Tabii ki tonlarca başarısızlık yaşadım. Yanılmak bilim insanı olmanın bir parçasıdır. Her zaman yanılırız.
Çeviren: Dr. Ali Furkan Arıcıoğlu
2025 Fizyoloji/Tıp Nobel Ödülü sahibi Susumu Kitagawa ile 6 Aralık 2025 tarihinde, Nobel Haftasında İsveç’in Stockholm kentinde yapılmış olan söyleşiyi dikkatinize sunuyoruz. Başlık tarafımızca konulmuştur.
Nasıl bir çocukluk geçirdiniz?
Fred Ramsdell: Çocukluğumu inanılmaz sıkıcı derecede normal bir çocukluk olarak tarif edebilirim. İki kardeşim var ya da vardı diyelim çünkü biri ben doğmadan çok önce hayatını kaybetmiş, bu yüzden ben geç doğan bir tek çocuğum. Ben sekiz yaşındayken annem ve babam Kaliforniya’ya, bugün Silikon Vadisi olarak bilinen yere taşındılar. O zamanlar Silikon Vadisi denmiyordu. Her yer meyve bahçeleriyle doluydu. Okula giderken kayısı çalardım. Bunu muhtemelen şu an itiraf etmemeliydim, ama sanırım suçum zaman aşımına uğramıştır. Amerikan banliyösünde yaşadık. Gerçekten sıkıcı, şaşmaz bir orta sınıf ailesiydik ve ailem büyürken ben de yolun yarısında onlara katılmıştım. Ailemde kimse üniversiteye gitmemiş. Ama benden bunu beklediler ki bu aslında biraz ilginç bir olay. Neden olduğunu bilmiyorum ama benden beklediler.
Ortalama düzeyde iyi bir öğrenciydim, harika değildim. Hiçbir dersten kalmadım. Birkaç kez eşiğine geldim ama hiçbir dersten kalmadım. Basit, ortalama bir öğrenciydim. Lisede çok futbol oynadım. Çok da iyiydim, ama hayatımı ondan kazanacak kadar değil. Tiyatro da yapıyordum. Meraklı bir çocuktum ve çok fazla soru sorardım ve bir sürü insanı bu huyumla rahatsız ettim. Bilim yapmak tabir caizse benim yedek kariyer planımdı. Normal bir üniversiteye gitmemi sağlayamadık, ben de bu yüzden Kaliforniya’da bulunan bir meslek yüksekokuluna gittim ki bu o zamanlar harika bir şeydi. Tam zamanlı olarak çalışıp üniversiteye gidebilecek ve UC San Diego’da üniversite bitirmek için para biriktirebilecektim, nitekim yaptım da ve şahane oldu, sonra da immünolojiye kendimi kaptırdım.
Ama benim immünolojiye kendimi kaptırmamın sebebi Dick Dutton isimli, bizim üniversitede çalışan ve eski dönemlerin ünlü bir immünologu olan bir profesördü. Fevkalade bir adam, fevkalade bir bilim insanıydı. O sıralar immün sistemin nasıl çalıştığını anlamaya yarayan araçlar yeni yeni evrilmeye başlamıştı. İmmün sisteme baktım ve bunun her şeyden, tüm insan hastalıklarından ve insan biyolojisinden sorumlu olduğunu düşündüm. Tabi biraz abartıyorum. Hakkında hiçbir şey bilmiyorduk, o halde çalışması eğlenceli olurdu. Böylece immünolojiye başladım ve lisansüstü eğitim aldım, UCLA’de dört yıl geçirdim ve fevkalade bir eğitimde ve devasa miktarda bilgi edindim ve sonra oradan ayrıldım. Fakat üniversite eğitimim boyunca normal biriydim. Bilim kafa değildim. Bilim fuarlarına gitmezdim, böyle şeyler yapmadım. Futbol oynamakla, tiyatro yapmakla, plaja gidip kızlarla konuşmaya çalışmakla meşguldüm.
Tiyatro ve bilim arasında benzerlikler gözlemliyor musunuz?
