İçinde bulunduğumuz Antroposen döneminde, Dünya’nın hava (atmosfer), taş (litosfer), su (hidrosfer), buz (kriyosfer) ve canlı (biyosfer) kürelerinde yaygın ve hızlı değişimler olmaktadır. İnsan nedenli iklim değişimi şimdiden yerkürenin bütün bölgelerinde hava ve iklim aşırılıklarını etkilemektedir.
Aslında iklim değişimi, buz dağının görünen tepesidir (Steffen ve diğ., 2011a, sf. 843). Çok bilinen karbon döngüsüne ek olarak insanlar: 1) Yerküredeki yaşamın temeli olan azot, fosfor ve kükürt gibi elementleri ve biyojeokimysal döngüleri önemli ölçüde aşındırmıştır, 2) Dağlardan denize doğru olan akarsu akışının yolunu kesmek suretiyle karasal su döngüsünü şiddetli biçimde değiştirmiş ve karalardaki örtüyü değiştirmek yoluyla karadan atmosfere olan su buharı akışını zayıflatmıştır, 3) Yerküre tarihinin yedinci büyük yok oluş olayını hareketlendirmiştir.

Yaklaşık 3,3 ile 3,6 milyar insan, iklim değişiminden fazlasıyla zarar görecek bir ortamda yaşamaktadır (IPCC, 2023, sf. 5). Bu bölgelerde diğerlerine oranla, 2010 ile 2020 arasında taşkın, kuraklık ve fırtına yüzünden 15 kat fazla insan ölümü olmuştur. İklim değişimine bağlı olarak küresel ortalama deniz düzeyi 1901-2018 arasında 0,2 mm/yıl artarken 1901-1971’de 1,3 mm/yıl, 1971-2006’da 1,9 mm/yıl ve 2006-2018’de 3,7 mm/yıl artış olmuştur.

Sanayi Devrimi ile birlikte insanın etkinliklerine bağlı olarak karbon dioksit (CO2) salımları artmaya başlayınca küresel ortalama sıcaklık da onunla birlikte yükselir. Geçtiğimiz 7000 yılda küresel ortalama ısı 100 yılda 0,010C artarken 1950’de başladığı kabul edilen Büyük Hızlanma ile birlikte, 1970’ten bu yana, küresel ortalama ısı 100 yılda 1,70C artmaktadır (IPCC, 2019b, sf. 54). İnsan eylemlerine bağlı olarak küresel ortalama ısıdaki artışlar kuraklık riskini, taşkına yol açan düzensiz ve aşırı yağış sıklığı ve miktarını, hortum, fırtına, kasırga gibi aşırı hava olaylarının sıklık ve şiddetini artırmıştır. Küresel ısınma 1,50C arttığında ekosistemler, sağlık, tarım, gıda güvenliği, su temini, can güvenliği ve ekonomik büyümedeki iklime bağlı riskler de ciddi biçimde artacaktır(IPCC, 2019b, sf. 9). İklim değişimine bağlı doğal afetlerin 1980-2012 döneminde neden olduğu ekonomik kaybın 2,8 trilyon Dolar ve yıllık olarak da 85 milyar Dolar’a karşılık geldiği, 2050’lerdeyse yıllık ortalama 1 trilyon Dolar civarında olacağı öngörülmektedir (Başoğlu, 2014, sf. 178). İklim değişikliğinin ekonomik zararının, bir Karbon Sosyal Maliyeti (SCC) olarak karbon dioksit tonu başına 1.065 ABD Doları düzeyiyle önceki tahminlerden altı kat daha fazla olduğu belirlendi (Bilal ve Kanzig, 2024, sf. 1). Küresel ısınmadaki her 1°C artış dünya ölçeğinde GSMH’yi %12 oranında düşürmektedir. İklim değişikliğiyle bağlantılı gelecekteki afetlerin yaşanmaması için, çok geç kalınmış olmakla birlikte, hemen sera gazı salımlarını azaltmak için politikaların hayata geçirilmesi gerekmektedir (Türkeş, 2021, sf. 364).
Gelişmiş ülkelerde, insanların hava olaylarından etkilenmeden sıcağı ve soğuğu ayarlayan konutlarda yaşaması, su ve gıdaya istedikleri gibi ulaşması, vb. refahın getirdiği rahatlıklar, iklim değişimi sorununu yaşamlarında öncelikli bir yere koymalarına gerek göstermemektedir. Oysa iklim değişiminin etkileri aşırı hava olaylarından öteye de geçmektedir. 1950 sonrası dönemdeki toplumda hava olaylarındaki değişiklikler ile kişiler arası anlaşmazlıklarda şiddete başvurmanın sıklığı % 4 ve topluluklar arası çatışma da % 14 artmıştır (Hsiang ve diğ., 2013, sf. 1212).
