GazeteBilim
Destek Ol
Ara
  • Anasayfa
  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk
  • Etkinlikler
    • Astronomi Dersleri
    • Davranış Nörolojisi Dersleri
    • Epigenetik Dersleri
    • Evren ve Kozmoloji Dersleri
    • Evrim Dersleri
    • Freud Dersleri
    • Hegel Dersleri
    • Kapitalizmin Tarihsel Gelişimi ve İktisadi Düşünce Dersleri
    • Kuantum Mekaniği ve Yorumları Dersleri
    • Marx Dersleri
    • Nörobilim Dersleri
    • Nörodilbilim Dersleri
    • Nöropsikanaliz Dersleri
  • Biz Kimiz
  • İletişim
Okuyorsun: Yirmi birinci yüzyılda bilim, dindarlık ve ahlaklılık
Paylaş
Aa
GazeteBilimGazeteBilim
Ara
  • Anasayfa
  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk
  • Etkinlikler
    • Astronomi Dersleri
    • Davranış Nörolojisi Dersleri
    • Epigenetik Dersleri
    • Evren ve Kozmoloji Dersleri
    • Evrim Dersleri
    • Freud Dersleri
    • Hegel Dersleri
    • Kapitalizmin Tarihsel Gelişimi ve İktisadi Düşünce Dersleri
    • Kuantum Mekaniği ve Yorumları Dersleri
    • Marx Dersleri
    • Nörobilim Dersleri
    • Nörodilbilim Dersleri
    • Nöropsikanaliz Dersleri
  • Biz Kimiz
  • İletişim
  • Destek Ol
Bizi Takip Edin
  • Biz Kimiz
  • Künye
  • Yayın Kurulu
  • Yürütme Kurulu
Copyright © 2023 Gazete Bilim - Bütün Hakları Saklıdır
GazeteBilim > Blog > Felsefe > Yirmi birinci yüzyılda bilim, dindarlık ve ahlaklılık
Felsefe

Yirmi birinci yüzyılda bilim, dindarlık ve ahlaklılık

Yazar: Doğan Göçmen Yayın Tarihi: 16 Ekim 2024 5 Dakikalık Okuma
Paylaş
göbeklitepe buluntu
Göbeklitepe’den sonra çok daha eski dönemlere tarihlendirilen yerleşim yerlerinin bulunması, Friedrich Engels’in özetlediği, ama emek kavramı odaklı felsefe ve bilim yapan tüm filozoflarda ve bilimcilerde açık veya kapalı bir şekilde bulunan ‘insanın kendi kendisini yarattığına’ dair hipotezleri doğrular niteliktedir. (Görsel: iStock)

Bundan böyle dindarlığın ne ontolojik ne de epistemolojik bir gerekçesi, yani ne yaradılışı ne de bilgi edinme gücümüzü ilgilendiren bir anlamı kalmıştır.

Urfa ve civarındaki taş tepelerde insanlığın ilk yerleşimlerine ilişkin ortaya çıkarılan arkeolojik bulgularla birlikte “kutsal” metinlerdeki yaradılış mitosunun temelsiz olduğu kesin olarak kanıtlanmıştır. Mitos bir kez daha, bu defa bizim coğrafyamızda sona ermiştir. Gerçi bunun kanıtı çok daha önce yapılan arkeolojik bulgularla da getirilmiştir. Fakat artık kanıtlar bizzat kendi ülkemizde reddedilemeyecek bir şekilde gözümüzün önünde ortaya çıkarılmaktadır.

Bundan böyle dindarlığın ne ontolojik ne de epistemolojik bir gerekçesi, yani ne yaradılışı ne de bilgi edinme gücümüzü ilgilendiren bir anlamı kalmıştır. Dünyanın ve insanın oluşumunu tanrı kavramına başvurmadan da açıklayabiliyoruz ve tanrı gibi bir kavramı temele almadan da bilgi edinebiliyoruz. Evrenin tarihi, dünyanın tarihi, dünyada yaşamın kökeni, ilk insansı varlıkların ve 15-20 milyon yıl önce insana öngelen varlıkların görülmeye başlaması; hepsi bilimsel verilerle insanlığın bilgisine sunulmuş durumda. Dolayısıyla dindarlık bundan böyle ahlakın mümkünlüğüne inanç olarak, din ise bir ahlak öğretisi olarak mümkündür. Neden, nasıl?