Fred Ramsdell: Bilim ve sanat arasında, kesinlikle. Bilim ve tiyatro arasında bana göre hiç yok. Tek avantajı gruplar halindeki insanların önünde rahat konuşabilmem oldu. İrticalen konuşabilirim. Bana repliğimi verebilirsiniz, hatırlarım, ama repliğe ihtiyaç duymam. Tiyatrodaki en sevdiğim anlardan biri ki o zaman bu işi fevkalade yapıyordum, sahnede yalnız başımaydım ve birinin de gelip bana katılması ve ikimizin birlikte bir sonraki sahneye geçmemiz gerekiyordu, ama kendisi sahneye gelmedi. Yani bütün izleyicinin önünde karşılıklı konuşabileceğim birisi olmadan öylece dikiliyordum, ama oyundaki tüm replikleri de biliyordum. Yani kendi repliğimi söyledikten sonra “Merak ediyorum da…” diye başlayıp onunkini söyleyecektim.
Fakat tam tersi oldu. Rol arkadaşım sonunda sahnede göründü, ama nerede kaldığımızı bilmiyordu. Diğerleri de geldiler. Dehşete düşmüştüm o an, ama aynı zamanda benim için bir “Tamam, buna nasıl adapte olurum?” anıydı. Burada durup kendimi yüzlerce insanın önünde rezil ediyorum. Buna nasıl adapte olurum? Böylece oldum. Böyle şeyler yapmayı bu gibi durumlarda öğreniyorsunuz. Tiyatronun gerçekten işe yaradığı yerler buralar. Şimdi bakınca, dans edemezdim ve şarkı söyleyemezdim, yani aktör olmak o sıralar beni çok sınırlayacaktı muhtemelen. Bilimin daha iyi bir seçenek olduğuna karar verdim.
Ailenizde üniversite okuyan ilk kişi olmak size nasıl hissettirdi?
Fred Ramsdell: Benim için üniversiteye gitmek annemin beklentisinden ibaretti. Üniversiteye gideceksin diye diye bu fikri benim içime işledi. Sanırım o zamanlar isyankâr ya da zeki değildim, hayır gitmeyeceğim diyecek kadar aykırı değildim. Gitmem gerektiğini varsaydım ben de. Başka işlerin çoğunun benim yapmak istemediğim şeyler olduğunu fark etmeme yetecek kadar işte çalıştım. Gerçek bir yaşama başlamak ve gerçek bir insana dönüşmeyi ertelemenin bir yoluydu bu. “Bir süre üniversiteye gideceğim ve böylece hala bir öğrenci olacağım. Bu süre sayılmaz.”
“Bir sonraki adım her ne olursa olsun ancak oraya geçmeye yetecek kadar iyiydim.”
Üniversitede ve lisansüstü eğitiminiz sırasında yaşamınız nasıldı?
Fred Ramsdell: Hiçbir şeyden direkt olarak A almadım. Bir saniyeliğine şu efsaneyi ortadan kaldırmama izin verin. Üniversitedeyken yeterince iyiydim. Bu sanırım benim tüm yaşamımın püf noktası. Bir sonraki adım her ne olursa olsun ancak oraya geçmeye yetecek kadar iyiydim. Son sınıfın Ocak ya da Şubat ayında lisansüstü eğitime kabul edildim. Sonra dönem başladı. Şöyle bir hesap yaptım ki aslında hesabı kitabı pek sevmem ama hesabımı yaptım ve fark ettim ki eğer üniversitedeki son üç ayımda bütün derslerden A alırsam yüksek onur öğrencisi olacağım. Sonra düşündüm ki -bu benim ikinci parlama anımdı- on yıl sonra yüksek onu öğrencisi olmuş olmak umurumda olacak mı? Pek olmayacak. Zaten lisansüstü eğitime kabul edildim. Tek yapmam gereken mezun olmak. Fakat oda arkadaşımın çok iyi bir ders yükü ve bir rüzgâr sörfü vardı. Sayesinde nerdeyse bütün dönemi San Diego’daki Mission Bay’de rüzgar sörfü yaparak geçirdik. Harikuladeydi. Bir süreliğine rüzgâr sörfünde de çok iyiydim ve bu harikaydı. Hiç gitmediğim derslerin finallerine girdim, B’leri, C’leri aldım ve umurumda da olmadı. Mezun oldum. Lisansüstü eğitimime başladım. Üç ayı geçirmenin harika bir yoluydu bu yaptığım. Bugün burada olmasam bile harikaydı.
Bilimde sevdiğiniz şey nedir?
