GazeteBilim
Destek Ol
Ara
  • Anasayfa
  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk
  • Etkinlikler
    • Astronomi Dersleri
    • Çağdaş Epistemoloji Dersleri
    • Davranış Nörolojisi Dersleri
    • Eğitimciler İçin Yapay Zekâ Okur-Yazarlığı Dersleri
    • Epigenetik Dersleri
    • Evren ve Kozmoloji Dersleri
    • Evrim Dersleri
    • Bilim Tarihi Dersleri
    • Hegel Dersleri
    • İnsan Felsefesi Dersleri
    • Kapitalizmin Tarihsel Gelişimi ve İktisadi Düşünce Dersleri
    • Konuşmaktan Korkmuyorum
    • Kuantum Mekaniği ve Yorumları Dersleri
    • Marx Dersleri
    • Nörobilim Dersleri
    • Nörodilbilim Dersleri
    • Nörohukuk
    • Nörofelsefe Dersleri
    • Nöroperspektifler
    • Nöropsikanaliz Dersleri
    • Öğrenilmiş Çaresizlik
    • Teizm, Deizm, Agnostisizm ve Ateizm Dersleri
    • Teoloji, Bilim ve Felsefe Tartışmaları
    • Zihin Dersleri
  • Biz Kimiz
  • İletişim
Okuyorsun: Kurtuluş Savaşı ve iç savaş
Paylaş
Aa
GazeteBilimGazeteBilim
Ara
  • Anasayfa
  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk
  • Etkinlikler
    • Astronomi Dersleri
    • Çağdaş Epistemoloji Dersleri
    • Davranış Nörolojisi Dersleri
    • Eğitimciler İçin Yapay Zekâ Okur-Yazarlığı Dersleri
    • Epigenetik Dersleri
    • Evren ve Kozmoloji Dersleri
    • Evrim Dersleri
    • Bilim Tarihi Dersleri
    • Hegel Dersleri
    • İnsan Felsefesi Dersleri
    • Kapitalizmin Tarihsel Gelişimi ve İktisadi Düşünce Dersleri
    • Konuşmaktan Korkmuyorum
    • Kuantum Mekaniği ve Yorumları Dersleri
    • Marx Dersleri
    • Nörobilim Dersleri
    • Nörodilbilim Dersleri
    • Nörohukuk
    • Nörofelsefe Dersleri
    • Nöroperspektifler
    • Nöropsikanaliz Dersleri
    • Öğrenilmiş Çaresizlik
    • Teizm, Deizm, Agnostisizm ve Ateizm Dersleri
    • Teoloji, Bilim ve Felsefe Tartışmaları
    • Zihin Dersleri
  • Biz Kimiz
  • İletişim
  • Destek Ol
Bizi Takip Edin
  • Biz Kimiz
  • Künye
  • Yayın Kurulu
  • Yürütme Kurulu
Copyright © 2023 Gazete Bilim - Bütün Hakları Saklıdır
GazeteBilim > Blog > Tarih > Kurtuluş Savaşı ve iç savaş
Tarih

Kurtuluş Savaşı ve iç savaş

Yazar: GazeteBilim Yayın Tarihi: 19 Mayıs 2025 31 Dakikalık Okuma
Paylaş

Atatürk’ün 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkışının 106. yıl dönümüne Milli Mücadele dönemine ve sonuçlarına ilişkin tartışmalarla giriyoruz. Uzun yıllardır sürdürülen, Sultan Vahdettin’e ‘itibarını’ iade etme kampanyasına son dönemde Ahmet Anzavur için anma toplantıları düzenlenmesi eklendi.  Son haftalarda Kurtuluş Savaşı’na silah ve mühimmat yardımı yapan Sovyet Rusya’nın desteğini küçültmeye yönelik bilim dışı çabalar görülürken son günlere Lozan Barış Antlaşması’yla ilgili tartışmalar damgasını vurdu. PKK terör örgütünün ‘silah bırakma’ açıklamasında Lozan’ı mahkum etmesi iktidar çevrelerinden de destek aldı. Bütün bu girişimlerin bir tarihi var. Bunlara dikkatli bakıldığında Kurtuluş Savaşı’nda yaşanan iç savaşın kaybedenlerinin bu savaşın kazananı olan milli kuvvetlerin başarısını küçültmeye çalıştığı görülecektir. Taktik budur, önce küçültmeye ve gölgelemeye çalışırlar sonra tersine çevirmeye…

İçindekiler
Yenilenlerin siyasetleriMustafa Kemal Paşa’nın siyasetiİç savaş resmen başlıyor23 Nisan 1920İç savaş hızlanıyorİç savaşın sonu, İstanbul’un iflasıSonuç

Uğurcan Yardımoğlu

Kurtuluş Savaşı’nın aynı zamanda bir iç savaş olduğu, milli ve demokratik devrimci güçlerle monarşi arasında kıyasıya bir mücadeleye sahne olduğu gerçeği bugüne kadar birçok değerli araştırmacı tarafından incelendi. Bu konuda en önemli çalışma Sina Akşin’in İstanbul Hükümetleri ve Milli Mücadele eserinin 3. Cildi olan İç Savaş ve Sevr’de Ölüm. Bu çalışma önemli bir kırılma noktası çünkü Türk tarih yazımında Kurtuluş Savaşı’nın emperyalist işgale karşı mücadele yönü daha çok işlendi ve savaşın anlatımında bu taraf ağırlık kazandı. Hatta Milli Mücadele’nin aynı zamanda bir iç savaş olduğu gerçeği resmi anlatıda dahi ‘iç ayaklanmalar’ başlığı altında anlatılarak hafifletildi. Akşin’in çalışması ise bu ‘iç ayaklanmalar’ın aslında bir iç savaş olduğunu gözler önüne sermişti.