Göbeklitepe’den sonra çok daha eski dönemlere tarihlendirilen yerleşim yerlerinin bulunması, Friedrich Engels’in özetlediği, ama emek kavramı odaklı felsefe ve bilim yapan tüm filozoflarda ve bilimcilerde açık veya kapalı bir şekilde bulunan ‘insanın kendi kendisini yarattığına’ dair hipotezleri doğrular niteliktedir. İnsan âlet yapan varlıktır ve onun bu özelliği dijital çağda da değişmeyecektir. İnsan yeryüzünde görüldüğünden beri kendi kendisini hep yeniden var ederek yeniden yaratmıştır. İnsan doğanın bir eseri olduğu kadar kendi kendisinin de bir eseridir. Bunun en az 65 milyon yıllık bir öyküsü vardır.

Bunu biraz açalım. Doğal bir varlık olan insan kendisini birçok bakımdan doğal bir varlık olarak da yeniden yaratmıştır. Bunu sadece üreme anlamında almıyorum. İnsan milyonlarca yıllık tarihi boyunca kendisini toplumsal ve ahlaki varlık olarak yeniden yaratırken, kendisini birçok bakımdan biyolojik olarak da yeniden yaratmıştır. Dil, ahlak, adalet, estetik, kültür; hepsi insanın bizzat insanın üretici çabası sonucu oluşmuştur. Bu, toplumsallığın oluşmasının da koşuludur. Bu konuda sadece beynimizin tarihini incelemek bile yeterlidir. Büyük beyin insanda başından beri bulunan bir organ değildir. Büyük beyin insanın üretim sonucu kendisinin yarattığı son derece karmaşık ilişkileri düşünmek zorunda olması nedeniyle oluşmuştur. İnsan soyut düşünme kapasitesini

İnsan milyonlarca yıllık tarihi boyunca kendisini toplumsal ve ahlaki varlık olarak yeniden yaratırken, kendisini birçok bakımdan biyolojik olarak da yeniden yaratmıştır.

Bu tarihsel-bilimsel bulgulardan sonra dindarlığın yalnızca teleolojik veya ereksel bir gerekçesi olabilir. Bu da Adam Smith’in bundan böyle, yani 18. yüzyılda elde edilen bilimsel bilgilerin ışığında yaptığı ‘din ancak bir ahlak öğretisi olarak mümkündür’ belirlemesi ile örtüşür. Zaten gerçek dindar insanın öncelikli kaygısı da ahlaktır.

Ereksel anlamda dini bir öğreti Aristoteles’te olduğu gibi tanrı iyi huylu kabul edilirse mümkündür. Aristoteles de tanrıyı bir bakıma tüm eylemlerimizi yönlendiren, böylece eylemlerimize iyilik kazandıran nihai iyi erek olarak belirler. Bu anlamda din etik olur, inanmak geleceğinin iyi olduğuna ve tarihin ilerleyişinin daha iyiye ve güzele doğru olduğuna, tarih ilerledikçe de ahlaklılığın yeryüzünde adım adım gerçekleştiğine inanmak anlamına gelir. Bu anlamda dini inanç bundan böyle artık hedefinde iyi huylu bir tanrı olan yalnızca ereksel bir etik öğretisi olarak mümkündür.

Bir dindar olarak insanın tanrıya ulaşarak mutluluğa ermesi artık ancak böyle düşünülebilir. Bilimsel verilerin ışığında insanın mutluluğa ermesi için ölümü ve öbür dünyayı beklemesi gerekmemektedir- Bu dünya/diğer dünya ayrımı ortadan kalkmıştır. Zaman kavramımız tekleşmiş ve sonlu zaman da sonsuz zaman da artık bu dünya ile ilgili olmuştur.

Böyle bir din öğretisinin merkezinde de Hıristiyan, Yahudi, Müslüman, Budist veya başka bir inanç grubuna ait insanlar değil, bir bütün olarak insan ve insanlık olmak zorundadır. Mesele insanlığın yeryüzündeki ahlaklılığı ve mutluluğudur, şu veya bu inanç grubuna dâhil olanların değil. Çağımız bu anlamda da artık insanlık çağıdır, çağımız bu anlamda da kafamızdaki makasları söküp atma çağıdır. Kaldı ki insanın yeryüzündeki ahlaklılığını kurmasının koşulu artık yalnızca bütüncül insancıl bakış değildir- vicdanımız tüm canlıları kapsadığı ve tüm evrene ilişkin bir sorumluluk duygusu geliştirebildiği oranda ahlaklıyız.