Fred Ramsdell: Bir probleme bakma ve bir çözüm bulmaya çalışma becerisi. Bunun yarattığı meydan okumayı seviyorum. Doğru sorunun ne olduğunu bulmak ki burası muhtemelen en zor kısmı ve sonra da nasıl cevap alacağımızı bulmak için uğraşmayı seviyorum. “Bu doğru cevap mı, bütün cevap mı, cevabın bir parçası mı?” Evrenle düşünsel düzeyde şakalaşmayı seviyorum. Bana her zaman çok eğlenceli gelmiştir. Buna ek olarak bugün bulunduğum noktada buraya gelene dek yolda tanıştığım insanları da seviyorum. En yakın arkadaşlarım ve eşimin en yakın arkadaşlarının bazıları çalışmalarım aracılığıyla tanıştığımız bilim insanları.
İnsanlar gerçekten muhteşem. Öğrenmek istediğinizden biraz daha fazlasını anlatıyor olabilirim ama ödülü kazandığımı öğrendiğimde elbette bütün arkadaşlarım bana mesaj attılar ya da e-posta yolladılar ya da benzer şekillerde ulaştılar. 48 saat içinde geçen yıl aldığım mesajların toplamından daha fazla mesaj aldım. Telefonumu hep benim dış dünyayla iletişim kurduğum bir cihaz olarak düşünürüm dış dünyanın benimle değil. Bu yüzden pek çok arkadaşım ve eşim bana kızsa da genellikle çok fazla mesaj atan biri değilimdir. İnsanlar tarafından gösterilen destek, tebrikler ve mutluluk beni belki de ödülü kazanmak kadar etkiledi. Ödülü kazandığım için elbette çok şaşırdım, ama bana ulaşan insanlar beni öyle çok duygulandırdı ki. Çok sayıda insan beni arayıp Stockholm’e bilet aldıklarını söylediler. Onlara “Tamam ama sen benim Stockholm’e davet ettiğim kişiler listesinde değilsin” dedim ve onlar da bana “Umrumda değil, geliyorum” diye cevap verdiler. “Tamam öyleyse, bu harika”. Tanıdığım çok fazla insan yaptı bunu. İnsanların tepkisi böyleydi. Esas sorunuza dönecek olursam, evet, sorgulayıcı doğam, sorulara yanıt bulma ve bir şeyleri ilk seferinde öğrenme kabiliyetim, bunlar sizde de varsa, siz de benim gibi inekseniz hakikaten cool bir şeyleri ilk bilen insan siz olabilirsiniz. Ama bugün size esas olanın yolda tanıştığınız insanlar olduğunu söyleyebilirim.
Bilimde işbirliği önemli midir?
Fred Ramsdell: NIH’teki doktora sonrası araştırmacı pozisyonumdan ayrıldığımda hem akademideki hem de biyoteknoloji sektöründeki pozisyonlara bakıyordum. Birkaç biyoteknoloji şirketine gittim, biri de Seattle’daydı ve o zamanki ismi Immunex’ti, bilimi nasıl çok farklı bir şekilde yapabileceğim konusunda gözümü onlar açtı. Baştan beri akademik bilimsel yönteme maruz kalmıştım ama biyoteknoloji işinde çevrenize başka pek çok şeyde sizden çok daha iyi olan insanlar toplayabilirsiniz. Hiçbir zaman oradaki insanlar kadar iyi bir biyokimyacı, moleküler biyolog falan olamayacaktım. Ne yapabiliyorsam ve neyde iyiysem onu yapabilecektim, ama bu insanlar yaptıkları işte uzmanlardı. Eğer beraber çalışabilirsek gerçekten ilerleme kaydedebilirdik.
Bunun böyle olduğu da çok çabuk şekilde ortaya çıktı. Akademide yapmak için parasını alabildiğiniz her şeyi yapma özgürlüğünüz vardır. Yine de birilerini yapmak istediğiniz şeyin iyi bir fikir olduğuna ikna etmeniz gerekebilir, ama yapabilirsiniz, müthiş bir şey. Ama ben çevreme benden daha zeki insanlar toplamayı seviyorum ki bir şeylere katkıda bulunmalarına yardımcı olabileyim, fakat bu tamamen bana bağlı değil. Bu bence ilerlemenin verimli ve etkili bir yolu. Bu ödül de bunun mükemmel bir örneği.
“Evrenle düşünsel düzeyde şakalaşmayı seviyorum.”