Taktik budur, önce küçültmeye ve gölgelemeye çalışırlar sonra tersine çevirmeye…

Bugün Kurtuluş Savaşı’nın aslında bir iç savaş olduğu gerçeğiyle yüzleşmek ayrı bir önem taşıyor. Çünkü iktidarın yeni bir devlet ve toplum düzeni kurarken yeni bir tarih anlatısı da kuruyor. Buna göre başta Sultan Vahdettin olmak üzere iç savaşın kaybeden tarafına iade-i itibarda bulunmaya çalışılması aslında iktidarın II. Abdülhamit konusundaki hassasiyetleriyle de bütünleşiyor. Bu anlatıda Kurtuluş Savaşı söylem düzeyinde karşıya alınmamakla birlikte savaşın iç savaş boyutu görünmez kılınıyor. Bu anlatı Vahdettin’in ‘hain’ olmadığı hatta Mustafa Kemal Paşa’yı Milli Mücadele’yi başlatmak üzere Samsun’a onun gönderdiği çarpıtması üzerine bina ediliyor. Bu yaklaşımda elbette iç savaşa yer yok. Çünkü sultan Milli Mücadele’den yanaysa neden bir iç savaş yaşansın ki. Hatta padişahın mücadeleye destek verdiği tezi şöyle bir sonuca da yol açıyor: Aslında Osmanlı Devleti Mustafa Kemal Paşa’dan yanaydı hatta 19 Mayıs da bir ‘devlet’ operasyonuydu, Mustafa Kemal Paşa ise zaferi kazanınca saltanatı ve hilafeti kaldırdı, hanedanı sürdü, dindar halkımıza laik ve cumhuriyetçi bir rejimi dayattı. Halbuki halk bunun için savaşmamıştı. Mustafa Kemal Paşa’nın halkı ‘aldattığı’ yalanına varan bu tez de inceden inceye işleniyor. Bu tezin başarısı için zaten resmi anlatıda ‘iç ayaklanmalar’ tabiriyle hafifletilen iç savaşın hepten görünmez olması gerekiyor, yoksa bütün tez çöküyor.

Bu anlatı Vahdettin’in ‘hain’ olmadığı hatta Mustafa Kemal Paşa’yı Milli Mücadele’yi başlatmak üzere Samsun’a onun gönderdiği çarpıtması üzerine bina ediliyor.

Çünkü savaşın yalnızca vatan savunması tarafının görünmesi ancak Sultan Vahdettin’in mutlak monarşiyi geri getirme çabasına karşı verilen demokratik devrimci yanının gizlenmesi iktidarın bugünkü politikaları için elzem görülüyor. Demokratik devrimci geleneğin öncüllerine yani İttihat ve Terakki’ye yönelik karalama kampanyaları sürerken mutlak monarşinin temsilcisi II. Abdülhamit göklere çıkarılıyor. Vahdettin’in de II. Abdülhamit ile aynı yönetim mantığına ve ideolojik çizgiye sahip olduğu ve 1908 Devrimi’yle gelen rejimi ortadan kaldırma isteği biliniyor. Üstelik Vahdettin bu isteğini ancak İngilizlerle birlikte gerçekleştirebileceğini bildiğinden Kurtuluş Savaşı boyunca milli hareketin karşısında tutum alıyor. Yani Türkiye’nin Milli Mücadelesi işgale karşı Kurtuluş Savaşı’yla saraya karşı demokrasi mücadelesinin bir bileşiminden oluşuyor. Vatan ve demokrasi başlıkları birbirinden ayrılmadığı gibi Vahdettin, Damat Ferit gibi isimlerin bu başlıklara karşı tavrı da birbirinden ayrılamaz. Sarayın emperyalist güçlere teslim olmaya dayanan çizgisiyle Mustafa Kemal Paşa’nın bağımsızlıkçı çizgisi arasında kesin bir karşıtlık vardır.

Türkiye’nin Milli Mücadelesi işgale karşı Kurtuluş Savaşı’yla saraya karşı demokrasi mücadelesinin bir bileşiminden oluşuyor.

Atatürk’ün 19 Mayıs’ta Samsun’a çıkışı bir ‘padişah operasyonu’ olmadığı gibi Atatürk, padişahın ortadan kaldırmayı hedeflediği bir Milli Mücadele’yi başlattı. Atatürk, Nutuk’un başında 19 Mayıs’ta Samsun’a çıkarak hedefini bütün açıklığıyla belirtmiştir:

“Osmanlı hükümetine, Osmanlı padişahına ve Müslümanların halifesine isyan etmek ve bütün milleti ve orduyu isyan ettirmek gerekiyordu.”

Sarayın da Atatürk’ün hedefinin farkında olduğunu şüphe yok. Bu yüzden O’na karşı Samsun’a çıktığı andan itibaren bir mücadele başlattılar. Sarayın başlattığı bu mücadele bir iç savaştı. Padişahın ve hükümetinin idam kararlarıyla, fetvalarla, eşkıya çeteleri veya inzibat birlikleriyle kıyasıyla katıldığı bir iç savaş. Bu yazıda Kurtuluş Savaşı’nın iç savaş niteliği esas alınacaktır. 19 Mayıs’ta Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkışıyla birlikte atılan adımlarla başlayan 23 Nisan’da TBMM’nin açılışının ardından hızlanan iç savaşın Ankara tarafından kesin olarak kazanılmasına kadar geçen süre zarfındaki gelişmeler irdelenecektir.

Yenilenlerin siyasetleri

I.Dünya Savaşı’nın sonunda dünya çapında cumhuriyetçi ve sol hareketler yükselişe geçti. Alman İmparatoru II. Wilhelm, Bulgar Kralı Ferdinand, Avusturya-Macaristan İmparatoru I. Karl ve Rus Çarı II. Nikola tahttan indirilmişlerdi. Sultan Vahdettin, Osmanlı Devleti’nin savaştan yenik çıkmasından sadece dört ay önce tahta geçmişti. Kendisinden önceki padişah V. Mehmet Reşat, İttihat Terakki ve meşrutiyet yönetimiyle uyumlu bir saltanat sürmüştü. Fakat Sultan VI. Mehmet Vahdettin’in farklı planları vardı.

Vatan ve demokrasi başlıkları birbirinden ayrılmadığı gibi Vahdettin, Damat Ferit gibi isimlerin bu başlıklara karşı tavrı da birbirinden ayrılamaz.

Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’ndan yenik çıkmasının ardından 30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi yapıldı. İtilaf Devletleri ve Osmanlı Devleti arasında yapılan mütarekeye göre ordu dağıtılıyor ve memleketin stratejik noktaları işgal ediliyordu. Mütarekenin ardından başkent İstanbul da fiilen müttefiklerin işgaline uğruyordu. Padişah Vahdettin mütareke ve işgalin başında tespit ettiği siyasete sonuna kadar bağlı kalacaktır. Bu siyaset, Osmanlı Devleti’ni İngiliz koruması altına aldırmaktı. Burada sözü edilen Osmanlı Devleti, müttefiklerin kendi aralarındaki anlaşmalara uygun olarak gerçekleştirdikleri işgallerden ve azınlıkların kuracağı yeni devletçiklerden arta kalan topraklar anlamına geliyordu. İstanbul ve Anadolu’nun küçük bir parçasında yer alacak Osmanlı Devleti de bağımsız olmayacaktı tabii, Vahdettin bu noktada selameti İngiliz korumasında buluyordu.

