Bir yandan sistem yoksul insanları kötü yiyeceklere mahkûm ederek şişmanlatıyor bir yandan da bu iğneler, ilaçlar çok cazip. Herkes için cazip, kolayca zayıflayabileceklerini düşündükleri için… Ama bu sefer yoksullar için de yine erişilmez bir şey.
Prof. Dr. Sibel Sakarya
Koç Üniversitesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Başkanı
Röportaj: Emrah Maraşo
GazeteBilim Genel Yayın Yönetmeni
Zayıflama ilacı ve iğnesi
Zayıflama ilaçları ve zayıflama iğneleri aynı mı yoksa farklı mı?
Sibel Sakarya: Bu, kilo kaybını sağlamak veya kilo kontrolünü desteklemek amacıyla kullanılan tüm farmakolojik ürünleri kapsayan genel bir terimdir. Bu kapsamda reçeteli anti-obezite ilaçları, GLP-1 reseptör agonistleri ve çift agonistler gibi yeni nesil ilaçlar ile bazı ülkelerde kullanılan diğer anti-obezite ilaçları yer alır. Günlük dilde bu terim bazen etkinliği ve güvenilirliği kanıtlanmamış bitkisel ürünler veya takviyeler için de kullanılabilmektedir.
İlacı bıraktığınızda etkisi geçiyor
Peki bunlar ömür boyu kullanılması gereken ilaçlar mı? Yani bırakıldığında tekrar kilo alma gibi bir durum söz konusu mu?
Sibel Sakarya: Şu an Türkiye’de iğneler olarak bildiğimiz, yaygın kullanımda olan ilaçlar haftada bir kez, enjeksiyon olarak kullanılıyor. Bu demektir ki ilacı bıraktığınız zaman etkisi geçiyor. Şişmanlık yani obezite şöyle tarif ediliyor: Kronik, yaşam boyu bakım gerektiren ve nükslerle seyreden bir hastalık. Dolayısıyla, nükslerle seyrettiğine göre ve kronik bir hastalık olduğuna göre yaşam boyu dikkat gerektirdiğini anlıyoruz. Bu ilaçları yaşam boyu kullanmaya gerek gerek olup olmadığını şöyle yanıtlamak mümkün olabilir: Bazı aşıları örneğin bir kere olursunuz, yaşam boyu bağışıklık sağlar. Bunlar öyle ilaçlar değiller. Yani ağızdan alınan birçok ilaç gibi bu da enjeksiyon olarak yapılıyor ve ilacı bıraktığınız zaman diyelim ki iştahı kesme ya da mide boşaltmasını gecikme gibi etkileri sona eriyor. Dolayısıyla tekrar iştahınız yerine geliyor, eskisi gibi yeme isteğiniz yerine geliyor. Eğer ilaca olan ihtiyacı yaratan, sizin kilo almanıza neden olan sorunu (yetersiz fiziksel aktivite veya sağlıksız beslenme… gibi) ortadan kaldırabilirseniz ilacı yaşam boyu kullanmanıza gerek yok. Fakat tabii bunları düzeltememişseniz, yaşam boyu kullanma ihtiyacı söz konusu olabilir. Ama bunlar yaşam boyu kullanılan ilaçlardır gibi kesin bir şey söylemek istemem. Yaşam biçimlerinde gerekli değişiklikleri yapamayan insanların hayat boyu bu tür iğnelere, ilaçlara ihtiyacı olacaktır.
Bazı aşıları örneğin bir kere olursunuz, yaşam boyu bağışıklık sağlar. Bunlar öyle ilaçlar değiller.
Toptan reddetmek veya sadece ilaca bağlı kalmak
Sözünü ettiğimiz ilaçlar yüksek maliyetli mi? Sağlıktaki eşitsizlikleri derinleştiren bir yanı var mı yoksa ‘obezite gibi ciddi bir halk sağlığı sorununa karşı katlanılabilir bir maliyettir’ diyebilir miyiz?
