GazeteBilim
Destek Ol
Ara
  • Anasayfa
  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk
  • Etkinlikler
    • Astronomi Dersleri
    • Davranış Nörolojisi Dersleri
    • Epigenetik Dersleri
    • Evren ve Kozmoloji Dersleri
    • Evrim Dersleri
    • Freud Dersleri
    • Hegel Dersleri
    • Kapitalizmin Tarihsel Gelişimi ve İktisadi Düşünce Dersleri
    • Kuantum Mekaniği ve Yorumları Dersleri
    • Marx Dersleri
    • Nörobilim Dersleri
    • Nörodilbilim Dersleri
    • Nöropsikanaliz Dersleri
  • Biz Kimiz
  • İletişim
Okuyorsun: Mary Brunkow ile söyleşi: Her şeye en baştan başladım
Paylaş
Aa
GazeteBilimGazeteBilim
Ara
  • Anasayfa
  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk
  • Etkinlikler
    • Astronomi Dersleri
    • Davranış Nörolojisi Dersleri
    • Epigenetik Dersleri
    • Evren ve Kozmoloji Dersleri
    • Evrim Dersleri
    • Freud Dersleri
    • Hegel Dersleri
    • Kapitalizmin Tarihsel Gelişimi ve İktisadi Düşünce Dersleri
    • Kuantum Mekaniği ve Yorumları Dersleri
    • Marx Dersleri
    • Nörobilim Dersleri
    • Nörodilbilim Dersleri
    • Nöropsikanaliz Dersleri
  • Biz Kimiz
  • İletişim
  • Destek Ol
Bizi Takip Edin
  • Biz Kimiz
  • Künye
  • Yayın Kurulu
  • Yürütme Kurulu
Copyright © 2023 Gazete Bilim - Bütün Hakları Saklıdır
GazeteBilim > Blog > Röportaj > Mary Brunkow ile söyleşi: Her şeye en baştan başladım
Röportaj

Mary Brunkow ile söyleşi: Her şeye en baştan başladım

Yazar: GazeteBilim Yayın Tarihi: 7 Temmuz 2026 21 Dakikalık Okuma
Paylaş
nobel
Mary Brunkow: genetik bana heyecan veriyordu ve hocanın laboratuvarında lisans projesi yapma şansına eriştim.

Hayatımdaki neredeyse diğer tüm şeyleri bir kenara itecek kadar çok çalışıyordum. 2004 yılında kapıya kilidi vurduğumuzda her şeye en baştan başlamak zorunda kaldım.

Çeviren: Dr. Ali Furkan Arıcıoğlu

2025 Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü sahibi Mary Brunkow ile 6 Aralık 2025 tarihinde, Nobel Haftasında Stockholm’de yapılmış olan söyleşiyi dikkatinize sunuyoruz. Başlık tarafımızca konulmuştur.

Bize çocukluğunuzdan bahseder misiniz?

Mary Brunkow: Oregon, Portland’da, ABD’nin batı kıyısında büyüdüm. İki erkek kardeşim var. Ben ortancayım. Çok güzel bir çocukluk geçirdim. İçinde çok fazla drama yoktu. Büyüdüğüm yıllarda hep aynı evde oturduk. İlkokulda ve lisede Katolik okullarına gittim. Matematiği ve bilimi hep sevdim ve bu bilimin her türü için geçerliydi. Özellikle çok sevdiğim bir şey yoktu. İyi bir öğrenci ve iyi bir çocuktum. Lisede spor yapmayı denedim. Atletizm ve kros takımlarında yer aldım, ama hep çok kötüydüm. Basketbolu ve voleybolu ve benzer şeyleri de seviyordum, ama amacım her zaman eğlenceydi, çok rekabetçi değildim.

