GazeteBilim
Destek Ol
Ara
  • Anasayfa
  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk
  • Etkinlikler
    • Astronomi Dersleri
    • Çağdaş Epistemoloji Dersleri
    • Davranış Nörolojisi Dersleri
    • Eğitimciler İçin Yapay Zekâ Okur-Yazarlığı Dersleri
    • Epigenetik Dersleri
    • Evren ve Kozmoloji Dersleri
    • Evrim Dersleri
    • Bilim Tarihi Dersleri
    • Hegel Dersleri
    • İnsan Felsefesi Dersleri
    • Kapitalizmin Tarihsel Gelişimi ve İktisadi Düşünce Dersleri
    • Konuşmaktan Korkmuyorum
    • Kuantum Mekaniği ve Yorumları Dersleri
    • Marx Dersleri
    • Nörobilim Dersleri
    • Nörodilbilim Dersleri
    • Nörohukuk
    • Nörofelsefe Dersleri
    • Nöroperspektifler
    • Nöropsikanaliz Dersleri
    • Öğrenilmiş Çaresizlik
    • Teizm, Deizm, Agnostisizm ve Ateizm Dersleri
    • Teoloji, Bilim ve Felsefe Tartışmaları
    • Zihin Dersleri
  • Biz Kimiz
  • İletişim
Okuyorsun: Biyosensörle kanser teşhisi mümkün olabilir mi?
Paylaş
Aa
GazeteBilimGazeteBilim
Ara
  • Anasayfa
  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk
  • Etkinlikler
    • Astronomi Dersleri
    • Çağdaş Epistemoloji Dersleri
    • Davranış Nörolojisi Dersleri
    • Eğitimciler İçin Yapay Zekâ Okur-Yazarlığı Dersleri
    • Epigenetik Dersleri
    • Evren ve Kozmoloji Dersleri
    • Evrim Dersleri
    • Bilim Tarihi Dersleri
    • Hegel Dersleri
    • İnsan Felsefesi Dersleri
    • Kapitalizmin Tarihsel Gelişimi ve İktisadi Düşünce Dersleri
    • Konuşmaktan Korkmuyorum
    • Kuantum Mekaniği ve Yorumları Dersleri
    • Marx Dersleri
    • Nörobilim Dersleri
    • Nörodilbilim Dersleri
    • Nörohukuk
    • Nörofelsefe Dersleri
    • Nöroperspektifler
    • Nöropsikanaliz Dersleri
    • Öğrenilmiş Çaresizlik
    • Teizm, Deizm, Agnostisizm ve Ateizm Dersleri
    • Teoloji, Bilim ve Felsefe Tartışmaları
    • Zihin Dersleri
  • Biz Kimiz
  • İletişim
  • Destek Ol
Bizi Takip Edin
  • Biz Kimiz
  • Künye
  • Yayın Kurulu
  • Yürütme Kurulu
Copyright © 2023 Gazete Bilim - Bütün Hakları Saklıdır
GazeteBilim > Blog > Bilim > Biyoteknoloji > Biyosensörle kanser teşhisi mümkün olabilir mi?
Biyoteknoloji

Biyosensörle kanser teşhisi mümkün olabilir mi?

Yazar: GazeteBilim Yayın Tarihi: 31 Ocak 2024 16 Dakikalık Okuma
Paylaş
kanserle mücadele
"Çalışmamızda kullanacağımız parçacıklar eksosom olarak adlandırılan, hücreler tarafından salgılanan, hücreler arası sıvıya oradan da kan gibi hücre sıvılarına aktarılan küçük parçacıklar." (Görsel: Unsplash)

“Bizim naçizane çalışmamızda amacımız elektrokimyasal yöntemler kullanarak, etiketleme gibi ek yöntemlere gerek kalmadan (label-free) kanser belirteçlerinin varlığının ve miktarının tespitini yapmak.”

