GazeteBilim
Destek Ol
Ara
  • Anasayfa
  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk
  • Etkinlikler
    • Astronomi Dersleri
    • Çağdaş Epistemoloji Dersleri
    • Davranış Nörolojisi Dersleri
    • Eğitimciler İçin Yapay Zekâ Okur-Yazarlığı Dersleri
    • Epigenetik Dersleri
    • Evren ve Kozmoloji Dersleri
    • Evrim Dersleri
    • Bilim Tarihi Dersleri
    • Hegel Dersleri
    • İnsan Felsefesi Dersleri
    • Kapitalizmin Tarihsel Gelişimi ve İktisadi Düşünce Dersleri
    • Konuşmaktan Korkmuyorum
    • Kuantum Mekaniği ve Yorumları Dersleri
    • Marx Dersleri
    • Nörobilim Dersleri
    • Nörodilbilim Dersleri
    • Nörohukuk
    • Nörofelsefe Dersleri
    • Nöroperspektifler
    • Nöropsikanaliz Dersleri
    • Öğrenilmiş Çaresizlik
    • Teizm, Deizm, Agnostisizm ve Ateizm Dersleri
    • Teoloji, Bilim ve Felsefe Tartışmaları
    • Zihin Dersleri
  • Biz Kimiz
  • İletişim
Okuyorsun: Mustafa Kemal Atatürk’ü anlamak!
Paylaş
Aa
GazeteBilimGazeteBilim
Ara
  • Anasayfa
  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk
  • Etkinlikler
    • Astronomi Dersleri
    • Çağdaş Epistemoloji Dersleri
    • Davranış Nörolojisi Dersleri
    • Eğitimciler İçin Yapay Zekâ Okur-Yazarlığı Dersleri
    • Epigenetik Dersleri
    • Evren ve Kozmoloji Dersleri
    • Evrim Dersleri
    • Bilim Tarihi Dersleri
    • Hegel Dersleri
    • İnsan Felsefesi Dersleri
    • Kapitalizmin Tarihsel Gelişimi ve İktisadi Düşünce Dersleri
    • Konuşmaktan Korkmuyorum
    • Kuantum Mekaniği ve Yorumları Dersleri
    • Marx Dersleri
    • Nörobilim Dersleri
    • Nörodilbilim Dersleri
    • Nörohukuk
    • Nörofelsefe Dersleri
    • Nöroperspektifler
    • Nöropsikanaliz Dersleri
    • Öğrenilmiş Çaresizlik
    • Teizm, Deizm, Agnostisizm ve Ateizm Dersleri
    • Teoloji, Bilim ve Felsefe Tartışmaları
    • Zihin Dersleri
  • Biz Kimiz
  • İletişim
  • Destek Ol
Bizi Takip Edin
  • Biz Kimiz
  • Künye
  • Yayın Kurulu
  • Yürütme Kurulu
Copyright © 2023 Gazete Bilim - Bütün Hakları Saklıdır
GazeteBilim > Blog > Tarih > Mustafa Kemal Atatürk’ü anlamak!
Tarih

Mustafa Kemal Atatürk’ü anlamak!

Yazar: GazeteBilim Yayın Tarihi: 1 Haziran 2024 14 Dakikalık Okuma
Paylaş
atatürk
Mustafa’dan, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e giden yolda, alınan sorumlulukları, hayat onu sorgularken aldığı kararları, saltanatçılar, mandacılar, teslimiyetçilere rağmen Anadolu’yu ayağa kaldıran iradeyi konuşmak istiyorum.

Mezun olur olmaz Abdülhamid’in meşhur jurnalcileri nedeniyle o da tutuklanır. Abdülhamid’e kafa tutanların tutulduğu, Bekir Ağa Bölüğü’nde işkence görür. İki ay sonra burnu sürtülmüştür diyerek salıverildiğinde, genç yaşta böbrek hastası olmuştur.

İçindekiler
“Mustafa”“Mustafa Kemal”“Mustafa Kemal Paşa”

Alperi Yavaş
Ankara Özel Tevfik Fikret Okulları, Emekli Öğretmen*

“İnsanın eşsiz fırsatı yükünü sırtladığı güzergâhtadır” diyor Victor Frankl. “Hayattaki her durum insan için bir zorluğa karşılık gelirken ve çözmesi için bir sorun sunarken, sorgulandığımızı düşünebiliriz. Hayatın bizi sorguladığını düşündüğümüz anlarda hayata verilecek karşılık, hayatın sorumluluğunu almaktır, şikâyet etmek değil.” diyerek devam ediyor. Tam da bu satırların ifade ettiği bir yaşamdır Mustafa Kemal’in yaşamı.

