GazeteBilim
Destek Ol
Ara
  • Anasayfa
  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk
  • Etkinlikler
    • Astronomi Dersleri
    • Çağdaş Epistemoloji Dersleri
    • Davranış Nörolojisi Dersleri
    • Eğitimciler İçin Yapay Zekâ Okur-Yazarlığı Dersleri
    • Epigenetik Dersleri
    • Evren ve Kozmoloji Dersleri
    • Evrim Dersleri
    • Bilim Tarihi Dersleri
    • Hegel Dersleri
    • İnsan Felsefesi Dersleri
    • Kapitalizmin Tarihsel Gelişimi ve İktisadi Düşünce Dersleri
    • Konuşmaktan Korkmuyorum
    • Kuantum Mekaniği ve Yorumları Dersleri
    • Marx Dersleri
    • Nörobilim Dersleri
    • Nörodilbilim Dersleri
    • Nörohukuk
    • Nörofelsefe Dersleri
    • Nöroperspektifler
    • Nöropsikanaliz Dersleri
    • Öğrenilmiş Çaresizlik
    • Teizm, Deizm, Agnostisizm ve Ateizm Dersleri
    • Teoloji, Bilim ve Felsefe Tartışmaları
    • Zihin Dersleri
  • Biz Kimiz
  • İletişim
Okuyorsun: Genetik ve beslenme ilişkisi: Nutrigenetik
Paylaş
Aa
GazeteBilimGazeteBilim
Ara
  • Anasayfa
  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk
  • Etkinlikler
    • Astronomi Dersleri
    • Çağdaş Epistemoloji Dersleri
    • Davranış Nörolojisi Dersleri
    • Eğitimciler İçin Yapay Zekâ Okur-Yazarlığı Dersleri
    • Epigenetik Dersleri
    • Evren ve Kozmoloji Dersleri
    • Evrim Dersleri
    • Bilim Tarihi Dersleri
    • Hegel Dersleri
    • İnsan Felsefesi Dersleri
    • Kapitalizmin Tarihsel Gelişimi ve İktisadi Düşünce Dersleri
    • Konuşmaktan Korkmuyorum
    • Kuantum Mekaniği ve Yorumları Dersleri
    • Marx Dersleri
    • Nörobilim Dersleri
    • Nörodilbilim Dersleri
    • Nörohukuk
    • Nörofelsefe Dersleri
    • Nöroperspektifler
    • Nöropsikanaliz Dersleri
    • Öğrenilmiş Çaresizlik
    • Teizm, Deizm, Agnostisizm ve Ateizm Dersleri
    • Teoloji, Bilim ve Felsefe Tartışmaları
    • Zihin Dersleri
  • Biz Kimiz
  • İletişim
  • Destek Ol
Bizi Takip Edin
  • Biz Kimiz
  • Künye
  • Yayın Kurulu
  • Yürütme Kurulu
Copyright © 2023 Gazete Bilim - Bütün Hakları Saklıdır
GazeteBilim > Blog > Bilim > Genetik > Genetik ve beslenme ilişkisi: Nutrigenetik
Genetik

Genetik ve beslenme ilişkisi: Nutrigenetik

Yazar: GazeteBilim Yayın Tarihi: 23 Haziran 2024 22 Dakikalık Okuma
Paylaş
Nutrigenetik bireylerin besinlere nasıl cevap verdiklerini inceleyen bilim dalıdır.
Nutrigenetik bireylerin besinlere nasıl cevap verdiklerini inceleyen bilim dalıdır.

Yemek yemeye ben karar verdim, ne yiyeceğime genlerim…

Prof. Dr. Korkut Ulucan
Marmara Üniversitesi
Röportaj: Okan Nurettin Okur

Birisi için besin olan diğerleri için zehir olabilir.
Lucretius (MÖ 99-55)