Bize sizinle birlikte bu ödülü kazanan Mary Brunkow’dan bahsedebilir misiniz?
Fred Ramsdell: Mary çok hoş bir insandır, muhteşem bir insandır. Onu 90’ların ortasından beri tanıyorum. Takım çalışmasına geri dönersek, o zamanlar ismi Darwin Molecular olan şirkete geldim ve sonra şirketi başka şirketler satın aldı. Ama ben şirkete çalıştığımız hastalıkları ve immün sistem biyolojisini bilen bir kadrolu immünolog olarak gelmiştim. Mary ise moleküler genetikçi olarak gelmişti. Onunla beraber muhtemelen hakkında daha fazla konuşacağımız scurfy fareler üzerine çalıştık. Bu çalışma için gereken bütün moleküler biyoloji ve genetik işini o yaptı ve bu sırada ondan tonla şey öğrendim. Öğrendiklerimden biri de Mary ile çalışmanın çok eğlenceli olduğuydu.
Bunu yaparken harika vakit geçirdik. İnanılmaz derecede hevesli bir insandır. Ekibi onu çok sever. Ödülü alır almaz eski ekibimiz için bir “happy hour” düzenledik. İnsanlar dört saatlik bir “happy hour” için ülkenin her tarafından yanımıza uçtular. İnsanlar dört saatlik bir “happy hour”da ikimize katılmak için Boston’dan Seattle’a, Atlanta’dan Seattle’a, San Diego’dan Seattle’a uçtular. Eski ekibinin onu hala eskiden olduğu kadar çok sevdiği çok açıktı. Bilimin insanlarla ilgili olan yönüne dönecek olursak böyle bir şeye tanık olmak muhteşem.
Kariyerinizde hiç başarısızlığa uğradınız mı?
Fred Ramsdell: Kariyerimdeki başarısızlıklar. Kaç kez başımıza geldi? Tabii ki tonlarca başarısızlık yaşadım. Yanılmak bilim insanı olmanın bir parçasıdır. Her zaman yanılırız. Her zaman anlattığım komik olaylardan biri, ama şaka değil gerçek bir olay, bir seferinde bir geni tespit etmeye çalışırken elimizde o gen olmaya aday 20 tane gen vardı. Bu genleri öncelik sırasına ben koymuştum. Aradığımız gen bunların sonuncusuymuş, yani öncelik sırasında daha fazla yanılamazdım. Yapıp yapabileceğim en yanlış şeydi kesinlikle. En sonunda aradığımızı bulduk, yani hala oradaydı, oradaydı ama geriye ondan başka hiçbir şey kalmadığı için, zeki olduğum ya da öngörülü olduğum için değil.
Yanıldığım çok fazla zaman oldu. Pek çok farklı şeyle ilgili olarak yanıldık. Her bilim insanı çok şey hakkında yanılır. Yalnızca haklı çıktığınızda konuşursunuz. “Bu benim fikrim ve yanıldım” diyen bir şeyi hiç kimse yayımlamaz. Bu asla yayımlanmaz. İnsanlar her zaman işe yarayan şeylerden bahseder elbette. Yanıldığınızda ya neden olduğunu asla bilemezsiniz ya da bunun anlamı farklı bir açıdan bakmanız gerektiği olduğu için ilerlemeye devam edersiniz. Şöyle bir söz vardır: “Haklı olabilirsiniz ya da öğrenebilirsiniz.” Her zaman öğrenmiyorum, yani benim için bunun her zaman doğru olduğunu söyleyemem. Çok yanılırsınız. Muhtemelen bu ülkede bir anlam ifade etmeyecek bir Amerikan beysbol benzetmesine göre üçte bir ya da onda üç oranında başarılı olursanız “hall of fame”e girersiniz. Bilimde de oran muhtemelen buna benzerdir. Yalnızca başarısız olduğumuz yedi seferden herkesin önünde bahsetmeyiz.
Genç araştırmacılara hangi tavsiyelerde bulunursunuz?