Üniversiteye gitme planları yapmaya başladığımda Portland’a yalnızca birkaç saat uzaklıkta bulunan Seattle’daki Washington Üniversitesine gitmeyi gerçekten çok istedim. Bana gerçekten çekici gelen şey sanırım büyüklüğüydü. Gerçekten devasa bir üniversiteydi. Lisem gitgide küçülüyordu. Okulum oldukça küçük bir okuldu ve daha büyük bir şehirde daha büyük bir okul istiyordum. Washington Üniversitesi’ne gitmek harika bir deneyimdi. Bayıldım. Sürekli yapacak bir şeyler, öğrenciler için çok fazla yapacak şey ve kaynak vardı.

 “Lisem gitgide küçülüyordu. Okulum oldukça küçük bir okuldu ve daha büyük bir şehirde daha büyük bir okul istiyordum.”

Bilimin peşinden gitme kararını verdiğiniz belirleyici bir an yaşadınız mı?

Mary Brunkow: Üniversiteye başladığımda tıp fakültesine gitmek istediğimi düşünmüştüm. Babamın babası doktor ve cerrahtı ve bu benim ilgimi gerçekten çekiyordu. İnsanlara yardım etmek istiyordum. Veteriner olmak istediğim bir dönem de olmuştu, çünkü hayvanları seviyordum ve böyle bir bakım ve iyileştirme işi yapmayı gerçekten istedim. Washington Üniversitesinde geçirdiğim sonraki yıllardan birinde üst seviye bir genetik dersindeydim ve hocamız, Dr. Sandler, büyüleyici biriydi, dersler tam anlamıyla harikaydı. Genetiği gerçekten sevdiğimi biliyordum, ama o derste keşifleri yapan insanlarla ilgili hikayeler ve benzeri şeyler de anlatıyordu.

Sonuç olarak genetik bana heyecan veriyordu ve hocanın laboratuvarında lisans projesi yapma şansına eriştim. Araştırma yapmak açıkçası hiç düşündüğüm bir şey değildi. Araştırmacı olduğunu bildiğim hiçbir tanıdığım yoktu. Aklımdan geçen bir şey değildi. Ancak laboratuvara adımımı attığım ve içeriyi gördüğüm o an… Yaptıkları işe kendini öylesine kaptırmış insanların bulunduğu bir çevrenin yarattığı bir etkiydi bu. Projeleri hakkında çok heyecanlılardı, ama iyi vakit de geçiriyorlardı. Gerçekten çok yakın ilişkileri olan bir gruptu. Dr. Sandler çok iyi bir yol gösterici ve öğretmen ve insanları gerçekten motive eden biriydi. Lisansüstü öğrencileri ve doktora sonrası araştırmacılarla gerçekten ilgilenir ve onların bir sonraki aşama için hazır olduklarından emin olurdu. Ben de gerçekten onunla yaptığımız tartışmalar sonucunda doktoraya başvurmak istediğime karar verdim. Bu karar araştırma yaparak geçen bütün bir kariyerimin başlangıç noktası oldu, ama bence aslında biraz geç alınmış bir karardı. Yine de pişman değilim, iyi bir yol tercih ettim.

Sizi bilime çeken neydi?

Mary Brunkow: Beni bilime ve araştırmaya çeken şey her şeyden önce bir şeye gerçekten odaklanma isteğimdi. Her şey aynı derecede ilginç değildir bilirsiniz. En ilginç olan şeyi bulmak zorundasınız. Bir şeye gerçekten derinlemesine dalma fikrini seviyorum. Bilim genel manada gerçekten bir hakikati arama süreci. Hakkında gerçek bir kanıt olmayan inançların aksine, bilimde öğrendiklerinizin gerçekten de şeylerin aslında olduğu biçimi olmasını umarsınız. Bir şeylerin gerçekten elle tutulur olmasını ve bir şeyleri kanıtlayan bir keşifle çıkagelme fikrini seviyorum. Araştırmayla ilgili heyecan verici olan bir diğer şeyse, ki bu beni aynı zamanda çıldırtıyor da, işinizin hiçbir zaman bitmemesi. Bir şey buluyorsunuz, bu bir keşif oluyor ve sizi daima bir sonraki hipoteze, cevabını istediğiniz bir sonraki soruya yöneltiyor. Bu zaman zaman çıldırtıcı olan devamlı bir keşif süreci, çünkü gerçekte hiçbir şeyi bitirmiyorsunuz.