James Watson 1989’da, “Kaderimizin yıldızlarda yazılı olduğunu sanıyorduk, oysa şimdi biliyoruz ki kaderimiz genlerimizde yazılıymış!” demişti. Watson’un bu sözleri söylediği dönem genetik paradigmanın en güçlü olduğu yıllardı. Hatta bu sözden önce Richard Dawkins Gen Bencildir adlı eserinde nedensel failler olması bakımından genlerin merkezi rolünü vurgulayarak, Bencil Gen terimini bile ortaya atmıştı. Her ne kadar 2003’te tamamlanan İnsan Genom Projesi’nin ortaya çıkardıkları epigenetik paradigma ile beraber kafalarımızı hayli karıştırsa da genetik hâlâ biyolojide güçlü bir kale. Bugün genetik özelliklerden yola çıkılarak kişiye özel ilaçlar, tedavi yöntemleri ve röportajımızın da konusu olan beslenme programları oluşturuluyor. Çünkü Dünya Sağlık Örgütü raporlarına göre her üç ölümden biri kardiyovasküler hastalıklar sonucunda gerçekleşiyor. Kardiyovasküler hastalıklardan ölenlerin %80’i ise sağlıksız beslenme ve kötü yaşam tarzı olan bireylerden oluşuyor. Peki sağlıklı beslenme dediğimiz şey herkes için aynı mıdır? Hangi besinin bizim için sağlıklı olduğu hakkında bilim ne söylüyor? Bu soruların cevabını ve daha fazlasını öğrenmek için Marmara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı ve GazeteBilim Yayın Kurulu Üyesi Sayın Prof. Dr. Korkut Ulucan ile ”Nutrigenetik” kitabını, genetiğin beslenmemizdeki rolünü konuşacağız.

Öncelikle nutrigenetik tam olarak nedir, kısaca sizden dinlemek isteriz.

Nütrigenetik ve nutrigenomik terimleri güncel hayatta aslında benzer ifadeler gibi gözükse de bazı temel farklılıklar gösteriyorlar. Nutrigenetik bireylerin besinlere nasıl cevap verdiklerini inceleyen bilim dalıdır. Nutrigenomik ise besinlerin bireylerdeki gen ekspresyonlarına nasıl etki ettiğini açıklar, aslında epigenetik bir terimdir. Ancak sorunuzun özelinde nutrigenetik bir bireyin genlerinin tükettiği besinler veya bir şekilde vücutlarına aldığı makro ve mikromoleküllerle nasıl reaksiyon vereceklerini inceleyen genetik biliminin bir alt dalıdır.

Süt (süt şekeri, laktoz) sadece yavru beslemek için kullanılan, beslenme alışkanlıklarımız arasında olmayan bir tercih  iken son on bin yılda laktoz sindirebilen insanlarda ciddi bir artış oldu. Kuzey Avrupalılar arasında 10.000-12.000 yıl önce ortaya çıkan DNA’da tek bir nükleotid polimorfizmi, Kuzey Avrupalıları süte tolere hale getirdi. Fakat hâlâ insanların bugün yarıdan fazlasında laktoz intoleransı var. Genetiğin ve genetik expresyonun (ifadesinin, işlevselliğinin) çevresel şartlara göre değiştiğini göz önünde bulundurursak insan beslenme alışkanlığının da zamanla değişken olduğunu söyleyebiliriz sanırım. Peki esas soru şu, bu değişimin temel sebebi nedir?

Teknolojik gelişmeler, genetik ve biyoinformatik alanındaki gelişmeler sadece genetik bilimcilere değil, tüm sağlık alanında çalışan bilim insanlarına hiç olmadığı kadar kullanabilecekleri veri sundu. Şu anda bizler hücrelerimizde evrimsel süreç boyunca yıllarca modifiye olmuş olan sistemlerin nedenlerini anlamaya çalışıyoruz. Ancak doğru yapıp yapmadığımız konusunda hâlâ çelişkilerimiz mevcut. Bir durum karşısında hücrelerimizin verdiği yanıtı genetik olarak doğrulayabiliyoruz, ancak hücrelerin bunları neden yaptığı ile net bilgilerimiz yok. Bazı özelliklerimiz kazanıldı mı yoksa zaten vardı da kullanılmadığından ön planda mı değildi? Sorunuz üzerinden gidersek düşünün ki memelilerle ortaya çıkmış bir özellik, yavrularını süt ile besleme. Sonrasında gerçekten de bu özellik ile ilgili yeni genetik yolaklar mı oluşturduk, yoksa zaten var olan bir mekanizma mı devreye girmeye başladı? Tahminlerimiz memelilerden önce bu biyokimyasal yolağın kullanılmadığı ile ilgiliydi. Ancak son zamanlardaki bilgiler bu bilginin zaten var olduğu, sadece yavruların süt ile beslenmesinin ardından daha verimli kullanıldığı ile ilgili. O zaman aklımıza şu soru gelecek, sizin sorduğunuz gibi laktoz toleransı ile ilgili tek nükleotid polimorfizmi ortaya mı çıktı, yoksa intoleransa neden olan gen mi ortaya çıktı? Genetik bilgilerimizi aslında bu iki gen varyasyonunun da aynı zamanda insanlarda olduğunu, sadece bulundukları coğrafya ve beslenme şekilleri ile uyumlu olan varyantların kalıtım yolu ile frekanslarını artırdığını söylüyor. Ancak belirtmem de fayda var, bu tip hipotetik bilgiler sadece yorumsal boyutta elimizdeki durumlara çözüm getirmektedir. O yüzden eğer gerçekten bir değişim varsa, ki tartışılır, bunun birden fazla nedeni olabilir, bu edenlerde zaten nütrigenetik gibi disiplinlerin araştırma alanları arasındadır.

