GazeteBilim
Destek Ol
Ara
  • Anasayfa
  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk
  • Etkinlikler
    • Adli Bilimler Dersleri
    • Astronomi Dersleri
    • Bilim Tarihi Dersleri
    • Çağdaş Epistemoloji Dersleri
    • Davranış Nörolojisi Dersleri
    • Eğitimciler İçin Yapay Zekâ Okur-Yazarlığı Dersleri
    • Epigenetik Dersleri
    • Evren ve Kozmoloji Dersleri
    • Evrim Dersleri
    • Freud Dersleri
    • Hegel Dersleri
    • İnsan Felsefesi Dersleri
    • Kapitalizmin Tarihsel Gelişimi ve İktisadi Düşünce Dersleri
    • Konuşmaktan Korkmuyorum
    • Kuantum Mekaniği ve Yorumları Dersleri
    • Marx Dersleri
    • Nörobilim Dersleri
    • Nörodilbilim Dersleri
    • Nörohukuk
    • Nörofelsefe Dersleri
    • Nöroperspektifler
    • Nöropsikanaliz Dersleri
    • Öğrenilmiş Çaresizlik
    • Teizm, Deizm, Agnostisizm ve Ateizm Dersleri
    • Teoloji, Bilim ve Felsefe Tartışmaları
    • Zihin Dersleri
  • Biz Kimiz
  • İletişim
Okuyorsun: Bilim-düşmanlığının sonu nereye varır?
Paylaş
Aa
GazeteBilimGazeteBilim
Ara
  • Anasayfa
  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk
  • Etkinlikler
    • Adli Bilimler Dersleri
    • Astronomi Dersleri
    • Bilim Tarihi Dersleri
    • Çağdaş Epistemoloji Dersleri
    • Davranış Nörolojisi Dersleri
    • Eğitimciler İçin Yapay Zekâ Okur-Yazarlığı Dersleri
    • Epigenetik Dersleri
    • Evren ve Kozmoloji Dersleri
    • Evrim Dersleri
    • Freud Dersleri
    • Hegel Dersleri
    • İnsan Felsefesi Dersleri
    • Kapitalizmin Tarihsel Gelişimi ve İktisadi Düşünce Dersleri
    • Konuşmaktan Korkmuyorum
    • Kuantum Mekaniği ve Yorumları Dersleri
    • Marx Dersleri
    • Nörobilim Dersleri
    • Nörodilbilim Dersleri
    • Nörohukuk
    • Nörofelsefe Dersleri
    • Nöroperspektifler
    • Nöropsikanaliz Dersleri
    • Öğrenilmiş Çaresizlik
    • Teizm, Deizm, Agnostisizm ve Ateizm Dersleri
    • Teoloji, Bilim ve Felsefe Tartışmaları
    • Zihin Dersleri
  • Biz Kimiz
  • İletişim
  • Destek Ol
Bizi Takip Edin
  • Biz Kimiz
  • Künye
  • Yayın Kurulu
  • Yürütme Kurulu
Copyright © 2023 Gazete Bilim - Bütün Hakları Saklıdır
GazeteBilim > Blog > Tarih > Bilim Tarihi > Bilim-düşmanlığının sonu nereye varır?
Bilim Tarihi

Bilim-düşmanlığının sonu nereye varır?

Yazar: Remzi Demir Yayın Tarihi: 6 Haziran 2023 10 Dakikalık Okuma
Paylaş
hallacı mansur
Hallac-ı Mansur'un katledilmesini gösteren bir tasvir. (Wikimedia)

İslâm Medeniyeti, din ile temellendirilmiş hikmetin nurlu ışığı altında Yeni Dünya Düzeni’nin gereksinim duyduğu Tanrısal Öğreti’yi vücuda getirmeye veya hiç olmazsa İmam Gazzâlîci Kelam’ın yeni türevini ısıtarak insanlığın önüne koymaya hazırdı.

Türkiye’de bilim-dostluğunun geçmişi en azından III. Selim Dönemi’ne kadar geri gider… Denizde ve karada askerî seferlerin başarısızlıkla sonuçlanmaya başlaması ve bir devlet için en önemli mesele olan beka sorunuyla karşılaşılması, İktidar’ı âcil tedbirler almaya yöneltmiş ve bunun akabinde “Nizâm-ı Cedîd” olarak adlandırılan modernleşme dönemine girilmişti; yeni muallim, yeni subay, yeni hekim, yeni yönetici bu süreçte Doğu’nun “ilim”i ile değil, Batı’nın “fenn”i ile yetiştirilmiş ve buna bağlı olarak epistemik hâkimiyet yavaş yavaş âlimlerden mütefenninlere geçmişti.

Aslında Tanzimat, Meşrutiyet ve Cumhuriyet bu siyaseti pekiştirmiş ve sonunda Türkiye’yi Doğu Uygarlığı’ndan Batı Uygarlığı’na taşımıştı.

Cumhuriyet Dönemi’nin başlarında alınan kararlar ve yapılan uygulamalar neticesinde bilim-dostluğu daha da derinleştirilmiş ve sağlamlaştırılmıştı; ayrıca sonraki yıllarda yeni üniversitelerin ve TÜBİTAK (1963) gibi araştırma kurumlarının açılması da bu süreci desteklemişti.

