“Felsefe bilim değildir” diyerek felsefeyi bilimden dışladığımız anda bilimin ne yaptığını doğru biçimde anlama şansını da yitirebiliriz. Bilim gözler ise felsefe beyindir.
Prof. Dr. Tayfun Uzbay
Üsküdar Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Nöropsikofarmakoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi (NPFUAM) Müdürü, İstanbul
Bazı klasik felsefeciler net olarak “bilim değildir” diyor. Peki bütün bilimler nereden çıktı? “Felsefe bir bilim değildir” diyenler felsefenin bilimin temeli olduğunu unutmuş olabilir mi?
Modern bilim, (i) gözlem ve ölçüme dayanması, (ii) hipotezleri deneysel olarak sınaması ve (iii) yanlışlanabilir olmasıyla karakterizedir. Bu nedenle ölçülebilir, tekrarlanabilir ve yanlışlanabilir iddialar bilimsel çerçevede değerlendirilebilir. Bununla birlikte, yanlışlanabilirlik bilimselliğin önemli bir ölçütüdür. Ancak bilimi bilim olmayandan ayıran (demarkasyon) tek ve evrensel ölçüt olup olmadığı bilim felsefesi literatüründe tartışmalıdır. Felsefenin bilim olmadığını savunanlar, felsefi soruların önemli bir bölümünün ölçüme elverişli olmadığı, deneysel olarak sınanamadığı ve yanlışlanabilir biçimde formüle edilemediği görüşündedir. “Zihin bedenden ayrı mıdır?” gibi bir sorunun doğrudan deneysel bir tasarımla yanıtlanamaması bu iddiaya örnek gösterilir. Bu yaklaşıma göre felsefe modern bilimsel yöntemi kullanmadığı için bilim kategorisine dahil edilemez.
Kanaatimce bu yaklaşımda ihmal edilen bazı noktalar var. Bir kere, bilim felsefenin içinden doğmuştur. Felsefe tüm bilimlerin köküdür. İkincisi, bilimin temel kavramları olan nedensellik, doğa yasası, zaman, ölçüm ve gerçeklik gibi kavramlar aslında felsefi kavramlardır. Örneğin, “Bir deney neyi ölçer?” ve “Bir ölçüm ne zaman geçerlidir?” gibi sorular için felsefeye ihtiyaç duyarız. Bunlar bilim felsefesi sorularıdır.
Benim çalıştığım alanda sorduğum “Bilinç nedir?” “Davranış zihni temsil eder mi?” veya “Hayvan modeli insanı ne kadar temsil eder?” gibi sorular da doğrudan felsefi sorulardır. Nöropsikofarmakoloji, davranış, bilinç ve bağımlılık alanında sorduğum, “Herhangi bir deneysel hayvan modelinde gözlenen davranış öznel deneyimi temsil eder mi?”, “Bir molekülün ödül yanıtı oluşturması ne demektir?” ve “Motivasyon biyolojik midir, psikolojik midir?” gibi soruları ancak bilim felsefesi yaparak tartışabiliriz.
Bir kere, bilim felsefenin içinden doğmuştur. Felsefe tüm bilimlerin köküdür. İkincisi, bilimin temel kavramları olan nedensellik, doğa yasası, zaman, ölçüm ve gerçeklik gibi kavramlar aslında felsefi kavramlardır.
“Felsefe bilim değildir” diyerek felsefeyi bilimden dışladığımız anda bilimin ne yaptığını doğru biçimde anlama şansını da yitirebiliriz. Bilim gözler ise felsefe beyindir. Kaldı ki, bilim felsefenin içinden doğmuştur ve modern bilim kavramlarını, sorularını, yöntemini ve neyin “bilgi” sayılacağını önce felsefeden almıştır.
Antik çağda: Aristoteles fizik yazdı, Platon zihin yazdı ve Hipokrat tıp yazdı. Bunların hepsine felsefe deniyordu. Newton’un kitabının adı bile: Philosophiae Naturalis Principia Mathematica (Doğa felsefesinin matematiksel ilkeleri) idi (Resim 1). Yani fizikçi bile doğa felsefesinin matematik ilkelerine dayanarak açıklama yapmaya çalışıyordu.
