Bu yazı, Türkiye sosyalist hareketinin simge isimlerinden Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın “Fetih ve Medeniyet, Bir Tarih Tezinin Işığı Altında: İstanbul’un Fethi” adlı, 1953 yılında basılan kitabının özetlenmiş hâlidir. Kıvılcımlı, İstanbul’un fethi üzerindeki sisleri kaldırmakta ve bu olayı tarihsel materyalist bir yöntemle, sınıf mücadelesi ekseninde açıklamaktadır. Başlık ve ara başlıklar tarafımızca konulmuştur.
Dr. Hikmet Kıvılcımlı
İstanbul’un Fethi, yalnızca bir Müslümanlık ve Hıristiyanlık savaşı olarak görülmemelidir. Bu görüş, en az beş yüz yıl evvelki düşünce tarzıdır. Fetih, bir dinin diğer dine karşı zaferi değil, ilerlemenin gerilemeye karşı zaferidir. Savaşlardaki dini gerekçeler yanıltıcıdır; din, savaşın sebebi değil, dövüşen ülkelerin sembolüdür. İstanbul’un Fethi’ni bir Müslümanlık ve Hıristiyanlık çarpışması düzeyine indirmek, medeniyet tarihinin bütünlüğünü kavrayamamaktır.

İnsanlığa açılan İstanbul
Gerçekte Fetih, her şeyden evvel bir insanlık ve medeniyet hamlesidir. Arapça’da “Fetih” kelimesi “açmak” anlamına gelir. İstanbul’un Fethi de o zamanki insanlığı bir çıkmazdan kurtarmış ve medeniyete yeni ufuklar açmıştır. Fetih, tarih yolu üstüne “kâbus gibi çökmüş bir ceset” gibi duran Bizans engelinin kaldırılması, tıkanmış medeniyet yollarının -yalnız Müslümanlara veya Türklere değil- tüm insanlığa yeniden açılmasıdır. Bu, yalnız Türklerin değil, bütün dünyanın kutlayabileceği büyük tarihsel devrimlerden biridir.
Hıristiyan halkın gönlünü kazanmak
İstanbul’un Fethi hem içeriden hem dışarıdan olmuştur. Şehir kapıları dışarıdan genel olarak Türkler ve Müslümanlar, içeridense Hıristiyanlar ve Museviler eliyle açılmıştır.
Fethin zorla mı (An’veten) yoksa barışla mı (Sulhen) ele geçirildiği sorusu ele alınır. Zorla fethedilen şehirlerde başka din mensupları kılıçtan geçirilir veya köle yapılır, mabetleri yok edilir. Ancak Fetihten sonraki İstanbul’da Hıristiyanlarla Yahudiler hür yaşıyor, kiliselerle havralar ayakta duruyordu. Kanunî Süleyman zamanında (1538), fetihten 75 yıl sonra, bu durumla ilgili bir dava ve Ebussuud’un fetvası ortaya çıkmıştır. Ebussuud’un fetvasına göre, yaygın olarak bilinen fetih “an’veten” (zorla) olsa da, eski kiliselerin yerinde bırakılması “sulhen” (barışla) fethe işaret etmektedir. İstanbul yalnız Müslümanın zoru ile değil, aynı zamanda Hıristiyan halkın gönlü ile fethedilmiştir.
İnsanları Türkler cezbetti
Fatih devri Türkleri, Urban’ın topu gibi yeni teknik keşiflerle İstanbul surları önüne gelmiştir. Ancak Macar Urban ilkin Bizans hizmetindeydi, ilerleme Osmanlılarda olduğu için Osmanlılar onu kendilerine çekmeyi başarmıştır. Bizans’ın da topları vardı ama barutu azdı ve kendi surlarına zarar veriyordu. Teknik unsur tek başına yeterli bir kuvvet olamamıştır. Bütün mesele, tarihsel savaşta hangi tarafın insan gönüllerini kazandığına dayanıyordu. Bizans insan meselesinde yetersiz kalmış, insanları Türkler cezbetmiştir. Bu durum, halkın direnişe isteksizliği ve söylentilerle belirtiler veriyordu. Bu hal, sözde “Bizans ihaneti” ile değil, Bizans toplumsal düzeninin halk için dayanılmaz hale gelmesi ve ezilen Bizans halkının Osmanlı Türklerinde adalet ve insani kudret sezmesiyle açıklanır. Bir gün, en kritik anda, Bizanslı insan, şehir kapılarından birini görünmez elleriyle Türklere açmıştır.

