Demokrat Parti Genel Başkanı Adnan Menderes bir mitingde...
DP iktidarı güçlendikçe ve devlet çarklarını kendi ideolojisine göre çevirmeye başladıkça, büyük bir engel olarak gördükleri, “çağdaş bilginler topluluğu”nun toplum üzerindeki etkisini azaltmak ve yönetim üzerindeki gücünü kırmak için karşı harekete geçti.
Demokrat Parti (DP), 14 Mayıs 1950-27 Mayıs 1960 yılları arasında yapılan seçimleri kazanmış ve on yıl süreyle ülkeyi yönetmiştir. Bu dönemde Türkiye, “Soğuk Savaş”ın etkilerinin giderek yoğunlaşması sebebiyle, 18 Şubat 1952’de NATO üyesi olmuş ve dolayısıyla Batı Bloku’nun güvenilir bir üyesi durumuna gelmiştir. ABD ile olan siyasî, iktisadî, askerî ve teknolojik ilişkilerin artması, Türkiye’deki eğitim ve bilim gündemini de büyük ölçüde etkilemiş ve [büyük bir hata yapılarak] teknoloji transferi bilimsel araştırmanın önüne geçirilmiştir. Ziraî ve sınaî yatırımlar artmış ve köyden kente göç ile birlikte toplumsal yapı da büyük ölçüde değişime uğramıştır.
Sonraki on yıllarda ve özellikle de 1960’larda ve 1970’lerde yaşanan hadiseler, bu dönemde tasarlanan ve uygulanan politikaların bir sonucu olacaktır.
Nisan 1950 Öğrenciler tarafından Milliyetçiler Federasyonu kuruldu.
1951 Türkiye Millî Gençlik Teşkilatı kuruldu.
1951 İlk olarak oklar, CHP ile ilişkili hocalara yöneldi. Saygın arkeologlarımızdan Ekrem Akurgal’ın (1911-2002) Bir Arkeoloğun Anıları adlı hatıratında Türk Tarih Kurumu’nu tanıtırken aktardığı bir hadise bu bakımdan çok ilginçtir:
“Demokrat Parti, Tarih Kurumu’nun içinde birçok CHP’li politikacının yer almasından ve başkanlıkta yine CHP’li eski bir başbakanın bulunmasından dolayı tedirgindi. Nitekim daha 1951’de Adnan Menderes, Türk Tarih Kurumu’nun üç üyesini, Halil Demircioğlu’nu, Sedat Alp’i ve Ekrem Akurgal’ı milletvekili Dr. Sedat Barı aracılığı ile Büyük Millet Meclisi’ndeki odasına davet ederek, Kurum’un CHP’li üyelerden arındırılmasını istedi; ancak o üç üyenin yaptığı açıklamalar sonunda Adnan Menderes, Kurum’un iyi ellerde olduğuna ve yararlı çalışmalar yaptığına kanaat getirerek isteklerinden vazgeçti.
Celal Bayar’ın tutumuna gelince: Demokrat Parti’nin Türk Tarih Kurumu’na karşı duyduğu hoşnutsuzluk sekiz yıl sonra, 1959’da bir daha, bu kez Cumhurbaşkanı Celal Bayar tarafından dile getirildi. Bir gün bu satırların yazarını Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri rahmetli Munis Faik Ozansoy telefonla aradı ve “Sayın Cumhurbaşkanı sizinle görüşmek istiyor” diyerek davetin Türk Tarih Kurumu ile ilgili olduğunu ekledi. O sırada Türk Tarih Kurumu’nun Genel Sekreteri idim. Gerekli bilgileri ve notları hazırlayarak bildirilen saatte Köşk’e gittim. Cumhurbaşkanı beni Köşk’ün kütüphanesinde kabul etti; yanında Munis Faik Ozansoy bulunuyordu. Bir, iki gönül alıcı sözden sonra oldukça sert bir ifade ile “Sekiz yıldır genel sekretersiniz. Siz bir meslek adamısınız” dedi ve Şemsettin Günaltay’ı kastederek “Bir bilim kurulunun başında bir politikacının bulunması doğru mudur?” diye ekledi. Aslında Cumhurbaşkanı bu uyarısında haklı idi. Ancak Şemsettin Günaltay, Kurum’da çok seviliyor ve her yıl yapılan seçimlerde en yüksek oyları topluyordu. Ayrıca Kurum’a gerçek meslek adamlarının alınmasında büyük hizmetleri olmuştu. Bunları ayrıntılarıyla dile getirdim ve Şemsettin Günaltay’a karşı bir hareketin büyük tepki yaratacağını, böyle bir durumun Demokrat Parti bakımından iyi bir izlenim bırakmayacağı kanısında olduğumu söyledim.