Ayrıca bazı felsefi sorular ölçülebilir ve deneyle sınanabilirdir. Örneğin, “Işık parçacık mı dalga mı” sorusu eskiden felsefeydi, şimdi deneysel fizik deniyor. Ama “Bilinç nedir” ve “Zihin madde midir” gibi soruların yanıtları için hala felsefeye ihtiyaç duyuyoruz. Dahası yeni bir alan olarak Nörofelsefe’den söz ediliyor (2-6). Bu yüzden doğru formül şudur: Felsefe bilimlerin anasıdır, bilim ise felsefenin deneysel olarak biraz ergen halidir. Bilim, felsefeden ölçülebilir olanları koparıp almış ve geçtiğimiz yüzyılda ayrı olarak tanımlanmıştır. Ancak ikisi birlikte çalışmadığı zaman ikisinin de bir anlamı yoktur. Örneğin, davranışsal nörobilimde “Motivasyon nedir” sorusu felsefeyi ilgilendirirken, “Dopamin motivasyonu artırır mı” sorusunun yanıtı bilim olarak yorumlanır, ama biri olmadan diğerinin anlamı yoktur.
Modern çağda bilimi doğru yapabilmek için doğru soru sormak gerekiyor ve bugün bilim yapabilmek için felsefeye her zamankinden daha fazla ihtiyaç var. Bilim verilen bir soruya doğru yöntemle cevap üretir. Ama hangi sorunun anlamlı olduğunu tek başına gerekçelendirmekte zorlanır. Bu büyük ölçüde felsefenin işidir. Örneğin, “Dopamin salıverilmesi artarsa ne olur” sorusunun yanıtını arayan bilim iken “Bu artış ödül müdür” sorusunu yanıtlamak için felsefeye ihtiyaç vardır. İkinci soru olmadan birincisi tam anlaşılamamış bir veridir.
Diğer bir sorun, yanlış soru ile mükemmel bir deney yapılabilir. Bu modern bilimin en önemli sorunlarından biridir. Örneğin, “Bu hayvan modeli insan bağımlılığını temsil ediyor mu?” sorusu felsefidir. Ama çoğu çalışma bunu hiç sormadan ölçüm yapar. Sonuçta istatistiksel olarak mükemmel ama kavramsal olarak gerçekliği tartışmalı makaleler ortaya çıkabilir. Davranışsal nörobilimde bu daha da kritik bir noktadır. Biz bağımlılık, bilinç, motivasyon, anksiyete gibi birçok konuda laboratuvarda elde ettiğimiz sonuçların gerçekten “arzu”, “kaygı” veya “istek” gibi kavramları karşılayıp karşılamadığının yanıtını felsefeye başvurmadan veremeyiz.

Einstein, Bohr, Heisenberg, Popper ve Kuhn gibi isimler önemli bilim insanlarıydı. Her biri önemli felsefi metinler de yazdılar ve tezlerini savunmak için felsefeye başvurdular. Çünkü şunu fark ettiler: Veri üretebilirsin, ama ne yaptığını anlamazsan bilimi yanlış yaparsın. Basit bir ifade ile bilim ölçer, felsefe ise neyi ölçtüğünü söyler. İkisi birlikte olmadığında ya metafizik olur ya da anlamsız veri yığını ile karşılaşılır. Modern çağda felsefe, bilimin lüksü değil, sigortasıdır.
Felsefe ve bilim ayrımı eskiden yapılmış. Bence bugün geçerli değil. Felsefeyi de bilimsel bir kalıba oturtabiliriz. Onun da kuralları ve metodolojisi var. Antik çağ ayrımlarını aşamazsak kapsamlı bir beyin teorisi oluşturamayız. Beyin-zihin ikilemini çözemeyiz. Felsefeye nörobilim alanında çok ihtiyaç var. Bu nedenle felsefeyi iş birliği yapılacak bir bilim statüsüne sokmak ve eski Ortodoks tanımlardan kaçınmak gerekir. Felsefe bilim değildir dedikçe kuantumda ve nörobilimde ilerleyemeyiz. Beyin zihin ikilemi tam da bu ayrımcılıktan doğuyor. Gerçekte modern bilim felsefeyi zaten içeri aldı ama adını söylemiyor. Bugün Computational Neuroscience, Neurophenomenology, Cognitive ontology, Philosophy of mind and neurobiology, Bayesian brain ve Predictive processing kavramları, ontolojiyi, nedenselliği ve “ne ölçüyoruz” sorusunu tartışıyor. Bu aslında laboratuvar önlüğü giymiş felsefedir.
