“1 Mayıs ʿamele sınıfı için bir ʿatâlet, istirahat, zevk ve eğlence fırsatı değil, bilakis şedîd bir faʿâliyyet, mücâdele hattâ bâzen muhârebe günü olmuşdur…”
Sadrettin Celâl [Antel] (1890–1954), II. Meşrutiyet ve erken Cumhuriyet dönemlerinin önde gelen Türk eğitimcilerinden, yazar ve akademisyenlerinden biridir. Modern pedagojinin Türkiye’deki öncülerindendir.
Sadrettin Celâl, eski Adalet bakanlarından Mahmut Celâlettin Bey’in oğludur. 1909’da devlet bursuyla Fransa’ya gönderilmiş, burada Lycée Louis-le-Grand ve École Normale Supérieure de Saint-Cloud’da eğitim almıştır. Sorbonne Üniversitesi’nde Émile Durkheim’in derslerine katılmıştır. 1913’te yurda dönerek Adana Darülmuallim Müdürlüğü ve çeşitli okullarda öğretmenlik ve yöneticilik yapmıştır. 1936’da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde Pedagoji profesörü olmuştur.
Decroly ve John Dewey gibi eğitimcilerin yöntemlerini Türkiye’ye tanıtmış; Decroly Usulü ve Dewey’in Yarının Mektepleri adlı eserlerini Türkçeye kazandırmıştır. Test tekniklerini, ölçme-değerlendirme uygulamalarını ve öğrenci merkezli eğitimi savunmuş, Test Usulü, Umumi Didaktik ve Terbiyede Ölçü gibi eserler kaleme almıştır.
1919’da Türkiye İşçi ve Çiftçi Sosyalist Fırkası’na katılan Sadrettin Celâl, Kurtuluş ve Aydınlık dergilerinde yazılar yayımlamıştır. 1922’de Sovyetler Birliği’nde düzenlenen Komintern 4. Kongresi’ne katılmıştır. Kurtuluş Savaşı’nı anti-emperyalist ve halkçı bir çizgide desteklemiştir.
1925’te Takrir-i Sükûn Kanunu kapsamında tutuklanmış ve yaklaşık 18 ay cezaevinde kalmıştır. Bu süreçte Maarif Teşkilatı Hakkında Bir Layiha adlı çalışmasını yazmıştır. 29 Ekim 1926’da Cumhuriyet Bayramı nedeniyle gerçekleşen genel afla serbest bırakılmıştır.
1934 yılında çıkan Soyadı Kanunu ile birlikte, Yahya Kemal’in memlekete ant içen anlamına gelecek şekilde önerdiği “Andel” soyadını kabul etmiş, telaffuz kolaylığı amacıyla “Antel” olarak değiştirmiştir.
Aşağıda, Sadrettin Celâl Bey tarafından Aydınlık gazetesinde 1 Mayıs 1924 tarihinde kaleme alınan “1 Mayıs” başlıklı yazısından bazı bölümleri sizlerle paylaşıyoruz:
1 Mayıs
1 Mayıs’ın mâhiyeti:
1 Mayıs; menfaʿatleri, gayeleri, dost ve düşmanları müşterek olan bütün dünyâ işçilerinin, gasb edilen haklarını her günkünden dahâ ziyâde kuvvet ve şiddetle isteyebilmek için muʿazzam kitlevî tezâhürlerin yapıldığı târihî bir gündür. Patronlar ve sermâyedarlar ʿacz ve zulmü karşısında işçi hak ve kuvvetinin ʿazâmetini meydana çıkaran ʿumûmî taʿtîl-i eşgâl hareketleri gibi 1 Mayıs nümâyişleri de, bize gösteriyor ki, beynelmilel işçiler birliği, ʿamele tesânüdü, ʿamele kuvveti, boş bir kelimeden ʿibâret değildir. Ve şimdiye kadar cemʿiyet-i beşeriyeyi idâre eden dinî, içtimâʿî siyâsî, bütün esasların muvaffak olamadığı ve olamayacağı netîceyi, beşer birliğini, ʿumûmî ve devamlı sulh ve saʿadeti, ancak işçilerin tesis edecekleri iş medeniyeti temin edecekdir.
1 Mayıs, -bilhassa memleketimizde ʿumûmiyetle pek yanlış anlaşıldığı gibi- işçilere mahsûs ʿalelâde bir bayram ve eğlence günü değildir. Burjuva bayramlarında, demir ve petrol kralları, borsa bezirgânları, harb ve sûlh zenginleri; karanlık maʿaden ocaklarında, müteʿaffin fabrikalarda, yakıcı güneş altında, bataklıklarda inleyen milyonlarca esir işçinin kan ve terini hodbin ʿadî ihtirasları için bol bol sarf etmekde hayvânî zevk duyarlar.
Fakat 1 Mayıs İşçi Bayramı, bunlardan büsbütün başka mâhiyetdedir. ʿAmele sınıfı, her günkü işin yıpratdığı, ezdiği yorgun vücûdunu az çok dinlendirecek istirahat günlerine mâlikdir. 1 Mayıs ʿamele sınıfı için bir ʿatâlet, istirahat, zevk ve eğlence fırsatı değil, bilakis şedîd bir faʿâliyyet, mücâdele hattâ bâzen muhârebe günü olmuşdur… ʿAmele sınıfının târihi bize gösteriyor ki işçi sınıfı bir mayısda aslâ istirahati tanımamışdır. 1 Mayıs, şuʿurlu ʿamele sınıfının en az dinlendiği en az ezildiği, ve bütün küçük hodbinî düşünce ve hislerden tecrîd ederek tehlikelere bile bile atıldığı ve pek çok kurbanlar verdiği bir gündür. 1 Mayıs’da, eski ve yeni dünyânın bütün memleketlerde, bütün şehirlerinde kapitalist hükûmeti ordularının süngüleri ve tüfenkleri yaşamak hakkını istemek için ayaklanan ve tek cebhe teşkîl eden işçi sınıfına doğru çevrilir.
Bir ʿasırlık bir târihe mâlik bulunan 1 Mayıs tezâhürlerinin ve kurbanlarının listesi pek uzundur.
***
Ben, hulâsaten şunu söylemek istiyorum ki:
Eğer Cumhûriyet, milletin başına kara bela kesilen sultanların ve bütün müstebid ve mürteciʿ kuvvetlerin ebediyen târihe karışdığı, halkın mukadderâtına bizzat hâkim olduğu bir tarz-ı idâre ise, eğer Cumhûriyet bütün keyfî ve şahsî icraâta nihâyet veren, milli kanâʿat ve ihtiyaçların netîce ve ifâdesi olan kanûnun hâkim olduğu bir şekl-i devlet ise, eğer Cumhûriyet köylüyü haraca kesen dere beylerin, ağaların, murâbahacıların, işçileri esaret ve sefâlet içinde inleten sermâyedarların, bir kelime ile çalışan halkın, milletin sırtından geçinen tufeylîlerin fuzûlî hâkimiyetlerine, fikr ve ruhları zehirleyen softaların muzır faʿâliyyetlerine nihâyet veren bir kuvvetse… İşçi ve çiftçi sınıfı bu Cumhûriyet’in herkesden fazla samîmiyyet ve şiddetle koruyucusu ve müdâfaʿacısıdır.
Eğer değilse, dahâ henüz olmamışsa şuʿurlu işçi sınıfının bütün hedefi Cumhûriyet’i ismine lâyık bir hâle getirmek için çalışmakdan başka bir şey değildir.


