Bilim ve felsefe, bazılarının iddia ettikleri gibi Yunanlılarda bir mucize eseri olarak mı ortaya çıktı?
“Yunan mucizesi” kavramı, bilim ve felsefenin mucizevi olarak Eski Yunan’da ortaya çıktığını savunanlarca ileri sürülen bir varsayımdır. Buna göre, Yunanlılar, o zamana kadar yaşanmış ve yaşanmakta olan komşu uygarlıkların birikimlerini de en iyi şekilde özümsemek suretiyle, parlak bir uygarlığın yaratıcısı olmuşlar; mucize eseri olarak bilimi ve felsefeyi geliştirmişlerdir.
Bu görüşü savunanların başında Ernest Renan ve Sumner Maine gelmektedir. Renan’a göre, güneş altında tek mucize vardır, bu da Yunan Mucizesi’dir. Renan, Yunan’ın bu mucizeyi yaratmasının sebebi olarak da, Yunan ülkesine hâkim olan iklimi göstermektedir. Kâmıran Birand, İlk Çağ Felsefesi Tarihi adlı kitabında konuyla ilgili olarak şunları söyler; “Felsefeyi, denizci ve tüccar bir millet olan bu İonia’lılar yaratmıştır. İonia’lıların kurmuş olduğu Antik Yunan Dünyası ilmin beşiği olmuştur. Bilgiyi, başka hiçbir çıkar gözetmeksizin, yalnız bilmek için elde etmek isteyen manevi çaba, ilkin, İonia’lıların yurdunda doğmuştur.”
Ancak ardından şu satırları yazar; “Gerçi, en son araştırmalar, bu çeşit bir bilgi anlayışının, Yunanlılardan önce, bazı Doğu uluslarında, hele, Çinliler ve Hintliler’de de mevcut olduğunu ortaya koymuştur. Doğu dünyasının bu en eski kültür ulusları da, bir yandan, pratik hayatın zorunlulukları sonucunda elde edilmiş, ayrı ayrı, tek tek bir yığın bilgilere, öte yandan, âlemin bütünü hakkında, mitologi’ye ve fantezi’ye dayanan bazı genel görüşlere sahiptirler.”
Yine önemli felsefecilerimizden Macit Gökberk de felsefenin ilk olarak Eski Yunan’da, İyonya’da ortaya çıktığını iddia eder. Gökberk’e göre MÖ 8. yüzyıldan önce felsefe olarak değerlendirilebilecek bir etkinlik söz konusu değildir.

Bu görüşü savunanlarca, felsefe ve bilim, Eki Yunan’da İyonya bölgesinde ortaya çıkmıştır. Eski Yunan’dan önce bilime ilişkin bilgiler varsa da, aslen bilimi ve felsefeyi geliştiren uygarlık Eski Yunan uygarlığıdır. Eski Yunanlılar, felsefeyi bağımsız olarak geliştirdiler ve bilimi de kısmen önceki uygarlıklardan yaralanarak farklı bir yola, bugünkü anlamda bir yola koydular.
Bilim ve felsefe, bazılarının iddia ettikleri gibi Yunanlılarda bir mucize eseri olarak mı ortaya çıktı? Gerçekte Yunan’dan önce Mısır ve Mezopotamya’da bilimsel düşüncenin doğduğu bilinmektedir. Ancak, Doğu’da bilim ve uygarlığın gerilemeye başladığı M.Ö. 8. yüzyılda Anadolu’nun batısında, Ege kıyılarında, Homeros ve Hesiodos gibi büyük şairlerle birlikte bir canlanma olmuştur. Bazı tarihçilerce, “Homeros Yüzyılı” diye adlandırılan bu dönem, edebî açıdan çok önemli olmasına rağmen, bilimsel açıdan o kadar önemli değildir. Zira bilim dünyasına bir giriş dönemi olarak kabul edilmiş ise de, daha çok çökmekte olan Minos uygarlığının özelliklerini yansıtan Homeros’un şiirleri, İyonya uygarlığının doğuşunu açıklayacak nitelikte değildir. Bu nedenle çok dar bir kara parçası üzerinde gelişen bu uygarlığın doğuşu, uzun bir süre “Yunan Mucizesi” olarak adlandırılmıştır. Ancak Dünya uygarlık tarihi üzerinde yürütülen araştırmalar, yavaş yavaş konuyu daha geniş bir görüş açısı içinde ele alma olanağını sağlamıştır.