Toprak meselesinin önemi
Müslüman olmayanların fetihten yana olmasının derin sebebi, Kadim Çağların Toprak Meselesine dayanır. Bizans 11. yüzyıldan itibaren derebeyileşmeye başladı, köy toprakları zorbaların, kilise ve manastırların eline geçti. Bu, hazine gelirlerini azalttı, orduyu zayıflattı. İmparatorlar halkın vergisini artırdı; imtiyazlı sınıflar muaf olunca bütün yük köylü ile esnafa yüklendi. Bu durum, halk için çekilmez işkence haline geldi. Osmanlı yükselirken bu mücadele son safhasındaydı. Bizans İmparatorluğu’nun Anadolu’daki vilayetleri, artan vergiler yüzünden kendilerini bile müdafaadan aciz kalmışlardı. Bu şartlar altında, yalnız Hıristiyan halk değil, Bizans Tekfurlarından ve beylerinden (Köse Mihal, Evrenos Beyler, Zagnos Paşa gibi) de Osmanlı hareketine katılanlar sıklaştı. Maddi sebepler yolu çizince, manevi unsurlar da (Hıristiyan-Müslüman yardımlaşması) ortaya çıktı. Katalanlar örneğinde olduğu gibi, Rumların ihaneti Katalanları Türklere yaklaştırdı ve Osmanlılar Bizans’a karşı yapılan saldırılardan istifade etti…
Bizans köylüsü için nimet
Bizans itici kuvvetinden kaçanlara Osmanlılık cazibe teşkil etmiştir. Bunun sebebi, Osmanlılığın Bizans’taki kördüğüm olmuş toprak ilişkilerini kesip atması ve yerine yepyeni bir Dirlik Düzeni kurmasıdır. Dirlik Düzeni Osmanlılığın temelidir. Osmanlılar bir yeri zaptetti mi, nüfus sayımı (Tahrir) yapar, sonra devlete ait (Mirî) toprağı çiftçiler arasında (Taksim) eder. Toprak verimliliğe göre dağıtılır, bu da yaman bir eşitlikçilik yaratır; çiftçiler hemen hemen aynı ürünü alır. İlk zamanlar vergiler düşüktü (ürünün 1/8’i ve küçük bir arazi vergisi). Bu, Tekfur zulmüne alışmış Bizans köylüsü için nimet sayılırdı.
Toprak düzeninde devrim
Dirlik sisteminde ikinci önemli unsur Sipahi (Dirlikçi) idi. Dirlikçi toprağın sahibi değil, sadece gelirini toplar ve toprağın işletilmesi ile asayişi gözlerdi. Toprağın tasarrufu köylünündü, mülkiyeti ise Beytülmal’in veya devletindi, Padişahın bile değildi. Dirlikçiler görevde kaldıkça gelirden faydalanır, mülkiyet iddiasında bulunamazlardı; birer memur gibiydiler. Tımarlı, gelirinin bir kısmıyla Cebelü (süvari) yetiştirirdi. Çiftçi ile Dirlikçi, birbirini sömüren sınıflar değil, iş bölümü içinde birbirini tamamlayan iki tabakadır.
Dirlikçilerin sayısı çok azdı (tahmini 30 bin). Bu, Osmanlılığın Bizans yığınlarına harikulade ucuz bir devlet şekli getirdiğini gösterir. Osmanlılığın Hıristiyan halka en büyük cazibesi, eşitlikçi ve adaletçi toprak düzeni ile on kere daha ucuz devlet şeklidir.
Osmanlılığın Hıristiyan halka en büyük cazibesi, eşitlikçi ve adaletçi toprak düzeni ile on kere daha ucuz devlet şeklidir.