Evrim Laz müteahhit gibi çalışır diye bir söz var. Genetik varyasyonlardaki tahmin edilemezlik gelecekteki beslenme düzenimize ilişkin de bir bilinmezlik yaratıyor sanırım.

Benzetme harika, aslında Laz müteahhitler nasıl çalışıyor, açıkçası derin bir bilgim yok. Ancak sorunuzda belirttiğiniz gibi polimorfizmler, yani genetik varyasyonlar, birçok anlamını tam koyamadığımız sorun için bizlere güzel bilgiler sağlıyorlar. Ancak hâlâ tüm olayları net olarak açıklayamıyorlar, o yüzden net açıklayamadığımız multifaktöryel olaylarda bütüncül yaklaşım büyük önem taşımaktadır. Sadece 1-2 polimorfizm değil, bizlerin haplogrup olarak adlandırdığı bir biyokimyasal olay ile ilgili tüm polimorfizmlerin birlikte değerlendirilmesi bizlere daha gerçekçi sonuçlar verecektir. Gelecek her zaman içinde bilinmezlikten doğan bir gizem barındırır, hele bir de içine genetik girerse bu gizem daha da büyür. O yüzden gelecek bizde nasıl sorunlar çıkarır, onu yakında öğreneceğiz, ancak bizler elimizdeki bilgilere dayanan nutrigenetik temelli beslenme programları ile en azından hücrelerimizi çok yormadan yapması gereken işlemlere daha da odaklanmasını sağlamalıyız. Bu bilgi artık bizde var.

genetik
Gelecek her zaman içinde bilinmezlikten doğan bir gizem barındırır, hele bir de içine genetik girerse bu gizem daha da büyür.

Evrimsel süreçte beslenme alışkanlıklarımızı değiştiren birtakım çevresel faktörlere maruz kalıyorduk ve uyum becerimize göre hayatta kalıyor ya da eleniyorduk. Peki şu an modern insan olarak gelecekteki beslenme alışkanlıklarına dair bir tahminde bulunmak mümkün müdür? Gelecekte beslenme, küçük kapsüllerle geçiştirilebilecek bir fizyolojik ihtiyaç olarak görülebilir mi? Alerjen faktörlerin vs elimine edilmesiyle yeni besin çeşitleri ortaya çıkarılabilir mi?

Sorunuz çok önemli. Gelecekte değil günümüzde de artık minik haplar ile veya tabletler halinde vücudumuzun ihtiyacı olan vitaminleri ve mineralleri alabiliyoruz. Artık protein tozları vücudumuz için gerekli olan karbonhidratlar ile birlikte sadece spor veya egzersiz yapanlar için değil sedanter bireyler için de kullanılabiliyor. Ancak bizler için yemek sadece gerekli molekülleri almak değil, ağızımızdaki tat reseptörlerinin uyarılması ile birlikte beynimizdeki birçok nörotransmiterin düzenlenmesini de sağlıyor. Bazı psikiyatrik vakalarda bu sıkıntıyı çok görüyor klinisyenler. Yemek yemenin bir başka önemi de sosyalleşme, yemek esnasındaki sohbet… Ve yemek çok büyük bir endüstri ve kendini sürekli geliştirmek zorunda. Burada bizler için tehlike başlıyor, özellikle işlenmiş gıdalar ile obezite arasında büyük bir bağlantı var. Ayrıca dünya iklimi değişiyor, artık toprak bizlere alışık olduğumuz besinleri verirken zorlanacak, onun yerine belki başka besinler olacak ama bütün bunlar bizleri gelecekte bekleyecek tehlikeler.

Kloroplast, mitokondri gibi organellerin bir zamanlar ayrı birer bakteri olduğu fakat zamanla endosimbiyoz teorisine göre başka bir organizma ile birleşerek yeni bir organizma oluşturduğu düşünülüyor. Beslenme ve enerji ihtiyacını karşılamak için muazzam bir örnek. Ya da bağırsak florasındaki B ve K vitamini üreten bakteriler gibi. Peki bu bağlamda insanda sizi en çok şaşırtan değişim hangisidir?

