Yeni bir araştırmaya göre MIT araştırmacıları, pirinç tohumlarının yağmur sesini işitebildiğini ileri sürdü. MIT bu durumu, “bitki tohumları ve fidelerin doğadaki sesleri algılayabildiğine dair ilk doğrudan kanıt” olarak nitelendiriyor.
Çeviri: Binali Furkan Alper
GazeteBilim Yazı İşleri
En son araştırmalar yeni bulgular ortaya koyuyor.
Yeni bir araştırmaya göre MIT araştırmacıları, pirinç tohumlarının yağmur sesini işitebildiğini ileri sürdü. MIT bu durumu, “bitki tohumları ve fidelerin doğadaki sesleri algılayabildiğine dair ilk doğrudan kanıt” olarak nitelendiriyor.
Bir araştırma, Çin lahanasının klasik müzikle daha iyi gelişirken, rock and roll ile o kadar da iyi büyümediğini göstermiştir.
Bitkilerinize müzik dinletmek kulağa sıra dışı gelebilir, fakat daha önce yapılan birkaç araştırma bunun belli başlı etkileri olduğunu ortaya koymuştur. Örneğin 2024 tarihli bir araştırma, Çin lahanasının klasik müzikle daha iyi gelişirken, rock and roll ile o kadar da iyi büyümediğini göstermiştir. Üstelik bu, tekil bir olay değildir. Ses, bitki davranışları üzerinde çeşitli etkiler yaratabilir.
Örneğin bazı çiçekler, polenlerini salıp salmayacaklarına karar vermek için bir böcek vızıltısının perdesini kullanır. Hem arabidopsis (fare kulağı teresi) hem de tütün bitkileri, tırtılların komşu bitkileri çiğneme sesine yanıt olarak nikotin gibi toksinleri daha yüksek miktarlarda üretir. Bir sentezleyiciden çıkan notaların maş fasulyesinde, hıyarda ve çeltikte tohum çimlenmesini ve fide gelişimini artırabileceğini bildiren çalışmalar da mevcuttur.
Bir hoparlörden gelen elektronik tonların kullanıldığı önceki deneylerin aksine, MIT araştırmacıları bunun yerine doğal bir sesin pirinç çimlenmesi üzerindeki etkisini test ettiler: yağmurun yağışı. Pirinç toprakta veya su altında büyüyebilir ve araştırmacılar işe, tohum ektikleri çeltik tarlalarına benzer sığ su birikintilerine düşen yağmur damlalarının çıkardığı sesi ölçerek başladılar. Suya inen damlaların yarattığı ses dalgalarının şiddeti, doğrudan kulağınıza bağıran birine eşdeğer olacak kadar inanılmaz derecede yüksekti, ancak çoğunlukla bir insanın duyamayacağı kadar düşük veya yüksek frekanslardaydı.
Daha sonra pirinç içeren havuzların bazılarına simüle edilmiş yağmur yağdırdılar ve filizlenme oranlarını durgun sudaki tohumlarla karşılaştırdılar. Hafif yağmuru taklit eden su damlacıklarının çok az etkisi olmasına rağmen, daha şiddetli yağmurun çimlenmeyi artırdığını ve en şiddetli olanın ise %30’dan fazla artırdığını buldular.
Ayrıca, çeltiğin sesi nasıl algılıyor olabileceği hakkında önceki bir çalışmadan önemli bir ipucu da yakaladılar. 2002 yılında yapılan bir çalışma, nişasta yapamayan mutant arabidopsis bitkilerinin titreşime, normal arabidopsis’in verdiği gibi aynı şekilde yanıt vermediğini buldu. Ses dalgaları yalnızca bir gaz, sıvı veya katı içinden geçen ve duymak için kullandığımız kulak zarları gibi nesneleri geçerken sallayan titreşen enerjidir. Ses, titreşimleri algılamamızın bir yoludur. MIT araştırmacıları, belki de bitkilerin sesi algılayabilmek için nişasta yapabilmeye ihtiyaç duyduklarını teorize ettiler.
Bu durum dikkatlerini, Yunanca “duran taş” anlamına gelen statolit adlı yapılara çekti. Yerçekimini algılayabilen bitki hücrelerinin her biri, hücrenin içinde dibe çöken oldukça yoğun nişasta ile dolu birkaç statolit içerir. Düşerken statolitler hücredeki diğer yapılara sürtünür ve dibine baskı yaparak durur, bitkiye aşağının ne taraf olduğunu söylerler. Teorilerini test etmek için araştırmacılar, kaydedilen sesin pirinç tohumlarındaki statolitler üzerindeki etkisini modellediler.