Hepimizin yakından tanıdığı, bambaşka bir ruha sahip biri O.

Asla şikâyet etmeyen, cesaret eden biri.

Hangi sıfatla başlasam eksik anlatacağım biri O.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü konuşmak istiyorum sizlerle.

Mustafa’dan, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e giden yolda, alınan sorumlulukları, hayat onu sorgularken aldığı kararları, saltanatçılar, mandacılar, teslimiyetçilere rağmen Anadolu’yu ayağa kaldıran iradeyi konuşmak istiyorum. Mustafa Kemal Atatürk’ü anlamak için sizinle birlikte küçük küçük hayatının içinde gezintiye çıkmak ve onu hissetmek istiyorum.

“Mustafa”

Doğduğu evde kendinden önce doğan ve vefat eden ablası Fatma’nın acısı vardır. Zübeyde duygularıyla baş etmeyi bilen, maneviyatı, iradesi güçlü bir kadındır. Ancak kalbinde evlat acısı vardır. Fatma’dan sonra üç oğlu, iki kızı daha dünyaya gelir. Mustafa henüz iki yaşındayken, abileri Ahmet ve Ömer, Rumeli’yi kasıp kavuran çiçek salgınında vefat ederler. Zübeyde’nin kalbine iki evlat acısı daha yerleşir. Mustafa yedi yaşında iken eşi Ali Rıza Bey’i de kaybeden Zübeyde Hanım, bir kadının yaşayabileceği en ağır acıları üst üste yaşamıştır. Birisi henüz iki aylık, en büyüğü yedi yaşında üç çocukla, 30 yaşında dul kalır Zübeyde. Mustafa, Makbule ve kucağında Naciye ile…

Ali Rıza Bey’in ölümünden sonra Selanikli bir tüccar, Ali Rıza’nın kendisine borcu olduğunu iddia ederek, Pembe Evin satılıp borcunun ödenmesi için mahkemeye başvurur. Zübeyde böyle bir borç olmadığını ispat etmek için çok uğraş verir ve bu uğraş yaklaşık dört ay sürer. Babasını yeni kaybetmiş üç küçük çocuk, dört ay boyunca evsiz kalmamak için mücadele eden annelerinin çabalarına tanıklık ederler. Günümüz pedagogları Mustafa’nın ilk çocukluk yıllarının deneyimlerini, duygularını ve çocukluk travmalarını incelemişler midir doğrusu bilmiyorum.

Hayat Mustafa’yı, annesinin Ragıp Abbas’la evlenmesi ve en küçük kardeşi Naciye’nin de ölümü ile 15 yaşında yeniden sınar. Annesi evlendiğinde babasının duvarda asılı bulunan kılıcı ile Ragıp Abbas’a saldırmak istediğini ve son anda kendisini tuttuğunu ifade eder. Annesine düşkün, onu çok seven bir çocuktur Mustafa. Duygularıyla baş etmekte zorlandığı bir dönemdedir. Çareyi evden uzaklaşmakta bulur, aylarca halasında kalır. Annesinin evliliğini ancak zaman içinde kabullenebilir.

Eğitim hayatına çoğunlukla kendi iradesiyle yön verir. Zübeyde Hanım, din adamı olmasını istediği için gittiği ilk mahalle mektebinde ve sonrasında gittiği Şemsi Efendi Okulu’nda gördükleri sayesinde kendi eğitim hayatını şekillendirir. Şemsi Efendi son derece aydın bir eğitimcidir. Öğrencileri ile yatılı geziler düzenler, bu gezilere kız öğrenciler de katılmaktadır. Çağdaş, özgürlükçü yöntemlerle eğitim verilmektedir. Sonrasında devam ettiği Selanik Mülkiye Rüştiyesi ise katlanılır gibi değildir. Burada ezber çalıştırılmakta, tekrarında yapılan hatalarda falaka cezası verilmektedir. Mustafa 12 yaşında iken, burada yediği dayaktan sonra dört gün eve kapanır, beşinci gün evden çıktığında komşuları olan Kadri Bey’e giderek, askerî okula kayıt olmak istediğini ve yardıma ihtiyaç duyduğunu söyler. Selanik Askerî Rüştiyesi’ne böylece yazılır. Tarih yazılmaya başlanmıştır. Mustafa artık Mustafa Kemal olmak yolundadır.