Tabi, sizin de ifade ettiğiniz gibi bu bir teori, ama altı dolu bir teori. Hâlâ bazı açıklanamayan kısımları var, belki zamanla o boşluklar da dolar veya yeni elde edilecek bulgular bizleri bambaşka hipotez ve teorilere götürür. Verdiğiniz örnek gerçekten çok önemli, İnsan Mikrobiyom Projesi ile çok ayrı bir dünyaya açıldık, aslında bizle birlikte yaşayan bu mikroorganzimaların bizlere tahminlerimizden daha fazla fayda sağladıkları anlaşıldı. B ve K vitamini belki bunların en basitlerinden. Ancak tabi o mikroorgnizmalar ile insan hücreleri arasında; bağırsak olur, mide olur veya uzun vadede kalıtım hücreleri yoluyla diğer nesillere aktarılabilen genetik değişimler olursa işte o zaman çok daha farklı bir düzenle karşılaşırız. Örneğin kendi sentez edemediğimiz vitaminleri üretebilmek veya çok daha etkili enerji metabolizmaları oluşturabilmek. Tüm bunlar bizlerde yeni yaklaşımların tetiklenmesine neden olacaktır.

Gelecekte değil günümüzde de artık minik haplar ile veya tabletler halinde vücudumuzun ihtiyacı olan vitaminleri ve mineralleri alabiliyoruz.

Türkiye’de nutrigenetik çalışmalarının iyi bir yerde olduğunu hatta bazı konularda öncülük ettiğini biliyorum. Bu alanda sizin karşılaştığınız sorunlar nelerdir, örneğin nutrigenetik testi devlet hastaneleri tarafından yapılıyor mu, bilim insanları arasında genetiğe göre beslenmeye dair bir fikir ayrılığı söz konusu mu?

Dediğiniz gibi bilgi ve uygulama konusunda gerçekten iyiyiz, hatta birçok yurt dışı genetik testleri yapan firma bizlerden yeni gen içerikleri için bilgi ve fikir istiyor. Bu konuda dünya ile eş güdümlü hareket edebiliyoruz. Ancak şu an için bu testler devlet hastanelerinde sağlık sigortası kapsamında olan testler değil. Günümüzde de bu testlerin gerçekleştirilmesi ve biyoinformatik açıdan değerlendirilmesi zahmetli, zaman alıcı ve yüksek bilgi birikimi istiyor, o yüzden hâlâ biraz maliyetleri yüksek. Bu tip testlerde farklı metabolik analizler gerçekleştiriliyor, örneğin folik asit metabolizması, kafein duyarlılığı, alkol bağımlılığına yatkınlık gibi. Bu analizlerde bazen 1-2, bazen de 4-5 farklı gen analizleri gerçekleştiriliyor. Ve olası metabolizma hakkında prediktif bir yaklaşım diyetisyenleri tarafından sağlanıyor, bazı durumlarda da hekimler tarafından. Önümüzeki en büyük zorluk bazı durumlarda klinisyen hocalarımızın elde edilen bilginin yeterli olmadığı yönündeki yaklaşımları. O konuda kimi durumlarda haklı olabiliyorlar, epigenetik yaklaşımlar bazen beklenen etkiyi engelleyebiliyor. Kimi durumlarda da bazı hekim hocalarımız bu bilgilerin anlamsız olduğu ile ilgili yaklaşımlarda bulunabiliyorlar. Ancak bu nutrigenetik analizlerde bizlerin analiz ederek metabolizma hakkında tavsiyelerde bulunduğumuz bazı genlerin analizleri günümüzde FDA tarafından ilgili sağlık sorunu ile yapılacak bir tedaviden önce şiddetle tavsiye ediliyor.

Nutrigenetik testleri nasıl uygulanıyor?