Fred Ramsdell: Genç araştırmacılara tavsiyem, iyi mi kötü mü olduğuna herkes kendisi karar verebilir, bu tavsiyeyi alan kişiye bağlıdır, oldukça basit: Anda kalmaları ve olup bitene dikkatlerini vermeleri. Ne yapmanız gerektiğini ya da ne yapmadığınızı ya da az önce ne olduğunu düşünmeyin. Eşim benim bir şeylere sahip çıkmamam olarak yorumlar bunu. Mesela diyecektir ki bana iki gündür falan filan sıkıntı veriyor. Ben de ona derim ki sana sıkıntı veren ne? Unuttum bile. Gitti, bırakın gitsin. Bir sonraki adımda ne yapacağımı düşünmem. Söyleyip söyleyip başaramasam bile hep derim ki niyetim hep anda kalmak ve ne yaptığına, çevrende neler olup bittiğine dikkatimi vermektir.
Bunu yapmak bazen telefonunuzu bir kenara koymak kadar kolay. Telefonlarımızın olmadığı zamanları hatırlıyorum, yani bunu yapmak benim için çok da zor değil. Anda kalarak başınıza gelen şeylere hazırlıklı oluyorsunuz. Başınıza talih kuşu konar. Ben şansın önemini asla küçümsemem. Şans ise hazır zihinleri tercih eder. Bu sözün çok sayıda bilindik versiyonu var ama büyük oranda da doğrular. Biraz şansım olmasa burada olamazdım, buna hiç şüphe yok. Bence bu şans için hazırdık. Hazırlanmıştık ve dikkatimizi veriyorduk. Dikkatinizi vermeye çalışın. Anda kalmaya çalışın. Zihninizin içinde gezip dolaşmamaya çalışın.
“Dikkatinizi vermeye çalışın. Anda kalmaya çalışın. Zihninizin içinde gezip dolaşmamaya çalışın.”
Başarılı bir bilim insanının özellikleri nelerdir?
Fred Ramsdell: Bilim insanı olarak başarılı olmak için bence gerçekten meraklı olmanız gerekir. Sorgulayıcı olmanız gerekir. Fikrinizin olmadığı konularda cevap almak istersiniz. İnatçı olmak zorundasınız, çünkü yanılacaksınız ve bundan kurtuluşunuz yok. Uzun vadeli bir perspektifiniz olmak zorunda. Aylarca, yıllarca uğraşırsınız, bazen size acı verecek derecede az ilerleme kaydedersiniz, ama sonra bir şeyler olur ve bu heyecan vericidir. Ama eğer anlık tatminlere ihtiyacınız varsa bilim insanı olmamalısınız. Bu size göre değil demektir, çünkü bu işte anlık tatmin çok az. İnatçı olmalısınız ve uzun vadeli bir perspektifiniz olmalı.
Bunun ötesinde başka işlerden çok da farklı değil. Bir şeyde iyi olmak istiyorsanız o işe zaman yatırırsınız, dikkat veririsiniz, becerileri öğrenirsiniz, bilmediğiniz şeyleri öğrenerek ve anlayarak gelişme kaydedersiniz. Şef ya da gazeteci falan olmaktan çok da farklı değil. Bu özellikler her işte birbirine çok benzer, ama burada sorgulayıcılığın çok önemli olduğu kesin. Devamlı, inatçı biri olmak da gerçekten önemli.
Bilimde çeşitlilik ne derece önemlidir?
Fred Ramsdell: Aslında ben de önceki gün bunu düşünüyordum. Biz bu alandaki çeşitlilik konusunda iyi bir örnek değiliz. Bence çeşitlilik önemli, çünkü farklı cinsiyetler, etnisiteler, coğrafi konumlar, sosyoekonomik geçmişler, bunların hepsi dünyayı düşünme biçiminizi çeşitlendirir. İnsanların problemler hakkında farklı şekillerde düşünmeleri fikri inanılmaz derecede değerlidir. Denemelerimin yüzde 70’inde yanılırım, diyelim ki başka biri de denemelerinin yüzde 70’inde yanılıyor, ama benden farklı şekilde yanılıyor. Bu size farklı bir bakımdan yüzde 30 haklı olma şansı verir. Yani çeşitlilik olması bence esasen inanılmaz derecede önemlidir.