Sibel Sakarya: Obezite küresel bir hastalık yükü diye tarif ediliyor. Obezitenin bir hastalık olduğunu düşünürsek hem erken öldüren hem yaşam kalitesini bozan hem de başka organları, kardiyovasküler sistemi, böbrekleri, kas iskelet sistemini etkileyen ve tabii ki ruhsal sağlık açısında da etkileri olan çok büyük bir sağlık sorunu. Şu anda yaklaşık 1 milyar insanın obeziteyle yaşadığı belirtiliyor ve hiçbir şey yapılmazsa, daha doğrusu gerekli önlemler alınmazsa 2030 yılına kadar, ki az bir zamanımız kaldı, bu sayının ikiye katlanacağı konuşuluyor. Dolayısıyla obezite çok önemli bir küresel sağlık sorunu. Yani bununla mücadele çok önemli. Ve bu ilaçların da gerçekten kilo vermede çok etkili olduğu gösterilmiş. Biliyorsunuz bu ilaçların asıl endikasyonları Tip 2 diyabet tedavisinde kullanılmasıydı. Kilo azaltıcı etkileri sonra ortaya çıktı. Diyabet de bütün dünyada küresel olarak aslında epidemi yani salgın olarak tarif edilen önemli bir sağlık sorunu. Dolayısıyla bu ilaçların hem obeziteyi hem de kan şekerini kontrol etmedeki etkilerini dikkate alırsak, özellikle yüksek riskli kişiler için yararlı ilaçlar. Obezitenin kontrolünde bu ilaçların rolünü toptan reddetmek ya da sadece bu ilaçlara bağlı bir yaklaşım izlemek doğru olmaz. Bu ilaçlara “oyunu değiştirici” diyorlar ya işte bunu söylemek çok önemli çünkü obezite gerçekten baş etmesi çok güç bir problem.

Çok pahalı ilaçlar
Obeziteyi sadece bireysel nedenlerden kaynaklanan bir sorun olarak da düşünmeyin. Obezojenik çevre dediğimiz, yani şişmanlatıcı çevre dediğimiz bir dünyada yaşıyoruz. Böyle bir çevrede şişmanlamamak zor. Şişmanladıktan sonra bununla mücadele etmek zor. Özellikle bir halk sağlıkçı olarak söylüyorum, şişmanlıkla mücadelede asıl olarak şişmanlığın önlenmesine yönelik politikalara yatırım yapmak gerek. Ama yine de tabi ki bu ilaçlar özellikle zayıflamak için birçok şeyi denemiş ama başaramamış, ek hastalıkları olan yüksek riskli kişiler açısından kilo verdirici etkileri nedeni ile yararlı. Fakat bunlar bildiğiniz gibi şu anda çok pahalı ilaçlar. Yakında baktım, Türkiye’de bir aylık tedavinin yani 4 enjeksiyon dozuna göre yaklaşık olarak 13.000 TL ile 30.000 TL arasında değişen fiyatları var. Pahalı ilaçlar, geri ödeme sisteminde değil ve birçok özel sağlık sigortası da (eğer diyabeti özel sağlık sigortası kabul etmişse, hastalık olarak diyabeti kabul etmişse ki bunu da kabul etmeyen sistemler var) Tip 2 diyabet tedavisi olarak bunu geri ödeme sistemine alıyor ama obezite olarak almıyor. Dolayısıyla cepten harcamayı gerektiren ilaçlar.
