Bu insan nihilist insandır ve onun için her şeyde tek ölçü kendisidir, kendi çıkarlarıdır, kendi varlığıdır, hiçbir şekilde dolayımlılık içermeyen kendi bencil yararı ve değerleridir.
Toplumumuzda tüm yaşam alanlarında gözlemlenen ve artık sıklıkla can alan şiddetin artışı korku verecek boyutlara ulaşmıştır. Sadece can almak değil, can alırken kurbana karşı uygulanan şiddet biçimi, öldürülene, sanki yaptıklarından zevk alıyorlarmış gibi istercesine akla hayale gelmez eziyet etme biçimleri; insanı asıl çileden çıkaran budur. Öldürürken dilim dilim doğrayarak, basına yansıyanlara inanacak olursak canlı canlı yakarak, kırık bardak veya şişe ile yüz göz parçalayarak öldürüyorlar. Geniş coğrafyamızda kafa kesenler, öldürdükleri kurbanlarının kalbini çıkarıp yiyeneler…
Korku verici olan sadece bu olanlar değildir. Bunları yapanların yaptıkları dolayısıyla kanımızı dondurmaları değil asıl korku verici olan. Elbette bu olanlara şiddetle karşı çıkanlar, olanlar karşısında öfkelenenler, tepki gösterenler, aktif bir şekilde protesto edenler de az değildir. Fakat sessiz kalanlar çok daha fazladır ve belki de, o durumda olsaydım ben de aynısını yapardım, diyenlerin sayısı da az değildir. Bir toplumda insanların, sayıları az veya çok, bu duruma gelmesi için ne olmuş olması gerekir? İnsanın insana eziyet ederek öldürmekten zevk alması için, zevk almasa bile acı duymaması için zihninde, duygu dünyasında, içinde psikolojisinde ne yaşıyor olması gerekir?
Ünlü İngiliz filozofu Thomas Hobbes modern toplumu büyük bir savaş durumu olarak tanımlar. Savaş, insan ve bir bütün olarak toplum hayatı için her bakımdan yıkıcıdır. Savaş kültür oluşturmaya, sanat yaratmaya, emek harcayıp ürün ortaya koymaya ve biriktiren bir yaşamın düzenlenmesi ve örgütlenmesi anlamına gelen zamanı mümkün kılmaz. Her toplum gibi modern toplum da bireylerden, bireylerin ilişkilerinden ve eylemlerinden oluşuyor. Savaş gibi insan yaşamı için yıkıcılığın had safhada olduğu ilişkilerin içinde olanlar da insanlardır ve bu insanların tüm bu yıkıcılığı yansıtan bir psikolojik dünyası vardır. Bu dünya zorunlu olarak nihilist bir dünyadır.
Hobbes’un 17. yüzyılda gözlemlediği bu hemen her bakımdan yıkıcı modern insan bugün karşımıza katbekat radikalleşmiş, yaşamında, azıcık bile olsa akla yer bırakmayan bir şekilde çıkmaktadır. Bu insan nihilist insandır ve onun için her şeyde tek ölçü kendisidir, kendi çıkarlarıdır, kendi varlığıdır, hiçbir şekilde dolayımlılık içermeyen kendi bencil yararı ve değerleridir. Diğer insanlara kendilerini ifade etmek için hiçbir alan tanımak istemeyen, kendisini sanki tanrıymış gibi mutlaklaştıran insandır. Bu insan nihilist olduğu için kendisi her şeydir, fakat diğerleri hiçbir şeydir. Nihilist insan bütünü kendisinin tek başına temsil ettiğinden hareket eder. Diğerleri onun için kendi istek ve arzularının gerçekleşmesine yaradıkları oranda birer basit araç olarak vardırlar. Nihilist insan kibirli insandır.
Bu bakımdan nihilist insan genel geçer, herkes için geçerli olabilecek bilgiyi, gerçeği, böyle bir gerçeğin olasılığını dahi reddeder. Bunun sonucu olarak nihilist insan ahlâki bakımdan da herkesin eylemlerine temel oluşturabilecek genel geçer ve herkes için bağlayıcı olabilecek norm ve değerleri de reddeder. Onun için hiçbir değer genel ve herkes için bağlayıcı olamaz. Bu, insana dair tüm genel değerlerin ve hakların yok sayılması anlamına gelmektedir. Nihilist insan açısından insana insan olduğu için herhangi değer ve hak pay olamaz. İşte bu insan herhangi bir nesneyi yok eder gibi insanı da yok etmeye hazır insandır.
Hobbes, nihilist insanı betimlerken, onun davranışlarına temel oluşturan düşünme tarzının herkese fiyat biçen rekabet ilişkilerinden kaynaklandığını belirtir. İnsana fiyat biçmek, insanı insan olarak değersizleştirmek anlamına gelmektedir. Fakat Alman filozofu Immanuel Kant’ın gösterdiği gibi insan onuruna değer biçilemez, ona fiyat konulamaz. Rekabet savaşın diğer adıdır. Rekabetin kaynağı ise herkesi yalıtıp tekleştiren, yalnızlaştıran, herkesi birer küçük adacığa indirgeyen piyasa, özel mülkiyetçi mal mülk ilişkileridir. Piyasa ilişkilerinin tek ölçeği güç ve rekabettir. Yarıştan farklı olarak insanı cânileştiren, vahşileştiren bu modern kurumdur. Bu kurum bugün insanın tüm benliğini, iç dünyasını, duygularını ve düşüncelerini ve tüm dış ilişkilerini esir almış olarak karşımızda durmaktadır.
İnsanın içine düştüğü şiddet sarmalından çıkıp kurtulabilmesi için, insanı alınıp satılır kılan piyasa kurumunu ve özel mülkiyetçi güç ve rekabet ilişkilerini radikal bir şekilde yeniden gözden geçirmesi ve yaşamını insanca yaşamı mümkün kılacak şekilde radikal olarak yeniden düzenlemesi gerekmektedir.