 “Bir şeylerin gerçekten elle tutulur olmasını ve bir şeyleri kanıtlayan bir keşifle çıkagelme fikrini seviyorum.”

Bilimde işbirliği yapmanın önemi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Mary Brunkow: İşbirliği çok önemli. Çalıştığınız alana göre değişebilir, ama en azından benim deneyimlediğim alanlarda işbirliğinin önemi tartışmasızdır. Hem fikirlerinizi paylaşacak hem de ortaya yeni fikirleri atacak daha fazla insan olması açısından. Fakat doğrusunu söylemek gerekirse her şeyin uzmanı olamazsınız, bu yüzden farklı uzmanlıkları bir yerlerden bulup getirmeniz gerekir ve işbirliği bu yüzden de önemlidir. Hem bence işbirliği yaptığınız kişilerle iyi anlaşırsanız yaptığınız iş de daha eğlenceli hale gelir. Çok sayıda harika insanla etkileşimde bulunduğum için şimdiye dek çok şanslıydım. Tek bir insan bütün işleri yapamaz. Hem çok akıllı ve çabuk hem de laboratuvarda moleküler biyoloji yaparken sihirli parmakları olan gerçekten en üst seviye birkaç araştırma görevlisine sahip olduğum için çok şanslıydım. Her zaman deneylerin nasıl olması gerektiği ve benzeri konularda önerilerde bulunabileceklerini düşündüm. Hiçbir zaman işlerin nasıl yapılması gerektiğine dair baştan bir yol çizen biri olmadım, çünkü onların literatürü okuma ve işlerin nasıl yapılacağıyla ilgili yeni fikirler üretme kapasitelerinin eksiksiz olduğuna gerçekten inandım. Bu küçük çekirdek ekibin yanı sıra, laboratuvarımda kendi uzmanlık alanlarına ihtiyaç duyduğumuz kısa sürelerde bize katkıda bulunan gerçekten yetenekli başka insanlar da bulundu.

Kendi küçük alanınızı elinizde tutma çabasına girişmediğiniz gerçekten açık bir ortamdı. Gruplar arasında rekabet ya da buna benzer bir şey yoktu ki bence bunun kökenleri tüm organizasyonun tek bir amacının olduğu bir biyoteknoloji şirketi fikrine dayanıyor. Böyle yapmamız gerekiyordu. Diğerlerinin arasından parlama fırsatı arayan tek tek insanlarla çalışamazsınız. Ancak akademik bir ortamda kendi reklamınızı yapma vurgusu gerçekten daha fazladır, özellikle de lisansüstü öğrencisi ya da doktora sonrası araştırmacısıysanız, çünkü dünyaya adım atmak ve bir yerlerde rekabetçi bir pozisyon bulmak zorundasınızdır. Bu yüzden orada biraz daha fazla kişilerarası rekabet, alan koruma ve mükemmelleşme ihtiyacı olması hiç de az görülen şeyler değildir. Hatta bazı durumlarda bu iyidir de. Ancak Fred ile çalıştığımız bu ortamda bu amaçlara ancak beraber çalışarak ulaşabilirdik.

Bilimde çeşitlilik önemli midir?

Mary Brunkow: Elbette. Beraber çalıştığınız kişilerin çeşitlilik barındıran bir grup oluşturması çok önemli. Çeşitlilik hem bilimsel uzmanlıktan hem de insanların geçmişlerinden kaynaklanır. Bilim yapmaya başladığımda bana kimsenin söylemediği şeylerden biri kişiliğin ne kadar önemli olduğuydu. Bilim yapmaya başladığımda bunun yalnızca hakikatle ilgili olduğunu düşünüyordum. Bir olgu bir olgudur ve bilim de nasıl yapılması gerekiyorsa öyle yapılır. Fakat aslında beraber çalıştığınız insanların, yaptığınız keşifleri birbirinizle ve grup içinde paylaşmanızın, yaptığınız iş üzerinde büyük etkisi vardır. Bir projenin ne kadar sorunsuz şekilde yürüdüğü projede çalışan insanların kişiliklerine bağlıdır. En sonunda kişiliklerin büyük fark yarattığını fark ettiğimde bu benim için devasa bir aydınlanma oldu. İşbirliği önemlidir, ama aynı zamanda doğru insan karışımını yakalamanız ve sizin de iyi bir takım oyuncusu olmanız gerekir.

