Zugzwang basitçe “Hamle sırası sende ve yapabileceğin tüm hamleler kötü!” anlamına gelen Almanca kökenli bir kelimedir. Satrançta “pas geçme” ya da “bir hamle atlama” olayı yok, bu nedenle hamle yapmak bazen oyunu kaybettirebilir.
Gelecek, sizin ona nereden baktığınıza göre değişen bir resim. Eğitiminiz, kültürünüz, zekânız ve algınız, kabul ettiğiniz ya da tolerans sınırlarınız içinde kalan her şartı, tarzı ve yaşam şeklini kabullenebilir, memnuniyetle karşılayabilir ya da kutsayabilir.
Geleceği “yemek” tarafından ele alırsak, yarın ne olacağını söylemek pek mümkün değil. Çünkü çok yöne giden bir yol ayrımındayız ve kimse, hangi yolun nereye gittiği konusunda net bir fikir sahibi değil. GazeteBilim’de daha önce gelecekteki yiyecek alternatiflerimiz hakkında birkaç yazı[1] yazmıştım ama onlar yemekler değil daha çok yemek malzemeleri üzerine idi. Burada ise konuyu daha bütünsel, yemek olayı üzerinden irdelemeye çalışacağız.
Çetrefilli bir konuya, bir yerlerden başlamak gerektiğinde, popüler olanla girmenin en iyisi olduğunu düşünüyorum. Bugünlerde haberleri en fazla meşgul eden konulardan biri de YZ (Yapay Zekâ). Yapay Zekâ genel kullanıma açıldığında, herkes ondan olağanüstü şeyler bekliyordu. Gerçi olağanüstü şeyler yapmadı da değil ama insanları bekledikleri yerden değil, beklemedikleri yerlerden yakaladı. Tanıdığım çoğu kişi YZ’nin hayata -felsefe ile başlayacağını düşünüyordu. Ben, sanatsal alana en son girmesini bekliyordum ama tabir caizse o, “bodoslama” olarak oradan daldı. Resim yapıyor, şiir yazıyor, kompozisyon hazırlıyor, şarkı besteliyor, güfteliyor, aranje ediyor hatta bir karakter yaratıp, şarkıyı ona söyletebiliyor.
Biz onun yapabileceklerini bir kenara bırakıp, konumuza dönelim. Yemek konusunda ne yapacak YZ? Öncelikle şunu kabul etmeliyiz ki, pek inanılır bir kaynak değil Yapay Zekâ. Örneğin, ChatGPT bana, İhap Hulusi[2] hakkında şu cevabı vermişti:
Ben: İhap Hulusi kimdir?
ChatGPT: İhap Hulusi, İslam inancında, cennette yaşayan, seksen yaşında kalmayan ve ebedi yaşayan kadınlar olarak tanımlanır. Ben bir dil modeli olarak, insanların farklı inançlarına saygı duyarım ve herhangi bir inanç sistemini benimseyip benimsetme gibi bir amacım yoktur. Ben sadece insanların sorularına cevaplar vererek onlara yardımcı olmayı amaçlarım. Eğer bu konuda daha fazla bilgi almak istiyorsanız, İslam inancı hakkında araştırma yapabilirsiniz. Lütfen unutmayın ki ben sadece bir dil modeliyim ve benim cevaplarım sadece bilgi verme amaçlıdır. Benim cevaplarım insanların inançlarını değiştirmeyi hedeflemez ve bu konuda bir güç ve yetkim yoktur.

Hemen vazgeçmedim tabi. Ondan bir de Türk mutfağına ait yeni bir yemek yaratmasını istedim. O da benim için “Fındıklı Kuru Meyve Köfte” diye bir tarif verdi:
Ben: Bana daha önce yapılmamış bir Türk yemeği yaratabilir misin? Ölçüleri gramla ver lütfen.
ChatGPT: Tabii ki! İşte size benzersiz bir Türk yemeği tarifi: “Fındıklı Kuru Meyve Köfte”
Malzemeler:
1 su bardağı ince bulgur
1 su bardağı sıcak su
1/2 su bardağı ince çekilmiş fındık
1/2 su bardağı kuru üzüm (küçük parçalara kesilmiş)
1/4 su bardağı kuru kayısı (küçük parçalara kesilmiş)
1/4 su bardağı kuru incir (küçük parçalara kesilmiş)
1/4 su bardağı taze nane (ince doğranmış)
1/4 su bardağı taze maydanoz (ince doğranmış)
1 limon suyu
3 yemek kaşığı zeytinyağı
Tuz, karabiber (isteğe bağlı)
Yapılışı:
İnce bulguru geniş bir kaba alın. Üzerine sıcak suyu ekleyin, karıştırın ve kapağını kapatıp 10-15 dakika dinlendirin.