Mehmet Özçelik
University of Bath Doktora Öğrencisi / CBio Biosensors Lab’da Araştırmacı

Röportaj: Okan Nurettin Okur
Biyomedikal Mühendisi

Mehmet Özçelik lisans eğitimini Erciyes Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği bölümünde, yüksek lisansını YLSY burs programı ile İngiltere’de University of Bristol’de Biomedical Engineering bölümünde tamamlamış olup, doktorasına ise University of Bath’da Electronic&Electrical Engineering bölümünde kanserin erken teşhisinde biyosensörler konusunda devam ediyor. Ayrıca CBio Biosensors Lab merkezinde kanser araştırmaları yapıyor. Kendisine yoğun programı arasında bizimle röportaja zaman ayırdığı için çok teşekkür ediyor, sizlere de keyifli okumalar diliyoruz.

Çağımızın en tehlikeli hastalıklarının başında hiç şüphesiz kanser hastalığı geliyor. Bu hastalığı tehlikeli yapan en önemli unsur da erken teşhis edilememesi, semptomların ortaya çıkmasıyla beraber tedaviye başlanması yani geç kalınması. Erken teşhis noktasında biyosensörlerin önemi ortaya çıkıyor. O yüzden öncelikle biyosensörlerin ne olduğu üzerine konuşalım istiyorum. Biyosensörler nedir, nasıl uygulanır ve ne işe yarar?

Öncelikle beni böyle bilimin, felsefenin konuşulduğu bir ortamda misafir ettiğiniz için şükranlarımı sunuyorum. Yoğun bir takvimim olmasına rağmen böylesine işini severek yapan insanların çalışmalarında yer alabilmek ve gelecek nesiller için bir fikir ışığı yakabilmek, beni hayli heyecanlandırıyor.

Sorunuza gelecek olursak, biyosensörü kısaca biyolojik bir analitin (analizi yapılacak olan madde veya doku) algılanmasına imkân tanıyan tasarımlar bütünü olarak tanımlayabiliriz. Günlük hayatta birçok örnekleri mevcut. Daha yeni atlatmış olduğumuz pandemiden de hepimizin yakından tanıma fırsatı bulduğu tek kullanımlık virüs tespit kitlerinden, hamilelik test kitlerine, trafikte kullanılan alkol metrelerden elektrofiziksel sinyallerimizi kaydeden akıllı saatlere varıncaya kadar günlük hayatta örneklerine rastlayabiliriz.

Biyosensörler aslında yeni bir çalışma alanı değil. Biyomedikal teşhis yöntemlerinde biyosensör kullanımı hayli uzun zamandır gündemde olan bir konu. Sanıyorum çalışmanızın diğerlerinden önemli bir farkı var. Geliştirilmekte olan bu biyosensörler ne gibi avantajlar ya da yenilikler sunuyor bilim dünyasına?   

Egeli bir amcamızın dediği bir deyiş aklıma geliyor. “Yetee len heseyi bulub durmen gari, böle oluusa gelcek nesille ne buluvecek!” Latife bir yana, bilimsel çalışmalar giderek hızlanmaya, bilgiye ulaşım gittikçe kolaylaşmaya başladı. Bugüne kadar birçok yöntem, cihaz geliştirilmiş olsa da bu demek değil ki bilimin bayrağını ileriye taşıyamayacağız. En basitinden bir yöntemin çalışmasını daha etkin hale getirmek, bir yöntemin daha kolay, daha hızlı kullanımını sağlamak da bilime sunulan bir katkıdır. Biz bilim insanları olarak çok okuyacağız, insanların ne tür çalışmalar yaptığını inceleyip, eleştirel bir bakış açısıyla kendi süzgecimizden geçireceğiz. Böylece eksikleri gidermeye çalışacağız.  