İstanbul ve Anadolu’nun küçük bir parçasında yer alacak Osmanlı Devleti de bağımsız olmayacaktı tabii, Vahdettin bu noktada selameti İngiliz korumasında buluyordu.

Ancak bu siyaset rakipsiz değildi. I. Dünya Savaşı’nda Türkiye’yi yöneten İttihat ve Terakki savaşın yenilgiyle sonuçlanması üzerine kendisini feshetmiş ve lider kadrosu yurt dışına kaçmış olsa da hala devlet kurumlarındaki ve toplum katmanları içerisinde kadrolarıyla belirleyici güçtü. Üstelik İttihat ve Terakki yanlısı mebusların hakim olduğu Meclis-i Mebusan da açıktı. Ülke, Kanun-ı Esasi’ye dayanarak yönetiliyordu, meşrutiyet hala ayaktaydı. Vahdettin İngiliz yanlısı siyasetine muhalefetin İttihat ve Terakki ve meclis kaynaklı olacağını ön gördüğü için ateşkesin ardından ilk iş meclisi dağıttı. Ahmet İzzet Paşa’ya kurdurduğu kısa ömürlü hükümetin ardından önce Tevfik Paşa’ya ardından Damat Ferit Paşa’ya kurdurduğu hükümetlerle siyasetlerini uygulamaya başladı. Meclisin dağıtılmasının yanı sıra önde gelen İttihatçılara yönelik tutuklama kampanyaları da başlatılmıştı. İngilizler ve Saray iş birliği halinde 1908’de kurulan meşruti rejimi tasfiyeye girişmişti. Kanun-ı Esasi fiilen çiğneniyordu çünkü anayasanın en önemli kurumu olan meclis dağıtılmış ve tekrar toplantıya çağırılmamıştı.

Mustafa Kemal Paşa’nın siyaseti

Birinci Dünya Savaşı’nda göze çarpan seçkin bir general olan Mustafa Kemal Paşa’nın ülkenin bağımsızlığı için işgal İstanbul’unda meclis kanalıyla yaptığı girişimler ve yurtsever bir hükümet kurulmasına yönelik hamleleri boşa düşürüldü. Mustafa Kemal Paşa da 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkarak Anadolu’da işgallere karşı başlayan halk hareketlerini birleştirmeyi hedefledi. Amasya’da yapılan komutanlar toplantısının ardından Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının temel stratejisinin meclisin yeniden açılması olduğu göze çarpar.  Anadolu’nun emperyalist işgalden kurtarılması için meşru bir hükümet merkezi olmalıydı, bu da 1908’de kurulan anayasal rejim gereği meclisti. Üstelik meclisin çoğunluğunun yurtsever mebuslardan oluşacağını biliyorlardı çünkü seçilecek isimlerin çoğu eski İttihatçılar olacaktı.

Amasya’da yapılan komutanlar toplantısının ardından Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının temel stratejisinin meclisin yeniden açılması olduğu göze çarpar.  Anadolu’nun emperyalist işgalden kurtarılması için meşru bir hükümet merkezi olmalıydı, bu da 1908’de kurulan anayasal rejim gereği meclisti.

Mustafa Kemal Paşa’nın liderliğindeki komutanlar tarafından Amasya’da yayınlanan genelgeyle hedeflenen ve 4 Eylül 1919’da toplanan Sivas Kongresi’nde ilk hedef meclisin yeniden açılmasıydı. Anadolu’daki direniş güçlerini Anadolu ve Rumeli Müdafaayı Hukuk Cemiyeti (ARMHC) çatısı altında birleştiren Mustafa Kemal Paşa bu örgütün temsil heyetinin başkanı olmuştu. Bu güce dayanarak meclisin toplanmasını sağlamayı hedefliyordu. Bu noktada Mustafa Kemal Paşa, Padişah Vahdettin’in ve Sadrazam Damat Ferit Paşa’nın mutlak monarşiyi yeniden tesis etmeyi hedefleyen girişimlerine karşı 1908’de kurulan meşruti rejimi savunan bir mücadele veriyordu.

Sivas Kongresi’nin ardından Temsil Heyeti Başkanı Mustafa Kemal Paşa’nın girişimiyle Damat Ferit Paşa hükümetini düşürmeyi ve Meclis-i Mebusan’ın yeniden toplanmasını sağlamayı amaçlayan bir mücadele başlatıldı. Anadolu’dan İstanbul’a Meclis-i Mebusan’ın yeniden toplanmasını isteyen telgraflar yağıyordu. İstanbul hükümeti ise Mustafa Kemal Paşa’nın ve ARMHC örgütlerinin haberleşmesini engellemeye çalıştı. Anadolu ve İstanbul arasında yaşanan telgraf savaşını Anadolu kazanınca padişah, Damat Ferit Paşa’yı görevden alarak iki taraf arasında ılımlı bir çizgide bulunan Ali Rıza Paşa’ya hükümeti kurma görevi verdi. Bunu meclisin açılması için de seçimlerin yenilenmesi emri izledi. Sivas Kongresi ve ARMHC’nin temsil ettiği Anadolu, İstanbul’a karşı ilk başarısını elde etti.

Bu başarı gelene kadar iç savaş filizlenmeye başlamıştı. Henüz Ankara’da bir milli hükümet kurulmadan önce Sivas’ta oluşan milli iradeye karşı sarayın ve İngilizlerin kışkırttığı güçler harekete geçmişti.  İlk olarak 11 Mayıs 1919’da Ali Batı Olayı, Güneydoğu Anadolu’daki aşiretlerin başlattığı bir hareket olarak ortaya çıktı. Bunu, 20 Ağustos 1919’da Elazığ Valisi Ali Galip’in Sivas Kongresi’ni dağıtmak üzere görevlendirilmesiyle gelişen Ali Galip Olayı izledi. Girişimi başarısızlıkla sonuçlandı.