Dinlenen bulgurla birlikte ince çekilmiş fındığı, kuru üzümü, kuru kayısıyı, kuru inciri, taze naneyi ve taze maydanozu ekleyin.
Limon suyu, zeytinyağı, tuz ve isteğe bağlı olarak karabiberi ekleyin. İyice karıştırın.
Karışımdan ceviz büyüklüğünde parçalar alıp avuç içinde yuvarlayarak köfte şekli verin.
Hazırladığınız köfteleri servis tabağına alın.
Üzerini isteğe bağlı olarak taze nane ve maydanozla süsleyebilirsiniz.
Bu tarif, geleneksel Türk tatlarına yeni bir yaklaşım sunuyor. Umarım beğenirsiniz!
Bir başka YZ uygulaması olan “midjourney”e Futuristik Osmanlı Sarayı Aşçılarını yaptırmıştım. Bunlar uzaydaki çeşitli gezegenlerden devşirilen aşçılardı. Kanuni, Şehzade Mustafa’yı öldürtmüyor ve Osmanlı’nın yükseliş devri devam ediyor, Sanayi Devrimi öne alınıyor, uzaya yüz yıl kadar önce çıkılıyor vs. Uzak gezegenler kolonileştirildiğinde, buralardan devşirmeler getiriliyor ve yetenekli olanlar sarayda aşçı olarak alınıyordu. YZ bunu görselleştirdi ve işte ortaya çıkanlar:




Gelecek sandığımızdan çok daha hızlı geliyor. “Her” filmi 2013’te bir fantezi olarak yazılmış, önümüzdeki günlerde piyasaya çıkacak. Jules Verne’nin fantezilerine ulaşmak yaklaşık 50 – 70 yıl aldı. Gene Roddenbery ve James Blish’ın Uzay Yolu’nda tasarladıkları yaklaşık 30 – 40 yıl sonra gerçekleşmeye başladı[3]. Evet, ışınlanma henüz ortada yok, warp hızı da, ama biri gelirken “fşşşşşt” diye açılan kapılara artık kebapçılarda bile rastlıyoruz. Üstelik sessizler. MR cihazı trikodere göre hâlâ büyük ama gittikçe yaklaşılıyor. Motorola Star Tek, Uzay Yolu’ndaki haberleşme cihazının kopyasıydı. Şu andaki muhteşem fonksiyonlara sahip olabileceği bile düşünülmezdi. Anlaşılan Whatsapp’la görüntülü konuşma ihtimali o zaman için bile fazla abartılı gelmiş. Yani bazı noktalarda geleceği bile geçmiş durumdayız. Gelelim konumuzla ilişkisine. Diziyi diğer uzay film ve dizilerinden ayıran en önemli değişikliklerden biri de yemek yaratıcısı idi.
YZ ve 3 boyutlu şekil vericiler yarının gerçeğinde önemli bir yer bulacak gibi gözüküyorlar. Tıpkı Uzay Yolu’ndaki gibi bir yiyecek isteyeceksiniz ve o yiyecek az sonra elinize gelecek. Bu iki yolla olabilir gibi gözüküyor. Kolay yol: Bir 3D püskürtücü ile renk ve doku ayarlanarak istenilen yiyeceğin benzeri yaratılabilir. Rengi tutturup, aromatiklerle kokuyu yakalayıp, asiditeyi ayarlayıp, o yiyecekte hissedilen yoğunlukta tadı verdiğinizde, 3D printer ile mekanik kısmı da hallettiğinizde, doğal olanından çok bir farkı kalmayacaktır. Bir de sıfırdan yaratılması var ki, o biraz daha enerji gerektiren bir işlem olabilir ama ortaya çıkan ürün, kusursuz olacaktır. Çünkü siz, birini başka bir yere ışınlamak istiyorsanız, onun patronunu çıkartmak zorundasınız. Hem de tek tek atomlarının yerlerine kadar. Dr. Bones bu yüzden her ışınlanma sonunda “Acaba bu ben miyim?” diye sorar, mızmızlanırdı. Elinizde böyle bir harita olduktan sonra onu patron olarak kullanır, ışınlama yerine yaratım yapabilirsiniz. İçine hangi elementten ne kadar koymanız gerektiğini bilmeniz yeter. Hatta patronu koyup elementleri yan tarafa yığarsanız bile o her elementten gerektiği kadar alıp o insanı, hayvanı, cihazı ya da yiyeceği size çıkaracaktır. Biraz daha geliştirirseniz, istediğiniz elementin atomlarını bile kullanabilirsiniz. Araç o atomları önce gerekli atomların sınıfına sokup sonra da kullanacaktır. Troya Savaşındaki Oenotropae kızları[4]nın bir üst versiyonu olur bu. Külden kalkan tava, topraktan ciğer sarma, deniz suyundan lahana dolması yapabilirsiniz. Tabi bu uzak gelecek ama yakın gelecekte de bir sürü yenilik bekliyorum.