Etiketler: ahlak, arkeoloji, bilim, din, dindarlık, göbeklitepe
Doğan Göçmen 16 Ekim 2024
Bu Yazıyı Paylaş
Facebook Twitter Whatsapp Whatsapp E-Posta Linki Kopyala Yazdır
Yazar: Doğan Göçmen
Takip Et
Prof. Dr., Hamburg Üniversitesi’nde felsefe ve sosyal bilimler okudu. Dünyanın önde gelen üniversitelerinden olan Edinburg Üniversitesi’nde mülkiyet ve siyaset ilişkisini inceleyen bir yüksek lisans ve ahlak ve iktisat ilişkisini inceleyen bir doktora tezi yazdı. Türkçe, İngilizce, Almanca ve Rusça akademik yazıları yayınlanmış olan Doğan Göçmen’in Adam Smith üzerine bir İngilizce kitabının yanında “Modern Felsefe, Adam Smith, Hegel ve Karl Marx” adlı bir Türkçe kitabı yayınlanmıştır. Yakında yeni bir Türkçe kitabı daha yayınlanacak olan Göçmen evli ve iki çocuk babasıdır. Doğan Göçmen, 2012 yılından beri Dokuz Eylül Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde felsefe dersleri vermektedir. Özellikle modern felsefe, pratik felsefe, Aristoteles, Adam Smith, Klasik Alman Felsefesi, Karl Marx, Husserl ve Wittgenstein çalışmaktadır.
Önceki Yazı iklim İklim değişiminin yaşadığımız ortama etkileri
Sonraki Yazı henry ICR ve Yaratılış Modeli’nin Türkiye’ye girişi

Popüler Yazılarımız

krematoryum fırını

Türkiye’de ölü yakma (kremasyon): Hukuken var, fiilen yok

BilimEtik
23 Kasım 2023
cehalet
Felsefe

“Cehalet mutluluktur” inancı üzerine

Eşitleştiren, özgürleştiren, mutlu kılan, bilgi midir yoksa cehalet mi? Mutlu kılan, cehalet mutluluktur sözünde ifade edildiği gibi, bilgisizlik ve cehalet…

12 Ağustos 2023
deontolojik etik
Felsefe

Deontolojik etik nedir?

Bir deontolog için hırsızlık her zaman kötü olabilir nitekim çalma eyleminin özünde bu eylemi (daima) kötü yapan bir şey vardır.

15 Ağustos 2024
Güzel şeyler, özgür seçim süreçlerinin en çirkin şekillerde baskı altına alınmasına rağmen varlığını sürdürmeyi dişiler sayesinde başarır.(Görsel: The Belkin)
Flörtöz Hayvanlar

Ördekler, penisleri ve Amerikan ekonomisi

Yanık türkülerin yeşil başlı gövel ördeklerinden esinlenilen romantizm yalnızca bizim hayallerimizde var; gerçek dünyada bu türlerin aşk hayatları çok daha…

5 Kasım 2024

ÖNERİLEN YAZILAR

Zarlar sadece bir oyun mu? İnsanlığın şansla ilk buluşması 12.000 yıl öncesine uzanıyor!

Yeni bir araştırma, insanların rastlantı ve olasılık kavramlarıyla düşündüğümüzden çok daha erken tanışmış olabileceğini gösteriyor. Kuzey Amerika’da araştırmacıların bulduğu 12.000…

Arkeoloji
14 Haziran 2026

Türkiye’deki arkeolojik keşifler erken Hristiyanlığın kökenlerine ışık tutuyor!

Türkiye genelinde gerçekleştirilen olağanüstü yeni arkeolojik keşifler, Hristiyanlığın ilk evrelerine ve bu inancın Anadolu’nun Roma döneminde hızla yayılarak nasıl kök…

Arkeoloji
13 Haziran 2026

Ahlâklı olmak hiçbir zaman yaptıklarının yeterli olmayacağı anlamına gelir

Sonuççuluk en iyi sonuca sahip olabilecek seçimi yapmakla yükümlü olduğumuz bir ahlâk teorisidir.

Felsefe
23 Mayıs 2026

İnsan canlısının ahlaklılık yanılsaması: Hümanizm ve bencillik paradoksu

İnsan beyni küçük bir kabilede yaşamak üzere optimize edilmiştir; Instagram’da küresel krizleri takip etmek için değil. Hümanist idealler — evrensel…

Psikoloji
21 Nisan 2026
  • Biz Kimiz
  • Künye
  • Yayın Kurulu
  • Yürütme Kurulu
  • Gizlilik Politikası
  • Kullanım İzinleri
  • İletişim
  • Reklam İçin İletişim

Takip Edin: 

GazeteBilim

E-Posta: gazetebilim@gmail.com

Copyright © 2023 GazeteBilim

  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk

Removed from reading list

Undo
Welcome Back!

Sign in to your account

Lost your password?