“Mustafa Kemal”

“Kemal mana ilminde vücud ve sıfat bakımından yetkin olma hâlidir.” Tabiatında ki kemaliyet hür olma, nefsinden kurtularak hürriyete kavuşma imkânı verir. İnsan-ı Kâmil manevi olgunluğa erişmiş, nefs ve arzularının ötesine geçmiş, hem ahlâki hem de ruhâni anlamda kusursuzluğa ulaşmış kimseyi tanımlar. Mana ilminde bu anlamı taşıyan ismin şu veya bu sebeple Mustafa’ya verilmesi tesadüf müdür, tevafuk mu?

Mustafa Kemal’i askeri okul öğretmenleri şekillendirir. “İlk esin kaynağım öğretmenlerimin dilidir” diyerek verir öğretmenlerinin haklarını. Selanik Askerî Rüştiyesi’nde matematiğe tutkuyla bağlanır. Matematiği yaşam biçimi olarak benimser. Evrenin matematik diliyle yazıldığını, evrenin harflerinin geometrik biçimler olduğunu söyler. Yıllar sonra Mecliste “Kuvayi Milliye, cinnet-i mukaddestir” diyen Hamdullah Suphi’ye öfkelenerek, “Ne demek cinnet-i mukaddes, Kuvayi Milliye hesaptır, matematiktir” der.

Fransızca, Türk Tarihi, Fransız Devrimi, matematik, edebiyat… Her birini tutkuyla çalışır. Takip ettiği yazar ve edebiyatçılar yaşam gustosunu şekillendirir. Tıpkı günümüzde bizim hâlâ ona yetişemediğimiz gibi O da “ne yazık ki Tevfik Fikret’e hâlâ yetişemedik” diye hayıflanır. Tüm askeri eğitim hayatı boyunca özel ders alır, kurslara devam eder, sürekli olarak okur, okur… Selanik Askeri Rüştiyesi’nden sonra Manastır Askeri İdadisi’ne girer. Matematiğe ilgisi ve başarısı bu yıllarda da devam eder. Büyük bir ciddiyetle çalışır ve 420 tam not ile mezun olur. “Bir kurmay subayın sahip olması gereken nitelikler vardır. Bunun gerisinde kalmak büyük hatadır” diyerek kendini şekillendirir.

İstanbul’a gelerek Harbiye’ye girer, ilk yıl biraz gezip tozar, zaman zaman notlarını düşürür ama okulundan sekizinci olarak mezun olur. Tüm bu yıllar boyunca hem yeni dostluklar edinecek hem de insan kazanacaktır. Mezun olur olmaz Abdülhamid’in meşhur jurnalcileri nedeniyle o da tutuklanır. Abdülhamid’e kafa tutanların tutulduğu, Bekir Ağa Bölüğü’nde işkence görür. İki ay sonra burnu sürtülmüştür diyerek salıverildiğinde, genç yaşta böbrek hastası olmuştur.

Bundan sonrası sürgün, sürgün, sürgün… Onun sürgün hayatı, Osmanlı Devleti’nin çöküşüyle paralel olarak devam eder. En son Sofya Ateşemiliterliği görevini yaptıktan sonra, Şubat 1915’de Çanakkale görevi için yurda çağrılır. Balkanlar’da, Sarıkamış’ta, Bağdat’ta, Filistin’de bozguna uğrayan Osmanlı’da, hükümetin kıymetli eşyalarının İstanbul’dan Konya’ya nakledildiği konuşulmaktadır. Bu koşullarda 1. Dünya Savaşı’na giren Osmanlı’da umutsuzluk varken, halkın umudunu Yakup Kadri’nin kaleminden nakletmek istiyorum.