İhtiyacı olanların %10’u yararlanabilecek
Toplumsal perspektiften bakarsak, bu ilaçların sağlıkta var olan eşitsizlikleri arttırma potansiyelinin yüksek olmasının altı çiziliyor. Hangi açıdan? Aslında dünyada hem diyabet hem de şişmanlık, daha doğrusu metabolik hastalıklarla ilgili yükü yani hem sıklığı hem bunun tedavisi ile ilgili problemleri daha çok olanlar dünyanın daha yoksul ülkelerinde, daha geri kalmış ülkelerinde olan insanlar. Bu sorunlar çok daha fazla ve yakıcı. Ama, tabii ki maliyetleri çok yüksek olduğu için, buralarda söz konusu ilaçlara erişim çok sorunlu. Üreticiler gözlerini Tip 2 diyabet tedavisinde bu ilaçların kullanılmasından çok kozmetik sebeplerle, obezitenin gerekli ve gereksiz tedavisi gibi alıcısının çok olduğu zengin ülkelere çeviriyorlar. Dolayısıyla bu açıdan eşitsizlikleri arttırma potansiyeli yüksek olan ve maliyeti yüksek olan ilaçlar. Üretim artırılmasına rağmen Dünya Sağlık Örgütü’nün raporundan gördüğümüz kadarıyla deniyor ki ‘2030 yılı itibariyle aslında bu ilaçlara gerçekten ihtiyacı olan ve bunlardan yararlanma potansiyeli yüksek olan insanların ancak %10’u bu ilaçlardan yararlanabilecekler.’ Bunun eşit dağılımını kim gözetecek? Bu nasıl gerçekleşecek? Bu çok önemli bir sorun.

Dünyadaki sınıfsal eşitsizlikler, ülkeler arasındaki zenginlik, yoksulluk, küresel kuzey – küresel güney farklıları da buraya yansıyor. Demin dediniz, bu ilaçların oyunu değiştiren bir rolü var diye. Bunu tamamen bir kenara itmek mümkün değil. Fakat çubuğu tersine büktüğümüzde, bu ilaçlara dair şöyle bir yaklaşımla karşılaşıyoruz: ‘Bu mucizedir, bir anda köklü olarak kurtulacaksınız. Bu ilacı kullanacaksınız, iğneleri kullanacaksınız ve artık eski sağlıklı günlerinize geri döneceksiniz’ gibi… Bu yaklaşım meselenin toplumsal, çevresel ve sistemsel nedenlerini gözden kaçıran veya onları geri plana iten bir boyut içeriyor. Ne dersiniz, bu doğru mu yoksa çok ideolojik bir yorum mu olur?
Sibel Sakarya: Çok doğru bir yorum. Zaten sağlık son derece politik bir mesele aynı zamanda. Belli bir para var harcanması planlanan. Zaten sınırlı kaynaklar var sağlık hizmetleriyle ilgili. Bu ilaçların ortaya çıkmış olması obezitenin genel olarak yönetiminde kaynakların nereye ayrılacağı ile ilgili de önemli bir soruyu gündeme getiriyor.
Şişmanlıkla yoksulluk arasında doğrudan bir ilişki var
Zaten bu ilaçlar ortaya çıkmadan önce de bizim hep söylediğimiz toplumsal bakış açısından şişmanlığın sebeplerinin çok boyutlu olduğuydu. Şişmanlatıcı bir çevrede yaşıyoruz. Sağlığın ticari belirleyicileri var. Özel sektörün yaptığı her türlü pazarlama stratejileri, insanların tercihlerini belirlemeye, etkilemeye yönelik. Görebildiğimiz ve göremediğimiz stratejiler kullanıyorlar. Bunun yanında kent yaşamının getirdiği hareketsiz yaşam, sağlıksız beslenme ve iyilik halini desteklemeyen şehir planları var. Zaten böyle bir ortamda yaşadığımız için bütün dünyada şişmanlık giderek artıyor. Tabii ki dediğim gibi, yüksek riskli gruplar için bu tür ilaçların olması önemli ama obezite havuzuna gelenlere bir faydası yok bu tür ilaçların. Belki ilaçlar bu havuzdan bazı çıkışları sağlayabilir, dolayısıyla havuzu bu açıdan belki daraltabilir ama başta söylediğim gibi nükslerle giden bir hastalık olduğu için ilacı bıraktıktan sonra eğer yaşam biçimini değiştirmezseniz kişisel olarak ve çevresel faktörler de değişmemişse o havuza geri gidiyorsunuz. Dolayısıyla toplumsal olarak baktığımız zaman toplumsal yüke yani küresel yükün azalmasına olan katkısının sınırlı olduğunu söyleyebiliriz. Hangi koşullarda? Eğer sizin söylediğiniz obeziteyi önlemek üzere, çevresel, yapısal, sisteme yönelik müdahaleler yapılmazsa…. Bugün biliyorsunuz aşırı işlenmiş sağlıksız gıdalar son derece ucuz. O yüzden şişmanlıkla yoksulluk arasında doğrudan bir ilişki var çünkü sağlıksız gıdalara erişim çok daha kolay. Zaten obezitenin sosyal, çevresel, sisteme ilişkin belirleyicilerine yönelik dikkat ve bu faktörlerin kontrolüne harcanan bütçe az. Bu sefer de bu sınırlı paranın bu ilaçlara ayrılmasıyla ilgili bir problem doğuyor. Önlemeye yönelik yatırımlar ve politikalar yerine iğneyle/ilaçla sorunu çözmek yaklaşımı ne yazık ki güçleniyor. Dolayısıyla çok haklısınız. Dünya Sağlık Örgütü de bu ilaçların şartlı kullanımını öneriyor. Gerek yaratacağı eşitsizlikler gerek uzun dönem etkileri ve yan etkilerinin tam olarak ortaya koyulmamış olması nedeni ile.