Yağmur seslerinin statolitleri bir davulun üzerindeki boncuklar gibi hücrenin dibinden yukarı doğru zıplatabildiğini buldular. Hafif yağmurun çok az etkisi olurdu, ancak yağmur sesi şiddetlendikçe statolitler daha yükseğe ve daha hızlı zıpladı, bu da çimlenmenin uyarılmasıyla eşleşiyordu.
Ayrıca, hücre tabanındaki statolit tabakasının tıpkı bir çocuk top havuzundaki toplara benzer şekilde neredeyse bir sıvı gibi hareket edeceği ve ses enerjisinin bu “sıvıyı” harekete geçirerek kimyasal mesajların bitkinin geri kalanına yayılmasına yardımcı olacağı da görülüyordu. Önceki araştırmadaki mutant arabidopsis bitkileri, büyük olasılıkla statolitlerinin işlev görebilmek için ihtiyaç duyduğu nişastayı üretemedikleri için titreşimleri algılayamadılar. Bu durum, statolitlerin bitkilerin “işitme” yollarından biri olabileceğine işaret ediyor.
Bitkilerin, insanlar ve diğer pek çok hayvanınkine benzer bir sinir sistemi veya merkezi bir beyni yoktur.
Bugün bilim insanlarının, bitkilerin sesleri saptayıp bunlara yanıt verebildiğine dair pek az şüphesi olsa da, bu gerçekten işitmek midir, yoksa sinyali algılamak için bir zihne mi ihtiyaç vardır? Bitkilerin, insanlar ve diğer pek çok hayvanınkine benzer bir sinir sistemi veya merkezi bir beyni yoktur. Bununla birlikte, bilim insanları arasında bitkilerin bir tür zeka sergileyip sergilemediği üzerine canlı bir tartışma sürmektedir.
Zekice görünen bitki davranışlarına yönelik gözlemler arasında; bezelye köklerinin basit bir labirent boyunca su sesini takip ediyor gibi göründüğü 2017 tarihli bir çalışma ile bezelye filizlerinin bir vantilatörden gelen rüzgarın yönünü izlediklerinde ışığı bulacaklarını öğrendiklerini ileri süren 2016 tarihli bir araştırma yer almaktadır. Bilim insanları, sinir sistemimizdeki gibi özelleşmiş yapılar aracılığıyla taşınmasalar da, bitkilerde sinirlerimizdekine benzer türden elektriksel sinyaller gözlemlediler. Çoğu durumda bu sinyallerin ne işe yaradığını bilmiyoruz; ancak bunun sebebi, bitkilerin genellikle bizim için belirgin olmayan yollarla yanıt vermesi olabilir.
Örneğin elektriksel sinyaller, Venüs sinekkapanlarının kapanarak avlarını ezmesini tetiklemek amacıyla kullanılır. Bu sinyaller, temas edildiğinde yapraklarını süratle kapatan Mimosa pudica (küstüm otu olarak da bilinir) bitkisinde de rol oynar. Belki de daha dağınık (merkezi olmayan) bir zeka türü olasıdır.
Ayrıca rol oynayan başka etmenler de bulunabilir. İşitme eylemi, sese karşı bilinci olan bir organizma gerektirebilir. Bilincin pek çok farklı tanımı vardır. Ancak anne-kız bilim insanları Lynn Margulis ve Dorian Sagan, bilincin en temelinde basitçe organizmanın dışındaki dünyanın farkında olma durumu olduğunu savundular.
Eğer öyleyse, karmaşıklığı ve doğası bakımından farklılık gösterse bile, çevrelerine tepki verebilmek ve hayatta kalmak istiyorlarsa tüm türlerin kesinlikle sahip olması gereken bir şeydir bu.
Belki de bir çeltik fidesinin dünyası bizim anlayamayacağımız kadar bizimkinden farklıdır ancak onların yağmur sesini işittiklerini söylemek çok da abartılı bir iddia sayılmaz.
Kaynakça:
Thompson, S. (2026, 11 Mayıs). Can plants hear? Latest research offers new insights. The Conversation.https://theconversation.com/can-plants-hear-latest-research-offers-new-insights-282178