Celal Bayar ve Adnan Menderes
Celal Bayar açıklamalarımı büyük bir sükunetle dinledi. Kendisine, Şemsettin Günaltay’ın Yönetim Kurulu’nda özel sohbetler sırasında “Celal Bayar aydın kişidir. Memlekette, özellikle iktisat alanında büyük hizmetleri dokunmuştur” gibi beyanlarda bulunduğunu da anlattım. Bu sözler üzerine Celal Bayar üstelemedi ve bir başka konuya geç(ti).”[1]
6 Mart 1951 Kırşehir’de Atatürk büstünün kırılması üzerine Millî Türk Talebe Birliği tarafından Kırşehir Stadı’nda bir miting düzenlendi.
20 Mart 1951 Atatürk ve devrimleri aleyhindeki yayınları yüzünden Necip Fazıl Kısakürek’in sahibi olduğu Büyük Doğu dergisi önünde Millî Türk Talebe Birliği tarafından iki binden fazla üniversite öğrencisinin katıldığı bir protesto düzenlendi.
13 Nisan 1951 Milliyetçiler Derneği kuruldu.
30 Haziran 1951 Lozan Meydanı’ndaki Atatürk heykeline bir Ticanî’nin saldırması üzerine, Türkiye Millî Talebe Federasyonu gelişmeleri kınamak için Ulus Meydanı’nda bir miting yaptı.
31 Temmuz 1951 “Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun” yürürlüğe girdi. Kanun’un Birinci Maddesi şöyle düzenlenmişti:
“Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret eden veya söven kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Atatürk’ü temsil eden heykel, büst ve âbideleri veyahut Atatürk’ün kabrini tahrip eden, kıran, bozan veya kirleten kimseye bir yıldan beş yıla kadar ağır hapis cezası verilir.
Yukarki fıkralarda yazılı suçları işlemeye başkalarını teşvik eden kimse asıl fail gibi cezalandırılır.”
27 Ocak 1953 Yükseköğrenim gençliği irticayı kınadı.
21 Temmuz 1953 6185 Sayılı “Üniversiteler Kanunu’nun 46. Maddesinin (d) Fıkrasının Değiştirilmesi Hakkında Kanun” ile öğretim üyelerinin siyasî içerikli yayın yapmaları veya beyanda bulunmaları engellenmek istendi:
“Üniversite öğretim mesleğinde kalmasına yer bırakmayacak kadar şeref ve haysiyet kırıcı bir suç işleyenlerle, siyasi teşekküllerde fiili vazife alanlar veya 3’üncü maddenin (e) bendi hükmünün cevaz vermediği siyasi yayınlarda ve beyanlarda bulunanlar üniversite öğretim mesleğinden çıkarılır. Bu gibilerin akademik unvanlarını taşıyıp taşımayacakları üniversite senatolarınca ayrıca karar altına alınır.”
Bu değişiklik, [özellikle siyasal bilimler ve hukuk gibi Sosyal Bilimler alanında görev yapan] öğretim üyeleri ve öğrenciler arasında “düşünce özgürlüğü”ne ve “üniversite özerkliği”ne müdahale olarak yorumlanmıştır.
9 Mart 1954 6334 Sayılı “Neşir Yoluyla veya Radyo İle İşlenecek Bazı Cürümler Hakkında Kanun”un 3. Maddesi ile devletin siyasî veya malî itibarını sarsacak veya ammenin telaş ve heyecanını mucip olacak mahiyette yalan haberleri veya havadisleri veya bu mahiyetteki vesikaları neşredenlere hapis ve para cezası getirildi.
Aynı gün kabul edilen 6337 Sayılı “Basın Kanununun 36’ıncı Maddesinin Değiştirilmesi Hakkındaki Kanun” ile basın yoluyla işlenecek suçların ağır ceza mahkemesinde yargılanması hükme bağlandı.
Bu yasal değişikliklerin, öğretim üyelerini ürkütmeye ve susturmaya yönelik önlemler olduğu anlaşılmaktadır.