Bizim naçizane çalışmamızda amacımız elektrokimyasal yöntemler kullanarak, etiketleme gibi ek yöntemlere gerek kalmadan (label-free) kanser belirteçlerinin varlığının ve miktarının tespitini yapmak. Çalışmamızda kullanacağımız parçacıklar eksosom olarak adlandırılan, hücreler tarafından salgılanan, hücreler arası sıvıya oradan da kan gibi hücre sıvılarına aktarılan küçük parçacıklar. Küçük dememdeki kasıt, 100nm’den daha küçük parçacıklar bunlar. Bu sebeple bu parçacıkların tespiti biraz uğraştırıcı olabiliyor. Fakat araştırmalar gösteriyor ki, bu parçacıkların kan gibi vücut sıvılarındaki seviyesi bize hastalığın süreci, varlığı ile alakalı çok yararlı bilgiler veriyor. Bizim projemizdeki çıkış noktası da bu. Bu konuda bugüne kadar birçok yöntem geliştirildi elbette fakat biz yeni bir metot deniyoruz, umuyoruz ki bu parçacıkları, daha az uğraşla, daha etkili şekilde tespit edebiliriz.

mehmet özçelik
Mehmet Özçelik: “Biz yeni bir metot deniyoruz, umuyoruz ki bu parçacıkları, daha az uğraşla, daha etkili şekilde tespit edebiliriz.”

Anladığım kadarıyla semptomların henüz ortaya çıkmadığı bir dönemde biyosensörler ile teşhis imkânı olduğuna göre check-up gibi periyodik olarak muayene olunması mı gerekiyor? Ya da biyosensörler konusunda gururlandığımız Türk bilim insanı Dr. Canan Dağdeviren’in MIT Media Lab’deki ekibiyle birlikte meme kanserinin teşhisi için geliştirdiği giyilebilir ultrason tarama cihazı gibi bir teknolojiden mi bahsediyoruz? Eğer öyleyse bu teknoloji yaygınlaşabilir mi? Mâliyeti nedir?  

Çoğumuzun dikkatini, sağlık ocaklarında kanser ve farklı hastalıklar için spesifik bir yaş aralığındaki insanları test vermeye teşvik eden ilanlar çekmiştir. Bu çalışmalar her ne kadar yetersiz olsa da çok kıymetli çalışmalar. Çünkü kanser gibi sinsi hastalıkların belirtileri belirgin dereceye gelmeden fark edilemiyor, teşhis edildiğinde de artık çok geç bir aşamada olabiliyor. Bu durumlarda âcil tedaviye başlanıyor, fakat hastalık belli bir aşamayı geçtiği için tedaviye olumlu yanıt alınamıyor.

Canan hocamızın buluşuna gelecek olursak bu yöntem biraz daha farklı. O teknoloji giyilebilen ultrason cihazı gibi bir sistem. Yüzeyden deri altını ölçüyor. Bizim geliştirmekte olduğumuz sistem ise vücut sıvısına ihtiyaç duyuyor.

Bizim geliştirmekte olduğumuz sistem vücut sıvısına ihtiyaç duyuyor.

Mâliyet konusunda, evet, konunun en can alıcı noktası burası zaten. Eğer bu mâliyetli taramaları tüm ülke genelinde ve daha geniş yaş aralıklarında yaygınlaştırabilirsek bu hastalıkla yaptığımız savaşta daha olumlu sonuçlar alacağımız kesin. Hastanelerde şu anda yürütülen çalışmalar genellikle ELISA, PCR gibi yüksek mâliyetli cihazlar gerektiren ve uzun analizler gerektiren yöntemler. Bunlara ek olarak bu yöntemlerin eğitilmiş insan gereksinimi var. Point of Care dediğimiz tek kullanımlık hasta başı kitlerin ise kullanımı daha kolay ve hızlı yöntemler (Covid test kitlerinden de aşina olmuş olduğumuz gibi). Fakat dövizle ithal edilen bu testler ekonomik sebeplerden dolayı maalesef genel taramalar için kullanılamıyor. Biyosensörler ve tanı kitleri alanında yeterince millileşebilir ve mâliyetleri asgari düzeye çekebilirsek, bu tarz taramaları düzenli bir şekilde gerçekleştirebilecek altyapıya ve güce sahip oluruz. Son yıllarda sağlık teknolojileri alanında TUSEB ve TÜBİTAK başta olmak üzere birçok proje desteği verdi ve vermeye devam ediyor. Ben de TUSEB adına 2019 yılı YLSY bursiyeri olarak, Tıbbi Tanı Kitleri konusunda yurt dışına gönderilen bir öğrenciyim. Umuyorum ki ülkemiz bu konuda eğitimli bilim insanı potansiyelini verimli bir şekilde kullanabilir ve ülkemizi bu katma değeri yüksek alanda yurtdışı bağımlılığını minimuma indirilebildiğimiz günlere kavuşuruz.