Demokrat ruh
Hıristiyan halkın Türklere kucak açması, batan gemiden sağlam gemiye sarılmaya benzer. Osmanlıların hemen uyguladıkları toprak düzeni bunu ispat eder. Dirlik Düzeni, dünya malına önem vermeyen idealist Osmanlı İlbleri’nin (Şövalye-Gaziler) eseridir. Osman Gazi’nin oğluna öğüdü ve öldüğünde bıraktığı minimal servet bu zihniyeti gösterir… Bizans Tekfurları kişisel servet için halkı soyuyordu, Osmanlı’yı gören köylü yeni düzeni benimsedi. İlk Türk İlbleri ganimetleri şahıslarına ayırmadı, yurt imarına harcadı, fethettikleri yerleri bayındır (mamure) hale getirdiler (imaretler, hamamlar, kervansaraylar vb.). Bursa, Türklerin elinde önemli bir ticaret şehriydi, imaretlerde yoksullara yemek dağıtılıyordu. Sultan II. Murat hazineleri halk hizmetinde harcadı, vergiden muafiyet sağladı… Seyyah Bertrandon dö la Brekier Türkleri yorgunluğa katlanan, neşeli, temiz yürekli, merhametli insanlar olarak tanımlar; fakirleri sofralarına çağırırlardı. Bu durum, ilk Osmanlılarda demokrasinin yaşanan bir hayat olduğunu düşündürür. Bizanslılar Türk kıyafetindekilere saygı duyar, Frenklere düşmanlık beslerdi. Fütuhat, harp gücünden çok bu “Keramet”in (demokrat ruhun) eseridir.
Fatih Mehmet II, Fatih olabilmek için içerideki derebeyileşme eğilimlerini yok etmeyi bildi. Halkın şikâyet ettiği valileri ve hakimleri azletti, toprak düzenindeki aksaklıkları giderdi. Namuslu, güvenilir memurlar atayarak devlet gelirlerini artırdı. Bu reformlar halkın Osmanlı idaresine güvenini sağladı. Bu düzenle Fatih, Bizans rejimine karşı her dinden halkla bir nevi Kadim Çağ tek cephesi kurdu. Bu cephe, İtalyan nüfuzuna karşı yerli Rumlarla ittifaka dayanıyordu. Yeni harp tekniği (toplar, gemiler) de bu tek cephe ittifakı ile mümkün oldu (Rum gemi yapımcıları, Macar top dökümcüleri).
Rumlar Osmanlılara kucak açtı
Eski Doğu-Batı karşıtlığı sadece dini değil, ekonomik ve siyasi çıkar ayrılıklarına dayanıyordu. Batılı istilacılar (İtalyanlar, Venedikliler) yerli halkı sömürüyordu. Yerli Rumlar, Osmanlı’ya sığınıyordu. Adalar ve Mora halkı gönüllü olarak Osmanlı’ya iltihak etmek istiyordu. Bizans, yabancı etkisinde kendi halkını ezen güçsüz bir durumdaydı. Osmanlılar, bu durumda sadece adaletli bir düzen getiren Tarihsel Devrimciler değil, aynı zamanda yerli halkın insani ve “Ulusal kurtuluşlarını” sağlayan kurtarıcılar gibi hareket etmek durumundaydılar. Fatih’in şiarı ilkin İtalyanlara karşı gelmek oldu. Balkanları ve Yakın Doğu’yu haraca bağlamış İtalyan kentlerine karşı, başta Rumlar olmak üzere herkes Osmanlılara kucak açtı.

Bizans’a karşı Bizans’ı savunmak
Fatih’in yaptığı iş, Bizans idaresine karşı ve ona rağmen, insanlığın Bizans zamanında attığı ileri adımı geri aldırmamak, yani bizzat Bizans’ın geliştirdiği medeniyet kazanımlarını savunmaktır. Osmanlılık, çürümüş Bizans yerine taze toplumsal örgütçülük ve adil iktisadi düzen getirir, yok olma tehlikesine düşmüş medeniyeti anarşi ve istiladan kurtarmaya girişir. İstanbul’un Türklere geçişi, Osmanlı’nın sürekli bir İmparatorluk halinde kuruluşu, bu toplumsal ve siyasi şartlar içinde oldu. Bu şartlarda Fatih’in objektif rolü, yerli kahramanlık ve medeni kurtarıcılık, Tarihsel Devrimcilik sayılır.
