Eşitlik, sürdürülebilirlik için esas. Bilim bu konuda net: Eşit olmayan ve tüketici odaklı toplumlara göre daha eşit toplumlardaki insanlar daha çok güven dolular ve çevreyi korumaya daha istekliler.
Richard G. Wilkinson-Kate E. Pickett
Çeviren: Sena Kaplan
Çevresel, toplumsal krizler ve insanlık krizleri kızışırken artık dünyanın gücü şu iki şeye yetmiyor: ekonomik eşitsizliğin masrafı ve zenginler. 2020 ve 2022 arası dünyanın en zengin %1’lik kısmı, yeni yaratılan küresel varlığın dünyanın geri kalan %99’luk kısmın tamamının sahip olduğundan iki katından fazlasını kaptılar ve 2019’da en fakir insanların üçte ikisi kadar karbon emisyonu yaydılar. 2012’den 2022’ye kadar dünyanın milyarderleri varlıklarını yaklaşık 12 trilyon dolar olmak üzere iki katından daha fazla artırdılar.
Bizim de içinde bulunduğumuz sosyal epidemiyologlar tarafından toplanan bulgular, insanların gelirleri arasındaki büyük farklılıkların artması giderek daha da disfonksiyonel toplumları yaratmada güçlü bir sosyal stres yaratıcısı olduğunu gösteriyor. Örneğin, zenginler ve fakirler arası gelir farkı açıklığının artmasıyla beraber cinayet ve hapse atılma oranları da artıyor. Aynı zamanda yenidoğan ölümleri, obezite, madde bağımlılığı ve COVID-19 ölümleri artığı gibi daha yüksek oranda genç hamileliği oranları ve daha az oranda çocuk refahı, sosyal hareketlilik ve kamu güveni görülüyor. En eşit olmayan Batı demokrasisi olan ABD’deki cinayet oranları, Norveç’ten 11 kat daha fazla. Hapse atılma oranları 10 kat, yenidoğan ölümleri ve obezite oranları da iki kat daha fazla.
Ancak bu problemler en fakirleri daha çok etkilese de sadece onları vurmuyor. Eğer zengin insanlar, İskandinav ülkelere benzeyen daha eşit refah dağılımına sahip bir ülkede yaşasalardı şu andakine kıyasla daha iyi bir hayat kalitesine sahip olabilirlerdi. Zenginler, akıl sağlıklarında bir iyileşme yaşayabilirler ve daha az şiddet mağduru olma riskine sahip olabilirler, bununla birlikte çocuklarının okul performansları daha iyi olabilir ve riskli uyuşturucu kullanma olasılıkları da azalabilir.
Eşitsizliğin bedeli, hükümetler için ağır bir şekilde fazla. Mesela, The Equality Trust- bizim de kurucu ortakları ve destekçileri olduğumuz Londra merkezli bir yardım derneği- sadece Birleşik Krallık, gelir eşitsizliği oranlarını OECD’deki en düşük gelir eşitsizliğine sahip olan ülkelerin -Danimarka, Finlandiya, Belçika, Norveç ve Hollanda- ortalaması olacak şeklinde azaltmada bulunmalarıyla yıllık 100 milyar pound (126 milyar dolar) tasarruf edebilirler. Ve sadece bu eşitsizliğin etkilendiği en büyük dört alanı içeriyor: her açıdan sağlıklı olan yaşam süresinin uzaması, daha iyi akıl sağlığı, daha az cinayet ve hapse girme oranları.
Birçok yorumcu ekonomik büyümenin çevresel ihtiyaçlar için limitlenmesini ve bunun yerine sürdürebilirliği ve refahı öncelendirmeye dikkat çekiyor. Biz burada da eşitsizlikle mücadelenin, bu dönüşümün ön ayağı olacağını savunuyoruz. Daha eşit toplumla bilinçsiz ve fazla tüketimin azalması, bununla iklim değişikliği ve diğer aciliyetler karşısında toplumları daha da uyumlu yapabilmek için toplumlar arasında dayanışma ve bağlılığın artması mümkün olacaktır.