Sanayi Devriminden bu yana atmosferde CO2 derişiminin değişimi (Head ve diğ. uyarlanmıştır, 2022, Şek. 4)

Son buzul devrinden sonra, 11.700 yıl önce başlayan Holosen devri başlangıcından Sanayi Devrimi (1750) zamanına dek atmosferdeki CO2 miktarının artışı en düşük düzeyde olmuş ve on bin yıl boyunca iklimin duraylı kalmasına bağlı olarak uygarlık gelişme olanağı bulmuştur. On sekizinci yüzyılın ortasında, kol gücünün yerine makinalarda buhar enerjisi kullanılmasıyla Sanayi Devrimi olmuş; her geçen gün artan enerji kullanımının sonucunda atmosfere CO2 salımının aşırı artmasıyla günümüzdeki yaşamı felakete götürecek kritik eşiğe gelinmiştir. Bütün Holosen boyunca atmosferdeki CO2 miktarı sadece 100 ppm artarken 1850’den günümüze 270 yılda 139 ppm artmıştır. İnsan kaynaklı CO2 yoğunlaşmasındaki yükselişin dörtte üçlük bölümü (310-380 ppm) 1950’den bu yana ve toplam yükselişin yarısı kadarı (48 ppm) da son 30 yılda birikmiştir (Steffen ve diğ., 2007, sf. 614). Bu sayılar, sanayinin egemen olmasıyla iklim değişiminin “insan eliyle” müthiş bir ivme kazanmış olduğunu göstermektedir. Sanayi Devrimi’nden yaşamın güvende olduğu 350 ppm sınırının aşıldığı 1990’a kadar 240 yılda 70 ppm ve 1990’dan 2020’ye kadar geçen 30 yılda 65 ppm artması artış hızı zamanının sekiz kat azaldığını belirtir. Atmosferdeki CO2 miktarının son yıllarda baş döndürücü bir hızla artmakta olduğunu yani yeryüzündeki yaşamın geleceğinden büyük endişe duymamızın kaçınılmaz olduğunun kanıtıdır[2]. Gezegende egemen olan yaşanabilir iklim tehdit altındayken fosil yakıt yakılmasından ileri gelen temel sorunu hâlâ çözemedik, 2023 Eylül’ünde atmosferdeki CO2 düzeyi 418 ppm iken bu Eylül 422 ppm’ye yükseldi (Newsome ve Ripple, 2024, sf. 3).
Sanayi Devrimi’yle birlikte insan eylemlerinin sonucu olarak 1750’den başlayarak günümüze kadar hem Dünya Sistemi’ndeki[3] biyofiziksel değişimlere hem de sosyo-ekonomik değişimlere ilişkin göstergelerin eğilim çizgisi bir artış göstermektedir (Steffen ve diğ., 2015a, Şekil 1 ve 3). İlk 200 yıl bu gidiş yavaş ve kademeliyken 1950’den sonra bu eğilimlerde çok keskin bir artış görülür. Uluslararası Jeosfer-Biyosfer Programı/IGBP ve Milenyum Ekosistem Değerlendirmesi/MEA gruplarında birlikte çalışan bilim insanları, Dünya Sistemi’nin biyofiziksel ve sosyo-ekonomik alanlarını çevreleyen 1950 sonrası değişimlerin ani sıçramasını “Büyük Hızlanma” olarak adlandırdılar (Steffen ve diğ., 2015a, sf. 82). Büyük Hızlanma, bir iklimsel değişimden daha çok 1950’den bu yana gezegenimizin biyofiziksel küresindeki ve sosyo-ekonomik eşzamanlı değişimlerin adeta sürüklendiğini göstermektedir. Büyük Hızlanma grafiklerindeki dünya sistemi ve sosyo-ekonomik göstergelerin eğilimleri birbirlerini güçlendirip dönüştürerek karmaşık “değişim sendromları” üretirler ve pek çoğu doğrusal olmayan bu değişimlerin sonucunda eşik değerler aşıldı ve gidişler tırmandı (Steffen ve diğ., 2005, sf. 6-7). Dünya sisteminin 12 göstergesinden dokuzu (CO2, NO, CH4, ozon, küresel yüzey ısısı, okyanus asitlenmesi, denizde balık avı, kültür balıkçılığı ve kıyı kuşağında N) Holosen’in değişkenlik sınırlarının dışında bir gidiş göstermektedir[4] (Steffen ve diğ., 2015a, Şek. 3).
Dünya sistemine ilişkin Büyük Hızlanma grafiklerinde, sera gazının ana unsurları olan CO2 (karbon dioksit), NO (azot oksit) ve CH4 (metan) atmosferdeki birikim değerleri 1750’den bu yana Holosen maksimum düzeyinin oldukça üzerindedir. Bu değerler, Stratosferde[5] birikmekte olan ozon miktarının 1750’den önce var olmadığını gösterir. Okyanusların asitlenmesi ve insana özgü eylemler sonucunda kıyı kuşağında azot birikmesi de daha öncelerdeki değerlerden çok hızla artmaktadır. Büyük Hızlanma grafikleri, aslında, küresel iklimin Holosen değişiklik kalıbının çok dışında gelişmekte olduğunu kuşkuya yer bırakmayacak biçimde göstermektedir.
Son yıllara dek, Büyük Hızlanma’nın çoğu zamanında çevre sorunları çok az dikkat çekmiştir (Steffen ve diğ., 2011a, sf. 850). Kentsel hava kirliliği ya da akarsuların kirlenmesi gibi yerel çevresel sıkıntılar ile Avrupa’nın kuzey ve Kuzey Amerika’nın doğusundaki asit yağmurları gibi bölgesel sorunlar çoğu zaman yumuşatılmış, görmezden gelinmiştir. İklimin gerçekten insanın eylemlerine bağlı olarak değiştiğinin ortaya konduğu 2001 yılına dek, bu konuda sakıngan davranan bilimsel toplum herhangi bir güvenlik derecesiyle durumu açıklamamıştır.