1954 Öğretim üyeleri ve öğrenciler tarafından Siyasal Bilgiler Fakültesi Fikir Kulübü kuruldu.
1 Nisan 1954 Forum dergisinin ilk sayısı yayımlandı. Kurucuları arasında Bahri Savcı, Osman Okyar, Bedii Feyzioğlu, Aydın Yalçın, Turhan Feyzioğlu, Turan Güneş, Nilüfer Yalçın, Bülent Ecevit, Kemal Salih, Nejat Tunçsiper, Cavit Erginsoy, Mukbil Özyörük, Ziya Müezzinoğlu, Yaşar Karayalçın, Kudret Ayiter ile Akif Erginay da bulunuyordu. Yayımından bir süre sonra bu ekibe Cahit Talas, Muammer Aksoy, Şerif Mardin, Coşkun Kırca, Mümtaz Soysal, Metin And, Sadun Aren, Haluk Ülman, Şevki Vanlı, Cemal Aygen ve daha birçok isim katıldı.[2]
5 Temmuz 1954 6435 Sayılı kanun ile, Millî Eğitim Bakanı’na, öğretim üyelerinin re’sen Bakanlık emrine alınması ve görevinden uzaklaştırılması yetkisi verildi.
Bu kanun Senato’nun görüşünün alınması koşuluna bağlanmış olsa da, “yönetsel özerklik”e darbe vurmuştur.
13 Temmuz 1954 Ankara Üniversitesi’nden 17 profesör emekliye sevk edildi.
25 Temmuz 1954 6422 Sayılı kanun ile 25 yılını dolduran öğretim üyelerinin yaş kaydı aranmaksızın re’sen emekli edileceği hükme bağlandı.
Eylül ayında Bülent Nuri Esen, Tahsin Bekir Balta ve Şevket Aziz Kansu gibi bazı profesörler emekli edildi.
DP, bu yasa ile “Eski Rejim”in Epistemik Cemaati’ni tasfiye etmeyi hedeflemiştir.
17 Ocak 1955 Yakın ve Ortadoğu Çalışma Enstitüsü kuruldu.
20 Mayıs 1955 Karadeniz Teknik Üniversitesi ve Ege Üniversitesi kuruldu.
Eylül 1955 İstanbul Üniversitesi iktisat profesörü Osman Okyar (1917-2002), Amerikan yardımının değer ve süresini tartışan makalesi yüzünden görevinden uzaklaştırıldı.
29 Kasım 1955 Menderes, bir grup toplantısında milletvekillerine, “Siz isterseniz hilâfeti bile geri getirebilirsiniz” dedi.
Menderes: “Siz isterseniz hilâfeti bile geri getirebilirsiniz”
Ocak 1956 İki milletvekilinin (Ekrem Anıt ve Süleyman Çağlar), TBMM İçişleri Komisyonu’nda “Üniversite profesörleri komünisttir” demeleri üzerine tartışmalar yaşandı ve Ankara ve İstanbul Üniversiteleri Senatoları bu olayları kınayan bildiriler yayınladı.
17 Mart 1956 Yeni açılacak üniversitelere ilişkin rapor hazırlamakla görevli komisyon ilk toplantısını yaptı.
Komisyon, Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İzzet Birand, İstanbul Teknik Üniversitesi Rektörü Ord. Prof. Dr. Hulki Erem, Ord. Prof. Dr. İlhami Civaoğlu, Prof. Dr. Besim Darkot, Prof. Dr. Macit Gökberk, Prof. Dr. Sedat Kansu, Prof. Dr. Bedri Gürsoy, Prof. Dr. Reşat İzbırak, Maarif Vekâleti Müsteşarı Osman Faruk Verimer ve Talim Talim Heyeti Başkanı Kadri Yörükoğlu’ndan oluşuyordu. Başkanlığına İzzet Birand seçilmiş ve Komisyon, 17 Mart 1956, 26 Mart 1956 ve son olarak 26 Mart 1956 tarihlerinde üç toplantı yaparak ulaştığı sonuçları bir rapor halinde sunmuştu.