Sosyal kaygılar stresi tahrik ediyor
Eşitsizliğin bu kadar derin ve geniş kapsamlı etkilerinin olması altındaki nedenler psikososyal. Statü ve sosyal sınıf eşitsizliklerindeki farklılıkları vurgulamak -örneğin; bir insanın sürdüğü arabanın tipi, kıyafetleri ya da nerede yaşadıkları- üstünlük ve astlık duygularını arttırıyor. Bazı insanların diğerlerinden daha değerli olduğu düşüncesi insanların öz güvenini ve kendi değer duygularını baltalayabilir. Kortizol yanıtlarını inceleyen araştırmalara göre diğerlerinin bizi nasıl gördüğü hakkındaki kaygı güçlü bir stres nedeni.
Tüm gelir gruplarında statü kaygısı oranlarının, daha az eşit toplumlarda daha fazla olduğu gözlemlendi. Kronik stresin, ölümlülük üzerindeki iyi araştırılmış etkisi ölüm oranlarını ikiye katlıyor. Sağlığı etkileyen davranışlar da stres tarafından etkileniyor. Diyet, egzersiz ve sigara içme davranışlarının hepsi toplum arasında değişim gösteriyor ama insanlar stresli olduklarında sağlıklı yaşam tarzı benimsemeye daha az meyilli oluyorlar.
Şiddet ve zorbalamak da sosyal statü için rekabetle ilişkili. Saldırganlık çoğunlukla saygısızlık, aşağılama ve itibar kaybetme tarafından tetikleniyor. Okul çağındaki çocuklar arasındaki zorbalık daha eşit olmayan ülkelerde yaklaşık altı kat daha yaygın. ABD’de, daha eşit refah dağılımı olan eyaletlere kıyasla daha eşitsiz olan eyaletlerde cinayet oranları beş kat kadar daha fazla.
Statü ve sosyal sınıf eşitsizliklerindeki farklılıkları vurgulamak -örneğin; bir insanın sürdüğü arabanın tipi, kıyafetleri ya da nerede yaşadıkları- üstünlük ve astlık duygularını arttırıyor.
Statü tüketime zorluyor
Eşitsizlik aynı zamanda tüketiciliği artırıyor. Refah ve öz değer arasındaki ilişki insanları yüksek sosyal statüyle ilişkilendirilen malları almaya dürtüyor. Bununla kişiler, diğerlerine nasıl göründüklerinin değerini artırıyor. Bu fikir Amerikalı ekonomist Thorstein Veblen’in The Theory of the Leisure Class(1889) adlı kitabında bir asırdan fazla zaman önce ortaya konuldu. Araştırmalara göre daha eşitsiz toplumlarda yaşayan insanlar statüyle ilişkilendirilen mallara daha çok harcıyorlar.
Bizim araştırmamız daha eşit olmayan ülkelerde reklamcılığa, brüt yerli ürün oranı olarak daha çok fazla harcandığını gösterdi. Yaşam tarzlarının fazlaca reklamı yapılan zenginlerin yaşam standartları ve yaşayışlarının teşvik edilmesiyle diğer insanlar; tatil evlerine artarak çoğalan harcamalar yaparak, yüzme havuzları, gezme, giyim ve pahalı arabalar için para harcayarak zenginleri taklit etmeye çalışıyorlar.
Oxfam Raporu’na göre ortalamada dünyanın en zengin %1’i içindeki her insan, dünya nüfusunun en fakir yarısının ortalama bir bireyine göre 100 kat daha emisyon yaratıyor. Bu adaletsizliğin ölçeği. Daha fakir ülkeler materyal standartını yükseltmeye başlayınca zenginler de kendilerinkini azaltmak zorundalar.