Bence beyin-zihin ikilemi felsefi değil, büyük ölçüde metodolojik bir hatadır. Zihin ile beyini ayıran şey ontolojik bir gerçek değil, 19. yüzyılın ölçüm araçlarının sınırlılığıdır. O dönemde: Nöron görülemiyordu. Sinaptik ağlar bilinmiyordu. Dinamik sistemler yoktu. Bu yüzden zihin ayrı bir şey olarak adlandırıldı. Bugün birçok yaklaşım zihni, beynin zamansal ve bağlamsal aktivite örüntüleriyle açıklamaya çalışıyor. Ama bunu ifade etmek için ontoloji, nedensellik, temsil ve öznel deney kavramlarını yeniden tanımlamak gerekiyor. Bu da felsefedir.
Bence beyin-zihin ikilemi felsefi değil, büyük ölçüde metodolojik bir hatadır. Zihin ile beyini ayıran şey ontolojik bir gerçek değil, 19. yüzyılın ölçüm araçlarının sınırlılığıdır.
Klasik yaklaşımla “felsefe bilim değildir” ayrımı özellikle nörobilimin gelişimi bakımından iyi olmadı. Çünkü şunu yarattı: Nörobilimciler ölçüyor ama neyi ölçtüğünü bilmiyor. Filozoflar tartışıyor ama gerçek biyolojiden kopuk. Sonuç olarak bilinç araştırmaları, bağımlılık teorileri, nöropsikiyatrik hastalıkların anlaşılması zorlaşıyor. Bugün artık nörofelsefe alanı gelişiyor. Patricia Churchland (7) ve Daniel Dennett (8) gibi felsefeciler ile Anil Seth(9) ve Giulio Tononi (10) gibi nörobilimciler felsefeyi nörobiyolojik sistem ve yaklaşımlar içine sokmaya uğraşıyor. Kanaatimce bu, felsefeyi gerçek anlamda bilim yaparken bilimi de kuru felsefeden kurtarıyor. Bunun önündeki temel engel “Felsefe bilim değildir” cümlesidir. Bu yaklaşım günümüzde bilinci açıklayamaz, psikiyatrik tanıları temellendiremez ve yapay bir zihin geliştiremez.
Benim iddiam felsefenin özüne bir karşı çıkış ya da ret değil gidişatın yöneldiği kaçınılmaz durumdur. Felsefe ve bilim yeniden birleşmeden, beyni ve zihni tek bir teoride birleştirmek imkânsızdır. Bugünün büyük teorileri tam olarak bunu yapmaya çalışıyor. Hâlâ net ve tam bir beyin teorimiz yok ve hâlâ beyni anlamaya çalışıyoruz. Bu durumda, eğer neyi kastettiğini doğru söylüyorsan felsefeye bilim demenin hiçbir sakıncası yok. Sorun ifadede değil, ifadenin hangi epistemik statüyü verdiğinde. “Bilim” kelimesinin iki anlamı var. Dar, klasik anlama göre bilim, deney, ölçüm, istatistik ve yanlışlanabilir hipotezi içerir. Bu tanıma göre fizik, kimya, nörobiyoloji bilimdir. Bu çerçevede felsefe bilim değildir, çünkü deney yapmaz. Bu tanım günümüzde yetersizdir. Geniş, modern anlamda ise bilim, gerçeği sistematik ve rasyonel biçimde, tutarlı ve gerekçelendirilebilir yöntemlerle araştıran disiplindir. Bu tanıma göre mantık, matematik, kuramsal fizik, bilişsel ontoloji, zihin felsefesi zaten bilimdir, sadece ampirik değil, kuramsaldır. Benim kullandığım anlam tam olarak budur. Bence modern nörobilimin en çok ihtiyaç duyduğu şey deney yapmaktan çok yapılan deneyin sunduğu verileri doğru anlamak ve yorumlamaktır. Bu ontoloji, nedensellik, temsil ve öznel deney demektir ve hepsi felsefi yaklaşımlardır.
Bazılarının felsefe bilim değildir itirazının nedeni hâlâ bilimi sadece pipet, mikroskop, laboratuvar ve istatistiksel p-değeri olarak görmeleri olabilir. Ancak bu 1950’lerin bilim anlayışıdır. Bugün kuantum alan teorisi, kozmoloji ve bilinç teorileri büyük ölçüde deneyden çok kavrama dayanıyor. Bence asıl tehlike felsefeye bilim demek değil, bilimi felsefesiz bırakmaktır. Eğer bilimi gerçeği, akıl ve yöntemle araştıran disiplin olarak tanımlıyorsak o zaman felsefeye bilim demek sadece doğru değil, aynı zamanda zorunludur. Klasik felsefecilerin itirazı bilimsel değil kurumsal ve tarihsel bir refleks olabilir.