Antroposen’i tam olarak anlayabilmek için onu sosyo-ekonomik bir olgu, yani insan ile doğal dünya arasındaki ilişkide ortaya çıkan nitel değişiklik olarak ele almak gerekir (Angus, 2021, sf. 132). Bu sosyo-ekonomik değişikliği gösteren grafikler[6], dünyaya egemen olan küresel liberal sistemin duraylı iklime sahip Holosen’i bitirme noktasına nasıl getirdiğini açıklamaktadır. Antroposen, insanın sosyo-ekonomik eylemlerinin Dünya sistemi üzerindeki etkileri sonucunda ortaya çıkmıştır (Steffen ve diğ., 2015a, sf. 82). Steffen ve diğerleri 2015’te (Şek. 2), bu grafikleri, OECD ve BRICS (Brezilya-Rusya-Hindistan-Makau, Hong-Kong ve Tayvan da içinde olmak üzere Çin ile G. Afrika) ülkeleri ile dünyanın geri kalanı olarak üç parçada güncellediklerinde en şiddetli etkinin diğer ülkelere, ardından BRICS ve en düşük olarak OECD ülkelerine ait olduğu görülmüştür. Bu sosyo-ekonomik eğrilerin baskın gidişi, İkinci Büyük Paylaşım Savaşı’ndan sonra insanın ekonomik etkinliklerinin, dolayısıyla tüketimin ve kaynak kullanımının olağanüstü artışı olduğunu gösterir. Birinci enerji kullanımı Büyük Hızlanma’nın gidişinin tipik bir göstergesidir. Her iki gösterge grubundaki eğilimlerin ivmesine dikkat edildiğinde atmosferdeki karbon dioksit (CO2) yoğunlaşmasındaki yükselmenin nüfus artışı, GSMH ve enerji kullanımındaki yükselmeyle eşlenik olduğu görülür. Benzer gidişler, diğerleri arasında da görülür.
Bu gidişlerin en önemlilerinden birisi de, 2008’den bu yana dünya nüfusunun %50’den çoğunun artık kentsel yerleşimlerde yaşamasıyla insanlığın bir tarihsel işaret taşı olarak kentleşmenin gittikçe artan hızıdır. Nüfusun Dünya’nın kapasitesine göre aşırı artması ve kentlerde yoğunlaşması karşısında özellikle yiyecek, temiz su ve diğer kaynakların yetmeyeceği endişesi çok açıktır. Antroposen’deki Büyük Hızlanma eğilimlerinden nüfus artışının sorumlu olduğu sıkça gündeme getirilmektedir. Dünyadaki tüm ekonomik etkinliklerin %75’ini OECD ülkeleri gerçekleştirdiğine göre Büyük Hızlanma eğrilerindeki artış hızından nüfus artışında önde olan OECD üyesi olmayan ülkeler sorumlu değildirler (Steffen ve diğ., 2011b, sf. 746). Dünyanın en zengin ülkeleri 1750’den bu yana birikimli CO2 yayılımının % 80’inden de sorumludur. Buna karşın, nüfusları yaklaşık 800 milyon olan dünyanın en yoksul ülkelerinin birikimli CO2 yayılımında %1’den daha az payı vardır. Bu verilere göre, Büyük Hızlanma gidişlerinde nüfus artışı değil, tam tersine aşırı ve gereksiz tüketim daha önemli bir etmendir.
Çok açık biçimde anlaşılmıştır ki insanın eylemleri Dünya Sistemi’ni değiştirmede ve küresel değişimi geliştirme ile hızlandırmada önemli bir etkendir. İnsanın Dünya Sistemi’ne bu zorlayıcı etkileri kuşkusuz karşılıksız kalmaz, sistemden buna gelen yansımalar oldukça karmaşıktır (Steffen ve diğ., 2005, sf. 143). Bazen tepkiler insanın özgün zorlamasının etkilerini azaltırken başka bir zamanda tersine onları şiddetlendirir. Dünya Sistemi üzerinde insanın zorlamaları, gerçekte, Sistem’in davranışında değişimlerle ortaya çıkar. Kimi görünürde ciddi zorlamalar, görünür hiçbir değişiklik üretmez iken diğer görece küçük zorlamalar felaket boyutunda tepkilere neden olur. Bazısı hemen tepki tetikler iken öbürleri herhangi bir tepkinin gözlenmesinden önce uzunca bir zaman boşluğu yaşar. Dünya sistemine insanın zorlamaları birbirinden ayrı, kopuk etkiler biçiminde değil de birbirini etkileyen zorlayıcı mekanizmalar biçiminde olur ve kuşkusuz bütünleşmiş küresel tepkiler çok daha karmaşıktır (a.g.e., sf. 189). İnsan zorlamasının Dünya Sistemi’ndeki bütünleşmiş yansıması süreci, insan eylemiyle atmosfere olan jeokimyasal akışlar ile Dünya Sistemi’ndeki yansımalarının birlikte oluşturduğu değişmiş biyojeokimyasal döngü biçiminde ortaya çıkar (a.g.e., sf. 192). İklim dizgesinin, çok sayıda doğrudan insan zorlamalarından ve daha büyük ölçüde, çeşitli insan eylemlerinin sonucunda Dünya Sistemi’nde ortaya çıkan dolaylı yansımalarından etkilendiği açıktır (a.g.e., sf. 195).
Biliyoruz ki insanların yaşam güvenliği ve refahı, sağlıklı ve dayanıklı bir doğal çevreye, duraylı bir iklime ve doğal kaynakların uzun vadeli sürdürülebilir kullanımına kritik ölçüde bağlıdır. Son yıllarda, Dünya Sistemi’ndeki bozulmanın getirdiği her an bir öncekini aratacak biçimde ilerleyen iklim değişimine bağlı aşırı olaylar ile insanların yaşamı, ürünleri ve mülkleri zarar görmüştür. Alansal ve zamansal olarak, mevsimlik, yıllık ve daha uzun yıllar arasında da iklimin değişkenliği artmaktadır. Yapılan güncel risk değerlendirmeleriyse alınması gereken önlemler bakımından henüz hazır olmadığımızı açıkça göstermiştir.

