel bilimlerin kurumsallaştırılması sürecini içermekle birlikte madalyonun öteki yüzünü de gözler önüne sermekte; özellikle 1970’li yılların ikinci yarısından itibaren Yaratılış Öğretisi’nin ortaya çıkışını ele almaktadır. Böylece yazarlar, Cumhuriyet döneminde de “Yenilikçiler” ve “Gelenekçiler” arasındaki epistemik çatışmanın yeniden cereyan ettiğini okuyucuya izah etmektedir. Kitap bu çatışmayı birçok gelişme üzerinden örneklendirmektedir. Çatışmanın her iki tarafı için birer örnek seçmek istersek; Evrim Kuramının yaygınlaştırılmasına olumlu bir örnek olarak Atatürk’ün daha Cumhuriyet’in ilk yıllarında, Herbert George Wells’in (1866- 1946) The Outline of History (1920) adlı yapıtını, Cihan Tarihinin Umumî Hatları (1927-1928) adıyla tercüme ettirmesi ve neşrettirmesi; evrim karşıtlığına ya da yaratılışçılığa dair ise Vehbi Dinçerler’in Millî Eğitim Gençlik ve Spor Bakanı olarak görev yaptığı esnada, Bakanlık tarafından yayımlanan Evrim Teorisi Hakkında Rapor Özeti (Ankara 1985) başlıklı broşürü göstermek mümkündür. Günümüze daha yakın tarihlere göz attığımızda ise olumlu örnekler arasında Ali Demirsoy, Cemal Yıldırım, Aykut Kence gibi isimlere; Bilim ve Ütopya, Bilim ve Gelecek gibi popüler dergilere ve Evrim Ağacı gibi platformlara değinilmekte; olumsuz örnekler arasında ise başta “Uluslararası Bilimler Işığında Yaratılış Kongresi” başlığı altında düzenlenen kongreler olmak üzere yaratılışçı faaliyetlere temas edilmektedir.
Son olarak Demir ve Kalaycıoğulları, eserin “Sonuç” kısmının bir bölümünde süregelen bu epistemik çatışmanın geleceği ile ilgili temennilerini ve uyarılarını şu sözlerle dile getirmektedirler:
“Önümüzdeki yıllarda ‘akl-ı selîm’in galip geleceğine ve Doğa’ya yönelik soruşturma ve araştırma ediminin tamamen bilginlere terk edileceğine inanıyoruz; aksi takdirde, ‘Hayatta en hakiki mürşit, ilimdir, fendir’ cümlesinde somutlaşan rehberinden yoksun kalacak ve gündelik siyasî ve askerî hadiselerin önünden sürüklenip gidecektir.”
Kitabı edinmek için: Evrimin Türkiye’deki Öyküsü: Eşref-i Mahlûkât’tan Homo sapiens’e