Bu analizlerin ilk başta neden yapıldığının iyi açıklanması gerekmektedir. Bu analizlerin en büyük amacı hücrelerimizin daha kaliteli yaşamasıdır. Bu testler ile hücrelerimizde toksik madde birikimi azalacak, hücrelerimiz yapması gereken işleri daha etkili bir şekilde yapacaktır.  Veya bir bireyde herhangi bir sıkıntı varsa bu sıkıntıların da giderilmesi için bu analizlere ihtiyaç duyulabilir, örneğin glüten intoleransı gibi. Yapılacak analize karar verildikten sonra bazı firmalar test1-2 cc kandan bu işlemleri tamamlıyor, bazıları ağız içi epitel hücrelerden, bazılar da tükürükten bu işlemleri tamamlıyor. İlk etapta ister kan olsun ister ağız içi sürüntüsü veya tükürük olsun, hücrelerden DNA izolasyonu gerçekleştiriliyor. Sonrasında da elde edilen DNA molekülünden ilgili analizler gerçekleştiriliyor. Bunlar yaklaşık 25-30 günlük bir süreç içinde tamamlanıyor.

Bazı uzmanlarca ekmeğin tamamen hayatımızdan çıkarılması gerektiği savunuluyor. Protein ağırlıklı beslenme, karbonhidrat tüketiminin minimuma indirilmesi vs üzerine kesin tavsiyeler veriyorlar. Tam aksi yönde tavsiyeler veren uzmanlar da var. Bilinçli bir beslenme düzeni oluşturup farkındalık temelli yeme (Mindfulness Eating) disiplini kazanmak isteyen insanlar bu konuda arada kalıyor. Peki nutrigenetik testi sayesinde bu kafa karışıklığı kesin olarak giderilebilir mi?

Nutrigenetik testlerin en temel amacı önceki sorularda da cevapladığım gibi hücrelerimizi daha sağlıklı tutmak. Bu sayede dolaylı olarak dokularımız, organlarımız, sistemlerimiz ve dolaylı olarak da bizler daha sağlıklı olacağız. Bu testler bir sağlık problemi, uykusuzluk veya insülin direnci gibi konularda da hekimlerimize veya diyetisyenlerimize veri sağlamaktadır. Bu testler ve elde edilen bilginin uygulanması sizin ifade ettiğiniz günümüz akımlarından çok farklıdır. Bu testler bize neyi ne kadar yiyebildiğimiz ile ilgili bilgi verir, ama bunları tek öğünde mi, 5 öğünde mi yoksa sadece acıkınca mı gibi bilgileri vermez. Bunlar tamamen farklı yaklaşımlardır. Ben dengemizin bozulmasını istemem, belli bir besin grubunun kısıtlanmasını da doğru bulmuyorum, yeter ki altında tıbbi bir sıkıntı olmasın. Benim yaklaşımım şu yönde: Elimden geldiğince sadece acıkınca yiyorum ama hangi besin gruplarını ne kadar tüketeceğime kendime uyguladığım nütrigenetik analizime göre karar veriyorum. Örneğin bende MTHFR adını verdiğimiz bir gende varyasyon var, aslında bizim toplumumuzda çok yaygın, birçok insanda var, ama bilmiyor. Benim B vitamini dengemi çok iyi kurmam gerekiyor, aksi halde epigenetik uygulamalarım sekteye uğrayabiliyor. Acıktığım zaman bulabilirsem koyu renkli sebzeleri daha çok tüketmeye çalışıyorum. Yemek yemeye ben karar verdim, ne yiyeceğime genlerim.

Bağırsak sistemi öylesine yoğun sinirsel bağlantılardan oluşuyor ki bazen ikinci beyin olarak nitelendiriliyor. Bu sayede duygu durumumuz üzerinde de hayli etkili olduğunu söylemek mümkün. Yani doğru beslenmek sadece fizyolojik değil, psikolojik açıdan da pekçok fayda sağlıyor. Evrimsel olarak ilkel atalarımızın şeker düşkünlüğünü biliyoruz. Çünkü şeker ideal bir enerji kaynağı. Bugün depresyona giren modern insanın çikolataya saldırması gibi hâlâ bazı kodlarımız aynı. Bu konuda neler söylersiniz?

