Stonehenge’i gezerken insanların taşlara dokunma isteğini nasıl yansıttıklarını ve dile getirdiklerini gördüm ve duydum.
Prof. Dr. Devan Tan
Psikiyatrist, Sanat Terapisti, Psikoterapist
Stonehenge, İngiltere’de ünlü bir arkeolojik alandır (Resim 1).

Taşlardan oluşan daire ve hendek anlamına gelir. İngiltere’de, Londra’ya yaklaşık iki saat uzaklıktadır. Mısır’daki piramidlerle yapım tarihi benzerdir, yaklaşık 4500 yıl önce Neolitik dönem insanları tarafından yapılmıştır. Stonehenge’i öne çıkaran özellikler, taşların dizilimi ve uzaklardan getirilmiş olmalarıdır. Arkeolojik alanda iki çeşit taş vardır: ‘sarsen’ veya tek parçalı büyük taş ve ‘blue’ yani mavi taş dedikleri daha küçük boyutlu taşlar (Resim 2).

Daire içindeki taşlara genellikle şekil verilirken dış alandakiler oldukları gibi bırakılmıştır (Resim 3).

Alan etrafında bulunan küçük tepelerin önemli kişilerin mezarı olduğu, bazısında insanların gömüldüğü bazısında da yakıldığı bulunmuştur. Hendeklerde ise yakılmış insan cesetleri bulunmuş ve bunun muhtemel bir ölü gömme seremonisini temsil ettiği düşünülmektedir. Mezarlara altın, kehribar gibi değerli eşyalar bırakılmıştır. Müze alanında iskelet ve eşyalara ait örnekler sergilenmekteydi.
Taşların diziliminin güneşin mevsimsel hareketini takip ettiği düşünülmektedir. Neden yapıldığına dair net bir yanıt olmasa da, o dönem insanlarının bu taşları sınır çizmek yani bariyer koymak, güneş hareketlerini takip etmek için veya kutsal mezar alanı olarak inşa etmiş olabilecekleri söylenmektedir. 1000 yıl boyunca devam eden bir inşa olmuştur. 2000 yıl kadar da kullanılmıştır. Taşların 25km ile 250km arasında değişen uzaklıklardan çok iyi bir organizasyon ile iplerle ve nehir üzerinden getirildikleri tahmin edilmektedir. Ne kadar süre içinde bu işlerin yapıldığı ise bilinmemektedir. Taşlar birbirine benzeri görülmemiş bir şekilde kilitlenmiştir.
Arkeolojik alanın sahiplenilmesine ve kendi değerlerini nasıl koruduklarına hayran kaldım. Tur rehberi, Stonehenge konusunda ne kadar hassas olduğunu, önemli bir değer olarak benimsediğini ve alanı gezerken yapılara saygı gösterilmesini dile getirmişti. Bu durum sadece rehbere özel değildi, alanı koruyan yetkililer ve birçok ziyaretçide de benzer hassasiyeti gördüm. Taşlara yaklaşmayı sağlayan özel turlar olsa da yılda iki kez yaz ve kış dönümlerinde halkın ücretsiz olarak taşlara dokunmalarına izin veriliyormuş. English Heritage’in uygulamasını indirerek kısa güzel bir özet şeklinde hazırlanmış bilgileri dinleyip numaraları takip ederek alanı geziyorsunuz. Bazı noktalar ise hayali de olsa taşlarla etkileşim yaratıp fotoğraflandırmak için ziyaretçiye sunulmuştu (Resim 4).