“Halk bin bir tehlike dolu Marmara’nın ufuklarına yeni bir sabahın doğmasını bekler gibi bakıyor. Halk bizim bilmediğimiz bir sırra mı ermişti? Bir rüya mı görüyor? Halkın söylediğine göre Çanakkale’de genç bir kumandan yanında bir avuç süngülü askerle ateşte yanmıyordu. Zırhların attığı gülleler başının üstünden munisleşmiş yırtıcı kuşlar gibi gelip geçiyordu. Adı hiçbir gazete, hiçbir resmî belgede geçmiyordu. Fakat halk onun adını da biliyordu. Mustafa Kemal diyordu. Bir paşa mı, bir miralay mı? Rütbesinin ne hükmü vardı. Böyle bir adama rütbe ne ilave edebilirdi? Ruhu, bir deniz gibi coşturan dinamizması, parlayan ateşi ile onun ismini ilk defa böyle işittimdi. Mustafa Kemal Çanakkale’den geliyordu. Halk bunu biliyordu.”

“Mustafa Kemal Paşa”

Osmanlı Devleti’nin verdiği askeri üniformayı 38 yaşında Samsun’da çıkardı. Yıllarca oradan oraya sürgün geçen askerî hayatına inat, sivil hayata geçince artık kendi rotasını kendisi belirliyordu. Bu rota aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti’nin de rotasıydı. Yüksek konsantrasyonu, yoğun ve tükenmeyen enerjisi, potansiyeli, geniş bakış açısına sahip beyni ona milli mücadeleyi başlat diyordu. Bu adımı atar atmaz “Yüce İslam Hilafetine isyan etmek” suçuyla şeyhülislamın verdiği fetva ile idamı istendi. Buna karşılık Anadolu, Mustafa Kemal’i paşası ilan etti ve yol, beraber yürünmeye başlandı. Az önce yukarıda bahsettiğim gibi Kuvayi Milliye hareketi Mustafa Kemal Paşa’nın hesap işiydi. Onun için imkânsızı bırakın, zor diye bile bir mesele yoktu. Sadece çözüme odaklanmak ve eldekileri hesaplamak gerekmekteydi. Her adımı, her yol arkadaşı, adım adım gezdiği Anadolu kentleri ince bir planın detaylarıydı. Yol belliydi.

O, neredeyse evsiz kalacak olan bir yetim Mustafa, şimdi kimsesizlerin kimsesi, Cumhuriyeti inşâ ediyordu. Falih Rıfkı Atay, “belki de çoğu defa kendisine yalnız kendisi inanıyordu, Mustafa Kemal artık zar atmıyordu, Satranç oynuyordu. Bu oyunu bilmeyenlere seyri bile yorgunluk verir” dediğinde Mustafa Kemal’in çıktığı yoldaki, fikrî yalnızlığını anlatıyordu.

Bu aşamada yaşadığı, girdiği onca savaş, onca kayıp, ondaki barış özlemini daha da arttırıyordu. Bu milleti hiç hak etmediği bu savaştan ve yokluktan çıkartmak için mücadele verdi. İlk önce kendine inandı, sonra ülküsüne, sonra devrim aşkına.

“Ben devrim ruhunu Fikret’ten aldım. Onu tanıyanlar benim ne yapmak istediğimi kavrarlar” dedi. Adımlarını nerede nasıl atacağını, Tevfik Fikret, Namık Kemal okumaya başladığı o günlerde belirlemişti. Emindi. Hiç umutsuzluk duymadı. Elbette kendini bilen erdemli bir insanın ruh haliydi bu.

30 Ağustos 1922, o günden sonra başlayacak başka bir mücadelenin milâdıydı. Şimdi sahip olduğu yüksek karakteri hatırlaması gereken milletine, kazandığı egemenliğin ne anlama geldiğini anlatması gerekiyordu.

Bu sürede ömrü boyunca aklında hep annesi olan Mustafa Kemal Paşa, annesinin cenazesine dahi katılamadı. Ana-oğul arasındaki imrenilecek sevgi ve saygı bağına rağmen, orada olamadı. Tam 12 gün sonra annesinin kabrini ziyaret edebildi. Annesinin ruhuna ve bütün atalarının ruhuna yeminini tekrar etti: “Millî hâkimiyet uğruna canımı vermek, benim için vicdan ve namus borcudur.”

“Mustafa Kemal Atatürk”

Canımı canan isterse minnet can’ıma

Can nedir ki?

