Ter içinde bir milyarder sahneye çıkıyor ve ilk Amerikan Papa’sı Leo XIV’ü “Çin komünistlerine çalışıyor” diye suçluyor.
Osman Akın
Bir bilim insanı ya da etikçi için bu manzara tanıdık: Lüks bir festival salonunda, ter içinde bir milyarder sahneye çıkıyor ve ilk Amerikan Papa’sı Leo XIV’ü “Çin komünistlerine çalışıyor” diye suçluyor. Peter Thiel, Palantir’in kurucu ortağı, Aspen Ideas Festivali’nde konuşurken Papa’nın Mayıs ayında yayınladığı Magnifica Humanitas (Muhteşem İnsanlık) ansiklopedisini hedef almış.
Neden mi?
Papa, yapay zekânın “silahsızlandırılması”nı ve uluslararası sıkı düzenlemeleri savunuyor. Thiel’e göre bu, sadece Batı’yı yavaşlatır. Çünkü Batılılar Papa’nın ahlaki çağrısına kulak verebilir, Çin ise umursamaz. Dolayısıyla Papa, farkında olmadan Pekin’in stratejik üstünlüğüne hizmet ediyormuş.
Aspen seyircisi gülmüş. Thiel de terli alnıyla konuşmaya devam etmiş.
Komik olan şu: Thiel yıllardır “Antichrist” konferansları düzenliyor. Roma’da, Vatikan’ın hemen dibinde, kapalı kapılar ardında “Teknolojik ilerlemeyi frenleyen kişi Antichrist’tir” diye savlar ortaya atmış. Palantir’in adını Tolkien’in “görme taşları”ndan almış; o taşları güç ve stratejik kontrol için yorumluyor. Şimdi ise Papa, insanlığı AI’nin potansiyel risklerinden korumak için fren istediği anda birdenbire “Çin ajanı” oluyor.
Yani mesele basit: AI yarışı kutsal bir rekabetmiş. Bu yarışı yavaşlatmak isteyen herkes düşman saflarında yer alıyormuş.
Sarkastik olalım: 2000 yıllık bir kurum, birdenbire Pekin’in ajanı haline geliyor çünkü insan odaklı bir yaklaşım savunuyor. Thiel’in dünyasında ilerleme, hız, veri hakimiyeti ve kâr demek. İnsan ruhu, yaratıcılık, mizah, şiir ve toplumsal bağlar ise “non-player character”lerin (oyuncu olmayan karakterlerin) duygusal lüksü. Avrupa Birliği’ni “kötü bir AI”ye benzetmesi boşuna değil; kurumlar, yasalar ve ahlaki uyarılar hep fren görevi görüyormuş. O frenleri kaldırmak lazım ki “gerçek güç” özel şirketlerin elinde dağılsın.
Papa ise tam tersine, Tolkien’den ilhamla “her şeyi kontrol edemeyiz, elimizden geleni yapmalıyız” diyor. Thiel’in sevdiği yazarın mesajını, onun tam tersi bir etik çerçevede yorumluyor. Bu da yetmiyor, “Çin komünisti” damgası yiyor.
Asıl ironik kısım: Thiel, Anthropic gibi şirketlerin seçimleri manipüle edeceğini iddia ediyor (şirket yalanlıyor). Kendi şirketi devlet kurumlarıyla yakın işbirliği içinde veri analizi ve gözetim teknolojileri geliştiriyor. Ama asıl tehdit Papa’nın ahlaki uyarısıymış gibi görünüyor.
Bilim ve teknoloji tarihi bize şunu gösteriyor: Kontrolsüz ilerleme vaatleri sıklıkla etik boşluklar yaratır. AI’nin işsizlik, deepfake’ler, dezenformasyon ve varoluşsal riskler gibi tehditleri ortadayken, “her şeyi hızlandır” düsturu bilimsel sorgulamadan ziyade ideolojik bir takıntıya dönüşüyor. Papa’nın çağrısı, bilim insanlarının uzun zamandır tartıştığı “sorumlu inovasyon” ilkesine yakın. Teknolojiyi toplum yararına yönlendirmek, fren koymak değil; akıllıca yön vermek demek.
Thiel gibi figürler için regülasyon ihanet gibi görünebilir. Çünkü asıl korktukları, AI’nin kâr makinesini yavaşlatması. Oysa bilim topluluğu için asıl mesele, teknolojinin insanlığı nasıl dönüştüreceği: Yaratıcılığı körelten, karar alma süreçlerini bulanıklaştıran, toplumsal dokuyu eriten bir araç mı olacak, yoksa insan potansiyelini gerçekten yükselten bir yardımcı mı?
Thiel Aspen’de ter dökerken, bilim insanları ve etikçiler hâlâ insan merkezli bir gelecek için tartışıyor. Belki de asıl “Antichristvari” yaklaşım, fren isteyen eleştirel sesleri susturmak, her türlü düzenlemeyi komplo olarak etiketlemektir.
Papa Çin için çalışmıyor.
Ama Thiel’in hız trenine binmeyen herkes, ona göre engel.
Bilim ve insanlık adına, bu tartışmayı akılcı ve etik bir zeminde sürdürmek şart.