Davranış değiştirmek zor
İnsanın zahmetsiz şekilde bir çözüm bulma arayışı söz konusu. Neoliberal sistem de bunu çok güçlü bir şekilde destekliyor. Toplumsal bir çözüm bulmak yerine bireylere sesleniyor. Öte yandan bu sadece bireysel bir mesele değil. İktisadi bir mesele ve temelinde kâr elde etmek gibi bir durum söz konusu. Peki obeziteye karşı mücadelede esas vurguyu nereye yapmak gerekiyor?
Sibel Sakarya: Bir kere şunun altını çizelim: Zayıflamak, kilo kontrolü, disipline olmak, sağlıklı yemek, düzenli fiziksel hareket yapmak vs. bunlar hep davranış değiştirme ile ilgili şeyler ve davranış değiştirmek son derece zor bir şey. Sağlık davranışları çoğunlukla erken yaşta ediniliyor ve değiştirmek zor. Bu zorluk sadece bireysel motivasyon eksikliği, alışkanlıklar veya bilmemek nedeni ile değil, davranış değiştirmeyi teşvik edecek/kolaylaştıracak fırsatların, ortamların olmaması nedeni ile de… Daha önce söz ettiğim nedenler… Bunlar dikkate alınmazsa, obezite tamamen bireysel bir olgu olarak görünür; nitekim obeziteli bireylerin suçlanmasına yönelik tutumların ve bunların yanlışlığına ilişkin de önemli bir literatür var. Özetle, kilo kontrolü ve davranış değiştirmek zor. Hatta bu sağlığın ticari belirleyicileri başlığı altında aslında şekerli ürünlere, bağımlılık yapıcı bir etkisi olduğunu da düşünürsek çocukluktan başlayan bir süreç; çocukluk obezitesi de büyük bir sorun. O yüzden ben obeziteli bireylerin böyle kolay bir çözüm aramalarına şaşırmıyorum. Ama bunu kullanan insanların; yaşam biçimlerini değiştirmezlerse, sorunun ne olduğunu anlamaya çalışıp oraya yönelik bir müdahalede bulunmazlarsa kilonun geri döneceğini bilmeleri gerekiyor.