Raporda üniversiteler iki türe ayrılmış; Edebiyat, Fen, Hukuk ve Tıp Fakültelerini içeren yükseköğretim kurumlarına “Klasik Üniversite”, İnşaat, Makine, Mimarlık, Elektrik ve Maden Fakültelerini içeren yükseköğretim kurumlarına ise “Teknik Üniversite” denilmişti. Mevcut olan üniversitelere ek olarak Orta ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde (Elazığ’da klasik üniversite ve Diyarbakır’da teknik üniversite), Akdeniz Bölgesinin doğu kısmında (Adana’da teknik üniversite ve Antakya’da klasik üniversite), Orta ve Güney Anadolu Bölgesinin Konya merkezinde klasik üniversite, Karadeniz Bölgesinde Trabzon Teknik Üniversitesi yanında ve tercihen Samsun’da klasik üniversite ve Sivas’ta bir teknik üniversite kurulması önerilmişti.[3]
DP İktidarı, bu önerilerden sadece bir kısmını dikkate almıştır.
15 Kasım 1956 Orta Doğu Teknik Üniversitesi, “Orta Doğu Yüksek Teknoloji Enstitüsü” adıyla eğitime başladı.
1 Aralık 1956 Turhan Feyzioğlu, Kasım 1956’da ders yılı açılışı münasebetiyle Dekan olarak yaptığı konuşması nedeniyle siyaset yapmakla suçlandı ve Millî Eğitim Bakanlığı emrine alındığı için görevlerinden istifa etti.
Bu gelişmeler üzerine Muammer Aksoy, Aydın Yalçın, Münci Kapani, Coşkun Kırca ve Şerif Mardin istifa ve SBF öğrencileri ise dersleri boykot etti.
4 Aralık 1956 İstanbul Üniversitesi Talebe Birliği’nin düzenlediği münazarada konuşma yapmak isteyen Prof. Dr. Hüseyin Nail Kubalı, polis engeli ile karşılaştı.
7 Aralık 1956 Türkiye Komünizmle Mücadele Derneği kuruldu.
7 Haziran 1957 Atatürk Üniversitesi kuruldu.
10 Nisan 1958 İstanbul Üniversitesi, Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hüseyin Nail Kubalı, basına verdiği demeç siyasî içerikli bulunduğu için bir ay süreyle görevinden uzaklaştırıldı. Öğrenciler, bu kararı da protesto etti.
19 Mart 1959 Büyük Doğu dergisinde yayımlanan ve Atatürk’ü hedef alan bir yazıya karşı protesto gösterileri yapıldı.
8 Haziran 1959 7334 Sayılı “İktisadî ve Ticarî İlimler Akademileri Kanunu” ile bu kurumların yönetimi Millî Eğitim Bakanı’nın başkanı olduğu Akademiler Arası Kurul’a bırakıldı.
10 Haziran 1959 Mecelle’yi öven bir öğrenci Ankara Üniversitesi’nin, Siyasal Bilgiler Fakültesi, Hukuk Fakültesi ve İlahiyat Fakültesi öğrencileri arasında olaylar çıkmasına neden oldu.
19 Kasım 1959 Ankara Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi’ne alternatif olarak İstanbul’da Yüksek İslam Enstitüsü kuruldu.
9 Ocak 1960 Üniversite öğrencileri, Said-i Nursî’nin yurtiçinde seyahatler yapmasını ve çevresine öğrencilerden müritler toplamasını protesto eden bildiriler yayımladı.
İstanbul Üniversitesi bahçesindeki Atatürk heykeli önünde toplanan öğrenciler gericilik ve Nurculuk hareketlerini protesto etmek istedi; ama polisler müdahale ederek topluluğu dağıttı.
Üniversite öğrencileri, Said-i Nursî’nin yurtiçinde seyahatler yapmasını ve çevresine öğrencilerden müritler toplamasını protesto eden bildiriler yayımladı.
4 Şubat 1960 10 DP milletvekili, Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı bir yüksekokula dönüştürülmesi için TBMM’e bir önerge verdi. Bu önerge öğrencilere arasında protestolara neden oldu.
1 Nisan 1960 Bin kadar öğrenci İkinci İnönü Zaferi’nin yıldönümü münasebetiyle CHP genel merkezine giderek Parti’ye üye oldular.
27 Nisan 1960 TBMM’inde bir Tahkikat Komisyonu kuruldu ve CHP’nin ve basının faaliyetleri denetlenmeye başlandı.
Tahkikat Komisyonu’nun Anayasa’ya aykırı olduğunu düşünen öğrenciler, aynı gün İstanbul Üniversitesi’nin bahçesinde toplandı ve polislerle çatışmaya başladı.