Ziyaretçiler ile Stonehenge yapıları arasında kurulan bağ ise farkediliyordu. Stonehenge’i gezerken insanların taşlara dokunma isteğini nasıl yansıttıklarını ve dile getirdiklerini gördüm ve duydum. Japonya’dan Çin’den gelen için de İngiliz için de merak edilen aynıydı? Neden? Nasıl? soruları vardı zihinlerde.
Ziyaretçiler geçmişe yolculuk yapmak isterken acaba ne zamana ve neyi değiştirmek için gitmek istiyorlardı? Merak etmiştim. Geçmişi değiştiremeyiz, yok da sayamayız. Bugünümüzde yaşadığımız çoğu şey geçmişimizle şekillenir. Geçmişimize dönüp hikayemizi silerek değil yeniden hikayelendirerek değişebiliriz. Bu nedir derseniz: Yani, geçmişle bağ kurup geçmişte hapsolduğumuz bağları kırarak yeniden anlamlar bularak dönüşüm olur. Hem geçmişle bağ kurarız hem de bu bağı kırıp yeniden inşa ederiz. Değişim, böylelikle geçmişimizle kurduğumuz bağın bugünle uzlaşması ile olabilir. Stonehenge’in bende hayranlık uyandıran yanı bu oldu. Geçmişine gitmek isteyen bu kadar insanın sesini ve cesaretini duymamıştım, görmemiştim.
GazeteBilim’deki yazılarımı okuyanlar yakından Karahantepe’deki arkeolojik yapılarla oluşturduğum sanat terapisi atölyesini bilirler: Bugünümüzde iyi oluş düzeyimizi artırmanın, iyi ve farklılaşmış hissetmemizin, değişimin yolu, bugünümüzü ve geleceğimizi şekillendirmenin yolu, geçmişten bize kılavuzluk eden bu arkeolojik yapılarda yaşamış insanlarla, doğa ile evrimleşen yaşamın hikayesiyle etkileşmektir. Karahantepe’de Sanat terapisi ile Dönüşüm Deneyimleme Atölyem buna ışık tutan bir yoldur. Her ne kadar ben bu etkileşimin gücünü Karahantepe yapıları ile yakalamış olsam da, Viyana Doğa Tarihi Müzesi’ni, Kelebekler Evi’ni ve Stonehenge’i gezdikten sonra Karahantepe’de başlayan Dönüşümün bu yerler ile kurduğum etkileşim ve izlenimlerle tamamlandığını deneyimledim. Birbirinden çok uzak mesafelerdeki veya kıtalardaki insanlar, Karahantepe’deki Neolitik insan da Stonehenge’deki insan da ortak bir bakışla taşları şekillendirerek, kelimelerle değil de resmederek kendilerini dile getiriyorsa, Sanat terapisi ile sanat malzemeleri aracılığıyla taşlara ve o dönem hikayelerine dokunarak bizler de hem kendi yaratıcılığımızı bir hikayeye dönüştürebiliriz, eserle kurduğumuz bağı ölümsüzleştirebiliriz hem de bu deneyim yaşamı yeniden anlamlandırmamıza ve yaşama farklı bakış açıları ile bakmamıza yol açabilir. Dönüşüm Deneyimleme Atölyesinde Karahantepe’deki taşların gücü, insana dokunuşunda, insanın hikayesiyle etkileşmesinde, insanın birbiri ile temas etmesinde, birbirini görmesinde ve duymasındadır.

Son olarak diyebilirim ki, Karahantepe ile kurduğum bağ, bu şekilde güçlendi. Dönüşüm Deneyimleme Atölyemde dediğim bir cümleyi hatırladım: ‘’Dönüşme isteği geldiğinde taşa dokunmak tılsım etkisi yaratır’’ (Resim 5). Şimdi görüyorum ki, Neolitik dönem insanları ile aynı şeyi düşünmüşüm. Dönüşüm Deneyimleme Atölyem beni onlarla buluşturan bir Proje oldu, Karahantepe’yi ziyaret edenlerin de bu deneyimi yaşamasını, diğer yerlerdeki insanlar ile de bu deneyimi paylaşmak, konuşup anlatmak ve onları dinlemek isterim.
*Stonehenge ile ilgili bilgiler English Heritage uygulamasından alınmıştır.