Başarılı bir bilim insanı olmak için hangi özelliklere ihtiyacınız var?

Mary Brunkow: Başarılı bir bilim insanının özellikleri arasında meraklı ve ısrarcı olmak vardır. Başarılı bir bilim insanı yolunu kaybetmekten ya da işe yaraması gereken şeylerin işe yaramamasından korkamaz, çünkü bu araştırmayla geçirilen yaşamın bir gerçeğidir. Bu yüzden ilerlemeye devam etmek konusunda ısrarcı ve cesur olmalısınız. Bu merak duygusu çok önemli.

“İşbirliği önemlidir, ama aynı zamanda doğru insan karşımını yakalamanız ve iyi bir takım oyuncusu olmanız da gerekir.” 

Genç bir araştırmacıyla hangi tavsiyelerde bulunursunuz?

Mary Brunkow: Bilimin kendisi söz konusu olduğunda en önemli şeylerden biri zihninizi açık tutmanız. Keşifler elbette daha önce hiç düşünmediğiniz yerlerden çıkagelir, yani zihninizi açık tutmanız ve farklı gidiş yollarını gözden kaçırmamanız gerekir. İlginizi çeken bir konuda ilerliyor olsanız da kariyer yolculuğunuzda ve yaşamınızda zihninizi açık tutun. Kendim kariyer yolculuğumda yön değiştirmiş ve tek bir yol üzerinde ilerlememiş birisi olarak bunun oldukça iyi bir örneği olduğumu söyleyebilirim. Ben bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum, çünkü özellikle nerede olmak istediklerini ve nereye gideceklerini tam olarak bilmeyen genç insanlar için endişeleniyorum. Bazen önünüzde bazı kapılar aralanır ve bu durumda farklı seçenekleri keşfetmekte hiçbir sakınca yoktur.

Temel araştırmalara yatırım yapmaya devam etmemiz ne derece önemli?

Mary Brunkow: Kesinlikle, temel araştırmalara yatırım yapmaya devam etmemiz gerektiğine dair güçlü bir inancım var. Bir şeyin değerini her zaman ona yatırım yaptığınız anda ya da içinde çalıştığınız sürede görmeniz mümkün değildir. Ama zaman içinde, son birkaç yüzyıldır, ne kadar önemli olduğunu bilmediğiniz keşiflerin başka keşiflerin temelini hazırladığı için önemli hale geldiğine dair kanıtlarımız var. Bu yüzden kamu fonlarını ya da vakıf fonlarını kullanma yolları bulmaya devam etmemiz kesinlikle hayati bir önem taşıyor. Temel bilimlerdeki keşiflerin sürmesinin bir yolunu bulmalıyız. Muhtemelen bunların ancak küçük bir kısmı sonradan insanlara yardımcı olan gerçek yaşam uygulamalarına dönüşür. Fakat sonunda hangilerinin bu yarışı kazanacağını önceden tahmin edemezsiniz.

Bize kariyer yolculuğunuzu tarif edebilir misiniz?

Mary Brunkow: Princeton’da doktora yaptım. Kariyerimdeki bir diğer önemli yol göstericim doktora danışmanım ve kendisinden çok şey öğrendiğim Shirley Tilghman’dır. Özellikle genç kadınlar için çok iyi bir rol modeldi, ancak aslında onun yörüngesindeki herkes onun çevresinde oldukları için çok şanslıydı. Sıra dışı bir bilim insanıydı, bizi çok çalıştırırdı, ama eğlenceli ve sıcak biriydi ve bizi harika motive ederdi. Tez çalışmamı bitirdim ve Toronto’da bir süre doktora sonrası araştırmalar yaptım. Bu süreçte bana çok ilginç gelen çalışmalar yaptım ve orada benim gibi yaptıkları işler konusunda çok hevesli olan bir sürü doktora öğrencisi ve doktora sonrası araştırmacıyla beraberdim.