Avrupa’da 2024 Ocak ayı sıcaklık ortalaması 130C olarak küresel ölçekte kayıtlara geçen en sıcak Ocak ayı oldu[7]. 2024 yazının her ayı da o güne kadar yaşanılan en sıcak ay olarak duyuruldu. 2024 yazında Avrupa’da karasal alanlarındaki ortalama sıcaklık, 1991-2020 ortalamasının 1,54°C üzerinde gerçekleşerek dünya genelinde son 13 ayın (Temmuz 2023-Ağustos 2024) 12’sinde kritik 1,5°C eşiği aşılmış oldu.
Isı artışının Avrupa nüfusunu nasıl etkilediği araştırılmış, 2003-2012 dönemine oranla 2013-2022 döneminde yüksek sıcaklığa bağlı ölümler Avrupa çapında yüz bin kişi başına ortalama 17 ölüm artmış ve ölümler erkeklerle karşılaştırıldığında kadınlarda daha yüksektir (Soysal, 2024). İklim değişikliği nedeniyle yaygınlaşan hastalık oluşturuculardan önemli birisi de dişi tatarcıkların insan derisini ısırmasıyla kan yoluyla bir tek hücreli parazitin insanlara bulaşmasıdır.
İklim değişiminin etkisiyle sıcaklıktaki bu ürkütücü artışın en şiddetli sonucu olarak ülkemizde olduğu gibi, dünyanın her yerinde kontrol edilemeyen orman yangınlarıyla mücadele edildi. Son 10 yılda dünyada 82 milyon hektar ormanlık alan yanarken en büyük yangınlar Avustralya, Rusya, Kanada, ABD’de görüldü[8]. Ağaç örtüsü yitiminde yangınların sorumluluğu 2001’de %20 iken 2023 itibarıyla %33 olmuştur (MacCarthy ve diğ., 2024). 2023’de yangınlar sonucunda, toplam en büyük orman alanı yitimi 54,35 milyon hektar ile Avustralya’dadır (Samborska ve Ritchie, 2024). Aynı yıl, dünya toplamında orman yangınları sonucunda atmosfere 6,67 milyar ton CO2 salımı olmuştur. Dünya toplamında, orman yangınları yüzünden 2000’de 47 ölüm var iken bu sayı 2023’te 263 ve 2024’te 437’dir. Orman Genel Müdürlüğü verilerine göre, Türkiye’de 2023 yılı 1-21 Haziran döneminde 84 orman yangını çıkarken, 2024 yılının aynı döneminde yaklaşık beş kat artışla 399 yangın kayıtlara geçti[9]. 2023 yılındaki bu yangınlardan 41 hektar, 2024 yılındaysa 2 bin 548 hektar ormanlık alan zarar gördü.
Bu sıcaklıkların, kuraklık, kullanılabilir temiz suyun azalması ve önlenemeyen su taşkınları gibi orman yangınlarıyla eşzamanlı başka sonuçları da oldu. Hemen geçtiğimiz ay, 2024 Eylül’ünde Orta Avrupa’da, Romanya’dan Polonya’ya dek uzanan altı ülkede 20 yıldan fazla bir zamandır görülmeyen en kötü sel felâketinde ölü sayısı 17 oldu[10]. Aynı ay, ABD’nin güneydoğu ucunu etkisi alan Helen Kasırgası ise Florida’da yolların, köprülerin çökmesine ve yüzlerce evin sular altında kalmasına neden olurken ölü sayısı 150’yi geçti ve buna karşın ülkenin orta batısındaki Nevada’da aşırı sıcaklar en azından 342 kişinin ölümüne neden oldu[11].
Küresel ısınma ve iklim değişikliğinin ekosistem üzerindeki bu korkutucu etkilerinin ötesinde sıcaklık artışının getirdiği kuraklık ile su taşkınlarının tarıma büyük zarar vermesi sonucunda gıda maddelerinin temininde ve niteliğinde de olumsuz etkilenmeler oluştu. Öte yandan, aşırı sıcaklar sonucunda su temininde yaşanan soruna bağlı olarak 2024 Ağustos’unda Çukurova çiftçilerine gönderilen resmi yazıda “güz sebzesi ekerseniz su veremeyiz” dendi[12].
Küresel yüzey sıcaklığının artması sonucunda buzullarda da erimeler görüldü. Deniz buzullarının kapladığı alan, önceki üç yıla göre belirgin şekilde daha düşük olan Kuzey Kutbu bölgesinde saatte 30 milyon ton buz yitirmesiyle Grönland’da buz yitimi öngörülenden %20 daha fazla oldu[13]. Antarktika’yı çevreleyen deniz buzullarının altı ay boyunca aralıksız çökmesiyle 2023’den beri üst üste ikinci yıldır rekor seviyedeki “kış düşüklüğüne” ulaşarak 2024’te Antarktika bölgesi deniz buzu örtüsü geçen kışa ait uzun vadeli ortalamadan yaklaşık 1,6 milyon km2 daha azını kapladı[14]. Kutuplar 1992 ile 2022 yılları arasında 7560 milyar ton kütle kaybetti, sonucunda deniz düzeyindeki yükselme 30 yılda beş kat artarak 21 mm’ye yükseldi[15]. Ülkemizde de en gelişmiş buzulların görüldüğü Hakkâri’deki Cilo Dağları’nda buzul katmanının kalınlığı son 30 yılda 200 metreden 50 metreye düştü[16].
Bu arada, iklim değişikliğine bağlı meteorolojik olaylar sonucunda göl, baraj gölü gibi alanlarda su miktarında olan değişimlerin küçük depremleri tetiklediği belirtildi[17]. Eylül 2023’te, Kuzey Kutbu’ndan Antarktika’ya kadar dünyanın her yerinde bir haftadan uzun bir süre boyunca kaydedilen gizemli sismik titreşimlerin kaynağının Grönland’ın uzak bir bölgesinde iklim değişikliğinin tetiklediği büyük bir toprak kaymasının dokuz gün boyunca Dünya’yı sarsması olduğu bilim insanları tarafından açıklandı[18].