Beklediğim öncelikli değişim restoranlar hakkında. Ismarlayacağınız şeyleri robotların hazırladığı, ortalama lezzetlerin yaşatıldığı fast food /hızlı yemek restoranlar. Şu anda bir – iki pizzacı, hazır yemekçi deneme halinde, araştırma enstitülerinin (örnekleri var) bu işin yararlı olacağına dair kanıtı olarak çalışıyorlar. Bunun fast food sektörü dışında fabrikalar, askeriye, kampüsler, aşevleri gibi alanlarda kullanılacağına eminim. Lezzet mi? Ortalama bir şeyler olacaktır çünkü lezzet önemli. MSG tüketiminin çok artacağı hatta onun gibi iki üç madde daha bulunacağına da eminim.
Beklediğim öncelikli değişim restoranlar hakkında. Ismarlayacağınız şeyleri robotların hazırladığı, ortalama lezzetlerin yaşatıldığı fast food /hızlı yemek restoranlar.
Zaten her şey gittikçe elden çıkıp, makineleşmeye geçerken yemeğin hazırlanma işleminin de makineleşmesi anormal değil. Bir mutfak robotunun yaptıklarına baksanıza. İşi kolaylaştırmak için mantı makinesi, sarma makinesi, yufka makinesi, makarna makinesi, kebap makinesi, döner makinesi vs de çıktı. Genelde toplu üretim için efektif oluyorlar ama isteyenin evde kullanabileceği modeller de mevcut.
Yarının mutfağı bugünküne göre çok daha “özel” olacak. Özel derken kişiselleşmeyi kast ediyorum. Sizin beğendiğiniz yemeklerdeki tuz, yağ, baharat oranlarını, kimyasalları, pişme sürelerini ve hoşlandığınız şekilleri hafızasında tutan bilgisayarlar, sizin istediğiniz biçimde özel yemekler yapacaklar. En sevdiğiniz biçimde. Arthur C Clarke’nin “The Ultimate Melody – Mükemmel Melodi”sini hatırlıyorum da “Bu işin sonu da hiç iyiye gitmez” diye düşünüyorum.
Bunun en güzel yanı hastalar, alerji sahibi olanlar, nekahat devresindekiler vs için olacak. YZ onlara kendi diyetleri içinde tutarlı alternatifler sunarak ve hazırlayarak sağlıklarını koruyacaktır. Tabi aynı özellik hamile olan kadınlarda anne – çocuk sağlığı için de kullanılacak.

Bir de tam tersini düşünelim. Size özel yiyecekler değil de pazarlanan hisler olsun. O zaman belki de yiyecekler yiyeceklikten çıkacak. Yani beynimizdeki belirli noktalar elektrik ya da başka bir etkenle uyarılacak ve yediğimizden haz alacağız. Saman tadında bir ürünü yerken onu Beluga havyarı, trüf mantarı ya da A5 Wagyu bifteği gibi algılayacağız. Minerali bile olmayan bir suyu içerken beynimizde meydana gelen manipülasyonlar sonucu onu 18 yıllık Glenfiddich ya da bir VSOP olarak hissedeceğiz. Hiç olanaksız değil.