27 Eylül 1919’da Birinci Bozkır Ayaklanması ve 22 Ekim’de İkinci Bozkır Ayaklanması, Konya çevresinde milli kuvvetlere karşı çıkan isyanlardı. 1 Ekim 1919’da Ahmet Anzavur, İstanbul Hükûmeti tarafından ilk kez Milli Mücadele’yi bastırmak için saldırıya geçirildi. Onu izleyen günlerde 26 Ekim’de Şeyh Eşref Ayaklanması (Hart Olayı), Erzurum’un Oltu ilçesinde sözde dinî gerekçelerle başlamış; 28 Ekim’de Konya ve civarında Kızılkuyu ve Apa çarpışmaları yaşanmıştır. 1 Kasım’daki Dinek ve 15 Kasım’daki Demirkapı Çarpışmaları da bu isyan dalgasının devamıdır.

İngiltere ve sarayın bütün bu saldırılarına rağmen Meclis-i Mebusan açıldı.

İngiltere ve sarayın bütün bu saldırılarına rağmen Meclis-i Mebusan açıldı. İstanbul’da toplanan Meclis-i Mebusan, meşrutiyetin dönüşü anlamına geliyordu. Mustafa Kemal Paşa’nın istediği radikallikten uzak olan bu meclis yine de yurtseverce bir hamle yaparak Anadolu’daki milli hareketin programı olan Misak-ı Milli’yi kabul etti. İstanbul’un Kuvayi Milliye’ye yönelik düşmanca tutumu Ali Rıza Paşa hükümetinin kurulması ve Meclis-i Mebusan’ın açılmasıyla kısa süreli de olsa son buldu. İstanbul hükümeti, iç savaşın hızını kestiği gibi Kuvayi Milliye’ye de örtülü destek verdi. Tabii bu hükümetin ve meclisin tavrıydı, saray bu kısa dönemde sessizliğe bürünmüştü. Ancak 16 Mart 1920’de İstanbul’un İngilizler tarafından resmen işgali bu süreci sona erdirdi. İşgal güçleri meclisi basarak Anadolu yanlısı önde gelen mebusları tutukladı, Ali Rıza Paşa hükümetini düşürdü ve III. Meşrutiyet’e son verdi. Bu hiç kuşkusuz Vahdettin’in de desteklediği bir gelişmeydi.

İç savaş resmen başlıyor

İngilizlerin İstanbul’u işgalini sarayın iç savaşı körüklemesi izledi. İşgalin ardından Sultan Vahdettin, Ali Rıza Paşa’nın ardından hükümeti kuran Salih Paşa’nın yerine Damat Ferit Paşa’ya yeniden hükümet kurdurdu. Damat Ferit Paşa seçimi sarayın iç savaşı yeniden başlatacağının açık göstergesiydi. Saray ve hükümet İngilizlerle eş güdüm halinde Anadolu’daki milli hareketi bastırmak istiyordu. Bunun için en kullanışlı isimlerden biri olan Ahmet Anzavur, Şubat 1920’de zaten harekete geçirilmişti. İç savaşın resmen ilanı ise padişahın 4 Nisan 1920 tarihli irade-i seniyesiyle oldu.

Anzavur kuvvetleri ilk etapta Gönen’e taarruz ederek Balıkesir ve Bursa’daki milli kuvvetleri tehdit etmeye başlamıştı. Bu hareket yayılınca Çerkez Ethem komutasındaki milli kuvvetler Yunanlılar karşısından alınarak bu bölgeye getirildi ve Anzavur Yahyaköy çarpışmasında yenilgiye uğratıldı. Resmen ilan edilen iç savaşın ilk muharebesinde monarşi yanlısı güçler yenildi. Ancak bu kez de sarayın girişimleri Düzce’de sonuç verdi. 13 Nisan 1920’de Düzce’de başlayan Milli Mücadele karşıtı harekete 18 Nisan’da Kuvayi İnzibatiye’nin kuruluşu eklendi.

Bu harekat, Akşin’e göre stratejik olarak Anzavur hareketinden çok daha önemliydi, çünkü doğrudan Ankara’ya yöneliyordu.

Saray, Düzce-Adapazarı harekatında iç savaşın olanaklarını sonuna kadar kullanarak başarıya yaklaşacaktı. Bu harekat, Akşin’e göre stratejik olarak Anzavur hareketinden çok daha önemliydi, çünkü doğrudan Ankara’ya yöneliyordu.  Monarşist kuvvetler girdikleri yerlerde kaymakam, askerlik şubesi başkanı gibi kişileri tutukluyor, öldürüyor ve yerlerine kendi adamlarını atıyorlardı. Bunlar genellikle subayları ve Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti liderlerini hedef alıyorlardı. Monarşistlerin harekatı Beypazarı’na doğru yangın gibi hızla ilerlemekteydi.

18 Nisan günü İstanbul, Kuvayi İnzibatiye kararnamesini çıkardı. Hükümet içinde Anzavur gibi nizami olmayan kuvvetleri savunan Damat Ferit ile düzenli güçlerle Anadolu’daki ‘isyan’ı bastırmayı savunanlar arasında görüş ayrılıkları vardı, ikinci görüş kabul edildi. Kuva-yı İnzibatiye, üç piyade alayı ve bir topçu taburundan oluşacaktı. Komutanlığına Süleyman Şefik Paşa atandı. Komutayı daha sonra Suphi Paşa ve Yarbay Senai Bey alacaktı. Damat Ferit, silah ve cephane desteğini İngilizlerden sağladı.

18 Nisan günü İstanbul, Kuvayi İnzibatiye kararnamesini çıkardı.

Kuvayi İnzibatiye unsurları Padişaha bağlılık andı içerek göreve başlıyorlardı. Ant metni şöyleydi: “Velinimet-i biminnetimiz Padişahımız Halife-i Müslimin Efendimiz Hazretlerinin ferman ve irade-i hümayunları dairesinde sadakatle, istikametle hizmet eyleyeceğime … ve uğur-u hümayunlarında hayatımı seve seve feda eyleyeceğime … “[1] Ancak yeminin sadakati sağlamaya yetmeyeceğini bilen saray Kuvayi İnzibatiye’de görev alacak olanlara maaş da bağlıyordu. Bunlar sarayın paralı askerleriydi. Akşin, Kuvayi İnzibatiye kuruluşu üzerinden kuramsal olarak yürürlükte bulunan -meclisin kapatılmasıyla fiilen son bulan- anayasanın bahsinin dahi geçmediğini vurgular. Anayasa resmen de rafa kalkmıştır. Kuvayi İnzibatiye Vahdettin’in mutlak monarşiye dönüş planının silahlı kuvvetiydi.