İnsan etkinliklerinin ekosistemleri bozmasından canlı yaşam da payını aldı. Dünya genelinde 5.495 türe ait yaklaşık 35 bin popülasyonun durumunu 1970-2020 döneminde sürekli izleyen Yaşayan Gezegen Endeksi’ne (YGE) göre, bu 50 yıllık süreçte omurgalı tür popülasyonlarında (memeliler, kuşlar, amfibiler, sürüngenler ve balıklar) ortalama %73’lük bir düşüş oldu (WWF, 2024, sf. 7). Tatlı su ekosistemleri %85 düşüşle en ağır kayba uğrarken, bunu %69 düşüş ile kara ve %56 ile deniz ekosistemleri takip ediyor. Doğadaki yok oluşun ardındaki en önemli etkenlerden birisi gıda üretimi olup aşırı avlanma, istilacı türler ve hastalıklar da diğer tehdit unsurları arasında yer alıyor.
Gelecekte bizi ne bekliyor?
Buraya kadar, Dünya Sistemi’ni kendi ellerimizle bozmamız sonucunda ortaya çıkan iklim değişiminin yaşadığımız ortamı nasıl etkilediğini gördük. Bu noktadan sonra, nasıl bir Dünya’da yaşayacağımızı tahmin edebiliyor muyuz acaba? Çok yeni bir araştırma, 35 yaşamsal belirtinin 2023’deki verilerinden 25’inin çok daha kötü olması nedeniyle bu durumun “insanlığın geleceğinin tehlikede” olduğunu gösterdiğini açıkladı (Ripple ve diğ., 2024, sf. 1). Çok sayıda bilim insanı, yüzyılın sonuna dek küresel sıcaklığın sanayi öncesi düzeyinden, en azından, 2,50C daha çok artacağını öngörmektedir (a.g.e., sf. 6). Ortalama küresel sıcaklıktaki bu artış, doğrudan ölüme ve artan sağlık sorunlarına yol açan insan sağlığı açısından ters sonuçlara neden olacaktır. Öngörülen iklim felâketi bir küresel çöküşe yol açmasa bile, 2050’ye kadar milyonlarca ölüme neden olabilecektir (a.g.e., sf. 9)
Var olan yaşam dengesinin bozulmaması için, yüzyılın sonuna kadar, küresel ısının 1,50C’den fazla artmaması gerekmektedir. Isı artışı 20C olduğunda yaşam bir felakete dönüşecektir. Atmosferde CO2 miktarının yükselerek yerkürenin yüzey ısısının artmasıyla oluşan İklim değişimi sonucunda aşırı hava olayları sıklaşacak, buzulların erimesiyle deniz düzeyi yükselecek, su kıtlığı olacak, çölleşme ilerleyecek, biyolojik çeşitlilik yitecek ve insan sağlığına çok ciddi tehditler olacaktır.

1 Ağustos 2024 gününde de Dünya Küresel Limit Aşım Günü’ne eriştik. Dünyanın sahip olduğu bir yıllık kaynakların tüketildiği bu karanlık güne, geçen seneye göre bir gün daha erken vardık. 1971’de dünyanın kaynakları bir yıl boyunca yeter iken düzenli bir biçimde gerileyerek şimdi 2024’ün 1 Ağustos Günü’ne geldi dayandı. Bu durum açıkça, bir yıl boyunca 1,75 dünya büyüklüğünde kaynak tüketeceğiz demektir. Bakalım seneye hangi gün küresel kaynakların tamamını tüketmiş olacağız.
Daha sıcak bir iklim, daha sık, yıkıcı ve kontrol edilmesi güç orman yangınları olacağı anlamına da geliyor. Sıcak hava, bitkilerden ve topraktan nemi emer, her şey yanmaya daha yatkın hale gelir. Aşırı sıcaklığın bir başka etkisi de deniz seviyesinin yükselmesidir. Bunun nedeni kısmen kutup buzunun erimesi, kısmen de deniz suyunun ısındığında genleşmesidir.
Günümüzde Dünya ölçeğinde 820 milyondan fazla insan yeterli gıda tüketemiyor (Türkeş, 2024). Yüzyılın ortasına kadar küresel nüfusun 9,7 milyar kişiye ulaşması beklenirken, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), küresel gıda talebinin 2050 yılına kadar %70 artabileceğini öngörüyor. Su güvenliği açısından, dünyadaki suyun yaklaşık %3’ü tatlı sudur ve bunun yaklaşık üçte ikisi buzullarda saklıdır; başka bir şekilde kullanılmaya uygun değildir. Dünya ölçeğinde yaklaşık 1,1 milyar insan suya erişemiyor ve toplam 2,7 milyar kişi yılın en az bir ayında su kıtlığı yaşıyor. Yaşayacağımız, çok da uzak olmayan gelecekte gittikçe artan sıcaklar sonucunda gıda ve içilebilir suya erişimde büyük sorunlar yaşanacağı açıktır.
Bir yandan aşırı sıcaklar nedeniyle yaşanan kuraklık ve içilebilir taze suya ulaşım zorluğu çekilirken aynı iklim değişimi olayları sonucunda kutupların erimesiyle deniz suyu düzeyi yükseliyor. Dünyanın pek çok deniz, özellikle okyanus kıyısı kentlerinin bunun sonucunda birkaç on yılda su altında kalması bekleniyor. Akdeniz ve Ege sahillerimiz de birçok yer gibi su altında kalmaya aday. National Geographic, bir kurgusal çalışmada küresel ısınmanın etkisiyle tüm buzullar eridiğinde suların yutacağı ilk ülkenin Hollanda olacağını belirledi[19]. Bu çalışmaya göre, 5 bin yılda tamamlanması öngörülen süreçte okyanus düzeyi 65 metreye kadar yükselecek. Bu ürkütücü sürecin ilk belirtisi olarak, Karayip adalarında yükselen deniz seviyeleri nedeniyle ilk zorunlu göç Panama’nın küçük mercan adası Gardi Sugdub’da yaşayan 300 ailenin daha güvenli bir yerdeki yeni konutlara taşınmasıyla başladı[20].