Anadolu’nun bu kıyıları gerçekte çok değişik uygarlıklarla çevrilmişti. Bu kıyılardaki limanlar, Fenikelilerin, Filistinlilerin, Mısırlıların ve Anadolu kavimlerinin uğrak yerleriydi. Çok değişik inançlara ve görüşlere sahip olan bu uygar toplumların bireylerinin kaynaşması bilimin gelişmesi için çok yararlı bir ortam sağlıyordu. Ayrıca gezginler ve tüccarlar da değişik anlayışların yayılmasına aracı oluyorlardı. İran’da Zerdüşt, Hindistan’da Buda, Çin’deki iki ünlü din adamı ve düşünürü, Lao Tzu ve Konfiçyus’un görüşleri de bunlar arasındadır.
Diğer taraftan Eski Yunan’a daha yakın olan Mezopotamya ve Mısır’da ise bilim çok daha gelişmişti. Mezopotamya uygarlıklarından Babillilerin bilimsel uğraşları, Yunan döneminden önceydi. Asurluların bilimsel uğraşları ise, kısmen Homeros ve Hesiodos’tan önce olmasına rağmen, genelde Yunan biliminin ilk dönemleriyle çağdaştı. Sölekidler zamanındaki bilimsel uğraşlar ise Hellenistik dönemle aynı yıllara rastlıyordu. Dolayısıyla bu kadar yakın bir ilişki içinde bulunan bu toprak sakinlerinin birbirlerinden etkilenmemiş olmaları olası değildir.
Ayrıca, Yunanlılarınkiyle hemen hemen çağdaş olan Mısır’daki bilimsel faaliyetler de küçümsenemeyecek bir düzeydeydi. Kral Neco dönemi, Mısır’ın ikinci Rönesans dönemiydi. Kral Neco, Nil nehrini Kızıl Deniz ile birleştirmek amacıyla bir kanal açma girişiminde bulunmuştu. Herodotos, bu kanalın açılmasına ilişkin ayrıntılı bilgiler vermektedir.
Kral Neco, dış ticarete çok önem veriyordu. Fenike gemilerinin Afrika’nın çevresini dolaşmalarını emretmişti; çünkü o zamanki coğrafya bilgisi, bunun olanaklı olduğunu ortaya koyuyordu. Daha sonra Mısır’ı ziyaret eden Atinalı Solon (M.Ö. 4. yüzyıl), Neco’nun kanunlarını incelemiş ve dönüşünde burada öğrenmiş olduğu bazı kanunları Atina kanunlarına eklemiştir.
Yine bu dönemde, Yunanlıların, Mısır’da kendi yönetimleri altında birtakım koloniler kurdukları bilinmektedir. M.Ö. 8. ve 7. yüzyıllarda Yunanlılar, Asyalılar ve Afrikalılar birbirleriyle kaynaşmışlardı. Özellikle Mısır uygarlığının etkisi çok fazlaydı. Hellenik Çağ bilim adamlarının yaşamları incelendiğinde bunu açıkça görme olanağı vardır.
Mısır’ı ziyaret eden Atinalı Solon (M.Ö. 4. yüzyıl), Neco’nun kanunlarını incelemiş ve dönüşünde burada öğrenmiş olduğu bazı kanunları Atina kanunlarına eklemiştir.
Son dönemde yapılan araştırmalar göstermektedir ki, bilimsel çalışmalar Antik Yunan’dan önce Mısır ve Mezopotamya uygarlıklarında, tarıma dayalı uygarlıklara geçiş süreciyle şekillenmiştir. Matematiksel bilimler (aritmetik, geometri, astronomi) bu uygarlıklarda aşağı yukarı MÖ 3000’lerden beri vardır. Bunlara Çin ve Hint uygarlıkları da dâhildir. Tüm bu tarıma dayalı uygarlıklarda pratik problemlere yönelik olarak alan ölçümü, hacim ölçümü hesapları yapılabilmektedir. Hatta bazı örneklerde Pythagoras ve Thales’e atfedilen geometrik teoremlere de rastlamaktayız. Mezopotamya uygarlıklarından özellikle Babilliler sistematik gökyüzü kayıtları tutmuşlar, gezegenlerin Yer etrafındaki dolanım sürelerini hesaplamışlar ve tutulmaları da matematiksel olarak öncenden tahmin edebilmişlerdir.