Dünya ticaretine yol açmak
İstanbul’un Fethi, Boğazların İtalyanlar ve Bizans derebeyliğinden kurtarılması, bu sayede Boğazların, Uzak ve Yakındoğu ile Tuna ve Akdeniz ticaretine engelsiz ve serbestçe açılması demektir. İstanbul bir kilitti, Osmanlı anahtarı onu açtı. Açılınca Osmanlı’ya bütün dünya ticaretinin kapıları açıldı. Tuna ile Fırat-Dicle arasındaki ticaret bölgesi Osmanlı kontrolüne girip nispi asayişe kavuştu. Osmanlı İmparatorluğu’nun İmparatorluk olarak kuruluşunun sembolü olan Fethin asıl manası: Dünya ticaretine yol açmak ve yol yapmaktır. Osmanlı fütuhatı, Yolculuğunu (yola gitmek ve yol yapmak) açık, maddi, hatta sinik bir bezirgân içgüdüsüyle yapar. Tüm Osmanlı düşüncesi, seyahat ve ticaret edenlere kolaylık göstermekle özetlenir. İstanbul ele geçince yapılan imar işlerinin maksadı, seyahat edenlere güvenlik sağlamak, halkı yerleştirerek uygarlaştırmak ve asayişi temindi. İstanbul, dünya ticaret ve medeniyetinin merkezi rolüne Osmanlı fethiyle yeniden katıldı; “Bütün yollar İstanbul’a gider” oldu. Osmanlılar, ticari stratejik noktaları (Tuna kıyıları, altın/gümüş madenleri) ele geçirdi. Çürümüş köprüleri, harap yolları hızla tamir ettiler, hanlar ve konaklar tesis ettiler. Fatih, boğazları zaptedip geçecek bezirgânlar için muhafız askeri yerleştirdi. Osmanlı ordusu adeta bir yol tesviye cihazı, canlı buldozer idi; ordu ağırlığında inşaat malzemesi ve ustası bulunuyordu. Ordu bahane idi, asıl amaç ticaret yollarını temizleyip korumaktı. Osmanlı kuruluşunun sırrı, Doğu ile Batı arasındaki geleneksel ticaret yollarını temizleyip korumak ve bu yolları İtalyan-Cermen tekelinden kurtarmaktı. Bu, o dönemin şartlarında Dünya Medeniyetini savunmaktı.
Fatih’in yaptığı iş, Bizans idaresine karşı ve ona rağmen, insanlığın Bizans zamanında attığı ileri adımı geri aldırmamak, yani bizzat Bizans’ın geliştirdiği medeniyet kazanımlarını savunmaktır.
Batı medeniyetinin doğuşu
Osmanlılık ve İstanbul’un Fethi, büyük medeniyet yollarını açmakla kalmadı, üzerinde durulmayan bir sonuç daha verdi: Batı medeniyetinin doğuşu. Avrupa’daki Rönesans (Diriliş) bu Fetihten ayrılamaz. Avrupa’da iki Rönesans vardır ve ikisi de İstanbul’la sıkı sıkıya bağlıdır. Rönesans’la dirilen, Antik Yunan ve Roma Medeniyetlerinin kültürüdür. Bu kültürün özü, Ortaçağ’da İstanbul surları içinde Bizans’ta hapis kalmıştı. Osmanlı akını, Bizans’ın Grekoromen kültürünü yuvasından ürküttü. Türklerden kaçan Bizans bilginleri Batı’ya göçerek, yanlarında Antik kültür eserlerini (Yunan edebiyatı, felsefesi, Roma hukuku – Corpus Juris Civilis) götürdüler. Horasan Erlerinin Anadolu’da yeni gelişmelere kapı açtığı gibi, Bizans bilginleri de Batı’da kültür meşalecisi oldular, Kadim Medeniyetlerin hazinelerini Batı kavimlerine getirdiler.
Modern Avrupa Medeniyetinin maddi temeli uzak dış ticaret, manevi üstyapısı Rönesans kültürüdür. Uzak dış ticaretin zorunluluk haline gelmesi ve ikinci Rönesans kültürünün tohumları, Osmanlı İmparatorluğu’nun İstanbul’u fethiyle yarattığı sonuçlardan doğmuştur. Fatih’in, İstanbul’un fethi üzerine Akdeniz’deki İtalyan ticaretine darbe vurması, Avrupalıları yeni Hint yolları aramaya zorlamıştır… Bu zorunluluk ve imkanlar, okyanus keşiflerine (Kolomb’un Amerika’yı keşfi gibi) yol açmıştır. Fetih, Batı ticaretine hem darbe vurdu hem de büyük gelişme verdi.
Kaynak: https://derlenisyayinlari.org/wp-content/uploads/1980/05/Hikmet-K%C4%B1v%C4%B1lc%C4%B1ml%C4%B1-Fetih-ve-Medeniyet.pdf