Bilim insanları, Kuzey Kutup (Arktik) bölgesinde binlerce yıldır donmuş halde bulunan toprağın çözülmesiyle çevre ve canlı yaşamı bakımından son derece zararlı tonlarca civanın açığa çıkmasının da bu buzulların erimesinin bir sonucu olduğunu ortaya koydu[21]. Buzulların erimesinin bir başka etkisi de eriyen buzulların ekvator çevresinde birikmesiyle dünyanın dönüş hızının giderek azalması sonucunda günlerin uzamasıdır[22]. Yavaşlama hızı 1900-2000 yılları arasında yüzyılda 0,3 ila 1,0 milisaniye arasında iken 2000 yılından beri bu değişim 1,3 milisaniyeye yükseldi. Eğer sera gazı salımları azaltılmazsa yavaşlama oranının 2100 yılına kadar 2,6 milisaniye/güne yükselebileceği öngörülüyor. Günlerin uzunluğundaki bu değişime bağlı olarak duyarlı zaman ölçülerine dayanan internet, finansal işlemler ve GPS sistemlerinin etkilenebileceği belirtilmektedir. Dünyanın dönüş hızının yavaşlamasıyla gece ve gündüz süreleri de farklılaşır, dolayısıyla canlı yapılarda biyolojik ritim bozulur (Kıyak, 2024). Neyse ki gezegenimizin dönüşünü dramatik ölçüde yavaşlatacak bir tehditle henüz karşı karşıya değiliz.
Küresel boyuttaki iklim değişimine bir büyük olumsuz gelişme de Atlantik’teki Gulf Stream dediğimiz AMOC (Atlantik’te Meridyen boyunca Devinim Dolaşımı) su akıntısının birkaç on yılda çökecek olmasıdır. Bu su akıntısı Kuzey Atlantik’te, ABD güneydoğu ucundan hareketle meridyenler boyunca Avrupa’nın kuzeybatı kıyılarına sıcak suyu taşımaktadır. Son yıllarda, su akıntısında belirlenen zayıflamalar bu çöküşün habercisi olabilir fakat 21. Yüzyılda olası görülmüyor (Ditlevsen ve Ditlevsen, 2023, sf. 1). Avrupa ikliminde düzenleyici bir rolü olan su akıntısının çökmesi, özellikle Atlantik kıyılarında daha büyük iklim kaosu yaratacaktır.
İklim değişiminin yanı sıra, yaygın ve denetimsiz kullanılan sanayi zehirleri, tarım ilaçları, gelişigüzel yığılan atıklar ve pasalar insan eliyle kitlesel yok oluşun öldürücü silahlarıdır. Küresel ısı artışındaki bu değişimler, yapılan ölçümlere göre, antropojenik (insan eliyle olan) etkiye ve özellikle de sera gazlarının antropojenik salımındaki tarihsel artışa bağlıdır (Li ve diğ., 2018, sf. 6). Modern yaşamda hemen hemen her insan etkinliği yani bir şey yetiştirme, imal etme, bir yerden bir yere gitme ve daha pek çoğu sera gazı salımı anlamına geliyor. O halde, nasıl olacak bu?
Kamuoyunda iklim değişimini ve dolayısıyla yerkürenin küresel ısınmasını tek çevre sorunu olarak görmek oldukça yaygındır fakat önemli başka çevresel sorunlar da vardır. İnsanın eylemlerinin Dünya Sistemi’ni derinden etkilemesi sonucunda ortaya çıkan iklim değişikliği ile birlikte biyosfer bütünlüğü (eskiden biyoçeşitlilik yitimi), arazi kullanımındaki değişiklik, ormansızlaşma, temiz su ve gıda güvensizliği, geniş bir kesimi etkileyen açlık ve yoksulluk ve bunlara bağlı sağlık sorunları da insanın geleceği bakımından çok önemlidir. Ayrıca yeni varlıklar (sentetik organik kirleticiler, radyoaktif maddeler, genetiği değiştirilmiş organizmalar, nano materyaller ve/ya da mikro plastikler), biyojeokimyasal döngüler (potasyum ve azot döngüsü) ve okyanus asitlenmesi gezegenin sınırlarına yaklaşıyor.
Ulusal bir karbon vergisi şu anda Avrupa Birliği’ndeki (AB) çeşitli ülkeler, Kanada, Singapur, Japonya, Ukrayna ve Arjantin dahil olmak üzere dünya çapında 27 ülkede uygulanıyor (Türkeş, 2024). Ancak 2019 OECD Vergi Enerji Kullanımı raporuna göre, mevcut vergi yapıları, enerji kaynaklarının kirlilik profiliyle yeterince uyumlu değil. Örneğin OECD, elektrik endüstrisi için etkili olduğu kanıtlanmış olmasına rağmen, karbon vergilerinin kömür üretimi için yeterince sert olmadığını öne sürüyor.
