Gençler şiddet uyguluyorsa “cezaları artıralım”, okulda şiddet varsa “oyunları yasaklayalım”. Toplumsal iklim değişmeden bu adımların hiçbir yararı olmaz.
Prof. Dr. Kültegin Ögel
Moodist Hastanesi, Bağımlılık Akademisi, İstanbul Kent Üniversitesi
Toplumlar da bireyler gibi travmatik şiddete tepki verirler. Aynı bireylerde olduğu gibi bu tepkilerin ilk, orta ve son aşamaları vardır. Toplum heterojen bireylerden oluşmakla birlikte, tepkiler toplamda benzer düzeylerde olur.
Bir ilk dönem tepkisi olarak öcüler yaratmak
Ruh sağlığında iyi bildiğimiz bir alan travmalar sonrası gelişen tepkilerdir. Şiddet olaylarını takiben ilk dönem oluşan toplumsal tepkiler de çok tanıdıktır. İlk dönemde öfke ve suçlu arama, sosyal medyada hızlı tepkiler gözlenir. Toplum “ne oldu?” sorusuna yanıt arar.
Son okul saldırıları sonrası hemen dizileri suçlayan yazılar gelmeye başladı. Nedense en kolay suçlanan grup, diziler veya filmler olmuştur. Halbuki diziler veya filmler, toplumu yansıtır. Toplumun yapısını filmlerde görürüz. Tabii ki biraz abartılmış olur. Yoksa kimse seyretmez. Olmayan bir şeyi değil, olanı biraz keskinleştirerek bize sunarlar.
Ülkemizde yasaklamalar, yine hızlı tepkilerden birisi oluyor. Yasaklamak çok kolay. O nedenle ilk tepki genelde bu şekilde de gözleniyor. Discord, Roblox vs. bu ülkede yasaklandı. Bu yasaklamaları gerektirecek nedenler bir araştırma ile saptandı mı? Bu yasaklamalar ne işe yaradı? Bununla ilgili araştırmalar da yok. Her yasağın nedeni ve sonucu araştırmalarla gösterilmelidir. Araştırmalar ile somutlamadan konacak yasaklar sadece toplum hayatına bir müdahale olarak görülebilir.
Ülkemizde yasaklamalar, yine hızlı tepkilerden birisi oluyor. Yasaklamak çok kolay. O nedenle ilk tepki genelde bu şekilde de gözleniyor.
Bilgisayar oyunlarının şiddete yol açmadığı defalarca araştırmalarla kanıtlanmış durumda. Halen suçu onlara atmak sadece bilgisizlikle açıklanamaz. Kolaycılık, dışsallaştırma da burada önemli bir rol oynuyor. Buna benzer örnek olarak “dış güçlerin oyunu” kavramını da verebiliriz. Bu düşünce biçimini bireyler gösterebilir ve anlayışla karşılanabilir ancak yöneticiler gösteremez.
Aklı başında hareketler dönemi
Şiddet olayları sonrası orta dönemde ise bazı gruplara yönelik önyargılar gelişir, gündelik hayatta temkinli davranışlar oluşur ve toplum “nasıl yaşayacağız?” sorusuna odaklanır. Bizim ülkemizde ise bu durum daha çok komisyonlar ve kurullar kurma, çalıştaylar düzenleme şeklinde gözlenir. Araştırmalar desteklenir. Tezler yazılır. İnsanlar bir şeyler değişecek hissi yaşarlar.
“Bundan ne öğrendik” aşamasına gelmek veya gelememek
Son aşamada ise kronik güvensizlik, normalleşmiş şiddet, toplumsal duyarsızlaşma ve sürekli bir korku ikliminin hâkim olması gözlenir. Olumlu senaryoda ise toplumsal farkındalık ve politika ve önlemlerin oluşması, toplumun “bundan ne öğrendik?” aşamasına gelmesi beklenir.
