Türkiye’de öğretmen yetiştirme işi üniversitelere bağlı olan eğitim fakültelerinin sorumluluğunda. Peki, eğitim fakülteleri varken neden öğretmen akademileri kuruluyor yahut öğretmen akademileri öğretmen yetiştirecekse eğitim fakültelerinin var olması için geçerli bir neden var mı? Yani öğretmen akademileri kime, ne lazım?
Doç. Dr. M. Emir Rüzgar
Dört postulat ile başlayacağım.
1) Günümüzde ülkelerin gelişmişlik düzeyi doğrudan doğruya eğitim sistemlerinin başarısıyla ilişkilidir. Ulusların sosyal, kültürel, ekonomik, teknolojik vb. alanlardaki ilerlemesi okullarında öğrencilerine kazandırabildikleri bilgi ve beceri sayesinde olur. İçinde yaşadığımız Ortadoğu coğrafyası, eğitimin bu gelişmişliği sağlayamaması durumunda yaşanabileceklerin (bir homo sapiens gibi değil de tek hücreli canlı gibi yalnızca hayatta kalma, beslenme ve çoğalma için yaşama) bariz örnekleriyle doludur.
2) Eğitim sistemlerinin gücünü ve etkisini belirleyen birçok maddi ve manevi öge-etken vardır. Örneğin, okulların fiziksel koşulları, derslerde kullanılan materyaller, sistemin mali yeterliliği, eğitime toplumdaki bakış ve biçilen rol vb. Ancak zannımca eğitim sisteminin başarısının etkileyen en önemli ögeler, insan ögelerdir: öğrenci, öğretmen, yönetici, veli vb.

Öğrenci ögesi ne kadar asli öge olsa da sistem öğrenciye yetisine göre muamelede bulunamaz. Eğitim, kendi yetenekleri ve kapasitesi doğrultusunda herkesin eğitilebilir olduğu kabulüyle başlar. Ayrıca eğitim en temel insan haklarından biridir. Bu nedenlerle sistem, hiçbir öğrenciye sırtını dönemez; farklı türlerde olsa da verilecek eğitim ile herkesin daha iyi hale getirebileceğine inanmak zorundadır. Yöneticiler, sistemin sağlıklı işleyişi açısından önem teşkil ederler, ancak günlük bazda ve sınıflar gibi mikro düzeyde eğitim pratiğini gerçekleştirmezler. Veli ile sistem arasındaki sıkı ve etkili iş birliği olmazsa olmazdır, ama yine, her gün öğrencileriyle yüz yüze onların gizil potansiyelini kinetiğe çevirerek daha iyiye olma çabası veren öğretmendir. Şu halde sistemi oluşturan insan ögeleri arasında öğretmenlere ayrı bir parantez açmamız ve hatta baş role koymamız gerekir. Özetle, eğitim sisteminin başarısı, sistemin öğretmenlerinin yeterliliğiyle ve niteliğiyle doğrudan ve yüksek düzeyde ilişkilidir. Eğitime dair birkaç satır bir şeyler olmuş olan herkesin bildiği ütopikliğine karşın bataklıklardan beyaz zambaklar ülkelerini oluşturacak olanlar öğretmenlerdir. Gerçekten de eğitim ile ilgili görgül araştırmaların net bir şekilde belirlediği üzere ülkelerin eğitim sistemlerinin başarısı, öğretmenlerinin niteliği ile eştir. Eğitim ile ilgili Türkiye özelinde yapılan görgül araştırmaların gösterdiği üzere ise Türkiye’deki eğitim sisteminin en temel sorunu, öğretmen niteliğidir. Bu tespit görgül verilerle desteklenen şahsi kanaatimdir.
Ortadoğu coğrafyası, eğitimin bu gelişmişliği sağlayamaması durumunda yaşanabileceklerin (bir homo sapiens gibi değil de tek hücreli canlı gibi yalnızca hayatta kalma, beslenme ve çoğalma için yaşama) bariz örnekleriyle doludur.
3) Toplumsal bilinci oluşturan şeylerden biri de toplumsal bellektir. İnsanlar gibi toplumlarda bir belleğe sahip olmalıdır. Nasıl ki küçük yaşlarından itibaren bir çocuk, aynı şeylere yapıp farklı sonuçlar elde etmeyi beklememeyi öğreniyorsa toplumlar da aynısını yapabilmelidir. Çocuk, er ya da geç, sakız çiğnerken karnının doymasını beklememeyi öğrenecektir.
4) Eğitim işi esasen bir planlama işidir. Hem makro düzeyde hem de mikro düzeyde planlama olmadan ne eğitim sistemleri ne de sınıflarında öğretmenler başarılı olabilir. Kısıtlı kaynaklarla yüksek verim alınmaya çalışılan eğitim kurumlarında gerekli planlamalar yapılmazsa hem zaman hem de kaynak boşa gider. Hep aynı şeyler yapılıp farklı sonuçlar elde etmek beklenir.