Umarım. Zira kur artışıyla beraber zaten son derece mâliyetli olan, birçoğunu ithal ettiğimiz sağlık teknolojileri ve ürünleri çok daha pahalandı. Eğer araştırma geliştirmeye ağırlık verilirse kendi üreteceğimiz biyosensörler kanserde erken teşhis için çığır açıcı bir yöntem olabilir. Peki bu yöntem bütün kanser türleri için geçerli mi yoksa sadece bazılarını mı kapsıyor?

Her kanser hastalığı kendine özel belirteçler içerir. Yani prostat kanseri hücreleri vücuda salgıladığı özel belirteçler ile yumurtalık kanseri hücrelerinin salgıladığı özel belirteçler farklılık göstermektedir. Bu sebepten dolayı farklı kanser hastalıklarını aynı kit ile tespit etmek zor. Alın size üzerinde çalışabilecek güzel bir bilimsel konu. Konuyla ilgili değişik çalışmalar devam ediyor. Eksosomlar bu konuda biraz daha esneklik sağlayabilir. Ama şöyle bir zorluk daha var, eksosom sadece kanserli hücreler tarafından salgılanmıyor. Bu durumda da yakalanan eksosomun miktarı önem kazanıyor. Tasarımımızda generic antibody olarak adlandırdığımız genel biyo-belirteçler yardımı ile kanserli hücrelerden salgılanan eksosomları yakalamayı ve sonrasında kansere özel çeşitli kanser proteinleri ile test etmeyi hedefliyoruz.

kanser
Tasarımımızda generic antibody olarak adlandırdığımız genel biyo-belirteçler yardımı ile kanserli hücrelerden salgılanan eksosomları yakalamayı ve sonrasında kansere özel çeşitli kanser proteinleri ile test etmeyi hedefliyoruz. (Görsel: Unsplash)

Umarım çalışmalarınızdan başarılı sonuçlar elde edersiniz. Peki doktoranızı bitirip Türkiye’ye kesin dönüş yaptığınızda hangi kurumda çalışacaksınız ve Türkiye’de gerçekleştirmek istediğiniz bilimsel projeleriniz var mı?

Sağlık Bakanlığına bağlı TUSEB, Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığında tıbbi tanı kitleri konusunda uzman olarak göreve başlayacağım. Elbette bizim de birçok hedefimiz var gerçekleştirmek istediğimiz. Ülkemizde birçok taze beyin var. Bizim gençlere heyecanlarını kaybetmeden yön vermemiz gerekiyor. Her bölümde olduğu gibi sağlık bölümlerinden her sene binlerce mezunumuz oluyor. Tabi ki günümüzde sektördeki iş imkânları, akademideki kadro sıkıntıları gençlerimiz üzerinde birçok olumsuz etki yaratıyor. Erken pes edenler eğitimleriyle alakasız alanlarda çalışmaya başlıyor. Bunun önüne geçmek için gençlerimize fikirler aşılamalı, ilgili eğitimlerle neler yapabilecekleri hatırlatılmalı, mümkünse istedikleri konuda stajlarını gerçekleştirebilmeliler. Çalıştığım kurumda dönem dönem bu gençlere seminerler, eğitimler vermeyi çok istiyorum. Diğer bir hedefim ise, Sağlık Bakanlığı bünyesinde yerli ve milli bir biyoteknoloji şirketi kurmak ve ülkemize katma değer sağlamak.