Ancak ülkemizde çalıştay raporları, komisyon kararları, araştırma sonuçları unutulur. Kararlar bir yöneticinin insafına kalır. Genelde ilk dönemde panik halindeyken verilen kararlar geçerli kalır. Bunun sonucunda da değişim olmaz.
Toplumsal iklim
Toplumsal iklim, bir toplumda belirli bir dönemde hâkim olan duygu, düşünce ve davranış atmosferidir. Toplumsal iklim; değerlerden (ne doğru ne yanlış), normlardan (ne yapılır ne yapılmaz), duygulardan (umut, korku, öfke, güven) ve yaygın düşüncelerden (algılar, inançlar) oluşur.
Empati yoksunluğu, şiddet ile istediğini elde etme, vicdansızlık gibi kavramlar toplum ikliminde oluşur. Sonuç olarak toplumsal bir iklimden söz ediyoruz. Yukarıdan aşağıya geçiş söz konusudur. Okul saldırısını tek başına bir olgu olarak ele alamayız.

Spesifik olarak okul iklimini de ele alabiliriz. Geçmişte güvenli okul ve okul devamsızlığı ile ilgili iki ayrı proje danışmanlığımda öğrendiğim en önemli şey, okul ikliminin önemiydi. Okul iklimi, bir okulda öğrencilerin, öğretmenlerin ve diğer çalışanların okulu nasıl hissettiğini ve deneyimlediğini belirleyen genel atmosferdir.
Okul iklimi; ilişkileri, güvenliği, öğrenme ortamını, kurallar ve adaleti belirler. Okul iklimi; akademik başarıyı etkiler, ruh sağlığını etkiler, zorbalığı artırabilir ya da azaltabilir, bağımlılık riskini etkiler. İyi okul iklimi koruyucu bir faktördür.
Araştırmalar marjinalleşmenin dışlanma sonucunda da geliştiğini gösteriyor. Bağımlılık sorununda da benzer hataları görüyoruz. Mevzuat gereği ülkemizde madde kullanan çocuklar başka okula gönderilir veya örgün eğitim dışına yönlendirilir. Bunun sonucu çocukların önemli bir kısmı eğitim sisteminin dışında kalır. Dışlanan ve sistemin dışına itilen çocuklar da kendileri gibi olan çocukları bulur. Kendisini dışlayan toplumun kurallarına karşı gelmeye başlar ve marjinalleşirler. Tüm bu olanlardan sonra herkes aynı soruyu sorar: “Bu çocuklar neden böyle oldu?”, kabahat dizilere atılır: “Dizilerde uyuşturucu özendiriliyor” vb.

Gençler şiddet uyguluyorsa “cezaları artıralım”, okulda şiddet varsa “oyunları yasaklayalım”. Toplumsal iklim değişmeden bu adımların hiçbir yararı olmaz. Toplumsal iklim çok sayıda tedbirin uygulandığı bütünlüklü bir yaklaşım gerektirir. Yani bir sistemin oluşması önemlidir.
Tek başına şiddetin kendisi kuralsızlık değildir. Kuralsızlık trafikten adalete, mekânlarda sigara içmekten gürültü yapmaya kadar çeşitli alanlarda olabilir. Sosyolojinin çok eleştirilen ama aynı zamanda sık doğrulanan “kırık cam teorisi” burada da geçerlidir. Bu teorinin temel örneği şudur: Bir sokağa araba bırakılır ve kimse bir şey yapmaz ancak daha sonra aracın üstü birisi tarafından çizildiğinde bir sürü kişi aracı çizmeye başlar. Kurallar bütünü bozulduğunda, en çok kurallar toplumsal olarak bozulur. Toplumsal kurallar bir bütündür ve şiddeti de belirler.
İşimiz kolay değil. Kestirme yollar yok. Kendimizi kandırmamak lazım. “Mış” gibi yapacak değil, elini taşın altına sokacak insanlar aranıyor.