Bağırsaklarımız gerçekten farklı bir dünya, tıpkı her organımızın olduğu gibi. İkinci beyin etki adına güzel bir benzetme, ama onlar tabi ki bağırsaklarımız, görevi, işlevi, yapısı kendine has olan çok önemli bir sistem. Orada yaşam süren mikroorganizmalar salgıladıkları bazı kimyasallardan dolayı bizler için oldukça önemliler, hatta sayısal olarak bizdende fazlalar, içimizde yaşayan ancak sayısal olarak bizden daha kalabalıklar. İlkel atalarımız hakkında maalesef net bilgiler bilemiyoruz, sadece bazı analizlerin üzerinden tahminlerde bulunabiliyoruz. Ama önceki sorularda da bahsetmiştik, gıda endüstrisi çok büyük ve kendini sürekli yenilemek zorunda. İlkel atalarımızın şekeri elde ettikleri kaynak ile şimdi bizlerin elde ettiği kaynak çok farklı. O dönemde de belki bazı besin kaynaklarımız aynıydı ama işlenmemişti; yani doğal ortamlarında olduklarını biliyoruz, tahmin ediyoruz. O yüzden o zamanki besin kaynakları muhakkak çok daha doğaldı. Günümüz çevresi ve yaşam şeklimiz bırakın ilkel atalarımızı, son 50 yılda bile muazzam değişti. Değişen çevreye göre adapte olmaya çalışıyoruz, ama sizin de ifade ettiğiniz gibi gen havuzumuz bu denli hızlı değişmedi. Şimdi stres odaklı bir yaşam daha ön planda, evet ilkel atalarımızda da mutlaka vardı. O yüzden bizlerde haz metabolizmasını uyaran her türlü uyarana fırsat buldukça yaklaşıyoruz. Çikolata gibi tatlı değeri yüksek gıdaları anlık tercih etme sebeplerimizden bir tanesi de budur. Aslında ilkel atalarımızda da aynı haz merkezi aynı şekilde veya çok çok benzer bir şekilde çalışıyordu, en büyük fark günümüzdeki gibi işlenmiş gıdalar yoktu.

yiyecek gen
Benim yaklaşımım şu yönde: Elimden geldiğince sadece acıkınca yiyorum ama hangi besin gruplarını ne kadar tüketeceğime kendime uyguladığım nütrigenetik analizime göre karar veriyorum. (Görsel: Pixabay)

Kuzey Avrupa insanlarında alkolaz enzimi son derece yavaş salgılanırken Asyalılarda çok daha hızlı salgılandığı, bu yüzden Kuzey Avrupalıların kolay kolay sarhoş olamazken Asyalıların çok daha çabuk sarhoş olduğu yönünde çalışmalar var. Buna benzer etnik kökenler itibariyle farklılık gösteren genetik özellikler var mı acaba? Bununla beraber şunu da sormak istiyorum: Dünya artık giderek küresel bir köy haline gelmeye başladı. Bütün insanların giderek daha da benzer genetik özelliklere sahip olacağını, dolayısıyla benzer beslenme düzenleri olacağını söyleyebilir miyiz?

Alkol ile ilgili yapılan çalışmaların çoğu alkol dehidrogenaz enzimi üzerine yoğunlaşmıştır. Çünkü nu geni kodlayan gen hayli polimorfik, sizin de belirttiğiniz gibi bazı popülasyonlarda bu genin farklı varyantları daha baskın. Bu gen alkolün tam olarak metabolizmamıza geri kazandırılması ve toksik olan ara metabolitlerinin ortadan kaldırılmasını düzenleyen genlerden bir tanesi. Bu gende gen ekspresyonunu azaltan bir varyasyon, hayli toksik olan bir ara metabolitin daha uzun süre hücrelerde kalmasını sağlıyor ve baş ağrısı gibi, yüzün daha kızarık olması gibi, göz kanlanması gibi bazı yan etkilere neden olabiliyor. Bu yüzden bu bireyler alkolden daha fazla rahatsız olarak uzak durmaya çalışıyorlar. Bu genin varyantları bazı toplumlarda daha fazla. Özellikle bazı Asyalı popülasyonlarda bu gen kendisini çok fazla elimine etmemiş. Bunun nedenleri arasında suyu daha etkili dezenfekte etmek ve popülasyon içi gen alışverişini daha ön planda tutmalarını sayabiliriz. Tıpkı akraba evliliklerindeki mantık gibi, aynısı değil tabi ki. Eğer popülasyonlar arası gen alışverişleri olmazsa evet belki bir yeni alt-tür oluşumu gözlenebilir, tabi uzun yıllar gerekli bu değişimin olabilmesi için. Hata günümüzdeki allel frekanslarına baktığımızda şimdilik böyle bir yeni alt-tür veya daha benzer genotip oluşumu ile ilgili bir beklenti olmadığını söyleyebilirim.

Bazı gıdalar bazı genleri baskılayarak bazı hastalıkların ortaya çıkmasını engelleyebiliyor ya da tam tersi bazı genleri aktifleştirerek ortaya çıkarabiliyor. Sevdiğim bir söz var bu konuda. Silahı dolduran genetik, tetiği çekense epigenetik. Epigenetiğin başlı başına ne kadar karmaşık olduğunu biliyorum ama en azından değinmiş olalım istiyorum. Genlerimiz bizi sağlığımıza faydalı olabilecek yiyeceklere yönlendiriyor, aynı zamanda yediklerimiz de beslenme epigenetiği bağlamında genlerimizi işlevsel olarak şekillendiriyor diyebilir miyiz hocam?