Buraya nasıl geldiğimiz ise benim için bundan farklı bir sorun. Bunun nasıl olduğundan emin değilim. Kotalar. Bilim insanlarımızın yüzde onu X, Y ya da Z olmalı. Bu işe yaramaz değil mi? Ama bence insanları yüreklendirmenin ve onlara imkân vermenin yeni yollarını bulmak ve onlara bilim insanı olma fırsatı vermek gerçekten önemli. Dün lise öğrencileriyle konuşurken inanılmaz cesaretlendim. Kızların erkeklere oranı üçe ya da dörde birdi. Buna çok şaşırdım. Birisi elbette kızların erkeklerden düşünsel olarak daha hızlı olgunlaştığına dikkat çekti ki bu hemen her yaş için geçerli olsa da bu yaşlar için özellikle geçerli. Tamam bu harika, ama ben yine de gördüğüm şeyden çok etkilendim. Muhteşem olduğunu düşündüm. Nasıl daha fazla çeşitlilik sağlarız emin değilim, ama bunu biraz daha geliştirmek için çalışmamız gerektiğini düşünüyorum.
Elime hiç beklemediğim bir sürü para tutuşturdular. Bununla yapacağım şeylerden biri… Halihazırda bir fon oluşturdum ve bu fonu şu anda bilime katılma imkânı olmayan insanları bilime kazandırmak için kullanıyorum. Silikon Vadisindeki insanlara yardım etmek ve o çocukların üniversiteye gitmesini sağlamak için bir fona ihtiyacım yok. Eminim ki bazıları zorluklar yaşıyor, ama Silikon Vadisinde çok para var. Orayla ilgili daha az endişeliyim. Ama Montana’da da çok zaman geçiriyorum ve orada daha az imkân ve daha az rol modeli var. Bir sürü nedenden ötürü orada daha az bilim var. Eğer Montana’da yaşasaydım yaptıklarımı yapamazdım. İhtimali bile olmazdı. Bunu nasıl kullanabileceğimi anlamaya çalışıyorum aslında. Henüz anlayamadım, ama söylediğim şey doğrultusunda harcamaya çalışacağım. Bunu yapmanın bir yolunu bulmayı denemek istiyorum. Nasıl görüneceğini ise henüz bilmiyorum.
“Uzun vadeli bir perspektifiniz olmak zorunda. Aylarca, yıllarca uğraşırsınız, bazen acı verecek derecede az ilerleme kaydedersiniz, ama sonra bir şeyler olur ve bu heyecan vericidir.”
Nobel Ödülü kazandığınızı nasıl öğrendiniz?
Fred Ramsdell: Hikayeler biraz bozularak anlatılsa da anlatılanın çoğu doğrudur. Açık havada çok fazla vakit geçiriyorum. Kapalı alanlarda geçirdiğimden daha çok açık havada vakit geçirmeye çalışıyorum. Sürekli laboratuvarda çalıştığım zamanlarda bunu yapmak pek kolay değildi. Şimdi daha kolay. Eşimle beraber sırt çantalarımızı alıp kampa, yelkene gideriz ve sıkça da… çocukların okula ve insanların işlerine geri döndüğü Labor Day tatilinden sonraki iki, üç ya da dört haftamızı tatilde geçiririz sık sık. Çocuğumuz yok. Köpeklerimizi alıp dağlara gideriz ki o zaman da bunu yapmıştık. Neredeyse dört haftadır dağlardaydık ve Nobel Ödüllerinin ne zaman dağıtıldığından haberim yoktu.
1 Ekim civarında olduğunu biliyorum, ama buna gerçekten dikkat etmiyordum, çünkü benim düşünce sürecimin bir parçası değildi. Ücra bir yere gitmiştik ve telefonun çekmediği yerlerde geziyorduk. Kamp alanlarında değildik, dağlardaki ormanlardaydık. Ödüllerin açıklandığı gece ya da bir gece öncesinde kar yağmıştı. “Yarın çıkabilir miyiz emin değilim, bir gün beklemek zorunda kalabiliriz” diye düşündüm ve bunda sorun da yoktu. Küçük bir karavanımız var. Islanmamıştık, yiyeceğimiz vardı. Her şey yolundaydı. Sonra uyandık ve çıkabilirim diye düşündüm. İyi olacak dedim. Çıktık ve Yellowstone’un içinden geçtik ve telefonum uçak modundaydı, ki genelde öyledir, park boyunca ilerledik ve parkın yamaçlarındaki küçük bir kasabadan geçtik.