İlaç şirketleri bu ilaçları ömür boyu kullandırmak istiyor
Obezitenin nükslerle seyreden bir hastalık olduğunu düşünürsek, kökte yatan nedene yönelik müdahale yapılmazsa, bu ilaçlara bir hayat boyu bağımlılık oluşacak. Mesela şu anda ilaç şirketleri (tabi ki kâra yönelik şirketler olduğu için) bunun böyle yaşam boyu kullanılması gereken bir ilaç olduğunu söylüyorlar. Hatta ‘biz enjeksiyondan ağızdan alınan tabletlere geçelim ve hayat boyu siz bunu kullanın’ deniyor. Aslında bu kadar çevresel, politik, sosyal sebepleri olan bir meselenin çözümünü ayda -şimdilik- 15.000 TL ile 30.000 TL olan bir tedaviye bağımlı kalarak hayatın sonuna kadar sürdürmenin iyi bir çözüm olmadığı açıkça görülüyor. İnsanların bunun peşinde koşmasını da anlayabiliyorum ama biz kök sebebi bulup ona yönelik bir şeyler yapmadığımız sürece tekrar şişmanlayacağımızı bilmemiz lazım. Mesela zayıflama ameliyatlarında da böyle yani oradan organın büyük bir kısmını alıyorsunuz ama alışkanlığınız değişmediği sürece siz organı tekrar genişleterek kilo almayı başarabiliyorsunuz.
Şu anda ilaç şirketleri (tabi ki kâra yönelik şirketler olduğu için) obezite ilaçlarının yaşam boyu kullanılması gereken bir ilaç olduğunu söylüyorlar.
İlaçlar reçetesiz satılıyor
Çok önemli noktalardan biri bunların şu anda reçetesiz satılmasıdır. Aslında böyle satılmaması gerekiyor. Reçetesiz satılıyor ve insanlar kendi başlarına bunu alıp kullanıyorlar. Bu bir ilaç olduğu için kesinlikle bunun çok yanlış bir şey olduğunun altını çizelim. Bir başka sorun da ilaca erişim ile ilgili. İlaç pahalı olduğu için her zamanki gibi hizmetlere erişimde eşitsizlikler yaratıyor ve internette ucuz versiyonları olabiliyor. Bunların da toplum sağlığı açısından son derece riskli olduğunun altını çizmek lazım. Sadece eczaneden almak ve sadece doktor kontrolüyle başlamak lazım. Kime başlanacağıyla ilgili de biliyorsunuz kriterler var. “Bir kilo fazlam var onu vereyim” diye başlanacak ilaçlar değil bunlar.
Peki Sağlık Bakanlığı’nın bu ilaçları reçetelendirmeye ve doktor kontrolünde olmasına yönelik herhangi bir girişimi var mı?
Sibel Sakarya: Benim bildiğim kadarıyla yok. Aslında reçeteli satılır diye yazmakla birlikte reçetesiz olarak alınabiliyor. Bunun da tıbbi olarak bir kriteri var: Obezite düzeyinin vücut kitle indeksi 30’un üzerinde olacak ya da 27’nin üzerinde ama başka eşlik eden hastalıklar olacak vs. gibi… Yani kişinin ilaç için uygun olup olmadığı, dikkate alınması gereken başka kriterler vb… Kişilerin ilaca başlamak için kendi başına karar vermemesi gereken bir durum.
Obezite için temel ilaç listesinde değil
İşin psikolojik yanı da var. İnsanlar ciddi bir fiziksel değişim içine giriyor. Belki onu kaldıramayacak.
Sibel Sakarya: Mutlaka. Bu da çok doğru tabii yani vücut ağırlığının % 10’u, 15’i kadar bir kayıp söz konusu olabiliyor. Burada birtakım beslenme bozuklukları olabilir, kas kayıpları olabilir. İnsanlar bunları belki ciddiye almıyorlar, kilo vermek çok cazip geliyor ne zamandır şu kilo verme meselesini başaramamış kişiler için.
Bu arada, Dünya Sağlık Örgütü’nün bir Temel İlaç Listesi diye bir listesi vardır. Temel İlaç Listesi’ne GLP-1 agonistlerini aldı ama sadece Tip-2 diyabet tedavisi için aldı, obezite için almadı çünkü hâlâ dikkatli olduğu bir taraf var. Yani koşullu onay verirken şunu söylüyor: Uzun dönem etkilerini hâlâ tam olarak bilmiyoruz. Dolayısıyla bunu da insanların dikkate alması lazım.
Yoksullara ayrı, zenginlere ayrı…
Sistem bir yandan yoksulları şişmanlatırken öte yandan diyor ki ‘senin sorununa çözüm buldum, gel bu zayıflama ilaçlarını kullan.’ Ama zayıflama ilaçları çok pahalı. Peki bu durumda onların merdiven altı versiyonları çıkar mı?