Kuvayi İnzibatiye unsurları Padişaha bağlılık andı içerek göreve başlıyorlardı.

Saray ve Damat Ferit hükümeti mevcut ordu mensuplarına da kafayı takmıştı. Anadolu’ya geçenleri tespit etmek için kararlar alındı. Ordunun İstanbul’a sadakatini sağlamak için genelgeler çıkarıldı; yetmedi ordu mensuplarına siyasetle uğraşmamayı, padişahın fermanlarına uymayı taahhüt eden belgeler imzalatıldı. Bazıları “sadakat mahzarları” hazırlayıp padişaha sundu.[2] Damat Ferit hükümeti milli harekete katılan subayları cezalandırmak için Divan-ı Harpler kurmayı da ihmal etmedi. Bu olağanüstü mahkemeler Anadolu’ya geçenlere ceza yağdırıyordu. Damat Ferit, İngilizlere tutuklanıp Malta’ya sürülmesini istediği İttihatçı ve millici isimlerin listesini veriyordu. İşbirlikçi yazar Ali Kemal, 11 Nisan’da yazdığı yazıda hükümetin “fitneyi” tedip edebilirse Kuyucu Murat ve Köprülü Mehmet’in Celali ve şakileri yok etmesine benzer bir hizmet yapmış olacağını belirtiyor ve bu başarıya ulaşmak için o “biaman” (amansız) paşaların yaptıkları yapmak gerektiğini yazıyor, idam çağrıları yapıyordu.

Damat Ferit hükümeti milli harekete katılan subayları cezalandırmak için Divan-ı Harpler kurmayı da ihmal etmedi. Bu olağanüstü mahkemeler Anadolu’ya geçenlere ceza yağdırıyordu.

Saray, Anadolu’da kendisine bağlı gayri nizami kuvvetleri Kuvayi İnzibatiye’yi örgütlerken Mustafa Kemal Paşa da Ankara’da bir meclis toplanması için çağrı yapıyordu. Anadolu’da milli kuvvetler yeni bir devlet örgütlemeye çalışırken bu hareketi ‘isyan’ sayan saray Anadolu’daki davayı başlamadan bitirmeye niyetliydi. İstanbul hükümeti 11 Nisan 1920’de önemli bir hamle yaptı. Şeyhülislam Dürrizade Abdullah Efendi, Anadolu’ya karşı bir fetva çıkardı. Fetva yurdun işgal altındaki yerlerine bizzat işgal kuvvetleri tarafından dağıtıldı. İç savaşa dini bir görüntü veriliyor, halk Ankara’daki ‘asilere’ karşı halife-sultan buyruğu altında savaşa çağırılıyordu. Ankara buna bir ‘karşı fetva’yla yanıt verirken 23 Nisan’da Ankara’da meclisin açılışını da dini gösterilerle yaptı. Din bu savaşın önemli bir unsuru olmayı sürdürecekti.

23 Nisan 1920

“Bandırma, Gönen, Susurluk, Kirmasti, Karacabey, Biga ve havalisinde; İzmit, Adapazarı, Düzce, Hendek, Bolu, Gerede, Nallıhan, Beypazan havali sinde; Bozkır’da; Konya, Ilgın, Kadınhan, Karaman, Çivril, Seydişehir, Beyşehir, Koçhisar havalisinde; Yozgat, Yenihan, Boğazlıyan, Zile, Erbaa, çorum havalisinde; Umraniye, Refahiye, Zara, Hafık havalisinde; Viranşehir havalisinde alevlenen kargaşalık ateşleri, bütün memleketi yakıyor, hıyanet, cehalet, kin ve taassup dumanlan, bütün vatan semasını koyu karanlıklar içinde bırakıyordu. İsyan dalgalan, Ankara’da karargâhımızın duvarlarına kadar çarptı. Karargahımızla şehir arasındaki telefon ve telgraf hatlarını kesme ye kadar varan kudurmuşçasına kasıtlar karşısında kaldık.”[3]

”İsyan dalgalan, Ankara’da karargâhımızın duvarlarına kadar çarptı.”

23 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisi Ankara’da bir ateş çemberi içerisinde açılmıştı. Adapazarı, Düzce, Bolu monarşistler tarafından ele geçirilmişti. Ellerinde padişah fermanı ve şeyhülislam fetvası olan ajan provokatörler Yozgat ve Konya’da monarşi yanlısı yeni ayaklanmalar hazırlanıyordu. Batıda Yunanlılar, güneyde Fransızlar, doğuda Ermeniler, Karadeniz bölgesinde Pontus çetecileri vardı. Atatürk Nutuk’ta Düzce-Hendek bölgesinde başlayan monarşist harekatın gitgide yaklaşarak Nallıhan, Beypazarı’na ulaşması üzerine Meclis’in bir an önce, gelmiş olan mebuslarla yetinilerek toplanması için nasıl uğraştığını anlatır.

Bütün bu saldırılara rağmen Anadolu’nun dört bir yanından gelen vekillerle kurulan Büyük Millet Meclisi, kuruluşundan iki gün sonra 25 Nisan’da halka hitaben yayımladığı beyannamede amaç ve hedeflerini açıklamıştı. Bildirgede, İngilizlerin satın aldığı bazı hainlerin, İzmir, Antalya, Adana, Ayntap, Maraş ve Urfa’nın işgali karşısında silaha sarılan halkı padişaha ve halifeye isyan etmekle suçladıkları ifade edilmiştir. Oysa Meclis’in amacı, padişah ve halifeyi düşman baskısından kurtarmak, Anadolu’nun parçalanmasına engel olmak ve İstanbul’u yeniden vatana bağlamaktır. Milletvekilleri, Allah ve Peygamber adına yemin ederek, isyan suçlamasının bir yalan olduğunu, asıl hedefin halkı kandırarak vatanı sahipsiz bırakmak olduğunu vurgulamışlardır. Halktan, İngiliz casuslarının yalanlarına kanmamaları istenmiş, Hindistan ve Mısır’ın durumunu hatırlatarak uyanık olmaya çağrılmıştır.