Diğer taraftan felsefi bilginin de Yunan’da başlayıp başlamadığı günümüzde tartışılan hususlar arasındandır. Konuyla ilgili en önemli yazarlardan Ruben, Hindistan’da felsefi tartışmaların Yunandan en az bir asır önce başladığını ve Yunan’da İyonya okulunun ortaya çıktığı dönemlerde (ki felsefenin başlaması bu okula dayandırılır) Hindistan’da yüzü aşan filozof olduğunu yazar.

Antik Yunan’ın ilk filozofu olarak kabul edilen Thales, varlıkların temelinin “su” olduğunu söyler. Thales bir tacirdir ve Mısır ve Mezopotamya bölgesine de seyahatler yapmıştır. Bu bölgedeki uygarlıkların yaratılış öykülerinden de haberdar olmalıdır. Bu öykülerde su ilksel kaosu temsil etmektedir. Thales’i izleyen filozoflar da bu öykülerden yararlanmışlardır. Ancak gerek Thales ve gerekse onu izleyenlerin asıl başarısı, dünyanın kuruluş ilkesi olarak öne sürülen düşüncelerin daha çok akılsal temelli olmasıdır.
O halde gerçekte Yunanlıların bu başarısı bir mucize kabilinden uzaktır. Ancak onların felsefeyi ve bilimi geliştirdiği düşüncesi yadsınamaz. Aslen Eski Yunanlılar, doğal olarak kendilerinden gelen bilgi birikimini yeniden yorumladılar ve bu birikimi ıslah ettiler.
Yunanlıların, birçok şeyi icat etmediğini sadece bazı şeyleri ıslah ettiğini belirtenlerin başında Voltaire gelmektedir. Voltaire’e göre bütün medeniyet ve bilimlerin mucidi olarak görülen Yunanlılar, aslında yeni bir şey ortaya koymayıp Mısırlı bilim adamlarını taklit etmişlerdir. Dolayısıyla Yunanlıların yaptıkları tek şey, hazır buldukları şeyleri belli bir tertibe sokmak ve böylece bir gelenek oluşturmak olmuştur.
Thales bir tacirdir ve Mısır ve Mezopotamya bölgesine de seyahatler yapmıştır.
Hilmi Ziya Ülken’e göre de tarih incelemeleri ilerledikçe, şimdiye kadar kendi kendine ortaya çıktığı iddia edilen medeniyetlerin, birbirine bağlı oldukları ve aynı kökten geldikleri daha iyi anlaşılmaktadır.
Ülken’in bir başka önemli iddiası ise, medeniyetlerin her şeyden önce birer büyük tercüme devri ile başladığıdır. Mesela, Eski Yunan uyanışı Anadolu, Fenike ve Mısır tercümeleriyle, Türk Uygur uyanışı Hint, İran ve Nesturi tercümeleriyle, İslam uyanışı Yunan, Nesturi, Yakubi ve Hint tercümeleriyle, Avrupa’daki uyanış ise, İslam (Türk, Acem ve Arap), Yahudi ve Yunan tercümeleriyle mümkün olmuştur.
Bertrand Russel da Yunan Mucizesi görüşüne karşı çıkanlardandır. Russel’a göre tarihte Eski Yunan medeniyetinin birdenbire doğuşunu açıklamak güçtür. Çünkü bu medeniyeti kuran öğeler, zaten binlerce yıldan beri Mısır ve Mezopotamya’da bulunmuş ve oradan da komşu ülkelere yayılmış olan öğelerdir. Yunanlılar ise, sadece bu öğeler üzerine bazı ilaveler yapmışlardır.

Conner, Halkın Bilim Tarihi adlı eserinde şunları yazar; “Pingree ve benzeri düşünen araştırmacıların sayesinde, artık Yunan biliminin daha önceki dönemlerde Mezopotamya ve Mısır’da yapılanları temel aldığı, Çin ve Hindistan’daki antik kültürlerin bilimsel düşüncenin gelişmesine katkıda bulunduğu da kuşku götürmemektedir.”
Conner, Yunan Mucizesi düşüncesini ağır bir şekilde eleştirir. Ona göre bu düşünce ırka özgü bir ideolojik yaklaşımdır. Bu kavram, bilimsel kanunların sadece beyaz ırkın yaratabileceği düşüncesine dayanır. Bu da Avrupa emperyalizminin bir ürünüdür. Bu düşünce ekolü Göttingen Üniversitesi’nde ortaya atılmıştır ve siyah Afrikalıların medeniyet kurduğuna dair kanıtları yanlış kabul eder. Yunanlılar Germen halkının doğrudan atalarıydılar ve modern düşünce bu uygarlık tarafından kurulmuş olmalıydı. Ancak son dönemlerde yapılan araştırmalar bu düşünceyi yıkmış ve Yunanlıların birçok düşünceyi Mısır ve Mezopotamya halklarına borçlu oldukları anlaşılmıştır.