Epigenetik konusunda beslenme ve psikoloji verilebilecek en güzel örnek olur, aynen sizin de belirttiğiniz gibi. Bazı durumlarda hücrelerimizde ve dokularımızda mineral ve vitamin eksiklikleri olabiliyor. Bu dönemlerde de bizler eksik olan molekülün fazla bulunduğu besinleri tercih edebiliyoruz. Bunun nedenini biyolojik olarak verilerle birlikte açıklayamıyoruz. Bizlerde bazı biyolojik durumlar monogenik özellik gösterir, yani durum tek bir gen tarafından belirleniyor ise işimiz nispeten daha kolay. Bu gendeki analizlerimizle sıkıntının nedenini anlayabiliyoruz. Bazı durumlar vardır ki bunlar da poligeniktir, yani birden fazla gen grubu işin içindedir. Burada da bu metabolizmada görev yapan enzim/proteinleri kodlayan genler analiz edilerek durum hakkında neden-sonuç ilişkisi kurabiliriz. Bizim işimizi en zor kılan ve epigenetiğin işin içinde daha çok olduğu durumlar multi-faktöryeldir. Bu durumlarda olay ile ilişkili genleri analiz etsek bile çevresel faktörler hakkında her zaman tatminkâr sonuçlar alamıyoruz. Bu tip durumlarda beslenme gibi, psikolojik destekler gibi ufak dokunuşlar ile durumu toparlamaya çalışıyoruz. Ancak epigenetik şu an için halen gizemini korumakta, her geçen gün yeni bilgiler ediniyoruz, bu da bizleri hedefe bir adım yaklaştırıyor. Ama sizin de benzetmeniz gibi, iç mimari genlerde, modifiye eden dış mimari epigenetikte.

Genetik özelliklerimizi belirleyip buna uygun bir beslenme düzeni oluşturmanın ötesinde rekombinant gen teknolojileri ile birtakım değişiklikler yapmak mümkün mü? Genlerimiz önünde sonunda kaderimiz mi?

Beslenme metabolizmamızla ilgili bir aksaklığı düzenlemek için gen terapisi gibi veya rekombinant DNA tekniklerini kullanmak şu an için uygulanamamakta. Gen terapilerinin, ister gen aktarımı yoluyla olsun, isterse de CRISPR ile genetik düzenlemeler olsun, en temel amacı genetik bir hastalığı tedavi etmektir. Gen terapilerinde işlev göstermeyen bir genin yerine o genin çalışan formunu aktarıp gen ürününün aksaklığı gidermesi beklenmektedir. Ancak bu yaklaşım beraberinde birtakım sorunları getirdiğinden dolayı tahmin edildiği gibi yaygın olarak uygulanamadı. Sadece bazı hastalıklarda, örneğin SMA gibi, bazı koşullar altında denemeler yapılabilmektedir. 2023 sonlarına doğru FDA talasemi ve orak hücre anemisi için CRISPR ortamlı genetik oynamalara onay verdi. Ancak tüm bunlar medikal anlamda yapılan uygulamalar. Bu tip çok sayıda risk barındıran uygulamaları beslenme gibi metabolizmalarda uygulamak gerçekçi olmaz, zaten kimse de açıkçası bu konunun üzerine gitmez diye düşünüyorum. Nutrigenetik alanında daha yapılacak çok işler var. Yapılması gereken sadece beslenme programının çıkarılması ile sınırlı kalmamalı, yaşam planının da bu analiz sonuçlarına göre oluşturulmalı. Ama bunların gerçekleşmesinde genetik müdahaleleler oldukça iddialı kalır.

Yapılması gereken sadece beslenme programının çıkarılması ile sınırlı kalmamalı, yaşam planının da bu analiz sonuçlarına göre oluşturulmalı.

“One size fits all” anlayışına artık 21. yüzyıl bilim ve teknolojisinde yer yok diyorsunuz. Farmakolojiden beslenmeye her alanda insana özgü uygulamalar giderek artıyor. Adeta tıpta hastalık yoktur, hasta vardır sözünü çağrıştırıyor. Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı hocam bu konu hakkında?