Büyük Millet Meclisi, 1 numaralı yasasıyla Meclis-i Mebusan’ın son görüştüğü konuyu karara bağlayarak bir devamlılık mesajı verir. 2 numaralı yasa doğrudan iç savaşa ilişkindi. Bu, Hıyanet-i Vataniye Kanunu’ydu. 29 Nisan 1920’de kabul edilen bu kanuna göre Büyük Millet Meclisi’ne karşı ayaklanmaya neden olacak eylemlere ölüm cezası getiriliyordu. 7 numaralı yasa ise 16 Mart 1920’de sonra İstanbul’un Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanmayan hukuk işlemlerini geçersiz sayıyordu.

29 Nisan 1920’de kabul edilen bu kanuna göre Büyük Millet Meclisi’ne karşı ayaklanmaya neden olacak eylemlere ölüm cezası getiriliyordu.

İstanbul, Ankara’daki ‘isyan ocağının söndürülmesini’ hedefliyor, bunun için savaşıyordu. Saray bu yolda bir adım daha atarak Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarına idam cezası verdi. 11 Mayıs günü Nemrut Mustafa Paşa başkanlığındaki 1 numaralı Divan-ı Harp Mustafa Kemal ve arkadaşlarını idama mahkum etti. Daha sonra karar 24 Mayıs günü padişahça onaylandı. Karara göre suç, Kuva-yı Milliye adı altında “fitne ve fesadı” düzenlemek ya da özendirmek, ayrıca Kanun-ı Esasi’ye aykırı olarak halktan zorla para ve asker toplamak, bu isteğe uymayanlara “işkence ve eza” yapmak, “tahrib-i bilada” (ülkeyi yıkmak) kalkışmaktı.

İç savaş hızlanıyor

Ahmet Anzavur’un Şubat-Nisan 1920 döneminde gerçekleştirdiği ikinci isyanın BMM kuvvetleri karşısında yenilgiye uğradığı belirtilmişti. Nihayetinde Anzavur 19 Nisan 1920’de Karabiga’dan bir İngiliz gemisiyle İstanbul’a kaçmak zorunda kaldı. 13 Nisan 1920’de patlak veren Birinci Düzce Ayaklanması, hilafet ve dinî söylemlerle kısa sürede geniş kitleleri etkisi altına aldı. Ancak TBMM’nin hem diplomatik adımları hem de askerî gücüyle ayaklanma bastırıldı. Bu ayaklanmanın hemen ardından, 8 Mayıs 1920’de gerçekleşen İkinci Düzce Ayaklanması ve Ahmet Anzavur’un Adapazarı-Geyve Harekâtı, Çerkez Ethem kuvvetlerinin etkin müdahalesiyle başarısızlığa uğratıldı. TBMM kuvvetleri, 12/13 Mayıs’ta gerçekleşen Mudurnu Çarpışması ile bölgedeki hâkimiyetini pekiştirdi.

13 Nisan 1920’de patlak veren Birinci Düzce Ayaklanması, hilafet ve dinî söylemlerle kısa sürede geniş kitleleri etkisi altına aldı. Ancak TBMM’nin hem diplomatik adımları hem de askerî gücüyle ayaklanma bastırıldı.

İzmit’te İngilizlerin korumasında karaya çıkarılan Kuvayı İnzibatiye de 14-15 Haziran’da Batı Cephesi komutanı Ali Fuat Paşa’nın komutasındaki Kuvayi Milliye birliklerince yenilgiye uğratıldı. Yenilgiden sonra Kuvayi İnzibatiye dağıldı.

15 Mayıs 1920’de çıkan Birinci Yozgat Ayaklanması, yerel eşraf ve dinî önderlerin etkisiyle büyüyerek ciddi bir tehdit oluşturdu. Ancak 20 Haziran’da Çerkez Ethem birliklerinin bölgeye ulaşmasıyla isyan bastırıldı. 20 Mayıs’ta Cemil Çeto öncülüğünde Güneydoğu Anadolu’da başlayan direniş de kısa sürede TBMM tarafından kontrol altına alındı. 25 Mayıs’ta dini motiflerle başlayan Zile Ayaklanması, Erzurumlu Albay Nazmi Bey’in başarılı müdahalesiyle sona erdirildi. 1 Haziran’da patlak veren Milli Aşireti Ayaklanması da ayrılıkçı bir Kürt hareketiydi. Ankara’daki milli devrimci otoriteye karşı bir başkaldırı niteliği taşımakta olan bu hareket bölgeye gönderilen askerî birliklerle bastırıldı.

13 Haziran’da Yozgat’ın monarşistler tarafından işgali, birkaç gün süren bir işgalin ardından TBMM kuvvetlerinin kararlı müdahalesiyle sona erdi. Bunu izleyen Çopur Musa (21 Haziran), Kula (27 Haziran) ve İnegöl (20 Temmuz) olayları ise Anadolu’nun farklı noktalarında çıkan küçük çaplı monarşist isyanlar olarak kayda geçti; her biri yerel isyan Kuvayı Milliye unsurlarınca bastırıldı. Ancak 5 Eylül’de İkinci Yozgat Ayaklanması başladı. Bu ayaklanma Kuvayi Milliye tarafından sert bir müdahaleyle bastırıldı.

Son olarak, 2 Ekim 1920’de dinî liderlerin yönlendirmesiyle başlayan Konya çevresinde etkili olan Bozkır Ayaklanması da Refet Paşa tarafından komuta edilen Kuvayi Milliye birliklerince kısa sürede sona erdirildi.

İç savaşın sonu, İstanbul’un iflası

İç savaş sürerken Yunanlılar 1920 yazında taarruza geçti. Balıkesir ve Bursa işgal edilmiş Yunanlılar Anadolu içlerine kadar ilerlemişti. Yunanlıların bu başarısında sarayın ve İstanbul hükümetinin katkısı büyüktür. Çünkü işgale karşı bütün Anadolu’yu seferber edebilmek için otoritesini kurmayı hedefleyen Ankara, iç savaşın hızla başarıya ulaştırılmasını öncelemek zorunda kalmıştı. Başta Çerkez Ethem komutasındakiler olmak üzere Kuvayi Milliye birlikleri iç savaş cephelerine göndermek zorunda kalan Ankara Yunanların işgali ilerletmesine engel olamamıştı. Ancak iç savaş esas itibariyle 1920 yılının sonuna doğru Ankara tarafından kazanılmıştı. Bunun en önemli kanıtı İstanbul’da Damat Ferit Paşa’nın padişah tarafından görevden alınmasıydı. İstanbul, iç savaşta başarısız olan şahin politikacıyı görevden uzaklaştırarak Ankara’ya karşı verdiği iktidar mücadelesini kaybetmiş olduğunu da ortaya koymuş oldu.