Laura’nın telefonu dolup taşmış, ama Laura telefona bakmamış. Köpeklerim çıkıp biraz etrafta koştursunlar diye küçük bir kamp alanına birkaç dakikalığına çektik karavanı ve mola verdik. Arabanın önündeydi ve “Aman Tanrım, Aman Tanrım” diye bağırmaya başladı. Teknik olarak boz ayılar diyarındaydık. Burada ayı yok, diye düşündüm. Sorun ne? Köpeklerle geldi ve yüzünde kocaman bir sırıtış vardı. “Nobel Ödülü kazandın” dedi. “Hayır, kazanmadım” dedim. O noktada bana biraz küfretti. “Arkadaşlarımızdan iki yüz tane mesaj gelmiş ve kazanmışsın”, dedi. Ben bir bilim insanıyım. Verilere inanırım. Görünüşe göre Nobel Ödülünü kazanmıştım. Şok ediciydi. Arkadaşlarımın bana şaka yapıyor olabileceklerini söyledim, ama 200 tanesinin birden değil. O kadar koordineli değiller, o kadar iyi değiller.
Zamanın o noktasında kapsama alanında değildik. Montana’daki bu küçük kasabaya, 5000 kişilik Livingston’a doğru bir saat daha yol gittik ve bir otele giriş yaptık ve dedim ki biliyorum çok erken bir saatte geldik ama şu anda WiFi’ı falan olan bir odaya ihtiyacım var. Resepsiyondaki kadın “Sorun yok” dedi. Odaya girdik ve bütün mesajları ve e-postaları görmeye başladım ve Nobel Komitesinden Thomas Perlmann’ı geri aradım ve elbette orada saat gece 1’di, bu yüzden uyuyordu. Ben de bir mesaj bıraktım ve dedim ki, “Merhaba Thomas, ben Fred Ramsdell. Bana ulaşmaya çalıştığını duydum. Beni geri ara.” Başka birkaç insanı da aradım. Hemen Mary’yi aradım çünkü yakın bir arkadaşım ve insanları aramaya ve mesajlarına ve e-postalarına cevap vermeye başladım.
Herkese tek tek cevap vermeye çalıştım, çok fazlalardı ve bunu yapmak çok vaktimi aldı. Bu süre içinde bir noktada yemek yememiz gerektiğini düşündük. Güney Montana’da çok fazla seçenek yoktu. Bu yüzden bir İrlanda barına gittik ve bara oturduk. Kalabalık bir İrlanda barıydı, çünkü pazartesi gecesi bir futbol maçı vardı. Bara oturduk ve “fish and chips” aldık. Etrafıma baktım ve düşündüm ki buradaki hiç kimsenin az önce hayatımda neler olduğuyla ilgili bir fikri yok. Bu çılgınca. Aslında çok eğlenceliydi. Ertesi sabah girişimizi yapan kadına sanırım Laura ödülü kazandığımı söylemiş. Onu gördük, durdu ve “Gerçekten Nobel Ödülü mü aldınız?” dedi.
Kazandığımı söyledim. Bana “Hayatımda hiç Nobel Ödülü kazanan birini tanımadım”, dedi. “Güney Montana’da 5000 kişilik bir kasabada yaşıyorsun. Nobel Ödülü kazanmış biriyle tanışma şansın pek yüksek değil” diye düşündüm, ama söylemedim. “Size sarılabilir miyim?” dedi. Ben de “Tabii, biraz garip ama tabii” dedim. Çok tatlıydı, acayip hoştu. O an ilk kez, tamam, artık hayatım farklı olacak, dedim. O zamandan beri de oldukça farklı.
İş ve hayat arasında iyi bir denge kurmayı nasıl başarıyorsunuz?
Fred Ramsdell: İş ve hayat arasındaki dengeye inandığımdan bile emin değilim. Biliyorum sosyal medyada popüler oldu. Hiçbir sosyal medyam olmaması benim için iyi bir şey, bu yüzden insanların benim hakkımda ne söylediğiyle, hangi memlerin döndüğüyle ilgili hiçbir fikrim yok. En ufak bir fikrim yok. Bilmemekten memnunum. İnsanlar benimle istedikleri gibi dalga geçebilirler, bu harika. İş ve hayat arasındaki denge konusunda hiç düşünmem. Benim işim hepsi hayattır. Yaptığım işi seviyorum. Yaptığım şeyin bir parçası bu. Benim bir parçam. Bunları birbirinden ayırmıyorum. Bir kez daha söyleyeyim, bu dikkat vermek ve anda kalmakla alakalı.
