Belki de gençler bilinçli olarak “anti-anıt” bir simge yaratıyor. Eskiler belki geçmişin, belki otoritenin simgeleri. Tabela ise kimsenin umursamadığı, sıradan, “bizim” olabilecek bir nesne.
Prof. Dr. M. Hakan Türkçapar
Röportaj: Emrah Maraşo
Ankara’nın Kennedy Caddesi’nde yer alan tabelanın önünde fotoğraf çektirme akımı hız kesmeden devam ediyor. Hafta içi iş saatinde bile tabelanın önünde fotoğraf çekme kuyruğu vardı. Peki nereden çıktı sıradan bir yön tabelasının önünde fotoğraf çektirme işi? Gençlerin amacı ne? Prof. Dr. M. Hakan Türkçapar’a sorduk.
Tabelaya asılarak çekilen ve “En Ankara fotoğrafım” etiketiyle paylaşılan fotoğrafları bir rezerv koyarak ve Andy Warhol’a gönderme yaparak “eğlenceli”, “cesur”, “yenilikçi” ve “yerel Ankara kimliğine bağlı” bir benlik oluşturma ve sunma olarak yorumluyorsunuz. Eğlence kısmını bir kenara bırakırsak bir tabela önünde kuyruğa girerek sıkıcı bir süre boyunca bekleyen, binlerce insanın yaptığı şeyin aynısını yapan ve kentte Ankara kimliğini oluşturan birçok eser ve simge varken hiçbir anlamı olmayan bir tabela önünde fotoğraf çektiren insanların eylemi bu tanımlarla çelişmiyor mu?
Ne ve neden oluyor?
Önce genel bir giriş yapayım: Olgulara bakarken bilim insanı olarak “ne oluyor, nasıl oluyor ve hengi etkenlerle ortaya çıkıyor?” sorularıyla hareket ediyorum. Temel yaklaşımım bu. Benim açıklamam iyi, kötü, yararlı, yararsızdan çok ne oluyor ve neden oluyor? Psikoloji perpektifinden bakmak…
Tabela “bizim” olabilecek bir nesne
Sorunun cevabına geçersem. Evet, çok haklı bir saptama. Binlerce kişinin aynı şeyi yapması ve kuyrukta beklemesi “cesaret” tanımıyla çelişiyor. Ankara’nın pekçok başka simgeleri varken sıradan bir tabelanın seçilmesi garip görünebilir. Ama aslında tam da bu nedenlerle bu seçimin yapıldığını düşünüyorum. Cesaretin farklı biçimleri var. Bazı gençler için cesaret, bungee jumping yapmak değil, kendini sosyal medyada “cringe” bulunma riskine atmak olabilir. Her paylaşım potansiyel bir alay konusu olabilir. İlk tabelaya asılanlar “Ne saçmalık bu?” tepkisiyle karşılaşabilirdi. Bir tabelaya asılmak, bunu sosyal medyada göstermek, potansiyel olarak kendini gösterme, eleştirilme veya “rezil olma” riskini almak da bir cesaret biçimi. Üstelik “anlamsız” tabela tam da bu yüzden anlamlı- Duchamp’ın pisuarı gibi, sıradan nesneyi gösterim alanına taşıyor.

Gençlerin bilinen yerler değil de bu tabelada fotoğraf çektirerek aslında kendilerine ait, kendi kuşaklarının yarattığı bir simge üretiyorlar. Belki de gençler bilinçli olarak “anti-anıt” bir simge yaratıyor. Eskiler belki geçmişin, belki otoritenin simgeleri. Tabela ise kimsenin umursamadığı, sıradan, “bizim” olabilecek bir nesne. Punk kültürünün güvenlik iğnesi takması gibi- kasıtlı olarak değersiz olanı değerli kılmak gibi bir motivasyon da var olabilir.
Gençler bu tabela önünde fotoğraf çektirerek dediğiniz gibi bir topluluğun ve deneyimin parçası oluyorlar fakat farklı ve özgün olarak ne yapıyorlar? Sonuçta hepsi günün sonunda tabelaya veya barfikse asılıyor.