Eşitsizlik aynı zamanda çevresel politikaların uygulanmasını zorlaştırıyor. Eğer insanlar, sorumluluğun eşit bir şekilde paylaşılmadığını düşünüyorsa değişiklere karşı direniyor. Mesela 2018’de, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un benzine birkaç yüzde puan eklemek amacıyla ”ekolojik vergi” uygulamaya çalışmasıyla gilets jaunes(sarı yelekliler) protestoları Fransa’nın birçok yerinden patladı. Başta kırsal alanlarda yaşayan dizel ve petrolün ihtiyaçları olduğu fakir insanlar olmak üzere önerilen vergi değişikliği çoğunlukla adaletsiz görüldü. 2019’da hükümet vergi değişikliğinden vazgeçti. Benzer olarak 2018’de Brezilyalı kamyon şoförleri benzin vergisinin artışına karşın yolları ve tedarik zincirlerini bozarak protesto etti.
O zaman eşit olmayan toplumlar çevresel konularda daha kötü mü performans sergiliyor? Evet. Verilerin ulaşılabilir olduğu zengin ve gelişmiş ülkeler için eşitlik seviyeleriyle beş çevresel alan için-hava kirliliği, atık maddelerin geri dönüşümü, zenginlerin karbon emisyonu, Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na yönelik gelişme ve uluslararası işbirliği(BM antlaşmalarının onaylanması ve tek yanlı zorlayıcı tedbirlerden kaçınılması çerçevesinde) -oluşturduğumuz endeks arasında güçlü bir korelasyon bulduk.

Bu korelasyon sosyal problemler ve sağlık problemleri hesaba katılınca da doğru oluyor. Bunu göstermek için yaptığımız çevresel performans endeksini daha önceden geliştirdiğimiz on sağlık ve sosyal problemi -yenidoğan ölümü, ortalama yaşam süresi, ruhsal hastalıklar, obezite, eğitim düzeyi, genç hamileliği, cinayet, hapse girme, sosyal hareketlilik ve güven- barındıran endeksle birleştirdik. Daha az eşit olan ülkelerin daha kötü skor aldıkları kesin.
Diğer araştırmaların da gösterdiği gibi daha eşit olan ülkelerdeki toplumlar, daha yüksek seviyelerde güven ve yerel topluluklardaki katılımla birlikte birbirlerine daha bağlı. Ve daha eşit ülkelerdeki nüfusun, daha az eşit olan zengin ülkelerdeki nüfusa kıyasla %10-%20 daha fazlası çevresel korumanın, ekonomik büyüme karşısında öncelendirilmesi gerektiğini düşünüyorlar. Daha eşit ülkeler aynı zamanda Küresel Barış Endeksi’nde(devletlerin barış seviyelerini sıralayan bir endeks) daha iyi performans gösteriyorlar ve daha fazla dış yardımda bulunuyorlar. BM, ülkelerin gayrı safi milli gelirlerin %0.7’sini dış yardım için harcamalarını hedef olarak koyuyor. Norveç ve İsveç gayrı safi milli gelirlerinin yaklaşık %1’ini dış yardım için harcarken Birleşik Krallık gayrı safi millli gelirinin %0.5’ini ABD ise %0.2’sini dış yardıma harcıyor.
Politika yapıcılar eyleme geçmeli
Bilimsel kanıtlar, dünyanın yaşadığı çevresel, sağlık ve sosyal problemlerinin çözüme kavuşması için gereken temel ön koşul olan eşitsizliğin azalması konusunda kesin. Politika yapıcılar onlarca yıl yükselerek süre gelen eşitsizliğin önünün kesilmesi ve en yüksek gelirlerin zaptedilmesi konusunda ellerini çabuk tutmalı.
