Homeopatik uygulamaların pazarlamalarında kullanılan ‘hemen çözüm, anında etki’ söylemleriyle insanların acı ve çaresizlik hislerinin sömürülmesi amaçlanmaktadır.
Dr. Metehan Şimşek
Devlet politikaları, şehir hayatı, mesai düzeni ile tanımlanan yeni insan için ortaya çıkan yeni sağlık anlayışında sadece kavramda değil, insanların sağlık duyumsamalarında da değişim olmuştur. Tüketim, reklam, propaganda unsurlarıyla başkaları tarafından belirlenebilen talepler sağlık kavramını, korunması gereken bir hal, sadece bozulunca ilgilenilmesi gereken bir şey olmaktan çıkarıp onu bir tüketim metası haline getirmiştir. Eskiden mevcut vaziyetin sağlıklı olarak nitelendiği ve hastalığın bu nirengi noktasından hareketle tanımlandığı anlayış tedaviyi de eski duruma dönüş olarak nitelendirmekteydi. Sanayi devrimi sonrası gelişen kimya ve moleküler biyoloji ile birlikte hastalıkların etiyopatogenezlerinin tespit ve tedavi imkanı doğmuş oldu. Tıp; kimya ve farmakoloji ile ayrılmaz bir bütün haline gelmekle kalmadı farmakolojiyi tıbbın bir alt dalı haline getirdi. Bunun hep böyle olmadığı; 18. ve 19. yy.’da farmakoloji ve tıbbın, insan sağlığı konusunda bir rekabet içinde olduğu kanaati yanlış değildir.
Bugün tıbbın, hastalık süreçlerine sebep olan patolojilerin tedavisi ve bu tedaviler sırasında ortaya çıkan semptomların hayat konforunu bozmayacak ölçüde sağaltılmasının yanında bu patolojilere neden olan etkenlerin de ortadan kaldırılmasına yönelik çalışmaların merkezi politikalar, belediyecilik hizmetlerinin çerçevesinin belirlenmesi, kamusal bilinci arttıracak tedbirlerin uygulanması gibi geniş yelpazeli bir çalışma alanı vardır. Bu alanlar birbirlerinin açık ve eksiğini kapatacak mahiyette değildir.
Homeopati 18.yy’da Samuel Hahnemann tarafından benimsenen bir anlayış. Kısaca anlatmak gerekirse sıtma tedavisi için ormanda bitki aranırken kına ağacı kabukları içinde bulunan kinin maddesinin sağlıklı vücutta ürettiği semptomların, kininin tedavi etmek için kullandığı düzensiz durumlarınkine benzer olduğunu keşfetmiştir. Başka maddeler için de yaptığı değerlendirmeler aynı minvalde olunca ortaya şöyle bir ilke çıkmıştır: Similia similibus curantur. Benzer benzere şifadır. Yani hastalıklar, sağlıklı kişilerde hastalıklara benzer semptomlar üreten ilaçlarla sağaltılır veya kür sağlanır. Klasik örnek: Soğan gözleri yaşartır, burun akıntısı yapar. O zaman, bunların göründüğü soğuk algınlığı durumlarını tedavi edebilir. Ayrıca bir maddenin tedavi edici gücünü artırmak için kullandığı bazı teknikler de mevcuttur(1). Hahneman bu tekniklerle maddelerin su, alkol gibi sıvılarda dilüe edilmesi veya farklı maddelerle öğütülmesiyle madde içindeki “vital (hayati) enerjisi” nin açığa çıktığını savunmuştur. Süreçteki kanıtlama (proving) sadece ilacın sağlıklı gönüllülere verildiğinde not edilen semptomların araştırılmasından ibarettir. Dilüsyon sürecinin ilerletilmesi; yani 1/10, 1/100 … 1/1000, 1/10000 oranları dilüe edilmesiyle maddenin ‘şifasının’ daha iyi açığa çıktığını söylemiştir. Kullanılan madde için (böyle bir tabir olup olmadığından emin olmasam da) “ilaç penceresi” denilen, benim etki spektrumu olarak tanımlayabileceğim etkiler üç şekilde ortaya çıkar: kontrol gruplarında gözlem, rastgele gözlem ve bu amaçla kullanılmasa da günlük hayatta kullanılırken ortaya çıkan yüksek doz etkileri. Maddelerin terapötik etkilerinin hastalık tanımlarına ve tedavi amaçlarına uygun düşmediği açıkça görülmekle beraber bu oranlarda dilüe edilmiş maddelerin içinde (çıplak gözle varmış gibi görünse bile) teorik olarak o maddeden molekül kalmadığı bilinen bir gerçektir(2). Hahnemann, yüksek dozda ilaçların hastalığı ağırlaştırdığına ve bu nedenle ilaçların etkinliğinin seyreltme ile arttığına inanıyordu. Buna göre, çoğu homeopatist, çok küçük dozlarda ilacın etkisine inanıyordu. Yani maddeyi seyrelterek daha yüksek konsantrasyon elde ettiklerini düşündüler(3).