Türkiye’nin ne yazık ki pek çok alanda olduğu gibi biyoteknoloji alanında da uluslararası rekabet gücü son derece zayıf. O yüzden bahsettiğiniz biyoteknoloji şirketi ve bünyesinde kurulabilecek Ar-Ge merkezleri hayati önem taşıyor. İnanıyorum ki sizin gibi idealist bilim insanları, işgücü ve büyük potansiyel barındıran gençlerimiz değerlendirilebilirse pek çok şey başarılabilir. Biraz da eğitimden konuşalım istiyorum. Hem Türkiye’de hem İngiltere’de üniversite öğrenimi görmüş biri olarak bir karşılaştırma yaptığınızda olumlu-olumsuz yönleri hakkında neler söylersiniz?

Bu konuda sabahlara kadar konuşulur. Umarım konuyu çok dağıtmadan açıklayabilirim.

En temel fark olarak üniversite eğitim mâliyeti diyebiliriz. Ülkemizde üniversite öğreniminin bizlere ücretsiz veriliyor olması büyük avantaj. Günümüzde, İngiltere ve birçok ülke artık üniversiteleri yüksek katma değerli bir gelir kapısı olarak görmeye başladı diyebiliriz. Birçok ülkede üniversite eğitimleri ücrete tâbi. İngiltere’deki üniversitelere bir bakıma özel okul diyebiliriz. Özellikle uluslararası öğrencilerden fahiş üniversite harçları istenmekte (yıllık 20-30k £). Bu arada yerli öğrencilerin eğitiminin ücretsiz olduğunu düşünmeyin. Onlar da uluslararası öğrencilerinki kadar yüksek harçlara tâbi olmasalar da hatırı sayılır yıllık ücretler ödüyorlar (yıllık 5-6k £). Bu durumda üniversiteyi tercih eden öğrenciler arasında bazı ülkelerden gelenlerin çoğunlukta olduğu söylenebilir: Çin ve Hindistan gibi. Bana kalırsa ben eğitimde kozmopolitlikten yanayım. Çünkü her milletin kendine has bir bakış açısı var. Bu da öğrenciler arasındaki bilgi alışverişi ve bilgi etkileşimi için çok faydalı oluyor. Fakat bu üniversiteler çarklarını bu gelirler ile sürdürüyor, bunu da unutmamak lazım. Bu açıdan bakarsak üniversiteler öğrenciler için harcama yaparken daha rahat davranabiliyor, bu açıdan bakıldığında sunulan imkânların daha iyi olması kaçınılmaz. Fakat üniversiteleri dünyada isim yapan, dünya sıralamasında üstlerde yer alan yerler olunca, dünya genelinde binlerce öğrenci tarafından bu yüksek ücretlere rağmen hâlâ yüksek talep görüyor.

Yakın çevreme ne için İngiltere’yi tercih ettiklerini sorduğumda, ağırlıklı olarak şu üç yanıtı alıyorum: Eğitim süresinin kısa olması, üniversite sıralaması ve mezuniyetten sonra iş aramaya imkân veren özel vize sağlanması.

Diğer ilginç farklılık ise Türkiye’deki çakılı kadrolar. İngiltere’de profesörler de dâhil çakılı kadrolar yok. 2-3 senelik kontratlar yapılıyor. Sonrasında da iki taraf memnunsa yola devam ediliyor. Günümüzde doygunluğa ulaşmış, işini yaparken tekrara düşen, kendini yenilemekten uzak birçok akademisyen var. Bence bu sistem bunun önüne geçiyor. Her dönem sonu öğrencilerden dersin hocası için, dersin işlenişi için feedback yani geri dönüş isteniyor. Bu yüzden dersin hocası “ben bildiğimi anlatırım çocukların düşüncesi önemli değil” diyemiyor. Bu durum hocalar için zor görünebilir ama burada sistem böyle yürüyor. Zannediyorum araştırma üniversiteleri başta olmak üzere Türkiye’deki bazı üniversiteler de öğrenci dönüşlerini dikkate almaya başladılar diye biliyorum. Dünyada üniversite sıralamasını sadece yapılan çalışmalar, atıflar vs. etkilemiyor. Aynı zamanda üniversitede eğitim alan öğrencilerin üniversiteye bakışı da çok önemli.