Bu düşünce ekolü Göttingen Üniversitesi’nde ortaya atılmıştır ve siyah Afrikalıların medeniyet kurduğuna dair kanıtları yanlış kabul eder.
Hatta Herodotos’a başvurursak konu daha da açıklığa kavuşmaktadır. Tarih adlı eserinin İkinci Kitap’ında Herodotos, Yunanlıların Tanrı isimlerinin Mısır’dan aldığını ve Mısır’ı birçok konuda Yunanlıların izlediğini yazar. Bunun dışında antik Yunanla ilgili bazı kaynaklardan öğrendiğimize göre Thales ve Pythagoras gibi önemli filozoflar Mısır’a gitmiş ve buradaki bilgileri Yunan’a taşımışlardır. Ayrıca Herodotos’un kendisi de Helenlerin Tanrılarını Homeros ve Hesiodos sayesinde öğrendiğini dile getirir. Yani bu etkileşim İyonya okulu öncesine kadar uzanmaktadır. Örneğin Platon, Homeros’a “Helenlerin hocası” demektedir. Homeros ve Hesiodos’un Antik Yunan düşüncesinde önemli bir yere sahip olduğunu biliyoruz. İki şairin eserleri, Doğu’daki eserlerle karşılaştırıldığında, onların Doğu’dan bir miras aldıkları açıktır. Mesela Homeros’un eserlerinden Odysseia, Gılgamış Destanı arasındaki benzerlikler yadsınamaz. Öyleyse Yunanlılar bilim ve felsefe alanında yaratıcı olmaktan ziyade aktarıcı olmaları daha makuldür.
Bilim ve felsefe insanlığın ortak malıdır. Buna karşın, felsefenin felsefe olmasında Yunanlıların katkısını da tamamen inkâr etmemek gerekir. Zira Yunanlıların felsefenin gelişiminde önemli önemli katkıları olduğu açıktır. Bilimin ve felsefenin Antik Yunan’da birdenbire, mucize eseri olarak doğduğuna inanmak, kültür ve medeniyet tarihinde dayanılabilecek yeter derecede delil bulamamaktan ileri gelmiştir.
Kaynaklar
Aydın Sayılı, Mısır ve Mezopotamyalılarda Matematik, Astronomi ve Tıp, Ankara 1982.
Bertrand Russel, Batı Felsefesi Tarihi I (Antikçağ), Çeviren: Muammer Sencer, Ankara 1972.
Cemil Meriç, Umrandan Uygarlığa, İstanbul 1998.
Clifford D. Conner, Halkın Bilim Tarihi, TÜBİTAK, Ankara 2005.
Herodotos, Tarih, Çeviren: Müntekim Ökmen, Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul 2015.
H. Ziya Ülken, Uyanış Devrinde Tercümenin Rolü, İstanbul 1997.
İsmail Erdoğan, “Felsefenin Menşe’i İle İlgili Görüşler”, İlahiyat Fakültesi Dergisi, (2003), s. 59-74.
Kâmıran Birand, İlkçağ Felsefesi Tarihi, Ankara 1987.
Mahmut Kaya, “Felsefe”, D.l.A., Xll, İstanbul 1995.
Mübahat Küyel, Felsefeye Başlangıç, Ankara 1976.
Sevim Tekeli, Esin Kâhya, Melek Dosay, Remzi Demir, Hüseyin Gazi Topdemir, Yavuz Unat ve Ayten Aydın Koç, Bilim Tarihine Giriş, Dokuzuncu Baskı, Nobel, Ankara 2016.
Stephen F. Mason, Bilimler Tarihi, Çeviren: Umur Daybelge, Türk Tarih Kurumu, Ankara 2013.
Voltaire, Felsefe Sözlüğü, Cilt I, Çeviren: Lütfi Ay, İstanbul 1995.
Walter Ruben, “Eski Yunan’dan Bir Asır Önce Felsefe Hint’te Başladı”, Bilim ve Ütopya, Sayı: 272, Şubat 2017, Sadeleştiren: Emrah Maraşo ve Harun Çakan, s. 16-45