Homeopati ile ilgili yapılan eleştirilerin çoğu onun hastalıkları değil semptomları iyileştirdiği yönündedir. Bu eleştiri onun tıbbi bir uygulama olarak kullanılamayacağına dair akademik bir önem barındırmaktadır; bunun yanında bireylerin hastalıklarıyla ilgili rahatsız oldukları asıl konunun hayat konfor ve kalitesini bozan semptomlar olması, tedavi süreçlerinin uzun ve bazen katlanılması zor unsurlar barındırması sebebiyle bu semptomları hızlıca yok etmeyi vaadeden bu tarz uygulamalara eğilimin artacağı beklenen bir şeydir. Homeopatik uygulamaların pazarlamalarında kullanılan ‘hemen çözüm, anında etki’ söylemleriyle insanların acı ve çaresizlik hislerinin sömürülmesi amaçlanmaktadır.
Ampirik bilginin deney ve gözlemlere dayalı bilgi olduğu ve bilimsel değer taşıdığı doğrudur. Ancak maksadın gözlemci tarafından belirlendiği ve sonucun da aynı gözlemci tarafından değerlendirildiği bir çalışmada elde edilen bilginin değeri sorgulanmaya açıktır. Bu durumda elde edilen tez veya sonuç gözlemcinin “hastalık nedir, semptom nedir, bulgu nedir, tedavi nedir” sorularına verdiği cevap ile değişebilir. Hastalığı sadece semptomlar, tedaviyi ise semptomların sağaltılması olarak tanımlamak, iddialarının aksine, bütüncül değil son derece eksik bir anlayıştır. Çalışmaların muayene bulgusu içermemesi, semptomların ve iyileşme sürecinin hasta beyanına göre takibinin onu subjektif hale getirmesi, iyileşmenin tanımlanmamış olması (Hahneman tedaviyi şöyle tanımlar: Algılanan belirtilerin ortadan kaldırılmasıyla … hastalığın bütününün sona ermesi aynı zamanda gerçekleşir.), iyileşme sonrası takip verisi olmaması(4) onu bilimsel metodoloji açısından önemsiz hale getirmektedir.
Homeopatik uygulamaların pazarlamalarında kullanılan ‘hemen çözüm, anında etki’ söylemleriyle insanların acı ve çaresizlik hislerinin sömürülmesi amaçlanmaktadır.
Bugün alternatif tıp literatürü içinde sayılan homeopatinin ülkemizde milyon liraları bulan bir pazar haline gelmiş olmasından dolayı istisna bir saçmalık olmaktan çıkıp toplumsallaştığını söyleyebiliriz. Kullanılan pazarlama dili hem homeopati konusunda insanları yanlış yönlendirmekte hem de insanların tıbbi tedavi ve araçlara olan güvenini zedelemektedir. Büyük sağlık kuruluşlarının reklamlarının hemen hepsinde homeopati şöyle tanımlanıyor: Kişiyi sadece şikayeti ile değil fiziksel, duygusal ve zihinsel olarak değerlendirip ele alarak tedaviyi bitkisel ve mineral özlü özel ilaçlarla yapan alternatif tıp yöntemidir(5). Bu tanım bir pazarlama faaliyetinin neticesi olması dışında bahse değer değildir. Başta da belirttiğimiz gibi bunlar zaten tıbbın genel kaideleridir. Hahneman’nın kitabında yer verdiği diğer ilkeler hekimlik ile ilgili genel kurallardır. Tedavi yöntemlerini anlatırken homeopatinin yanısıra saydığı, etkisiz ve rastgele sonuçları olduğunu söylediği ‘enantiyopati, allopati’ gibi kavramlar bugün binlerce hastalık ve tedavi metotlarının tamamına karşı toptancı bir önyargıdan başka bir şey değildir. Organik yapıları ve canlıları -fizik teorileri gibi- kanunlar, kurallar, formüller ile açıklamaya çalışmanın yararsızlığı bugün bilinmektedir. Biyoloji istisnalar bilimidir; biyosferde gözle görülen ve moleküler düzeyde tanımlanabilen bir döngü mevcuttur ancak entropi teorilerinin işlemediği bir mahiyeti vardır.