Bence dikkate alınması gereken en önemli fark şu. Buradaki üniversiteler öğrencilerin eğitim-öğretim süresi boyunca sadece başarıları ile alakalı olmuyor, aynı zamanda öğrenci üstündeki stres, mental health dediğimiz, ruh sağlıklarını da idame ettirmek için birtakım aktiviteler, çalışmalar düzenliyorlar. Bu konuları yürüten özel birimleri mevcut. Biliyorsunuz anksiyete adında yaygın bir modern hastalık var. Stres anında elin ayağın birbirine girmesi ve odaklanma sorunu diye tanımlayabilirim kısaca. Türkiye’de bu rahatsızlık üniversitelerce dikkate dahi alınmazken, burada bu öğrenciler için ayrı salonlar tahsis ediliyor, kendilerine kısa araların verildiği özel sınavlar yapılıyor. Umarım biz de öğrencileri yarış atı olarak görmek yerine onların sağlık ve diğer sorunlarını da önemseyen sistemleri tez zamanda yaygınlaştırabiliriz.

Buradaki üniversiteler öğrencilerin eğitim-öğretim süresi boyunca sadece başarıları ile alakalı olmuyor, aynı zamanda öğrenci üstündeki stres, mental health dediğimiz, ruh sağlıklarını da idame ettirmek için birtakım aktiviteler, çalışmalar düzenliyorlar.

Biliyorum konu uzadıkça uzuyor. Dinleyenleri de sıkmamak için son bir olaya daha değinmek istiyorum. Ülkemizde son yıllarda üniversitelerin öğrenci kadroları arttırılıyor. Mezunların çoğunun iş bulamadığı günümüzde hâlâ üniversitelere yüksek sayıda öğrenci alınmasını anlayamıyorum. Belki yetkililerin kendilerine göre bir açıklaması vardır fakat bana hiç mantıklı gelmiyor. Kabul ediyorum rekabet başarıyı getirir diye çok doğru bir söz var. Fakat bu öğrenciler hayatlarının en güzel senelerini üniversite okumak için harcıyorlar. Emeklerinin karşılığını alamayanların harcadığı zaman yazık değil mi? Bunu sadece devlet üniversiteleri özelinde söylemiyorum. Birçok özel üniversitelerde de durum aynı. Artık işin ticareti yapılıyor diyebiliriz. Ülkemiz için bunları söylerken İngiltere’de durum çok farklı değil. Kendi üniversitemden örnek vermek istiyorum. Elektrik mühendisliğinde bazen laboratuvar gözetmenliği gibi görevler alıyorum. Bu sene üniversiteye geçen seneye göre 2 katı öğrenci kabul edildi. Fakat burada şöyle bir durum var, öğrencilerin imkânlara erişiminde sıkıntı oluşturmamaya dikkat ediyorlar. Örnek veriyorum her öğrenci için bir cihaz olmasına dikkat ediliyor elektronik laboratuvarında. Türkiye’de böyle imkânlar yokken, bir cihazı bazen 4-5 kişi kullanmak zorunda kalıyorken, hâlâ neden kontenjanların arttırılmaya çalışıldığını anlayamıyorum. Bu durum akademisyen hocalarımızı da çok zorlayan bir durum. Peki bu kadar öğrenciye yeterli derslik, laboratuarın da sağlanması gerekmiyor mu? Bu planlamasız artışlar, birçok güzide bölüme artık puansız giriş imkânı doğurdu. Matematikten eksi net yapmış bir öğrencinin mühendislik bölümünü seçmemesi için herhangi bir kısıtlama da kalmadı diyebiliriz.

Kesinlikle çok haklısınız. Türkiye’nin ciddi bir üniversite reformuna ihtiyacı var. Aksi takdirde sayısız beyin göçü, vasıfsız işlerde heba olan nice genç potansiyel görmeye devam edeceğiz. Zaman ayırıp kıymetli bilgiler verdiğiniz ve hepsinden önemlisi ülkemiz adına hala ümitvar olduğunuz için çok teşekkür ediyorum. Umarım birgün Türkiye’deki başarılarınızı da konuşuruz. Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı, özellikle gençlere bir mesajınız olacak mı?