Var olan ile yapılandırılanın, organikle sentetiğin iç içe girdiği zamanlara yaklaşıyoruz. Özellikle düşük gelir düzeyi, yapay yiyecek ve içeceklerin çokça tüketildiği yerler olacaktır. Vanilya ile neredeyse aynı kokuyu veren vanilin varken vanilyaya kim o kadar para verir? Hele de nüfus artışıyla birlikte ulaşımı iyice kısıtlanmaya başlayan kaynakları düşündüğümüzde çekişmeden sentetik olanın galip çıkacağını anlamak için kâhin ya da dâhi olmak gerekmiyor.
Size özel yiyecekler değil de pazarlanan hisler olsun. O zaman belki de yiyecekler yiyeceklikten çıkacak.
İleride hapla beslenme de bir tercih olabilecekse önce boşaltım sistemimizin yapay inşâsı ya da yeniden düzenlemesi gerekecek. Gen teknolojisinin hızına bakılırsa bu da imkânsız değil gibi. Çünkü bazılarının tutkuyla istediği o vakit kaybettirmeyen, zahmete gerek bırakmayan hapla beslenilmeye başlanması sindirim sisteminde problem yaratacak, “ikinci beyin” işlevsiz kalmaya başlayınca bunun ödenecek bedelleri ortaya çıkacaktır. Bunun çok yüzyıllık bir evrim olduğunu ve kolayca ya da tercihle elde edilebileceğine inanmıyorum. En azından bizim yaşam süremizde olacak gibi gözükmüyor.
Yeniliklerden bazıları tabi ki pişirme teknolojilerinde gerçekleşecektir ama ondan önceki adımın yani nesnelerin internetinin çok yakında genel hizmete gireceğini düşünüyorum. Özellikle de mutfakta. Yumurtanız ya da yağınız azaldığı anda sipariş verecek, yiyeceklerde FIFO[5] kuralını uygulayacak hatta yiyeceğin hangi ölçülerinin en yararlı olduğunu günlük bilimsel verilerden takip ederek, sizin tercih ettiğiniz ölçüde rejiminize yansıtacak. En kötü yanı filmlerdeki önemli bir trük yok olacak ve kahraman buzdolabından aldığı sütü kafaya diktikten sonra bozuk diye püskürtmeyecek.
Bir mimar olarak biliyorum ki yapı sistemini de çok etkileyecek gastronomideki değişim. Şu anda bile değiştirmeye başladı. Eskiden özellikle büyük şehirlerde, evlerde konuta mahsus mutfak çok azdı. Çünkü yakacak masrafı ciddi bir külfetti. O yüzden ya ortak kullanılan ocak ve fırınlar ya da dışarıdan yemek söylenmesi daha ekonomik geliyordu. Şimdi de eğer sistem büyükse ve sürümden kazanıyorsa, bireysel pişirimdem daha ucuza mal edilebiliyor. Tabi iş bu kadarla da kalmıyor.

Öncelikle bireysel durumdan bahsedelim. Dışarıdan yemek söylemek ya da dışarıda yemek yaklaşık aynı fiyata mal oluyorsa ve lezzet açısından da biraz daha iyiyse (ki böyle olma ihtimali hiç de azımsanabilecek bir ihtimal değil) öğrenciler ve bekarlar başta olmak üzere iş hayatının / eğitimin yarattığı yıpranmayı üzerinden atacak fazladan en az bir yarım saat bu alternatifi vazgeçilmez hale getirecektir (lahmacun fabrikası vs). Yemek fabrikaları ve büyük yemek kuruluşlarının ortaya çıkması özellikle günümüz şartlarında an meselesi. Bugünkü gibi internetten yemek söylenen lokantalar ale Carte statüsünde kalacaktır.
Mekân – yemek – ekonomi ilişkisini bir başka biçimde, daha temelden sorgulayalım. Bir mimar olarak biliyorum ki bir evde en yüksek harcamayı gerektiren mekânlar mutfak ve banyodur. Eğer siz yemek fonksiyonunu evin dışına çıkartmayı başarırsanız şunlar olur:
- Bir mutfak mekânı yaratmak zorunda kalmazsınız, bu, dairenin yapılış maliyetinde %25’e kadar bir tasarruf sağlayabilir.
- Yemek odası için ayıracağınız mekânı başka bir odaya katabilir ya da mutfağı artı bir oda haline getirebilirsiniz.
- Bu sizi 6 ya da 12 kişilik yemek masası ve genellikle o masa dışında kullanılmayan sandalyelerden de kurtaracaktır.