Günümüzde sadece homeopati değil birçok alternatif tedavi yöntemi ‘bin bir hastalığa şifa’ diye pazarlanmaktadır.
Samuel Hahnemann, her olgunun üstünde tek bir kanun olduğuna, o kanunun veya mekanizmanın bulunmasıyla her şeyin ‘sırrının’ çözülebileceğine dair bir inanca sahiptir. 1810 yılında bu fikirlerini topladığı “Organon der rationellen Heilkunst (Rasyonel Tıbbın Organon’u)” kitabının isminde geçen “Organon” da böyle değerlendirilmelidir. O dönemde dahi farmakoloji camiasından aldığı tepkiler nedeniyle Köthen’e göç etmiş (ki bugün dahi taraftarları vardır) ordan Paris’e gitmiştir(1). Sonuç olarak homeopati, Hipokrat ve İbni Sina geleneğinden gelen tecrübeye dayalı tıp anlayışının modern kimya tekniklerince ispat ve uygulanması yönündeki başarısız bir çalışmadan başka bir şey değildir.
Günümüzde sadece homeopati değil birçok alternatif tedavi yöntemi ‘bin bir hastalığa şifa’ diye pazarlanmaktadır. Kısa bir sürede ortaya çıkan bu ‘şifa enflasyonu’nun; kanıta dayalı tıp anlayışlarının uygulama şekillerine, sağlığın kapitalistleşmesine ve belki bizzat tıbbi uygulamaların kendisine bağlı birçok nedeni olabilir. Ancak en etkili faktörün bu alternatif tedavilerin özünde zararsız uygulmalar olması olduğunu söyleyebiliriz. Homeopatik uygulamaların yaygınlaşması; bunların etkilerinin büyük oranda plasebo olduğuna veya çalışmaların metot hataları olduğuna dair iddialar(6) bir yana; bu yöntemlerin temelde zararsız olması yaygınlaşmasındaki en önemli faktördür. Pazarlanmasında ‘vital enerji’ kavramını kuantum ile açıklayanlardan(7) bu tedavilerin ‘kadim bilginin parçaları’ olduğunu savunanlara kadar geniş bir yelpazede bilimdışı eğilim mevcuttur. Dolayısıyla Hahnemann’ın tıbbi anlayışının bile ötesine geçen ve ‘daha iyi’ vaadiyle bilinmeyen bir güzellik vaat ederek sağlığın kendisi bir tüketim metasına dönüşen ATT uygulamalarının istisnasız tamamına temkinli yaklaşmak en akıllıca yol gibi görünmektedir.
Kaynaklar:
(1) britannica.com/biography/Samuel-Hahnemann
(2) Kayne SB (2006), Homeopathic Pharmacy: Theory and Practice, Elsevier Health Sciences Yayınları, s.51, 53
(3) homeopathy.md/principles-homeopathy
(4) Hahnemann, C. F. Samuel. Organon: İyileştirme Sanatı. İletişim Yayınları
(5) Hukuki işlemlerin zorlu ve karmaşık yollarında gezmek istenmediği için isimleri verilmeyen birçok özel hastane, tıp, alternatif tıp, modern üfürükçü vs. sitesi
(6) Özçakır, A., Oflu Doğan, F. (2013). Homeopatiye Genel Bakış ve Akıldaki Sorular. Turkish Family Physician, 4(1)
(7) Mordeniz C., Homeopathic Remedies Will Be the Pharmacological Means of Evidence for Informational Medicine,1. J of Pharmacol & Clin Res. 2017; 3 (3)