Durum bu kadar ciddiyken, son kırk yılda insan kaynaklı sera gazı salımlarından kaynaklanan küresel ısınmayı bırakın durdurmayı, artış hızı yavaşlatılabilmiş bile değildir. Tüm insanların bu konuda duyarlı davranması, bunun bir seçenek olmadığını artık bir zorunluluk haline geldiğini çok açık biçimde anlaması ve bu konuda kesin sonuç alınacak eylemlere girişmesi için ülkelerinin yöneticilerini zorlamalarının zamanı gelmiş de geçiyor bile. Aksi takdirde önümüzdeki yıllarda hem ekolojik hem de sosyal ve ekonomik sorunlarla daha sık boğuşuyor olacağız!
Sorgulanması gereken, bugüne kadar geldiği gibi, küresel iklim politikasının sadece salımlara odaklı mı hareket etmek zorunda olacağıdır? Bunun yanıtını, sonraki yazılarımızda arayacağız.
Yazarın Önceki Antroposen Yazıları:
- Antroposen Bir Jeolojik Zaman mıdır?
- Antroposen Ne Zaman Başladı?
- Antroposen’in 21. Yüzyılı
- İnsanlığın güvenle sığınacağı yer: Dünyamızın sınırları
- Antroposen’in Farkına Vardığımız Yüzü: İklim Değişimi
Kaynakça
Angus, I., 2021, Antroposen’le Yüzleşmek – Fosil Kapitalizm ve Dünya Sisteminin Krizi, Marx-21 Yayınları, 320 sf.
Başoğlu, A., 2014, Küresel İlkim Değişikliğinin Ekonomik Etkileri, KTÜ Sosyal Bilimler Dergisi, No 7, sf. 175-196.
Bilal, A. ve Kanzig, D., 2024, The Macroeconomic Impact of Climate Change: Global vs. Local Temperature, NBER (National Bureau of Economic Research) Working Paper Series w32450, 95 sf.
Brondizio, E.S. ve diğerleri, 2016, Re-conceptualizing the Anthropocene. Global Environmental Change, no 39, sf. 318-327.
Ditlevsen, P. ve Ditlevsen, S., 2023, Warning of a Forthcoming Collapse of the Atlantic Meridional Overturning Circulation, Nature Communications, Cilt 14, https://doi.org/10.1038/s41467-023-39810-w
Gates, B., 2021, How to Avoid a Climate Disaster, Alfred A. Knopf Yayınevi, 286 sf
Head, M. J. ve diğerleri, 2022, The Great Acceleration is Real and Provides a Quantitative Basis for the Proposed Anthropocene Series/Epoch, Episodes, IUGS, Cilt 45, Sayı 4, sf. 359-376.
Hsiang, S.M., Burke, M. ve Miguel, E., 2013, Quantifying the Influence of Climate on Human Conflict, Science, Cilt 341, Sayı 6151, sf. 1212, 1235367_1-14.
IPCC, 2019b, Global Warming of 1.50C, Intergovernmental Panel on Climate Change, 616 sf.
IPCC, 2023, Climate Change 2023 – Synthesis Report, 6th Assessment Report, Summary for Policymakers, 34 sf.
Kıyak, G., 19 05 2024, Dünya’nın Durduğu Gün, T24, https://t24.com.tr/yazarlar/gunec-kiyak/dunya-nin-durdugu-gun,44878
MacCarthy, J. ve diğerleri, 13 08 2024, The Latest Data Confirms: Forest Fires Are Getting Worse, World Resources Institute, https://www.wri.org/insights/global-trends-forest-fires
Newsome, T. ve Ripple, W.J., 08 10 2024, Unprecedented Peril_ Disaster Lies Ahead as We Track Towards 2.7°C of Warming this Century, The Conversation, https://theconversaton.com/unprecedented-perl-dsaster-les-ahead-as-we-track-towards-2-7-c-of-warmng-ths-century-240549
Ripple, W.J. ve diğerleri, 08 10 2024, The 2024 State of the Climate Report: Perilous Times on Planet Earth, BioScience , https://doi.org/10.1093/biosci/biae087
Samborska, V. ve Ritchie, H., 02 04 2024, Wildfires, Our World in Data, https://ourworldindata.org/wildfires
Soysal, A., 29 06 2024, İklim Değişikliği Avrupa’yı Nasıl Etkiliyor? https://yesilgazete.org/iklim-degisikligi-avrupayi-nasil-etkiliyor/
Steffen, W. ve diğerleri, 2005, Global Change and the Earth System: A Planet Under Pressure, The IGBP Series, 2, Basım, 336 sf.
Steffen, W., Crutzen, P. J. ve McNeill, J. R., 2007, The Anthropocene: Are Humans Now Overwhelming the Great Forces of Nature ?, Ambio Sayı 36, sf. 614–621.
Steffen,W. ve diğerleri, 2011a, The Anthropocene: Conceptual and Historical Perspectives, Phil.Trans. R. Soc. A, Sayı 369, sf. 842-867.
Steffen, W. ve diğerleri, 2015a, The Trajectory of the Anthropocene: The Great Acceleration, The Anthropocene Review, Cilt 2, Sayı 1, sf. 81-98.
Türkeş, M., 2024, [2023’ün Ardından] Küresel Isınma Önemli, Ama Başka Çok Önemli Çevre Sorunlarımız da Var! Yeşil Gazete, 01 01 2024, https://yesilgazete.org/2023un-ardindan-kuresel-isinma-onemli-ama-baska-cok-onemli-cevre-sorunlarimiz-da-var/
Türkeş, M., 2021, Murat Türkeş ile Söyleşi: İklim Değişikliğini Dikkate Alan Bir Geleceğin Planlanması Gerekiyor, Madde, Diyalektik ve Toplum, Cilt 4, Sayı 4, sf. 359-365.
Waters, C. N. ve diğerleri, 2016, The Anthropocene is Functionally and Stratigraphically Distinct from the Holocene, Science, Cilt 351, Sayı 6269, Review Summary sf. 137 ve Review, sf. 2622/1-10.