Her fotoğrafta farklı bir hikâye
“Herkes aynı tabelaya asılıyor, varyasyonlar minimal. Bu nasıl özgünlük eleştirisi?” Bütün sosyal medya paylaşımlarında az ya da çok geçerli. Özgünlük gerçekte bireysel bir mit. “Güneşin altında söylenmemiş söz yoktur.” Hiçbir edim yoktan var olmaz; hepsi önceki birikimin üzerine inşa edilir. Her sanatçı öncekilerden etkilenir ama kendi sesini bulur. Neden herkes aynı şeyi yapıyor? Herkesin yaptığının içine kendisini koyarak hem ben de oradayım, ama hem de oraya kendisini katarak özgünlük getiriyor. İnsan olarak hepimiz aynıyız ama her insan aynı zamanda tek ve biricik. Bu tabela olayında da benzer bir durum var. Evet, herkes asılıyor ama her fotoğraf farklı bir hikâye anlatıyor: Sevgilisiyle gelenler romantik bir anı, arkadaş grubuyla gelenler dostluk vurgusu, tek başına gelenler bireysel cesaret gösterisi yapıyor.
İnsan olarak hepimiz aynıyız ama her insan aynı zamanda tek ve biricik. Bu tabela olayında da benzer bir durum var. Evet, herkes asılıyor ama her fotoğraf farklı bir hikâye anlatıyor
Aynı sahne, farklı oyunlar. Tabii bir de toplu inşa diye bir şey var. Örneğin Wikipedia’yı kim yazdı? Herkes ve hiç kimse. Tabela fenomeni de öyle- kimsenin tek başına oluşturabileceği bir kültürel moment değil. Herkesin katkısıyla büyüyen, organik bir “Ankara” efsanesi.
Bu fotoğrafların paylaşılmasından sonra “sosyal medyanın anında geri bildirimle ödüllendirilme düzeneği” tespitiniz epey önemli. Fakat burada tekrarlanan bir sürü davranışı yok mu? Sürü derken bunu aşağılamak için söylemiyorum elbette fakat asıl cesaret herkesin yaptığını yapmamakta veya farklı/karşıt bir mekânda yapmakta yatmıyor mu?
Gençler sistemi hackliyor
İnsanlar hep birlikte hareket etmiştir, kaba tabiriyle insan türü “kabile” halinde yaşadı ve hayatta kaldı. Birlikte hareket etmek evrimsel avantajımız. Şu anda da- festivallere, konserlere, maçlara beraber gideriz. Bu kötü bir şey mi? Hayır, toplumsal varlıklarız. Dijital çağda da bu “dijital kabile” oluşturma şeklinde kendisini ortaya koyuyor. Dijital çağda bu toplumsallık, viral trendlerle oluyor. Aslında gençler sistemi de hackliyor biraz. Büyük markalar viral olacak kampanyalar için milyonlar harcıyorken, gençler bunu bedavaya yaptı. Hem de organik, samimi bir şekilde. Bu da bir başarı. Gençlerin yaptığı tabiki bir kahramanlık değil ama gündelik hayatın belki de küçük isyanları bunlar.

Dikkatimi çeken bir noktada şu: Bu gençler tabelaya yürüyerek 20 dakika mesafede olan Kızılay’da değil ama Kızılay tabelasının önünde fotoğraf çektiriyorlar, gerçek Kızılay’ı değil ama Kızılay tabelasını sahipleniyorlar. Neden Kızılay’da değiller de tabelanın önündeler?
Gençler aptal değil
Neden Kızılay değil de tabela? Günümüz gençleri gerçek mekândan kaçıp sembolün peşinde. Bu da hiper-gerçeklik çağının kanıtı. Gerçek Kızılay kalabalık, tek bir simgeyle nitelenemeyecek (çünkü meydana adını veren 1929 yılında mimar Robert Örly’nin tasarımı olan tarihi Kızılay Genel Merkezi binası 1979 yılında yıktırılarak, yerine Alışveriş Merkezi yapıldı) karmaşık bir meydan. Oysa Kennedy Caddesi’ndeki tabela üstelik de gençlerin “keşfettiği” ve sahiplendiği özel bir alan. Tıpkı turistlerin Paris’te gerçek Eyfel yerine mini Eyfel’le fotoğraf çekmesi gibi, gençler de Kızılay’ın stresli gerçeği yerine onun sade, erişilebilir bir sembolünü tercih ediyor- hem daha kolay hem daha “Instagramlanabilir”. Gerçeği yerine tabelasına gitmeyi aynı zamanda da belki biraz da çağdaş hayatın bu yüzeyselliğiyle dalga geçme gibi görüyorum. Sonuçta bu çağda bazen sembol, gerçeğin kendisinden daha çekici ve ulaşılabilir olabiliyor.