Kesinlikle artık tedavilere bakış açımız çok değişti. Biyokimyasal ve fizyolojik bulgular artık genetik verilerle destekleniyor, hatta çoğu zaman tedavilerin planlaması genetik verilere göre yapılıyor. İnsan Genom Projesi ve sonrasında gerçekleştirilen birçok proje ile hastalıkların tanısında, ilerlemesinde ve tedavi planlarının oluşturulmasında, ilaç tiplerinin ve dozlarının ayarlanmasında hep genetik verileri kullanıyoruz. Çünkü hastalıkların tanısı aynı olsa da hastalığa neden olan moleküler yolaklar aynı olmayabiliyor, o yüzden herkese aynı tedavi artık bireye özgü tedaviye döndü. Sadece medikal anlamda değil, bugün konuştuğumuz beslenme programlarından egzersiz programlarına, anti-aging uygulamalardan uyku düzenlemelerine kadar geniş perspektifte genetik verilere dayanan yaklaşımlar fark yaratıyor.

Yoğun programınız arasında zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz hocam.

Ben teşekkür ederim.

Etiketler: beslenme, epigenetik, gen, genetik, nutrigenetik, yemek
GazeteBilim 23 Haziran 2024
Bu Yazıyı Paylaş
Facebook Twitter Whatsapp Whatsapp E-Posta Linki Kopyala Yazdır
Önceki Yazı harem Tek eşlilik mi, çok eşlilik mi?
Sonraki Yazı ofis çalışan Pozitifliğin aşırılığı

Popüler Yazılarımız

krematoryum fırını

Türkiye’de ölü yakma (kremasyon): Hukuken var, fiilen yok

BilimEtik
23 Kasım 2023
cehalet
Felsefe

“Cehalet mutluluktur” inancı üzerine

Eşitleştiren, özgürleştiren, mutlu kılan, bilgi midir yoksa cehalet mi? Mutlu kılan, cehalet mutluluktur sözünde ifade edildiği gibi, bilgisizlik ve cehalet…

12 Ağustos 2023
deontolojik etik
Felsefe

Deontolojik etik nedir?

Bir deontolog için hırsızlık her zaman kötü olabilir nitekim çalma eyleminin özünde bu eylemi (daima) kötü yapan bir şey vardır.

15 Ağustos 2024
Güzel şeyler, özgür seçim süreçlerinin en çirkin şekillerde baskı altına alınmasına rağmen varlığını sürdürmeyi dişiler sayesinde başarır.(Görsel: The Belkin)
Flörtöz Hayvanlar

Ördekler, penisleri ve Amerikan ekonomisi

Yanık türkülerin yeşil başlı gövel ördeklerinden esinlenilen romantizm yalnızca bizim hayallerimizde var; gerçek dünyada bu türlerin aşk hayatları çok daha…

5 Kasım 2024

ÖNERİLEN YAZILAR

Neandertal erkekleri ile Sapiens kadınları çiftleşmiş

Yeni bir genetik analiz, eski zamanlara ışık tutuyor. Çiftleşmelerin çoğu insan kadınları ile Neandertal erkekleri arasında gerçekleşmiş.

Genetik
11 Mart 2026

Erkekler yaşlandıkça Y kromozomunu kaybediyor!

Kanıtlar, Y kromozomu kaybının vücut genelinde ciddi hastalıklarla ilişkili olduğunu ve yaşam süresini kısalttığını ortaya koydu. Çeviren: Emine Öykü GünerGazeteBilim…

Genetik
9 Mart 2026

Çernobil’in DNA üzerindeki etkisi aktarılabiliyor mu?

Çernobil’in gölgesi genomda ölçülebilir izler bırakmış görünüyor. Ancak mevcut veriler, bu izlerin sağlık yüküne dönüşmediğini düşündürüyor.

Genetik
5 Mart 2026

Et yiyenlerin 100 yaşına kadar yaşama ihtimali daha yüksek ama…

Son zamanlarda yapılan bir araştırmaya göre et tüketmeyen bireylerin 100 yaşına ulaşma olasılığı, et tüketenlere kıyasla daha düşük olabilir.

Gastronomi
10 Şubat 2026
  • Biz Kimiz
  • Künye
  • Yayın Kurulu
  • Yürütme Kurulu
  • Gizlilik Politikası
  • Kullanım İzinleri
  • İletişim
  • Reklam İçin İletişim

Takip Edin: 

GazeteBilim

E-Posta: gazetebilim@gmail.com

Copyright © 2023 GazeteBilim

  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk

Removed from reading list

Undo
Welcome Back!

Sign in to your account

Lost your password?