Ancak iç savaş esas itibariyle 1920 yılının sonuna doğru Ankara tarafından kazanılmıştı.

İtilaf Devletleri de Damat Ferit Paşa’ya karşı tavır değişikliğine gitmişti. Fransızlar ve İtalyanlardan sonra -gönülsüz de olsa- İngilizler, Sevr Antlaşması imzalandıktan sonra Damat Ferit Paşa’nın devrilmesini sağladılar. Çünkü onlar açısından birincil amaç Sevr’in uygulanmasını sağlamaktı. Damat Ferit Paşa’ya iç savaş boyunca verdikleri destek Ankara’nın ortadan kaldırılarak anlaşmanın uygulanması içindi. Bunun mümkün olmadığını anladıkları anda ana hedefleri İstanbul hükümetiyle Kemalistleri uzlaştırarak anlaşmanın uygulanmasını sağlamaya dönüştü. Bu amaçlarını İstanbul ve Ankara arasında iç savaş çıkaran Damat Ferit Paşa’yla gerçekleştirmelerine imkan yoktu. Ancak İstanbul’da hükümet değişmesine rağmen Ankara uzlaşmaya yanaşmadı. Çünkü Ankara zaten Sevr Antlaşması’nı reddetmiş, imzalayanları vatan haini ilan etmişti. Ankara’da BMM’nin ve Kuvayi Milliye’nin varlık sebebi Sevr’in reddedilmesiydi.

Çünkü Ankara zaten Sevr Antlaşması’nı reddetmiş, imzalayanları vatan haini ilan etmişti. Ankara’da BMM’nin ve Kuvayi Milliye’nin varlık sebebi Sevr’in reddedilmesiydi.

İngilizler, sarayın Anadolu hareketini bastıramayacağını ve İstanbul ile Ankara arasında uzlaşma ihtimali de olmadığını anladıkları an Ankara’ya karşı zor siyasetini Yunanlar eliyle uygulamaya çalıştılar. Bu noktadan sonra İstanbul da kaderini tam anlamıyla İngilizler ve Yunanlarla birleştirdi. Çünkü padişahın saltanatını sürdürmesinin yolu da İngilizlerin Sevr’i uygulatmasının yolu da Ankara’nın Yunanlar tarafından ezilmesinden geçiyordu. Ancak İnönü Muharebeleri’yle gücünü kanıtlayan TBMM ordusu Kütahya-Eskişehir Muharebeleri’nin arından geri çekildiği son nokta olan Sakarya’da kesin sonuçlu bir meydan muharebesiyle yıkılmayacağını ve Sevr’in Ankara’ya zorla kabul ettirilemeyeceğini kanıtladı. Milli kuvvetlere karşı zor siyaseti bir kez daha iflas etmişti. TBMM orduları Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın başkomutanlığında gerçekleştirdiği Büyük Taarruz ile Yunanları yendi, Vahdettin’i de monarşiyi de tarihe gömdü. Ankara, İngiltere’nin doğu politikasını iflas ettirerek Sevr’i parçaladı ve Lozan’a giden yolu açtı.

Sonuç

İç savaş özellikle 1920 yılına damgasını vurmuştur. Kuvayi Milliye’nin düşman karşısındaki direnişini zayıflatmış, işgale karşı milli bir birliğin kurulmasını geciktirmiş ve Ankara’da kurulan Büyük Millet Meclisi’ne tehlikeli anlar yaşatmıştı. Özellikle Güney Marmara, Batı Karadeniz, Yozgat ve Konya kan gölüne dönmüştü. Bu savaşın uzamaması ve milli kuvvetler tarafından başarıyla sonuçlandırılması Mustafa Kemal Paşa’nın BMM’yi açarak bir milli hükümet kurmasında yatar. Çünkü Anadolu’daki yeni ve devrimci otorite 1908 Devrimi’nin mirasçısı olarak subayları, memurları, aydınları hatta bir noktadan sonra eşrafı da kapsadı. Anadolu halkı meclisin etrafında kenetlenince iç savaşı başarıya ulaştıracak kuvvet yaratıldı. Ancak özellikle subayların padişaha değil milli harekete sadakat duyması çıkan isyanları askeri önderlikten mahrum bırakırken Ankara’ya savaşı kazandıracak kurmay birikimini ve komuta yeteneğini sağladı.

Bu savaşın uzamaması ve milli kuvvetler tarafından başarıyla sonuçlandırılması Mustafa Kemal Paşa’nın BMM’yi açarak bir milli hükümet kurmasında yatar.

İç Savaşın temel cepheleşmesinin monarşistler ile anayasal rejimi savunan demokratik devrimciler arasında olduğu açıktır. Büyük Millet Meclisi’nin taktik olarak padişaha bağlılık yeminiyle işe başlaması ve dini gösterilerde bulunması bu cepheleşmedeki netliği azaltmaz. BMM, İstanbul’a ve işgal güçlerine karşı en geniş kesimleri birleştirebilmenin yollarını aramış ve günün gereği olan taktikleri uygulamıştır. İstanbul ise asırların kökleştirdiği gelenekselliği kullanarak ve dini fanatizmi kışkırtarak kendi cephesini örgütledi. İstanbul, etnik fay hatlarına oynamaktan da çekinmedi. İstanbul’un İç Savaşın Güney Marmara ve Batı Karadeniz cephelerinde Çerkez ve Abhazlar üzerinden oyun kurmaya çalıştığı, Konya’da dini fanatizme Yozgat’ta ise yerel egemenlere dayandığı açıktır.

Anadolu’da birkaç yüzyıldır süren eşkıyalık sorunu da iç savaşta doruk noktasına ulaştı. Zaten düzenin tesis edilemediği bu ortamda eşkıya çetelerinin artış gösterdiği görülür. Bu çetelerden her iki taraf da yararlandı. İstanbul yanlısı eşkıya çeteleri iç savaşta yenilerek yok edildi. Ankara kendi yanında savaşan eşkıya kökenli Kuvayi Milliye güçlerini düzenli orduya dahil ederek dağıttı, buna karşı çıkan Çerkez Ethem’in isyanını da bastırdı.