Tıpkı turistlerin Paris’te gerçek Eyfel yerine mini Eyfel’le fotoğraf çekmesi gibi, gençler de Kızılay’ın stresli gerçeği yerine onun sade, erişilebilir bir sembolünü tercih ediyor- hem daha kolay hem daha “Instagramlanabilir”.
Düşünün: Tabela Kızılay’ı işaret ediyor (gerçek), gençler tabelada fotoğraf çekiyor (simülasyon), fotoğrafı paylaşıyorlar (simülasyonun simülasyonu), ama bunu yaparken Kennedy Caddesi’nde fiziksel olarak bulunuyorlar (yeniden gerçek). Bu katmanlı gerçeklik deneyimi, sadece simülasyon değil.

Ayrıca gençler aptal değil. Onlar için önemli olan Kızılay değil, orada yaratılan toplu deneyim. Tabela sadece bir buluşma noktası, bir tür çağdaş kent agorası. Antik Yunanlılar da orada “agora” için değil, yapılan felsefi tartışmalar için toplanırdı.
Tabelaya asılmayı birçok insan yaratıcılıktan ziyade sosyal medyanın bilinçlerini biçimlendirdiği ve aktivizme sevk ettiği genç insan modelinin toplu olarak, düşüncesizce ve sadece beğenilme arzusuyla yaptığı bir eylem olarak görüyor. Aklıyla değil güdülenmiş bir şekilde hareket ettiklerini düşünüyor. Yanılıyorlar mı?
Düşünmeden yapılan her şey kötü değil
Tabi ki yanılmıyorlar, bu davranış hem sosyal medya sayesinde hem de onun için. Bütün insanlar, hepimiz az ya da çok beğeni için bir şeyler yaparız. Çoğu genç de muhtemelen fazla düşünmeden, “herkes yapıyor” diye katılıyor olabilir. Ama insanı bu kadar basitleştirmek doğru mu? Gençler hem eğlenmek istiyor (güdü) hem de bunun biraz absürt olduğunun farkında (bilinç). “En Ankara fotoğrafım” etiketinde bir espri var aslında- “Bakın ne kadar saçma ama bir o kadar da eğlenceli” diyor olabilirler.
Düşünmeden yapılan her şey kötü mü? Gülmek, dans etmek, oyun oynamak… Bunları da düşünerek yapmayız ama hayatın en güzel anlarıdır. Belki bu tabela olayı da güncel bir oyun- dijital çağın saklambaçı.
Düşünmeden yapılan her şey kötü mü? Gülmek, dans etmek, oyun oynamak… Bunları da düşünerek yapmayız ama hayatın en güzel anlarıdır.
Gençler de bir yandan sosyal medyanın saçmalığını biliyorlar ama yine de katılıyorlar, Neden? Çünkü gençler için akran onayı çok önemli, çünkü pek çok kişi yapıyor, çünkü eğlenceli, çünkü anı yaratıyor. Tıpkı yetişkinlerin saçma buldukları dizileri izlemeye devam etmesi gibi- farkındayız ama keyif alıyoruz.
Özetle bu tabela olayı aslında çok katmanlı:
Bir tabela sadece tabela değil
Gençler hem herkes gibi davranıyorlar hem kendilerini ifade ediyorlar, hem öykünme var hem yaratıcılık, hem sanal hem gerçek, hem anlamsız hem anlamlı. Bu çağda yaşamak böyle bir şey işte- her şey aynı anda hem bu hem şu olabiliyor. Gençler ne tamamen beyni yıkanmış sosyal medya kurbanları ne de süper yaratıcı dahiler. Normal insanlar ve dijital çağda eğlenmenin yeni yollarını keşfediyorlar. Belki de belediyenin barfiks demiri eklemesi buna en güzel tepki: “Tamam, anladık, eğleniyorsunuz. Bari güvenli olsun.” Bu yararcı yaklaşım, kuşaklar arası anlayışın güzel bir örneği.
Sonuçta bir tabela sadece tabela değil- bir buluşma noktası, bir oyun alanı, bir kimlik sembolü, bir anı fabrikası. Onu nasıl gördüğümüz, aslında dünyayı nasıl gördüğümüzü de gösteriyor.