İnsanlar aslında çoğunlukla akademik kariyer hedeflerine yönelmişlerdi, ama ben çoğunlukla doğrudan insan sağlığına yönelik uygulamaları olan bir şeylerin içinde olsam daha mutlu olurdum diye düşünmeye başlamıştım. Bir biyoteknoloji firması kurma fikri bana çok çekici geliyordu. O zamanlar da bilim için çok heyecan verici zamanlardı. Doksanların başında İnsan Genomu Projesi kavramı çıkışa geçmişti ve genom bilimine yönelik yeni teknolojiler ve yaklaşımlar henüz ortaya çıkıyordu. Yeni ilaç hedefleri bulmak için genetik ve gen keşfi yapma vizyonuna sahip olan Seattle’daki küçük bir firma için çalışma fırsatı bulduğumda bu işin bana gerçekten uygun olduğunu düşündüm.

En başından beri her iki tarafın da en iyi özelliklerini taşıyan bir konumda bulunduğumu düşündüm, çünkü akademik bir laboratuvarda yapacağım kadar heyecan verici temel araştırmalar yapıyorduk, ama içinde çalıştığımız bağlam, hedefine bağlı kalmak zorunda olan bir organizasyondur. Herkes yeni ilaç hedefleri bulma amacı doğrultusunda çalışıyordu ki bunun da sonradan ilaçlara dönüşmesi bekleniyordu. Piyasada çok uzun süre kalamadık. Orada 1994 yılında çalışmaya başladım, sanırım laboratuvar 1993’ten beri çalışıyordu, 2004 yılında da maalesef kapılarımıza kilit vurduk. İş dünyası böyledir. Bu zaman aralığında Darwin Molecular bünyesinde laboratuvarda çalışan bir bilim insanıydım. Hayatımdaki neredeyse diğer tüm şeyleri bir kenara itecek kadar çok çalışıyordum. 2004 yılında kapıya kilidi vurduğumuzda her şeye en baştan başlamak zorunda kaldım.

Geriye dönüp baktığımda, durup hayatımın nasıl ilerlediğini düşünme fırsatına sahip olduğum için esasında şükran duyuyorum. Farklı şeyler denemek ve nereye daha uygun olduğumu görebilmek için biraz ara verdim. Başka bir küçük biyoteknoloji şirketinde yeniden işe girdim ve büyük bir işten çıkarma dalgası sonucunda bu işimi de kaybettim. Çok fazla insanı işten çıkardılar. Şimdi daha akademik bir ortamda çalışıyorum. Ama daha çok proje yönetimi ve program yönetimi bakış açısından da olaya bakıyorum ki bu bana daha uygun, çünkü bir projeye on bin metre yukarıdan, kuş bakışı bakmak ve farklı parçaların beraber çalışıp ilerlemeye devam ettiğinden emin olmak ilgimi çekiyor.

Bu aynı zamanda bana çok fazla esneklik tanıyan bir pozisyon ve işle hayattaki diğer şeyleri dengelemeyi kolaylaştırdı. Bunun benim için çok önemli olduğunu keşfettim. Kariyer yolunu takip etmek çok tatmin ediciydi. Yaşamı ve işi, gerçekten zorlayıcı ve yüksek baskı altında çalışılan işleri dengelemenin yollarını bulan çok sayıda kadın tanıyorum. Her ikisinde birden iyi olmak istedim.

“… özellikle nerede olmak istediklerini ve nereye gideceklerini tam olarak bilmeyen genç insanlar için endişeleniyorum. Bazen önünüzde bazı kapılar aralanır ve bu durumda farklı seçenekleri keşfetmekte hiçbir sakınca yoktur.” 