Öncelikle, devletler ekonomik yükleri az gelirli kişilerden yüksek gelirli kişilere kaydırmalı. Bu sayede eşitsizlik azaltılıp ve aynı zamanda dünyanın karbon-nötrlüğe ve sürdürülebilirliğe geçişi için gerekecek altyapıyı ödemesi için vergilendirmenin daha ilerici formlarını seçmeliler. Devlet bu öneriye karşı çıkabilir ama ortada büyükçe bir boşluk payı var. Örneğin, ABD’de en yüksek gelirdeki vergi oranları 20. yüzyılın yarısı kadar %70’in üstüne çıkıyordu -şu anki en yüksek vergi oranı olan %37’den daha fazla. Devletler, temiz enerji kaynaklarına geçmek ve iyi bir sağlık duruma kaynak yaratmak için kamu desteği almak amacıyla tüm toplumun katılması için güçlü bir gerekçe yaratmalı.
Vergi cennetlerinin ve yasa boşluklarının ortadan kaldırılabilmesi için uluslararası anlaşmaların imzalanması gerekiyor. Kurumsal vergi kaçakçılığı, tahminen fakir ülkelere yıllık 100 milyar dolara patlıyor. Oysa bu para, yıllık 124 milyon çocuğun daha eğitilmesi sağlayabilecek ve takribi 8 milyon anne ve çocuk ölümünün önünü kesebilecek kadar büyük bir meblağ. Bristol’daki bir savunma grubu olan Vergi Adaleti Örgütü(TJN)’ne göre OECD(Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü) üyesi olan ülkeler, bu vergi kayıplarının ikide üçünden daha fazlasının sorumlusu. OECD’ye göre dar gelirli ve orta gelirli ülkeler, dış yardımlardan aldıkları paranın üç katı kadarını vergi cennetlerine kaybediyorlar.

Denenmemesine rağmen tüketim vergisinin-birikimleri hesaba almadan kişilerin gelirlerine göre hesapladığında- tüketimi sınırlamadaki yararlığı da göz önünde bulundurulmalı. Katma değer vergileri ve satış vergilerinden ziyade bu tür bir vergiler ilerici bir şekilde uygulanabilir. Tütün, alkol, kumar ve reçeteli ilaç reklamları üzerindeki yasaklar, uluslararası olarak yaygın ama bu tür ürünlerin reklamlarını kısıtlayacak vergiler genellikle bu ürünlerin tüketimini azaltacak şekilde etkiliyor. Daha çok tüketim seviyelerinde birim başına ücretlendirmeyi attırarak enerji ücretleri iyileştirilebilir.
Küresel ekonomide egemen olan büyük şirketlerin daha adil yönetilmesi için mevzuat ve teşvik ettiriciler de gerekecektir. Örneğin; pay sahipliği, işçi şirketleri ve yönetim kurullarındaki temsil, aynı zamanda karşılıklı sermayeler ve kooperatifler, gelir ve refah eşitsizliği oranını azaltma yönünde. FTSE 100 Borsa Endeksi’nde bulanan en çok değer sahibi 100 şirket içindeki herhangi bir şirketin bir analiz uzmanı tarafından ortaya konan yüksekten aşağıya doğru maaş oranları 200:1 iken İspanya’da bir kooperatif federasyonu olan Mondragon Şirketi, en yüksekten en aşağıya doğru maaş oranlarını maksimum 9:1 oranında tutmayı kararlaştırdılar. Ve bunun gibi şirketler etik ve sürdürülebilirlik çerçevesinde iyi bir performans sergiliyorlar. Mondragon Şirketi, pozitif küresel etkiye sahip olan yenilikçi iş stratejileri uygulanan şirketleri tanıyan Fortune dergisinin 2020 “Dünyayı Değiştir” listesine 11. sıradan girdi.
Ekonomik eşitsizliği azaltmak; sosyal problemler, sağlık ve çevresel problemleri çözmek için her derde deva bir çözüm değil ama bu problemleri çözmenin kaynağında yatıyor. Daha büyük eşitlik ne şekilde elde edilirse topluma o şekilde fayda sağlıyor. Çok yönlü yaklaşımları benimseyen ülkeler en uzağa en hızlı şekilde ulaşıyorlar.
Kaynak: https://www.nature.com/articles/d41586-024-00723-3