WWF, 2024, Yasayan Gezegen Raporu – Sistem Tehlike Altında, 92 sf., https://www.wwf.org.tr/kesfet/biyocesitlilik/yasayan_gezegen_raporu_2024/
[1] 09 07 2024, https://yesilgazete.org/samsun-ordu-ve-musta-asiri-yagis-ve-sel-iki-kisi-yasamini-yitirdi/
[2] Bu nedenle, jeolojik zaman çizelgesinde, son buzul çağından sonra başlayan ve duraylı ılıman iklimin hüküm sürmesiyle Neolitik’in başladığı Tarım Devrimi’ne izin vererek küresel uygarlığın kurulduğu Holosen’den ayrı yeni bir devre (epok) olarak Antroposen önerilmiştir. İnsanın yerküreyi yeterince değiştirerek çökellerde bir stratigrafik iz bırakmasıyla başlar (Waters ve diğ., 2016, sf. 137). Toplumun doğayla ilişkisinden kaynaklanan küresel değişim için bir metafor anlamındaki bu devrenin çekirdeğini, en azından sanayi devriminden bu yana ve özellikle dünyadaki gelişimin son 65 yılında toplumsal değişimlerden sonuçlanan gezegen ölçeğindeki değişimler oluşturur (Brondizio, ve diğ., 2016, sf. 319).
[3] Gezegenimizin atmosferi (hava küresi), hidrosferi (su küresi), jeosferi (yer küresi), kriyosferi (buz küresi) ve biyosferinin (canlı küresi), insan vücuduna benzer biçimde birbirine bağlı, birbiriyle ilişkili ve birbirini etkileyen bir biçimde çalışmasına Dünya Sistemi (Earth System) denir. Farklı disiplinlerin bir arada çalışmasını gerektirdiğinden Dünya Sistemi Bilimi (Earth System Science) adı verilen küresel ölçekte karşılıklı etkileşim içindeki jeoloji-biyoloji-kimya-fizik tarafından ele alınır ve çok yeni olarak tarih-arkeoloji ve sosyal bilimler de aralarına katılmıştır.
[4] Dünya Sistemi grafiklerinde değişkenlik sınırlarının gidişi için bkz.: Gazete Bilim, 29/08/2023, Antroposen Ne Zaman Başladı? https://gazetebilim.com.tr/antroposen-ne-zaman-basladi/
[5] Atmosferin gezegenimizi çevreleyen ilk 15-17 km’si Troposfer, 50 km’ye kadar Stratosfer, 85 km’ye kadar Mezosfer, 690 km’ ye kadar Termosfer ve 10 bin km’ye kadar da Eksozfer olarak adlandırılır.
[6] Sosyo-ekonomik grafiklerde değişkenlik sınırlarının gidişi için bkz.: Gazete Bilim, 29/08/2023, Antroposen Ne Zaman Başladı? https://gazetebilim.com.tr/antroposen-ne-zaman-basladi/
[7] 08 02 2024,https://tr.euronews.com/green/2024/02/08/ocak-2024-resmi-olarak-kayitlara-gecen-en-sicak-ocak-ayi-oldu
[8] 26 07 2023, https://www.aa.com.tr/tr/dunya/dunyada-son-10-yilda-yaklasik-82-milyon-hektar-ormanlik-alan-yandi-/2954614
[9] 24 06 2024, https://yesilgazete.org/rekor-sicakliklarin-yasandigi-haziranda-orman-yanginlari-gecen-yila-gore-bes-kat-artti/
[10] 17 09 2024, https://yesilgazete.org/avrupada-kiyamet-goruntuleri-bes-ulkeyi-etkileyen-selde-en-az-17-olu/
[11] 02 10 2024, https://yesilgazete.org/abdde-iklim-krizi-guneyde-kasirga-guneybatida-sicak-dalgasi/
[12] 10 08 2024, https://haber.sol.org.tr/haber/cukurovada-su-bitti-ciftciye-ekmeyin-denildi-yanlis-su-politikalari-bu-noktaya-getirdi-394579
[13] 18 01 2024, https://yesilgazete.org/gronlandda-buzul-kaybi-alarm-veriyor/
[14] 10 09 2024, https://yesilgazete.org/antarktikada-kis-deniz-buzu-iki-yil-ust-uste-rekor-seviyede-azaldi/
[15] 23 04 2023, https://gazeteoksijen.com/dunya/buzul-erimeleri-hizlandi-deniz-seviyesindeki-yukselme-30-yilda-bes-kat-artti-176294
[16] 10 07 2024, https://yesilgazete.org/cilo-buzul-tabakalari-son-30-yilda-200-metreden-50-metreye-dustu/
[17] 26 04 2023, https://www.gazeteduvar.com.tr/iklim-degisikligine-bagli-meteorolojik-olaylar-kucuk-depremleri-tetikleyebiliyor-haber-1615215
[18] 14 09 2024, https://tr.euronews.com/green/2024/09/14/iklim-degisikligi-dunyanin-9-gun-boyunca-titresmesine-neden-olan-bir-mega-tsunamiyi-tetikl
[19] 10 03 2021, https://bianet.org/haber/tum-buzullar-eridiginde-hangi-ulkeler-sular-altinda-kalacak-240601
[20] 14 08 2024, https://yesilgazete.org/karayip-adalarinda-yukselen-deniz-seviyeleri-nedeniyle-ilk-zorunlu-goc-basladi/
[21] 08 27 2024, https://yesilgazete.org/eriyen-arktik-permafrostu-tonlarca-civanin-aciga-cikmasina-neden-oluyor/
[22] 16 07 2027, https://yesilgazete.org/iklim-degisikligi-dunyanin-donus-hizini-yavaslatiyor-gunler-giderek-uzuyor/