Bize sizinle birlikte bu ödülü kazanan Fred Ramsdell’den bahsedebilir misiniz?

Mary Brunkow: Fred harikadır. Yıllar içinde iyi arkadaş olduk ve onunla bu 9-10 yıllık periyotta çalışmak gerçekten harikaydı, çünkü çok sempatik, eğlenceli ve sıcak biri. Onun için çalışan kişiler ona her zaman sadık olmuşlardır, çünkü insanları gerçekten önemsemiş ve kariyerlerinde ilerlemelerinden emin olmak adına elinden ne gelirse gerçekten yapmıştır. Darwin’deki immünoloji takımının lideri olarak bile laboratuvara bizzat gelip çalışırdı. Gün gün takımdakilerle gerçek bir ilişki kuruyordu sahiden.

Ben o zaman farklı bir gruptaydım. Genom bilimi moleküler biyoloji grubundaydım ve gruplar arasında çok fazla etkileşim vardı. Çok büyük bir şirket değildi, herkes birbirini tanırdı. Günlük olarak birbirimizle çok iletişim kuruyorduk. Çok mütevazı ve zaman konusunda cömert biridir. Çok iyi bir çalışma ortağıdır. Başkalarının tecrübelerinden gerçekten yararlanmak isteyen insanlar için hakikaten çok iyi bir rol model olduğunu düşünüyorum. Tek bir beyindense daha fazla sayıda beyne kıymet verir. Onunla çalışmak çok kolaydır. 

Sizi araştırma yapmaya ne teşvik ediyor?

Mary Brunkow: İnsanlara yardım etmek ve onlara destek olmak düşüncesiyle motive oluyorum. Eğer bu aklım ve bir şeyler hakkındaki uzmanlığım sayesinde olacaksa ne ala, o zaman öyle yardım ederim. Ama bilimsel olmayan başka yollarla destek vermekle olacaksa ben buna da büyük önem veriyorum. Ben insanları önemseyen biriyim. Başkalarının başarılı olmasına yardım etmek bana büyük bir tatmin duygusu veriyor.

Boş vakitlerinizde neler yaparsınız?

Mary Brunkow: Açık havada olmayı seviyorum, yürüyüş yapmayı, doğa yürüyüşlerini ve bisiklete binmeyi seviyorum. Bunları istediğim kadar yapacak vakti her zaman bulamıyorum. Kitap okumayı, filmleri ve hamur işleri yapmayı da seviyorum. Bir noktada mutfakta daha fazla zaman geçirmeyi isterim. İşim ve ailem arasında her zaman bir denge kurdum. Son yıllarda çocuklarım evden ayrıldılar, ancak ben hala sürekli onları ve onlara bu dünyada nasıl yardımcı olabileceğimi düşünüyorum. Yani bunu yapmak hala zamanımı alıyor. Ayrıca daha fazla seyahat edebilmeyi de isterdim.

Yaratıcılığınızı ne kışkırtır?

Mary Brunkow: Hamur işleri kendimi yaratıcı hissettiğim bir alan. Dikiş dikmeyi, tasarım yapmayı ve problem çözmeyi de seviyorum. Genellikle bir şeyi üç boyutlu bir giyim parçasına çevirme sorununu çözmeye çalışıyorum. Bu işin problem çözme tarafını gerçekten seviyorum.

“İnsanlara yardım etmek ve onlara destek olmak düşüncesiyle motive oluyorum.”

Nobel Ödülü kazandığınız haberi size nasıl ulaştı?

