Sosyal öğrenmenin önem kazandığı ama insanların sadece teknolojik aletler üzerinden sosyalleştiği (!) bu çağda eğitim dünyasının dönüşüm yapmak için elindeki tek bir araç var: Sorgulayan bireylerin sayısını artırmak.
Hatırlar mısınız bilmem? 1980’li yılların en kült filmlerinden olan Geleceğe Dönüş’ün ikinci serisinde Dr. Brown, Marty ve Jennifer’in çocuklarının geleceğiyle ilgili bir durumdan dolayı onları 2015 yılına götürüyordu. Hatta filmin çekilmesinden yıllar sonra 21 Ekim 2015 tarihinde filmin hayranları kendi aralarında küçük çaplı bir kutlama bile yapmışlardı. 1980’li yıllardan geleceğe bakan bizler ise senaristin zihninde yarattığı o gizemli dünya karşısında büyüleniyorduk. Hepimizin şu anda geleceğin o çarpıcı teknolojilerinin neler olduğunu hatırlamaya çalıştığına eminim. Neler mi vardı? Uçan arabalar, ıslak olan montun küçük bir dokunuşla kuruması, robot benzin istasyonları ve niceleri…
Geriye dönük baktığımızda o gün için 2015 yılında gerçekleşmesini öngördüğümüz pek çok teknolojinin hayatımıza girmediğini ve hayatımızı kolaylaştırmadığını görüyoruz. O halde bu ayki sayının ana teması ve sorusuna dönüp tekrar yakından bakalım mı?
İnsanlık nereye gidiyor? Gelecek güzel olacak mı?
Bu soruyu pek çok farklı disiplin açısından ele almak mümkünken ben yine de bildiğim alan olan eğitim üzerinden tartışmakta yarar görüyorum. Bir karikatür var. Öğretmenin tek görevinin çocukların beynine teller aracılığıyla iletilecek bilgilerin bulunduğu kitapları seçmek olduğu gelecek tasvirinde öğrencilerin pasif bir şekilde bilgiye ulaştığı resmediliyor. 1910’lu yıllarda 2000’li eğitim sistemini resmeden karikatürist çok da olumlu bir tablo çizmiyor sanki. Ne dersiniz?

Öte yandan Stefan Zweig’a ait olduğunu hatırladığım kitabın bir bölümünde geleceğe giden biri okulların nerede olduğunu sorar. Geleceğin okullarının nasıl olduğunu merak eden bu kişiye gelecekteki insanlar okul diye bir şeyin olmadığını çünkü insanların öğrenmek için zamana ve mekâna gereksinim duymadıklarını anlatıyorlar. Gelecekte böyle bir kurgu olur mu bilinmez ama şu iyi bilinmelidir.
Gelecek pek de güzel olmayacak.
Sakın benim çok kötümser biri olduğumu düşünmeyin ancak kötümserlerin dünyayı değiştirmek için daha çok planlarının olduğunu söyleyebilirim. Peki ne zaman eğitime dair olumsuz düşünceler tarafından dibe çekilip karabasanlar gören ve hemen David Halpin’in ‘Eğitim ve Umut’ isimli kitabına sarılan ve umut tazeleyen bir eğitimci olan ben, niye böyle düşünüyorum? Açıklayayım.
Yapay Zekâ
ChatGpt’in ortaya çıkmasından bu yana olumlu haberlerden daha çok olumsuzlarla gündeme gelen Yapay Zekâ, insanların belki mesleklerini elinden almayacak. Uzun yıllardır süregelen tartışmayı elimizin tersiyle iterek yapay zekânın öğretmenlerin mesleklerini elinden alamayacaklarını aksine onlara büyük ölçüde katkıda bulunacaklarını söyleyebilirim. Ancak yapay zekânın insanları pek çok sorumluluk gerektiren işten uzaklaştıracağına duyduğum inanç biraz ürkütücü.

Hedef eksikliği
Sadece bizim ülkemizde değil dünyanın pek çok farklı ülkesinde yapılan araştırmalar, insanların hedefsizlikten mustarip olduklarını gösteriyor. İnsanın Anlam Arayışı isimli müthiş kitabından anlam olmadan yaşamanın pek mümkün olmadığını anlatan Viktor Franklin, günümüzün bireylerindeki hedef ve anlam noksanlığını nasıl tartışırdı dersiniz.
Bilginin fazlalaşması
1980’li yıllarda büyüyenler hatırlar. Evlerimizde kalın kalın ansiklopedilerle dönem ödevlerimizi çizgisiz kağıtlara dolma kalemle düzgün şekilde yazmaya çalışırdık. Kütüphanelerinin güncellenmelerinin uzun yıllar sürdüğü dönemlerden gelmiş bizler olarak şimdi etrafımızda bilgiye ulaşmayı mümkün kılan pek çok aracın olması bizi körleştiriyor. Jose Saramago’nun Körlük isimli müthiş romanında şehirdeki herkesin birden körleşmesi gibi insanlar fazla bilgiye maruz kaldıklarından körleşiyorlar.
Düşünememek
Berthold Gunster tarafından kaleme alınan kitap, düşünmenin büyüsüne odaklanıp problemlerin nasıl oluyor da fırsata çevrildiğini çarpıcı örneklerle ele alıyor. Geçmişte de sıklıkla görüyor olsak da artık düşünmekten vazgeçip kendi akıllarını başkalarının emrine verenlerin eğitimdeki değişimin önündeki en büyük engellerden olduğu net bir şekilde görülüyor.

Sözün sonu
Peki sorumuza tekrar dönecek olursak bizi nasıl bir gelecek bekliyor. İnsanların sosyal medya puanlarının toplanarak onlara ayrıcalık tanıdığı bir dünya mı? Yoksa korku dolu distopyaların ekseninde bize bir şey yapmaz diye avunduğumuz salgınların kol gezdiği bir dünya mı? Wall-e isimli animasyon filmdeki gibi insanların yürümeye bile tenezzül etmediği ve her şeyin onlara direkt sunulduğu bir dünya mı? Eğitim dünyasında yaşanan hızlı değişimler ışığında bizi gelecekte karanlık günlerin beklediği sonucuna varabiliriz. Sosyal öğrenmenin önem kazandığı ama insanların sadece teknolojik aletler üzerinden sosyalleştiği (!) bu çağda eğitim dünyasının dönüşüm yapmak için elindeki tek bir araç var: Sorgulayan bireylerin sayısını artırmak. Ancak o zaman gelecekte iyi şeyler bekleyebiliriz. Bu iyi şeylerin gerçekleşmesi de sadece kendi kendine yeten otodidaktik insanların yetişmesini mümkün kılmaktan geçecektir. O halde gelecekte insanları iyi şeylerin beklemesi için sorumluluk almaya hazır bireylerin çoğalması dileğiyle…