Kurban etmeyeyim canan’ıma

Fuzili’ye ait bu şiiri harf devriminden sonra Türk Alfabesiyle kendi el yazısıyla kaleme aldı. Onun cananı milletiydi. Bu mısraları, yakın dostları ondan sık sık duyardı.

Bunca yılı savaş meydanlarında geçen, gerçek bir sanatsever, şiir ve edebiyat sevdalısı bir hümanistin yaşadığı sıkışmışlığı tahmin bile edemiyorum.

Çanakkale’de siperlerde askerlerle söylediği türküler, her fırsatta öptüğü yaşlı eller, her gördüğü çocuğun okşadığı saçları, toplumsal cinsiyet eşitliğine verdiği değer, yetim kalmış sayısız çocukları kendisine kutsal emanet sayması, sadece buğday kavurması yiyen askeri için üzüntüden yatağa aç girmesi, şehit olmuş düşman askerlerinin ailelerinin acısına gösterdiği hürmet…

Karakterinin ve insanlığının bize yansıyan bir parçacık kısmı. Atatürk tüm bunların çok derininde bir yerde.

Uzun yıllar özlemini çektiği İstanbul’da boğazın karşı yakasına geçmek için şehir hatları vapurunu kullanan, ikinci mevki bilet alan Atatürk. Bugün bize ne anlatıyor acaba?

Sivas’ta kongrenin toplanacağı binada konaklayacakları akşam, büyük odada kalmak için aralarında tartışan dava arkadaşlarına kendi odasını bırakıp, çay ocağında uyuyan Atatürk. Bugün bize ne anlatıyor acaba?

Dolmabahçe’ye saray diyen herkese rağmen, oraya kafes diyen Atatürk. Bugün bize ne anlatıyor acaba?

Dışarıda davette olduğu için beklenmediği bir akşam, Çankaya Köşkü’ne gelip karnını doyurmak için mutfağa inip, aşçılarının sofrasına oturup bir kadeh de onlarla içen Atatürk. Bugün bize ne anlatıyor acaba?

1935 yılında Sabiha Gökçen’i pilot olması için yedi erkek öğrenciyle Kırım’a gönderen Atatürk. Bugün bize ne anlatıyor acaba?

Çankaya’da görevli aşçı, şoför, bahçıvan, berber, bekçi gibi tüm personelin yeme içme masraflarını, köşkün tadilat masraflarını bizzat maaşından karşılayan Atatürk. Bugün bize ne anlatıyor acaba?

Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun 10 Kasım 1963 tarihinde Türk Tarih Kurumu tarafından düzenlenen törende yaptığı konuşmadan kısa bir bölüm aktarmak isterim. “Şimdi izninizle ‘büyük insan’dan ne anladığımı söyleyeyim. Büyük insan odur ki, vefalıdır. Kimseye karşı kalbi pas tutmaz. Kişisel ihtiraslara yakasını kaptırmaz. Nefsaniyetinin hükmü altına girmez. Her hareketine akıl, ruh asaleti rehberlik eder. Böylelerine eskiler ‘sage’ adını verirlerdi, ‘bilge’ manasında. Zekânın tek başına aldandığı ve aldattığı olur. Fakat kalp aldanmaz ve aldatmaz. Çünkü Tanrı’ya giden yol kalpten geçer. Kalbini ve zekâsını yüksek karakterinde birleştiren Atatürk’ü tanıdığım için şeref duyarım”.

Atatürk’ün ezbere bildiği ve en sevdiği şiirlerden biri olan Tevfik Fikret’in Ferda şiirinin son bölümü ile yazımı tamamlamak isterim.

Gençler, vatanın bütün ümidi şimdi sizdedir:

Her şey sizin, vatan da sizin, her onur sizin;

Ama unutmayın ki zaman sert ve emin.

Bir sessiz adımla izler bizi

Önden koşan,

Fakat yine dikkatle her izi incelemeye yol bulan bu yanılmaz izleyicinin azarıyla utanırsak yazık!

Demin “Yarın senin!” dedim, beni alkışladın,

Hayır, bir şey senin değil, sana yarın emanettir;

Her şey emanettir sana, ey genç, unutma ki senden de bir hesap sorar, şikâyetçi gelecek

Geçmişe şimdi sen ibretle bakıyorsun

Gelecek de senden böyle kuşku duyacak.