Sibel Sakarya: Bunu sadece sözünü ettiğimiz ilaçlara erişimle ilgili değil başka her türlü konuda söyleyebiliriz. Türkiye’de bir zamanlar özel sağlık hizmetlerine ulaşmak (burada sunulan hizmetlerin “iyi” olduğu düşüncesi ile) büyük bir rüyaydı ve özel sağlık hizmeti sunan klinikler de bu kadar yaygın değildi. Aslında içinde bulunduğumuz durumda sağlık hizmetlerinde inanılmaz bir özelleştirme fırtınasından geçtik, hâlâ geçiyoruz, özellikle de İstanbul’da… İstanbul’da özel sağlık kuruluşları açısından büyük bir bolluk var. Yoksullar için de zenginler için de… Ama erişilen özel sağlık hizmetinin niteliği açısından bahsettiğiniz gibi, çok büyük farklar var. Yani göreli olarak ucuz ve son derece niteliksiz özel sağlık hizmetleri olabildiği gibi son derece pahalı ve daha nitelikli hizmetler de var. Yoksul olanlara ayrı, zengin olanlara ayrı… Çok acımasız bir durum. Şimdi bu meselede de öyle: Bir yandan sistem yoksul insanları kötü yiyeceklere mahkûm ederek şişmanlatıyor bir yandan da bu iğneler, ilaçlar çok cazip. Herkes için cazip, kolayca zayıflayabileceklerini düşündükleri için… Ama bu sefer yoksullar için de yine erişilmez bir şey. ‘O zaman üzülmeyin. Sizin erişebileceğiniz daha kötü versiyonları derhal piyasaya çıkıyor.’ Burada söyleyecek tek şey var: Kesinlikle bu ilaçları eczaneden almak gerekiyor. Daha ucuz versiyonlarının ne olduğunu bilmiyoruz. Diğerlerinin ilaç olup olmadığını da bilmiyoruz.
İnanılmaz büyük bir obezite piyasası var
Sistem sağlıktan nasıl böyle kâr ediyor? Önce hastalandırıp sonra onu tedavi etmeye çalışıyor. Şu anda ilaç şirketleri, harıl harıl bu ilaçların yaşam boyu küçük dozlarda oral olarak alınabilecek formları üzerinde çalışıyorlar. İnanılmaz bir piyasa var. Düşünsenize 2 milyar insandan bahsediyoruz.
Dediğim gibi tümden yok saymakla ‘bu ilaçlar şahane, hiç dertlenmeyin, obezite sorunu çözüldü’ demenin ikisi de çok yanlış. Uygun vakalarda, uygun hastalarda önemli yararlar sağlayabilir. Düşünsenize iyi bir danışmanlık verildiğini, bu ilaçların özellikle yaşam biçimi değişikliğiyle birlikte kombine edildiğini, ilaç yavaşça azaltıldıktan sonra değişmiş yaşam biçimleriyle yani kilo kontrolünün ilaçsız bir şekilde devam edebildiği, kardiyo vasküler risklerin azaldığını…
Ama daha önemlisi obezitenin oluşmasına neden olan çevresel, toplumsal, yapısal faktörlere müdahale edecek sağlıklı politikalar oluşturmak, kaynak ayrımını buna göre planlamak.
Sizin söylediklerinizden şu sonucu çıkarıyorum. Sorun ilaç değil veya ilacın kendisi değil. Sorun bu ilacın hangi sistem altında nasıl kullanıldığı, hangi toplumsal sistem içinde, hangi iktisadi ve sosyal koşullarda insanlara sunulduğu sanırım.
Sibel Sakarya: Çok güzel özetlediniz. Sorun ilaç değil. İlacın işe yaradığı insanlarda iyi bir şekilde kullanılabilir. Ama her zaman olduğu gibi bunun da bir suistimali var ve her zaman olduğu gibi yine eşitsizlikler ortada duruyor. İhtiyacı olanın erişememesi, kozmetik sebeplerin öne çıkması gibi şeyler.