Öğretmen akademileri, Türkiye’de öğretmenlerin daha nitelikli bir şekilde yetişmesini sağlamak amacıyla kurulan kurumlardır. Bu minvalde postulat I ve II açısından öğretmen akademileri ilk bakışta hem yararlı hem de gereklidir. Gelgelelim yararlılık ve gereklilik durumu, postulat III ve IV ile tamamen değişiyor çünkü sormamız gereken temel bir soru var: Türkiye’de öğretmen yetiştirme işi üniversitelere bağlı olan eğitim fakültelerinin sorumluluğunda. Peki, eğitim fakülteleri varken neden öğretmen akademileri kuruluyor yahut öğretmen akademileri öğretmen yetiştirecekse eğitim fakültelerinin var olması için geçerli bir neden var mı? Yani öğretmen akademileri kime, ne lazım?
Peki, eğitim fakülteleri varken neden öğretmen akademileri kuruluyor yahut öğretmen akademileri öğretmen yetiştirecekse eğitim fakültelerinin var olması için geçerli bir neden var mı? Yani öğretmen akademileri kime, ne lazım?
Türkiye’de öğretmen yetiştirmenin bir buçuk asrı geçkin bir tarihi vardır. Nitekim 1848 yılında dönemin rüşdiyelerine erkek öğretmen yetiştirmek amacıyla kurulan Darülmuallimin modern öğretmen yetiştirmenin Türk topraklarındaki miladı sayılır. O dönemden bugünlere birçok farklı sistem ve yaklaşımı denemiş bulunuyoruz.

Eğitim ile ilgili araştırma yapmak ve öğretmen yetiştirmek amacıyla var olan eğitim fakültelerinin resmi var oluş tarihi aslında 1982 yılı. Peki, bu tarihten önce öğretmen nasıl yetişiyordu acaba? Tam da şu anda öğretmen akademileriyle yapılmaya çalışıldığı üzere öğretmenleri, Milli Eğitim Bakanlığı kendisine bağlı kurumlar aracılığıyla yetiştiriyordu. Bu sistemin etkili olmadığı veya sorunlara neden olduğu görülünce üniversiteler bünyesinde eğitim fakülteleri kuruldu, MEB’e bağlı öğretmen yetiştiren kurumlar kapatıldı ve öğretmen yetiştirme işi eğitim fakültelerine (üniversitelere) devredildi. Postulat III’e göre toplumsal belleği olan bir toplumun sorması gerekmez mi? Ne oldu da daha önce denediğimiz ve vazgeçtiğimiz bir yola geri dönüyoruz? O günkü koşullardan bugüne değişen koşullar nelerdir? Neden böylesi bir dönüşüme gereksinim duyuyoruz? 1982’de kendi ellerimizle kapattığımız kurumları şimdi neden tekrar açmaya çalışıyoruz?
O günkü koşullardan bugüne değişen koşullar nelerdir? Neden böylesi bir dönüşüme gereksinim duyuyoruz? 1982’de kendi ellerimizle kapattığımız kurumları şimdi neden tekrar açmaya çalışıyoruz?
Türkiye’de 2005-06 akademik yılında eğitim fakültesi sayısı 69 idi. Günümüzde ise mevcut eğitim fakültesi sayısı 100’e yakın. Yani son 20 yılda eğitim fakültelerinin sayısı %40’a yakın artmış. Eğitim fakültelerinde ortalama 200 bin öğrenci öğretmenlik eğitimi alıyor. Tüm bunların üstüne bir de halihazırda mezun olmuş ama atanmamış 600 bin civarında öğretmeni ekleyelim. Postulat IV’e göre sormak gerekmez mi? Öğretmen akademisi diye bir kurum açıp öğretmen yetiştirme işini eğitim fakültelerinden alacaksaydık eğer, neden yakın geçmişte eğitim fakültelerinin sayısını bu kadar arttırdık? Neden eğitim fakültelerinin kontenjanlarından sürekli artırıma gittik? Bütüncül ve iyi düzenlenmiş bir planı olan bir yapı, kapatacağı kurumlara bu kadar yatırım yapar mı? Öğretmen yetiştirme işi belirli bölümler dışında eğitim fakültelerinden alınıp öğretmen akademilerine verilecekse eğitim fakültelerine yapılan yatırım ve ayrılan kaynaklar boşa gitmiş olmayacak mı?

Postulat III ve IV’e yönelik incelemem net bir şekilde işaret ediyor ki öğretmen akademileri rasyonel bir şekilde düşünülmüş ve planlanmış çözüm önerileri olmak yerine reaksiyoner ve bireysel olarak alınmış kararlarla var edilmeye çalışılan kurumlar. Nitekim akademilerle ilgili yakın geçmişte yapılan bir toplantıya katılan meslektaşlarımdan duyduğuma göre toplantıda sordukları soruların %90’ının yanıtlarını toplantıyı düzenleyen MEB’in kendisi de bilmiyor. Yani öğretmen akademileri var olması gerektiği için doğal olarak var olan kurumlar değil, MEB’deki mevcut yöneticilerin bireysel olarak tutundukları bir öneriyle var etmeye çalıştıkları bir zorlama.
Köküne kibrit suyu dökülmeye çalışılan eğitim fakültesindeki eğitim uzmanları neden bu işle ilgili seslerini çıkarmıyorlar peki?
1848’den bu yana öğretmen yetiştirme ile ilgili hiçbir şey öğrenemedik mi? Görünen o ki öğrenememişiz çünkü hep aynı şeyleri yapıp farklı sonuçlar elde etmeyi beklemeye devam ediyoruz (Einstein’ın konuyla ilişkili sözünü anımsayınız). Son bir soru: Köküne kibrit suyu dökülmeye çalışılan eğitim fakültesindeki eğitim uzmanları neden bu işle ilgili seslerini çıkarmıyorlar peki? Hepsi öğretmen akademilerinin Türkiye’deki öğretmen niteliğini arttıracağını mı düşünüyor acaba?
–Öğretmen akademileri mi?
–Neme Lazım!