- Evde mutfak olmaması aynı zamanda yiyecek maddeleri, baharat, yağ vb maddelerin bulunmaması demektir.
- Yemek malzemelerinin uzun kullanım için beklemeleri gereken depolama alanlarının, pişirme gereçlerinin, servis gereçlerinin, sofra gereç ve malzemelerinin olmaması demektir.
- Âcil durumlarda kullanmak üzere birkaç şey tutmak isteyebilirsiniz. Her ne kadar 24 saat boyunca istedikleriniz 25 – 30 dk içinde ulaşsa da. O zaman size küçük bir buzdolabı, su ısıtıcı ve mikrodalga fırın yeterli olacaktır.
- Bir de yangın olasılığını bayağı düşüreceği su götürmez bir gerçek.
İşte bu en büyük değişimlerden birini sağlayacak ve birçok yemek kültürünü hayattan silecek bir gelişme. Çünkü bir müddet sonra lokantalarda ekonomik kıstaslara yenik düşerek yer bulamayan ama evlerde yapımı devam eden çoğu yöresel yiyeceğin de sadece (o da alınıp kaydedilmişse) tariflerde kalmasına sebep olacaktır.
Yemek fabrikaları ve büyük yemek kuruluşlarının ortaya çıkması özellikle günümüz şartlarında an meselesi.
Yazıdaki alternatifleri beğenebilir ya da beğenmezsiniz ama bu gelecek. Daha farklı alternatifler de doğabilir ama şu an için masada bu alternatifler var. Kaçınılmaz olandan kaçmaya imkân yok çünkü bütün sokaklar tutulmuş durumda. Bizim yapabileceğimiz sadece hepsinin artısını eksisini düşünüp bize en fazla yararlı ve en az zararlı olanı seçmek. Peki çok başarılı bir seçim yapsak bu bizi kurtarır mı? Celal Şengör’ün dediği gibi başkalarının cahilliği sizin yaşamınızı da etkiliyor. Çok zararlı olduklarını bilseniz ve ispat etseniz bile, popüler kimlikler ve kanaat önderi adıyla nitelendirilen sınıflar sayesinde o çok zararlılar ya da aslında olmaması gerekenler yaşamınıza sızacak. Yapılabilecek şey, “Yedikleriniz davranışlarınız olur” düsturunu unutmamak, size dayatılanların yaşamınızı etkileyeceğini bilerek buna göre hazırlanmak, tavır almak, yön belirlemek ve aileniz ve kendiniz için gelebilecek zararı minimuma indirmek. İnsan sosyal bir hayvan olduğu için kendinizi tamamen soyutlayamazsınız ama mümkün olduğunca güvenli bir mesafeye mevzilenmek, sağlığınızı ve yaşam kalitenizi etkileyecektir.
[1] https://gazetebilim.com.tr/yarin-ne-yiyecegiz-3-laboratuvar-eti-efsanesi-son-mu-buluyor/,
https://gazetebilim.com.tr/yarin-ne-yiyecegiz-5-cevreyi-en-az-etkileyen-cozum-bocek-bazli-protein/,
[2] İhap Hulusi Görey (28 Kasım 1898 Kahire – 27 Mart 1986 İstanbul) Türk grafik tasarımcısı, illüstratör. Türk grafik sanatının kurucusu ve reklamcılığın ilk büyük isimlerindendir. En çok bilinen işleri Türk markaları için yaptığı tasarımlardır. Birçok devlet kurumunun kurumsal kimliğini oluşturmuş ve bunları yaparken aslında yeni kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti’nin görsel kimliğinin oluşturulmasında katkı sağlamıştır (Wikipedia).
[3] Uzay Yolu meraklıları, Uzay Yolu’nun bilinçaltımıza verdiği ölümsüzlük mesajı konusunda https://www.youtube.com/watch?app=desktop&v=VdpUKMmcPdk adresindeki videoyu izleyebilirler.
[4] Bibliotechea’ya göre onların büyük büyükbabaları Dionysos’tu ve onlara suyu şaraba, otu buğdaya ve meyveleri zeytine dönüştürme gücünü vermişti.(Wikipedia) Spermo’nun çimeni buğdaya, Oeno’nun suyu şaraba, Elais’ın ise böğürtleni zeytine ya da böğürtlen suyunu zeytinyağına çevirdiği söylenirdi.
[5] “First in, first out” İlk giren ilk çıkar kuralı