Sağlıklı olma stresi ve kozmetik kışkırtması
Kozmetik meselesine girdiniz. Genel olarak bu kozmetik takıntısının veya estetik takıntısının, kışkırtmasının sağlıktaki yeri nedir? Nasıl değerlendiriyorsunuz? Sadece kadınlar üzerinde değil mesela erkeklerde de spor salonlarından çıkmayalım, kas yapalım gibi bir eğilim var. Ne dersiniz?
Sibel Sakarya: Çok haklısınız. Mesela konuşulan şeylerden bir tanesi sağlıklı olma stresi yani sağlıklı olma ve yaşlanmama, yaşını göstermeme. Vücudun yaşına göre deforme olması, doğal olarak yaşla birlikte bunlar bir başarısızlıkmış gibi, suçlama unsuru gibi olabiliyor. İnsanlarda böyle bir sağlıklı olma anksiyetesi var. Takviyeler, vitamin, enzim gibi… İlaç şirketlerinin de teşvik ettiği son derece gereksiz şeyler. Kas yapma, spor salonları dediniz. Az önce söz ettiğimiz gibi bu tür akımlar sadece parası olan insanlara değil her yere ulaşıyor, her yere sirayet ediyor ve toplumun her kesiminde bir zorunluluk (kas yapma, spor merkezine gitme) olarak ortaya çıkıyor. Ve bunların hemen yoksullara yönelik versiyonları oluyor. Mesela şöyle bir sorun biliyorum: İstanbul’un bazı yoksul ilçelerinde, şişmanlığın yönetimiyle ilgili yürüttüğümüz bir çalışma var. Oradan bildiğimiz, bu spor salonlarının yoksul mahallelere özel versiyonları olduğu yönünde. Tıpkı demin bahsettiğim ilacın, hastanenin, hizmetin olduğu gibi bu spor salonlarının da benzer versiyonları ortaya çıkıyor. Yani hepsi için söylemek istemem ama mesela orada spor hocası ya da diyetisyen başlığı altında, bu eğitimleri almamış insanların çalıştığını biliyoruz. Belki bu kontrolsüz durum daha varsıl yerlerdeki salonlarlarda da vardır… Hiçbir şeyin kontrolü yok ama yoksul mahallelerde olma ihtimali daha yüksek. Çünkü oralar daha ucuz. Yani ödenen paralar, aidatlar daha ucuz ve buralarda mesela kısa sürede kas yapma, aşırı karbonhidratlı, aşırı proteinli beslenme nedeniyle örneğin böbrek yetmezliği ya da birtakım ciddi organ hasarına yol açan sağlık sorunlarının genç yaştaki insanlarda ortaya çıktığı… Ya da bir heves edip, buraya gidip kas yapıp, aşırı karbonhidratlı ve proteinli beslenip, moda olarak oraya gidildiği için kısa bir süre sonra bundan vazgeçip tekrar aşırı kilo alan , organları, eklemleri vb zarar gören insanlar var. Toplumu kışkırtan, şöyle olmak lazım böyle olmak lazım diye zorlayan bir akımın yarattığı, sağlığın ticari belirleyici ile güçlenen bir durum bu.
Bilgi kirliliği de çok önemli bir sorun. Güvenilir bilgi kaynaklarıyla insanları doğru yere yöneltmek, “yapmayın” demek yerine neler yapması gerektiğine yönelik, içinde bulunulan koşullara uygun öneriler geliştirmek gerekiyor. Ve mümkün kılıcı etkenleri sağlamak gerekiyor.
Yoksulluk ve eşitsizlik hayatın her alanında. Bu beni gerçekten çok etkiliyor. Tüketim odaklı sağlık ve beden idealleri toplumun tüm kesimlerine ulaşsa da, bunların en ağır yükünü yoksullar taşıyor; her zaman olduğu gibi yine dezavantajlı insanlar, başta yoksullar olmak üzere, en büyük zararı görüyor.