Olaylar esnasında birçok öğrenci yaralandı ve Orman Fakültesi öğrencisi Turan Emeksiz öldü.
Turan Emeksiz
İstanbul Üniversitesi Radyosu susturuldu. Yayınlarına 2 Haziran 1960’da yeniden başladı.
28 Nisan 1960 Ankara ve İstanbul’da sıkıyönetim ilan edildi.
28 Nisan’da Beyazıt Meydanı…
5 Mayıs 1960 Ankara’da Kızılay Meydanı’nda öğrencilerin katıldığı büyük bir miting gerçekleştirildi. Bu miting “555 K” (5 Mayıs’ta, Saat 5’te, Kızılay’da) olarak anılmaktadır.
18 Mayıs 1960 Turgutlu’da düzenlediği mitingde Adnan Menderes, “Bunlar doçentlerin yetişmesini önleyen, yerlerini muhafaza için onlara baskı yapan kara cübbelilerdir” ve “Profesörler, cübbelerini bir zırh gibi sırtlarına giyip hükûmet işlerine karışmaktadırlar” dedi. İstanbul’da Profesörler Rektörlük’e bu konuşmayı protesto eden dilekçeler verdiler.
Sonuç Bu hadiseler üniversitelerdeki eğitim ve araştırma etkinliklerini kargaşaya sürükledi ve şu sonuçların doğmasına yol açtı:
Bilim-insanlığı, süratle itibar kaybına uğradı ve Atatürk Dönemi’nde (1923-1938) bir “bilgi topluluğu” olarak kazanmış olduğu yüksek değeri, iktidar ve toplum nezdinde yitmeye başladı.
İktidar, böylece kendini yönlendiren “güvenilir bilgi bağı”ndan kurtulmuş ve ülkeyi başına-buyruk bir siyasî yaklaşım ile yönetmeye başlamıştı.
Bilim insanları ile birlikte “hayatta en hakiki mürşit” olan bilim de iktidar sahnesinden çekilmeye başlayınca, bu gelişmenin yaratmış olduğu “epistemik boşluk”, derhal güncel ideolojiler ve toplum nazarında hepsinden de baskını geleneksel din anlayışı tarafından doldurulmuştu.
Böylece “karşı-devrim süreci”ni durduran veya en azından büyük ölçüde yavaşlatan bilimden “kurtulma” (!) mümkün olmuştu.
Bilim-insanlığı, süratle itibar kaybına uğradı ve Atatürk Dönemi’nde (1923-1938) bir “bilgi topluluğu” olarak kazanmış olduğu yüksek değeri, iktidar ve toplum nezdinde yitmeye başladı.
DP Hükûmetleri, eğitim ve araştırma kurumlarını yeniden düzenlemek istiyordu; çünkü bu kurumlarda görev yapan akademisyenler “Önceki Dönem”in hocalarıydı ve küçümsenmeyecek bir kısmı da geçmişte CHP ile organik ilişkileri bulunan şahıslardı; dolayısıyla Atatürk ile ve belki daha da “sakıncalı” olanı İnönü ile temasları olmuştu veya vardı.
Öyle anlaşılıyor ki başlarda bu büyük bir sorun olarak görülmemişti; belki bunun en önemli sebeplerinden birisi, iktidar mekanizmasının [askerî ve sivil bürokrasinin] hâlâ Atatürkçülerin elinde olmasıydı; ancak DP iktidarı güçlendikçe ve devlet çarklarını kendi ideolojisine göre çevirmeye başladıkça, bu tutumunu değiştirdi ve büyük bir engel olarak gördükleri, “çağdaş bilginler topluluğu”nun toplum üzerindeki etkisini azaltmak ve yönetim üzerindeki gücünü kırmak için karşı harekete geçti.
27 Mayıs 1960 Darbesi’ne giden yolda bu gelişme, önemli bir rol oynadı.
Darbe sonrasında İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Radyosu’ndan bir konuşma yapan Eski Rektör Prof. Dr. Mustafa İnan (1911-1967) şunları söyleyecekti:
“Sayın Dinleyenlerim,
İstanbul Teknik Üniversite Radyosu, bir aydan fazla susturulmayı müteakip, bugün tekrar yayınlarına başlıyor. Teknik Üniversite olarak bizler ve bütün Türk gençliği buna ne kadar sevinse ve ne kadar iftihar etse azdır.
