Hem Amerika’da hem de diğer pek çok ülkede çökmüş ve sürdürülemez durumda olan doktora eğitimi yeniden tasarlanmalı.
Mark Taylor
Çeviri: Tarık Emre Karagül
Bu eğitim artık pek çok alanda öğretim üyelerinin kişisel çıkarlarını desteklemekle birlikte öğrencilere zarar vermekte olan “istihdam” hayalini sunmaktadır. Gerçek şu ki, yaklaşık 12 yılını bu derece için veren insanlar için çok az istihdam imkânı mevcuttur.
Orta Çağ Avrupa üniversitelerinde eğitim, öğrencileri hocaları her ne yapıyorsa o minvalde eğitmeye çalışan bir klonlama yöntemiydi. Bugün çoğu doktora programı bu modele uyum sağlamış halde varlığını sürdürmektedir. Üstelik artık klonların sayısı hocaların sayısından daha da fazla. Akademide iş piyasası 1970’lerde çöktü ancak üniversitelerin laboratuvarlarında çalıştıracak lisansüstü öğrencilere ve öğretim görevlilerine ihtiyaç hala devam ettiğinden dolayı bu çöküşe rağmen öğrenci kabul şartlarını gözden geçirmediler. Laboratuvarlarda çalışan lisansüstü öğrenciler ya da öğretim görevlileri doktora eğitimlerini tamamladıklarında ise kendileri için akademik bir iş bulamadılar.
Üniversiteler gittikçe artan finansal zorluklarla karşı karşıya kalmakta. Amerika’da pek çok üniversite 2008 yılındaki finansal kriz sırasında yaptıkları yatırımlardan kaynaklanan kayıplarını henüz telafi edemedi ve telafi edemeyecekmiş gibi de duruyor. Hem devletin hem de eyaletlerin sunduğu destekler azalıyor ve artık üniversiteler birçok programı desteklemeye cesaret edemiyor. Bunca olumsuz gelişmelerin olumlu bir yanı elbette ki mevcut. Azalan hem devlet kaynağı hem de özel kaynaklar için rekabet artabilir ve üniversiteler bunu istemeseler dahi doktora eğitimi konusundaki yaklaşımlarını değiştirmek zorunda kalabilir.
Yapılabilecek yalnızca iki şey var: Ya doktora programlarını büyük ölçüde değiştirmek ya da bu programları kapatmak.
Gerekli değişiklikler hem kurumsal alanda hem de müfredat alanında gerçekleştirilmeli. Çoğu doktora programının öğrencilerinin işine yaramamasının sebeplerinden bir tanesi bu programların aşırı biçimde tek bir alanda uzmanlık olması ve bundan dolayı da müfredatlarının akademi dışındaki dünyaya artık daha az uyumlu halde olmasıdır. Uzmanlık elbette ki bilginin aktarımı ve toplumların ilerlemesi için gerekli. Ancak uzmanlaşmalar araştırma alanlarını öylesine dar hale getirdi ki bazı çalışmalar yalnızca aynı alanda, onun alt alanında, onun alt alanının alt alanında çalışan kişiler için ilgi çekici olmaya başladı. Çoğu araştırmacı aynı bölümdeki araştırmacılarla konuşmakta zorlanmaya başladı, bölümler ve disiplinler arası iletişim imkânsız hale geldi.
Yirmi birinci yüzyılda doktora eğitimi halen daha geçerliliğini korumak istiyorsa, üniversiteler alanları ayıran duvarları yıkarak disiplinler arası araştırmayı ve iletişimi destekleyen programlar kurmalıdır. Artan nüfusa temiz su sağlamak gibi güncel problemlere çözüm bulmaya odaklanmış müfredatlar geliştirmelidir. Ancak her zaman geleneksel metotlara bağlı kalmış öğretim üyeleri sebebiyle böyle bir değişimin gerçekleşmesi pek olası gözükmüyor. Bundan dolayı öğrenciler, yöneticiler, devlette ve özelde çalışan tüm insanlar böylesi bir reform için harekete geçmeli. Her kurum bağımsız olarak hareket ettiği sürece problemlerin asla çözülmeyeceğinin farkında olmakta gerçekten çok önemli. Çünkü sistematik olan bu zorluklar kapsamlı şekilde ve işbirliği ile ele alınmalı. Hem bir kurum içinde hem de kurum dışında bir bölümün prestiji doktora programlarının sayısı ile iddia edilen gücü ile ölçülüyor. Bundan dolayı üniversiteler hem rekabet hem de özel sektörlerle yapılan iş birliklerinden kazanç sağlamak için yeni programlar açmaya devam ediyor. Sayfa 276’da detaylı olarak açıklandığı gibi bu durum çoğu alanda uzun bir süredir çok fazla sayıda doktora mezunu olmasının önünü açıyor.
Çözüm ihtiyaç fazlası olan ya da yetersiz olan programları kapatmaktan geçiyor. Böylesi zor kararlar öğretim üyeleriyle, akademi dışında olan ancak doktora eğitimi konusunda yetkileri olan sorumluluk sahibi temsilcilerle istişare edilerek alınmalı. Bu süreci kolaylaştırmak için üniversiteler, faydadan çok zararı dokunan derecelendirme sistemlerinin sebep olduğu aşırı rekabetten uzak durmalı ve işbirliğini teşvik edecek yapılar ve yöntemler geliştirmeli. Bu değişim üniversitelerin öğretim üyelerini, öğrencilerini ve hatta kaynaklarını paylaşabilmelerini ve eğitim fırsatlarını verimli şekilde arttırmalarını sağlayacak. Üniversitelerin her alanda bir bölüme sahip olması gerekmeyecek ve internet, telekonferans gibi işbirliğinin artık fiziksellikle sınırlı olmadığını gösteren yöntemlerle bazı konularda dışarıdan destek alabilecekler.
Bir üniversitede oluşturulacak konsorsiyumlar çekirdek bir öğretim üyesi kadrosu ve diğer üniversitelerden gelen öğretim üyeleri içerebilir. Bu sayede lisansüstü programların ve öğretim üyesi sayısının azalması sağlanabilir. Ayrıca öğrenciler daha geniş alan ve alt alanda çeşitli uzmanlığa sahip daha fazla öğretim üyesine erişebilir. Böylesi bir duruma öğretim üyeleri karşı çıkacak olsa da mali gerçekler kadro daralmalarının kaçınılmaz olduğunu gösteriyor.
Dünya uzun bir süredir Amerika’daki yükseköğretim sistemine imrenerek bakıyor. Ancak artık her şey değişiyor. Piyasaları, yayıncılığı, haberciliği ve eğlence sektörünü değiştiren teknoloji eğitim sisteminin kapısına dayanmış durumda. Önümüzdeki yıllarda devlet ve özel finansman azalırken milyarlarca dolarlık eğitim pazarı için artan rekabet Amerika üniversitelerinin üzerindeki baskıyı arttıracak. Yükseköğretimin her kademesinde önemli değişiklikler gerekli olsa da bu değişiklik en tepeden başlamalı. Her alanda doktora programlarının reformu ile başlamalı. Çocuklarımızın, ülkemizin ve hatta dünyanın geleceği bu zorlukla nasıl mücadele edeceğimize bağlı.
Kaynak
https://www.nature.com/articles/472261a (son erişim tarihi: 12.09.2024).