Mary Brunkow: 6 Ekim sabahı artık zihnime kazındı. Gece 1 sularında aramalar gelmeye başladı. Sesim uykuluydu ve telefonum yatağımın hemen yanındaydı. Arama gelmesiyle birlikte titremeye başladı. Telefona baktım ve uzun bir uluslararası numaranın aradığını gördüm. İsveç yazıyordu. Arada sırada Nijerya falan gibi yerlerden garip çağrılar geliyor ve ben de bunları cevaplamıyorum. Açıkçası bu günlerde bildiğim bir numara aramadığı sürece telefona cevap vermiyorum. Eğer gerçekten bana ulaşmaları gerekiyorsa mesaj bırakırlar diye düşündüm. Böylece telefonu yerine bıraktım ve birkaç dakika sonra yeniden titremeye başladı. Dolandırma zanaatiyle uğraşanlar genellikle bu kadar ısrarcı olmuyorlar diye düşündüm. Saat gece 1’di, uykum vardı ve telefonu “Rahatsız Etme” moduna alıp yeniden uyudum ve ancak saatler sonra eşimin yatağın öbür tarafındaki telefonuna da aynısının olduğunu anladım.

Ona da aramalar geliyordu ve o da telefonunu kapatmıştı. Birkaç saat sonra bir şeyler olduğunu fark ettim ve eşim yataktan kalktı. Bir şeyi devirdi, lamba gibi bir şeyi devirdi, ama sorun yok diye seslendi. Dışarı çıktı, odadan çıktı ve sonra sesler duydum ve “Telefonla konuşuyor. Neler oluyor?” diye düşündüm. Bir kadın sesi duydum ve “Ne oluyor?” diye düşündüm. Sonra bildiğim tek şey ise yatak odasına geri döndüğü, büyük başucu lambasını yaktığı ve “Nobel Ödülü kazanmışsın” dediği. Yani sadece bunun delice olduğunu düşündüm. Çok saçmaydı. “Hayır”, dedi, “oturma odasına gel, orada genç bir kadın var ve boynundan aşağı büyük fotoğraf makineleri sarkıyor”.

Patronu saat iki gibi kadını aramış ve demiş ki, “Bu adrese gitmen ve tepkisini fotoğraflaman gerekiyor.” Neden gece 3:30’da kapımızın önünde olduğunu bize açıklamak zorunda kalan kendisi oldu. Bu yüzden risk alıp tanımadığı birinin kapısını o saatte çalmış. Eşimin onu kapıdan içeri almasının tek yolu basın kartını gösterdiği telefonunu kapının camına doğru tutmasıymış. Bunun bir kandırmaca, bir dolandırıcılık işi olmadığını anlamam için saatler geçmesi gerekti. Telefonda Thomas Perlmann ve Adam Smith’le görüştüm. Müthiş bir sabahtı.

Araştırmalarınızın bu kadar çok insana yardım ettiğini bilmek size nasıl hissettiriyor?

Mary Brunkow: Ödülü kazandığımdan bu yana geçen iki ay müthişti. Son iki ayda, geçtiğimiz yirmi yıl içinde, immünolojinin içindeki bu özel alanın nasıl çıkışa geçtiğini gerçekten anladığımız makaleleri yayımladığımız ilk günden bugüne olup bitenlerin muhasebesini yapmak için çokça zaman harcadım. Yaptığımız şeylerin potansiyel terapilere ve tedavilere dönüşmüş olduğunu görmek çok tatmin edici. Her ne kadar bugünlerde işin doğrudan bir parçası olmasam da yapbozun benim de bir rolümün olduğu küçük bir parçası olduğunu düşünmek çok tatmin edici ve insanı mahcup hissettiriyor. İnanılmaz derecede memnuniyet verici. Aynı zamanda çok çok güçlü bir duygu, çünkü çalıştığım sıralarda olmasını tahmin ettiğim bir şey değildi.

İlginç olduğunu biliyordum. Gerçekten bana da ekibimize de ilginç geldi, ama bu bir taraftan da dünyada hiçbir şeyi değiştirmiyor. Müthişti. Korkunç sayıda insandan mesaj aldım. İnsanlardan sık sık yalnızca “Yaptığınız işten dolayı teşekkür ederim” diyen e-postalar alıyorum. Ama aynı zamanda gerçekten kendileri ya da ailelerinden biri otoimmün bir hastalıktan mustarip olan ve yardım dileyen insanlardan da korkunç sayıda fazla mesaj alıyorum. Benim için zor bir durum, çünkü ben bir sağlık çalışanı değilim, hatta immünoloji alanında bile çalışmıyorum. Yani bu hep zordu, çünkü bir taraftan yapılan büyük ilerlemelere katkıda bulunduk, ama yapılacak işler henüz bitmedi. Yaptığımız iş insanların otoimmün hastalıklarını iyileştirmek değil. Bu yüzden zor, ama doğru yolda olduğumuz ve alanın büyük ilerlemeler kaydetmeye devam edeceği konusunda bana umut veriyor ve bu harika.