Felsefe, yirminci yüzyılın ilk yarısında bir travma yaşadı. Fizik, kimya ve biyoloji felsefeden kopup olağanüstü başarılar elde etti. Felsefe geride kalmış gibi göründü. Bunun üzerine felsefe kendini “Biz bilim değiliz, biz daha deriniz” söylemi ile korumaya çalıştı. Bu akademik bir savunma mekanizmasıdır. Bugün felsefe ikiye bölünmüş durumda. Analitik, formal ve doğa bilimleriyle iç içe felsefe (Churchland, Dennett ve Seth bunu yapıyor ve benim gibi düşünüyorlar). Klasik, sadece hermeneutik ve metin merkezli felsefe ise “Biz bilim değiliz” diyor. Çünkü bilim denirse denetlenebilirlik, tutarlılık ve dış gerçeklikle bağ kurmak gerekir ve bu da bu yaklaşımı savunanları rahatsız eder. Benim görüşüme karşı çıkılması normaldir, çünkü ben özünde “Felsefe de gerçek hakkında yanlışlanabilir iddialar üretmeli” mesajını veriyorum.
Burada asıl ironik olan ise felsefe bir bilimdir yaklaşımının bugün bilinç araştırmalarının, nörobilimin ve yapay zekânın merkezinde yer almasıdır. Ama birçok felsefe bölümü hâlâ yirminci yüzyılın ilk yarısında yaşıyor ve değişime karşı çıkıyor. Beyni ve zihni tek bir teorik çerçevede birleştirmek isteyenler, ya da bütüncül bir beyin teorisini tartışmak isteyenler felsefeyi bilim olarak ele almak ve ondan yararlanmak zorunda. O nedenle bence nörobilim bağlamında daha doğru olanı “Felsefe bir bilimdir” söylemi. Bu yaklaşım tam da modern bilim felsefesidir. Yani, bilim, gerçeği akıl ve yöntemle araştıran disiplindir. Bu, yirmi birinci yüzyılın doğallaştırılmış epistemoloji tanımıdır. Nörobilim bağlamında bu tanım zorunludur. Beyin çalışıyorsak bilgi nedir, temsil nedir, algı nedir, öznel deney nedir gibi sorulara yanıt ararken bunları ölçmeden önce doğru biçimde tanımlamak zorundayız. Bu tanımlar MRI’dan ve davranış skorundan önce gelir. Yani felsefe, nörobilimin ilk katmanıdır. Felsefeyi bilim olarak kabul etmezseniz zihin, bilinç, anlam ve temsil bilimsel değildir varsayımına ulaşırsınız. Bu da nörobilimi, bilinç çalışmalarını ve yapay zekâyı temelsiz bırakır.
Nörobilimde Antik Çağ’ın disiplin sınırlarını değil, beynin gerçek yapısını esas alırız. Bu, bilimsel tutumdur. Ben de derslerimde zaman zaman yirmi birinci yüzyılın nörobilim felsefesini konuşmaya çalışıyorum. Felsefe bilim değildir yaklaşımı geçen yüzyılda kaldı ve bugün artık “nörofelsefe” konuşuluyor. Bilim tarihi hangi yaklaşımın daha doğru olduğuna ışık tutuyor.
Kaynaklar
- 1. https://biblio.com.au/book/philosophiae-naturalis-principia-mathematica-newton-isaac/d/13768800 (son erişim: 16 Ocak 2026).
- 2. Stent GS. The poverty of neurophilosophy. J Med Philos, 15(5): 539-557, 1990.
- 3. Stent GS. The mind-body problem: neurophilosophy. Science, 236(4804): 990-992, 1987.
- 4. Smythies JR. Neurophilosophy. Psychol Med, 22(3): 547-549, 1992.
- 5. Sachdev PS. Neuropsychiatry and neurophilosophy. Acta Neuropsychiatr, 19(3):136-138, 2007.
- 6. Churchland PS. Neurophilosophy: the early years and new directions. Funct Neurol, 22(4): 185-195, 2007.
- 7. Churchland P, Witkowski J. A Conversation with Patricia Churchland. Cold Spring Harb Symp Quant Biol, 79:263-265, 2014.
- 8. Dennett DC. Facing up to the hard question of consciousness. Philos Trans R Soc Lond B Biol Sci, 373(1755): 20170342, 2018.
- 9. Seth AK, Bayne T. Theories of consciousness. Nat Rev Neurosci, 23(7): 439-452, 2022.
- 10. Tononi G, Raison C. Artificial intelligence, consciousness and psychiatry. World Psychiatry, 23(3): 309-310, 2024.