Her organı ihtiyaç kasırgasıyla sarsılan bir neslin oğlusun; bunu hatırla zaman zaman

Unutma, asrın şimşeklerle aydınlanan ilerleme çağıdır

Her yıldırımda bir gece, bir gölge devrilir

Bir yükselme ufku açılır, yükselir hayat;

Yükselmeyen düşer; ya ilerleme ya gerileme!

Yükselmeli, dokunmalı alnın semalara;

Doymaz insan dedikleri kuş yükselmeye…

Uğraş, didin, düşün, ara, bul, koş, atıl, bağır;

Durmak zamanı geçti, çalışmak zamanıdır!

Önce sevgili Ata’ma sonsuz minnetle, sonra da siz okuyuculara en içten saygılarımla…

*E-posta: elpirik0503@gmail.com

Etiketler: atatürk, cumhuriyet, mustafa kemal
GazeteBilim 1 Haziran 2024
Bu Yazıyı Paylaş
Facebook Twitter Whatsapp Whatsapp E-Posta Linki Kopyala Yazdır
Önceki Yazı eğitim Türkiye’nin eğitim çıkmazı
Sonraki Yazı zengin yoksul tüketim Neden dünyanın gücü zenginlere yetemiyor

Popüler Yazılarımız

krematoryum fırını

Türkiye’de ölü yakma (kremasyon): Hukuken var, fiilen yok

BilimEtik
23 Kasım 2023
cehalet
Felsefe

“Cehalet mutluluktur” inancı üzerine

Eşitleştiren, özgürleştiren, mutlu kılan, bilgi midir yoksa cehalet mi? Mutlu kılan, cehalet mutluluktur sözünde ifade edildiği gibi, bilgisizlik ve cehalet…

12 Ağustos 2023
deontolojik etik
Felsefe

Deontolojik etik nedir?

Bir deontolog için hırsızlık her zaman kötü olabilir nitekim çalma eyleminin özünde bu eylemi (daima) kötü yapan bir şey vardır.

15 Ağustos 2024
Güzel şeyler, özgür seçim süreçlerinin en çirkin şekillerde baskı altına alınmasına rağmen varlığını sürdürmeyi dişiler sayesinde başarır.(Görsel: The Belkin)
Flörtöz Hayvanlar

Ördekler, penisleri ve Amerikan ekonomisi

Yanık türkülerin yeşil başlı gövel ördeklerinden esinlenilen romantizm yalnızca bizim hayallerimizde var; gerçek dünyada bu türlerin aşk hayatları çok daha…

5 Kasım 2024

ÖNERİLEN YAZILAR

Tümevarım-tümdengelim ve bilimde gerikalmışlık sorunu

Tümevarım Yöntemi’ne geçişteki gecikme, modernleşmenin “özgün bir bilimsel üretim” safhasına geçmesini engellemiş ve süreci daha çok bir “takip ve adaptasyon”…

Bilim Tarihi
20 Nisan 2026

Bilim tarihi araştırmalarında yapay zekâ kullanımı[1]

Büyük veri kümeleriyle uğraşan, literatür taraması yapan veya eski metinleri deşifre etmeye çalışan tarihçiler için YZ şu alanlarda devrim niteliğinde…

Bilim Tarihi
15 Nisan 2026

Antik Yunan ve Romalı doktorlara göre sağlıklı yaşlanmanın yolları

Antik Yunan ve Romalıların ellerinde mikroskoplar veya genetik testler yoktu. Ancak doğayı muazzam bir keskinlikle gözlemlediler.

TarihTıp
19 Mart 2026

Bir tablo, bir coğrafya ve bitmeyen barışın resmi: “Timur’un Mezarı”nın Ankara’daki sessiz nöbeti

Barış, bazen kırılgandır. Sanat tarihinin öngördüğü güzellik ve barış ideası ile insanlık tarihini anlama çabasının aksine; güce ve iktidara tapınanların…

Sanat
19 Şubat 2026
  • Biz Kimiz
  • Künye
  • Yayın Kurulu
  • Yürütme Kurulu
  • Gizlilik Politikası
  • Kullanım İzinleri
  • İletişim
  • Reklam İçin İletişim

Takip Edin: 

GazeteBilim

E-Posta: gazetebilim@gmail.com

Copyright © 2023 GazeteBilim

  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk

Removed from reading list

Undo
Welcome Back!

Sign in to your account

Lost your password?