İç Savaşın İstanbul hükümeti tarafından yönlendirilen veya desteklenen örgütleri de bulunmaktaydı. Bunlar eşkıya çetesi değil onları da para ve vaatle kışkırtan karşı devrimci propaganda ve casusluk örgütleriydi. ‘Zararlı cemiyetler’ adıyla anılan bu örgütler İnkılap Tarihi derslerinden hatırlanabilir. En başta Hürriyet ve İtilaf Fırkası olmak üzere İngiliz Muhipleri Cemiyeti, Kürt Teali Cemiyeti, Teali-i İslam Cemiyeti, Nigehban ve ardılı olarak Kızıl Hançer Cemiyetleri Rum ve Ermeni ayrılıkçı örgütleriyle birlikte Milli Mücadele aleyhine çalışmış ve iç savaşta Ankara’ya karşı mücadele etmişlerdi. Savaşın sonunda tasfiye edildiler ve önemli liderleri sürgüne gönderildi.

Padişah tarafından resmen ilan edilerek başlatılan ve Damat Ferit Paşa’nın görevden alınmasıyla ve sarayın yenilgisiyle son bulan bu savaşın günümüz siyasetine etkileri sanılandan büyüktür.

Savaş sırasında İstanbul’un kurduğu Divan-ı Harp Mahkemeleri de Ankara’nın İstiklal Mahkemeleri de karşı taraftaki ‘asileri’ mahkum etmek için çalıştı. İstiklal Mahkemeleri Fransız Devrimi’nin terör dönemini andıran kararlarıyla Ankara’nın savaşı kazanmasına katkı sağladı. Milli devrimci otoritenin kurulması rızanın yanında zor yoluyla da sağlandı. Gerek çatışmalarda öldürülen, yaralanan ve sakat kalanları gerekse her iki tarafın terör mahkemelerinin idam ettiği isimleri ve sayıları tespit etmek oldukça zor. Ancak Kurtuluş Savaşı’nın 1919-1921 arasındaki dönemi kanlı bir iç savaştı. Padişah tarafından resmen ilan edilerek başlatılan ve Damat Ferit Paşa’nın görevden alınmasıyla ve sarayın yenilgisiyle son bulan bu savaşın günümüz siyasetine etkileri sanılandan büyüktür.

19 Mayıs’ta Atatürk’ün Samsun’a çıkışının 106. Yıl dönümünde iç savaşı hatırlamak Türkiye’de vatan savunmasının aynı zamanda saraya, tahta ve taca karşı demokratik devrimci bir mücadele olduğunu yeniden bilince çıkarmak anlamını taşıyor.


[1] Sina Akşin, İstanbul Hükümetleri ve Milli Mücadele, Cilt III. İç Savaş ve Sevr’de Ölüm, s.27

[2] Akşin, İstanbul Hükümetleri… s.29

[3] Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk, s. 341

Etiketler: 19 Mayıs, 19 Mayıs Atatürk'ü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramı, atatürk, Damat Ferit, isyan, kurtuluş savaşı, vahdettin
GazeteBilim 19 Mayıs 2025
Bu Yazıyı Paylaş
Facebook Twitter Whatsapp Whatsapp E-Posta Linki Kopyala Yazdır
Önceki Yazı “Mustafa Kemal Paşa Samsun’da”
Sonraki Yazı Sirkadiyen ritim ve obezite birbirlerini sandığımızdan daha çok etkiliyorlar

Popüler Yazılarımız

krematoryum fırını

Türkiye’de ölü yakma (kremasyon): Hukuken var, fiilen yok

BilimEtik
23 Kasım 2023
cehalet
Felsefe

“Cehalet mutluluktur” inancı üzerine

Eşitleştiren, özgürleştiren, mutlu kılan, bilgi midir yoksa cehalet mi? Mutlu kılan, cehalet mutluluktur sözünde ifade edildiği gibi, bilgisizlik ve cehalet…

12 Ağustos 2023
deontolojik etik
Felsefe

Deontolojik etik nedir?

Bir deontolog için hırsızlık her zaman kötü olabilir nitekim çalma eyleminin özünde bu eylemi (daima) kötü yapan bir şey vardır.

15 Ağustos 2024
Güzel şeyler, özgür seçim süreçlerinin en çirkin şekillerde baskı altına alınmasına rağmen varlığını sürdürmeyi dişiler sayesinde başarır.(Görsel: The Belkin)
Flörtöz Hayvanlar

Ördekler, penisleri ve Amerikan ekonomisi

Yanık türkülerin yeşil başlı gövel ördeklerinden esinlenilen romantizm yalnızca bizim hayallerimizde var; gerçek dünyada bu türlerin aşk hayatları çok daha…

5 Kasım 2024

ÖNERİLEN YAZILAR

Eshref Shevky kimdir?

Eshfer Shevky kimdi? Hemen araştırmaya giriştim; ama elimin altında bulunan Türk Sosyoloji Tarihi ile ilgili araştırmalarda bu isme tesadüf edemeyince…

Bilim Tarihi
7 Mayıs 2026

Tümevarım-tümdengelim ve bilimde gerikalmışlık sorunu

Tümevarım Yöntemi’ne geçişteki gecikme, modernleşmenin “özgün bir bilimsel üretim” safhasına geçmesini engellemiş ve süreci daha çok bir “takip ve adaptasyon”…

Bilim Tarihi
20 Nisan 2026

Bilim tarihi araştırmalarında yapay zekâ kullanımı[1]

Büyük veri kümeleriyle uğraşan, literatür taraması yapan veya eski metinleri deşifre etmeye çalışan tarihçiler için YZ şu alanlarda devrim niteliğinde…

Bilim Tarihi
15 Nisan 2026

Antik Yunan ve Romalı doktorlara göre sağlıklı yaşlanmanın yolları

Antik Yunan ve Romalıların ellerinde mikroskoplar veya genetik testler yoktu. Ancak doğayı muazzam bir keskinlikle gözlemlediler.

TarihTıp
19 Mart 2026
  • Biz Kimiz
  • Künye
  • Yayın Kurulu
  • Yürütme Kurulu
  • Gizlilik Politikası
  • Kullanım İzinleri
  • İletişim
  • Reklam İçin İletişim

Takip Edin: 

GazeteBilim

E-Posta: gazetebilim@gmail.com

Copyright © 2023 GazeteBilim

  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk

Removed from reading list

Undo
Welcome Back!

Sign in to your account

Lost your password?