Çünkü bu kapatma periyodu, alelâde bir radyonun herhangi bir sebeple çalışmasına ara vermesi gibi değildir. Bu, ilmin ve tekniğin sesinin kesilmesi ve gençliği susturma gayretinin bir maddi sembolü idi.
Her şeye el uzatan istibdatçı zihniyet, buna da el atmıştı. O, gençliğe ve aydına inanmıyor, haklı olarak ondan çekiniyor, korkuyordu.
Bilmiyordu ki insanların çeşitli faaliyetlerine türlü zulüm ve tedbirlerle bağ vurabilirler, yalnız düşünme kudretine ve hürriyet sevgisine asla!
Büyük şairimiz Namık Kemal,
Ne mümkün zulm ile bîdâd (adaletsizlik) ile imhâ-yı hürriyet
Bugün eriştiğimiz ve hepimizin göğüslerini kabartan zaferin asıl manası, aydınlığın zulme, akıl ve ilmin gerilik ve cehalete olan galebesidir.
Bu sebepledir ki radyomuzun açılışından ayrı bir sevinç duymaktayız.
Burada bize bu günleri bağışlayan ve uğrunda aziz kanlarını akıtan Türk gençliğine ve asil kahraman ordumuza minnet ve şükranlarımızı sunmayı en başta gelen vazifemiz olarak biliyoruz.
Şimdi bütün aydınlara olduğu gibi biz Teknik Üniversitelilere düşen en mühim görev, bu necip hareketin vakarına yaraşan sükûnet ve huzuru temine çalışmak, aklın ve ilmin rehberliğinden ayrılmamak ve Atatürk’e layık olmaya gayret etmektir.
Bu huzur ve sükûn devresinden sonra gençliğimizden, aziz vatan için temennimiz, çalışmak ve yine çalışmak olacaktır.
İstikbalimizin ancak bu gayrette olduğuna inanıyorum.”[4]
[1] Ekrem Akurgal, Bir Arkeoloğun Anıları, Türkiye Cumhuriyeti Kültür Tarihinden Birkaç Yaprak, 3. Baskı, Ankara 2004, s. 245-246.
[2]Cumhuriyet Ansiklopedisi (1923-2000), 2. Cilt, Dördüncü Baskı, İstanbul 2003, s. 254.
[4] Oğuz Atay, Bir Bilim Adamının Romanı: Mustafa İnan, Ankara 1975.
[*] Bu kronoloji hazırlanırken esas olarak şu çalışmalar kullanılmıştır: Süleyman Ceylan, “Demokrat Parti Döneminde Üniversite Eğitimi (1950-1960)”, Yüksek Lisans Tezi, İzmir 2008; Süha Göney, “Üniversite Tarihinde Ellili Yıllar ve 27 Mayıs İhtilalinin Etkileri”, Sosyoloji Dergisi, Dizi 3, Sayı 23, İstanbul 2011, s. 259-324; Firdes Temizgüney, “1960 Darbesine Giden Süreçte Önemli Bir Kesit: İstanbul Öğrenci Olayları”, Cumhuriyet Tarihi Araştırmaları Dergisi, Yıl 14, Sayı 27, Bahar 2018, s. 181-211; Recep Murat Geçikli, “Demokrat Parti Dönemi Yükseköğretim Politikası ve 1956 Tarihli Rapor”, Atatürk Dergisi, Cilt 10, Sayı 2, 2021, s. 141-170; Eren Kömürlü, “1960’lara Kadar Türkiye’de İlk Üniversitelerin Kuruluşları”, Üniversite Araştırmaları Dergisi, Cilt 2, Sayı 1, Nisan 2019, s. 35-42; Feyzullah Ezer, “Menderes Dönemi Türkiye’nin Eğitim Politikaları (1950-1960), Turkish Studies, Cilt 15, Sayı 1, Ankara 2020, s. 135-149.
Eşitleştiren, özgürleştiren, mutlu kılan, bilgi midir yoksa cehalet mi? Mutlu kılan, cehalet mutluluktur sözünde ifade edildiği gibi, bilgisizlik ve cehalet…
Yanık türkülerin yeşil başlı gövel ördeklerinden esinlenilen romantizm yalnızca bizim hayallerimizde var; gerçek dünyada bu türlerin aşk hayatları çok daha…