Deney yaparken, makale okurken ya da her ne yapıyorsam o andayım. Evimi kışın ısıtabileyim diye ağaç kesiyorsam ve odun kırıyorsam o andayım. Hepsi hayatın bir parçası benim için. Yapmayı gerçekten sevdiğim bir şeyle faturalarımı ödemenin, hatta bundan daha fazlasını yapmanın büyük faydalarını ve lüksünü yaşıyorum. Herkeste olmayan bu lükse sahibim. Bunu kesinlikle anlıyorum. Şuraya gideyim de deşarj olayım ki geri dönüp iyi olabileyim gibi şeyler düşünmüyorum. İşler benim için böyle yürümüyor. Fizyolojik olarak böyle oluyor olabilir, ama ben böyle düşünmüyorum. Hepsini, yaptığım şeyler olarak düşünüyorum. Bilim çokça yaptığım şeylerden biri, ama yaptığım şeylerden yalnızca biri. Yaptığım diğer şeylerden farklı değil.
Doğada zaman geçirmek size nasıl hissettiriyor?
Fred Ramsdell: Kendimi bildim bileli sırt çantamla yürüyüş, doğa yürüyüşü, telemark kayağı, yelken falan yapıyorum. Aslında izci grubum kapandı, ama küçük devriye kolumuz beraber kalmayı başardı, böylece her ay sırt çantalarımızı alıp kampa gidebildik, 14 yaşında falandım. Orada olmayı seviyorum. Doğa bilimlerini seviyorum. Dışarıda olmayı seviyorum. Doğada olmayı seviyorum. Hava durumu olsun, hayvanlar olsun, doğayla ilgili her şeyi seviyorum, her şeyi. İnanılmaz rahat hissediyorum orada. Boz ayıların falan yaşadığı yerlerde olmak beni hiç ürkütmüyor. Bağımsız olmakla ilgili bir şeyler var orada. Sırt çantamı alıp çıkıyorum tek başıma. Genelde köpeklerimden birini alıyorum, benimle çok fazla konuşmuyorlar. Tüm bunlar bana çok rahat ve sakinleştirici ve çok huzurlu geliyor.
“Doğada olmayı seviyorum. Hava durumu olsun, hayvanlar olsun, doğayla ilgili her şeyi seviyorum, her şeyi. İnanılmaz rahat hissediyorum orada.”
Bu kadar çok insana yardım etmiş olmak size nasıl hissettiriyor?
Fred Ramsdell: İnanılmaz derecede mahcup hissediyorum. Bütün bu deneyim inanılmaz derecede mahcup hissettiriyor insana. Bu işin yüzüyüm, ama sayesinde Nobel Ödülü’ne layık görüldüğümüz tüm çalışmaların sorumlusu olanlar ekipler, insanlardan kurulu ekipler. Yaptığımız şey henüz hiç kimsenin hayatını kurtarmadı. Keşfettiğimiz şeylerin artirit, MS, diyabet ve benzeri otoimmün hastalıkları olan insanları iyileştirip iyileştiremeyeceğinin denenmesinin 12’nci ya da 18’inci ayındayız. Bunun test edilişinin birinci versiyonunda bulunduğumuz bir noktadayız. Birinci versiyon herkesi tedavi eden şey mi olacak? Bu çok hoş olurdu. Müthiş olurdu. Eğer birinci versiyon başaramazsa, iki, üç ya da dört bunu yapacak, bu konuda güvenim çok yüksek, ama bekleyip göreceğiz. Veriler daha gelmedi. Ama insanların bunun için minnettarlıklarını samimi şekilde ifade etmesi büyük bir mahcubiyet veriyor bana.
Kuzenimin eşi halasının kanser tedavisi için bana teşekkür etti. Bu olayla hiçbir ilgim yok, ama insanların bilimin yapabildiği şeyleri takdir ediyor olmasını seviyorum. Bazı insanlar için Nobel’i aldığım belli bir keşfim yüzünden eskiye kıyasla bilimin yüzü olma özelliğim arttı. Bundan memnunum. Eğer insanlar bilimin bilgimizi arttırmak için yapabildiği şeyleri ve en nihayetinde tıbbı takdir ediyorlarsa, eğer bu iş buna yarıyorsa harikulade. Bu bence gerçekten iyi bir şey.