Esas ben çok teşekkür ederim. Çok keyifli bir röportaj oldu. Umarım faydalı da olmuştur. Sürçü lisan ettiysem affola. Eğer bir tavsiye vermek isteseydim şu olurdu: Ne yaparsanız yapın, işinizi severek yapın. Aksi takdirde hayattan zevk alamazsınız.

Etiketler: biyosensör, kanser, kanserle mücadele
GazeteBilim 31 Ocak 2024
Bu Yazıyı Paylaş
Facebook Twitter Whatsapp Whatsapp E-Posta Linki Kopyala Yazdır
Önceki Yazı duyu hatıra Hatıralarımız tat ve koku algımızı etkiler mi?
Sonraki Yazı hedef Geleceğe dönüş: Eğitimin paradigmaları

Popüler Yazılarımız

krematoryum fırını

Türkiye’de ölü yakma (kremasyon): Hukuken var, fiilen yok

BilimEtik
23 Kasım 2023
cehalet
Felsefe

“Cehalet mutluluktur” inancı üzerine

Eşitleştiren, özgürleştiren, mutlu kılan, bilgi midir yoksa cehalet mi? Mutlu kılan, cehalet mutluluktur sözünde ifade edildiği gibi, bilgisizlik ve cehalet…

12 Ağustos 2023
deontolojik etik
Felsefe

Deontolojik etik nedir?

Bir deontolog için hırsızlık her zaman kötü olabilir nitekim çalma eyleminin özünde bu eylemi (daima) kötü yapan bir şey vardır.

15 Ağustos 2024
Güzel şeyler, özgür seçim süreçlerinin en çirkin şekillerde baskı altına alınmasına rağmen varlığını sürdürmeyi dişiler sayesinde başarır.(Görsel: The Belkin)
Flörtöz Hayvanlar

Ördekler, penisleri ve Amerikan ekonomisi

Yanık türkülerin yeşil başlı gövel ördeklerinden esinlenilen romantizm yalnızca bizim hayallerimizde var; gerçek dünyada bu türlerin aşk hayatları çok daha…

5 Kasım 2024

ÖNERİLEN YAZILAR

Truva atı bakteriler, kanser öldürücü virüsleri tümörlere gizlice sokuyor

Biyomühendislik ile tasarlanmış platform, onkolitik virüsün bağışıklıktan kaçmasına olanak tanırken sistemik yayılımını da önlüyor!

Biyoloji
1 Eylül 2025

Derin denizden gelen umut: Bakteri şekeri kanser hücrelerini yok ediyor

Spongiibacter nanhainus CSC3.9 adlı bakteriden saflaştırılan EPS3.9 şekeri, kanseri tedavi ediyor.

BilimBiyoloji
28 Temmuz 2025

Gıda değil protein savaşları!

Gençler protein istiyor, tavuklar, sığırlar beslenmek için proteine ihtiyaç duyuyor, geleneksel yöntemlerle protein üretmek meşakkatli, pahalı ve iklim engeline takılıyor.…

BiyoteknolojiSağlık
31 Mayıs 2025

Homo sapiens’i yapay etle doyurmak

Yapay gıda pazarı, etik tartışmalar, endişeler gibi pek çok soruya rağmen hızla büyümeye, gelişmeye, dal budak vermeye, çiçek açmaya devam…

BiyoteknolojiSağlıkTeknoloji
30 Mayıs 2025
  • Biz Kimiz
  • Künye
  • Yayın Kurulu
  • Yürütme Kurulu
  • Gizlilik Politikası
  • Kullanım İzinleri
  • İletişim
  • Reklam İçin İletişim

Takip Edin: 

GazeteBilim

E-Posta: gazetebilim@gmail.com

Copyright © 2023 GazeteBilim

  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk

Removed from reading list

Undo
Welcome Back!

Sign in to your account

Lost your password?