Söyleşiyi izleyin

Etiketler: nobel
GazeteBilim 7 Temmuz 2026
Bu Yazıyı Paylaş
Facebook Twitter Whatsapp Whatsapp E-Posta Linki Kopyala Yazdır
Önceki Yazı sünger Mutfak süngeri: Evimizdeki en başarılı mikrobiyal medeniyet
Sonraki Yazı beslenme Nesli tükenen bozayının şaşırtıcı bir diyeti vardı!

Popüler Yazılarımız

krematoryum fırını

Türkiye’de ölü yakma (kremasyon): Hukuken var, fiilen yok

BilimEtik
23 Kasım 2023
cehalet
Felsefe

“Cehalet mutluluktur” inancı üzerine

Eşitleştiren, özgürleştiren, mutlu kılan, bilgi midir yoksa cehalet mi? Mutlu kılan, cehalet mutluluktur sözünde ifade edildiği gibi, bilgisizlik ve cehalet…

12 Ağustos 2023
deontolojik etik
Felsefe

Deontolojik etik nedir?

Bir deontolog için hırsızlık her zaman kötü olabilir nitekim çalma eyleminin özünde bu eylemi (daima) kötü yapan bir şey vardır.

15 Ağustos 2024
Güzel şeyler, özgür seçim süreçlerinin en çirkin şekillerde baskı altına alınmasına rağmen varlığını sürdürmeyi dişiler sayesinde başarır.(Görsel: The Belkin)
Flörtöz Hayvanlar

Ördekler, penisleri ve Amerikan ekonomisi

Yanık türkülerin yeşil başlı gövel ördeklerinden esinlenilen romantizm yalnızca bizim hayallerimizde var; gerçek dünyada bu türlerin aşk hayatları çok daha…

5 Kasım 2024

ÖNERİLEN YAZILAR

Fred Ramsdell ile söyleşi: Yanılmak bilim insanı olmanın bir parçasıdır

Her bilim insanı çok şey hakkında yanılır. Yalnızca haklı çıktığınızda konuşursunuz.

Röportaj
7 Temmuz 2026

Omar Yaghi ile söyleşi: Keşif her şeydir

Keşif insanların düşünme biçimini etkilemenin, yaşamlarını iyileştirme ve toplumu o keşiften önce görülmemiş şekilde etkilemenin birimidir.

KimyaRöportaj
17 Haziran 2026

Susumu Kitagawa: Faydasızın faydası yaratıcılıktır

Faydasızın faydası, yani halihazırda olan bir şeye işaret eder. Bir öncünün peşinden gitmek gibi.

BilimRöportaj
12 Mayıs 2026

Joel Mokyr’la Söyleşi: “Parlak ve zeki olup öz disiplinleri olmayan çok sayıda akademisyen gördüm”

2025 Nobel Ekonomi Ödülü sahibi Joel Mokyr ile 6 Aralık 2025 tarihinde, Nobel Haftasında Stockholm’de yapılmış olan söyleşinin çevirisini okurlarımıza…

Röportaj
29 Nisan 2026
  • Biz Kimiz
  • Künye
  • Yayın Kurulu
  • Yürütme Kurulu
  • Gizlilik Politikası
  • Kullanım İzinleri
  • İletişim
  • Reklam İçin İletişim

Takip Edin: 

GazeteBilim

E-Posta: gazetebilim@gmail.com

Copyright © 2023 GazeteBilim

  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk

Removed from reading list

Undo
Welcome Back!

Sign in to your account

Lost your password?