Dünya’da, özellikle de Soğuk Savaş Dönemi’nde gelişen siyasal ve toplumsal koşullar faturanın bilim ve teknolojiye kesilmesinde önemli bir etmen olmuştur.

Sonra, özellikle de 12 Eylül 1980 ile birlikte daha tam olarak yerleşmemiş ve kökleşmemiş olan “toplumsal bilim algısı”nda talihsiz bir dönüşüm yaşanmaya başlamış ve yavaş yavaş da olsa solda ve sağda bilim-düşmanlığı yükselen bir değer haline gelmiştir.

Acaba neden?

Dünya’da, özellikle de Soğuk Savaş Dönemi’nde (1947-1991) gelişen siyasal ve toplumsal koşullar [meselâ “nükleer kıyamet paranoyası” olarak adlandırılan silahlanma yarışı ve Kapitalist hırsın doğurduğu çevre kirliliğinin Dünya’yı yaşanmaz hale getirmesi], faturanın bilim ve teknolojiye kesilmesinde önemli bir etmen olmuştur.

90’lı Yıllar’da ABD başta olmak üzere Avrupa’da Muhafazakârlık’ın yükselişi de bu gelişmeyi beslemiştir.

Bu yüzden Ortaçağ’ın daha basit ve doğayla bütünleşik hayatına “geri dönüş” özlemi zihinlerde yer etmiş ve Bilimsel Devrim sonrasında etkisiz kılınan eski bilme ve yaşama biçimleri yeniden hayatiyet kazanmaya başlamıştır.

osmanlı, ortaçağ
Ortaçağ’ın daha basit ve doğayla bütünleşik hayatına “geri dönüş” özlemi zihinlerde yer etmiştir. (Pinterest)

Doğu Mistisizmi’nin ve İlkel Kültürler’in keşfi de bu süreci desteklemiştir.

Böylece “Modernizm” menfi, ama “Post-modernizm” müsbet bir değer haline gelmiş ve Batı’da ve ABD’de çoğu bilim-düşmanlığı üzerinde ittifak eden post-modernist felsefî öğretiler süratle revaç bulmuştur.

“Anti-scientism”, yani bilim-karşıtlığı artık Batı Medeniyeti’nde de ciddî bir sorun haline gelmiştir.

Doğu Bloku Ülkeleri’nin ve hepsinden de önemlisi Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) “özgürleştirilmesi” de (!), iki önemli gelişmenin yaşanmasına yol açmıştır:

Anti-komünizmin güçlenmesi ve Hıristiyanlığa dönüş.

Bu olaylar, Batı Bloku Ülkeleri’ndeki gelişmelerle bütünleşince ve birbirleriyle etkileşime girince, neredeyse “evrensel” bir uzlaşma sağlanmış ve bilim-karşıtı güçler, giderek küresel politikaları da belirlemeye başlamıştır.

Sonuçta Aydınlanma değerleri itibardan düşmüştür!

Bir takım Marxistler, süratle liberalleşmişler, feministleşmişler ve ekolojistleşmişlerdir.

Bu arada “Batı Mukallitliği”ni toplumsal bir seçenek ve davranış modeli haline dönüştürmüş olan Türkler’in modernistleri de, [bilimsel yöntemi gereği kadar anlayamadıkları için] Batı’da olup bitenlere ayak uydurmakta geç kalmamışlar ve hatta birkaç on yıl içinde, Batılı görüşdaşlarına rahmet okutacak post-modernistlere dönüşmüşlerdir.

Böylece akıllarını bilimin esaretinden kurtarmışlar ve evrenselleştirmişlerdir!

Bir takım Marxistler, süratle liberalleşmişler, feministleşmişler ve ekolojistleşmişler ve yeni otoriteleri Lacanlarla, Kristevalarla, Popperlarla, Kuhnlarla, Feyerabendlerle, Latourlarla, Baudrillardlarla, Deleuzelerle, Guattarilerle[1], daha kimlerle kimlerle ağız birliği ederek hep birlikte köyün günah keçisi kılınan bilime karşı saldırıya geçmişlerdir; öyle ya Urfa’nın, Adana’nın, Konya’nın ovalarını, Antalya’nın, İzmir’in, Trabzon’un kıyılarını günahkâr Galileoların, Newtonların, Einsteinların yerli temsilcileri olan Salih Zeki Beyler, Cahit Arflar, Feza Gürseyler bu hale getirmiştir; öyleyse onlardan ve “bilimsel yöntem” denilen belalı araçlarından hesap sorulmalı ve başka bir şey yapılamayacağına göre, hiç değilse tarih önünde mahkûm edilmelidirler.

Şu halde bir an önce bilim, bu “Yeni Sofistler”e göre, “Post-modern Akıl”ın gündeminden düşürülmeli ve “diğer söylem biçimleri”nden veya “diğer dil oyunlar”ından biri haline getirilerek en azından felsefe ve ideoloji, bu yaman bilimin elinden kurtarılmalıdır.

Bu arada, Atatürk’ün izinden giden kitlelerle [yani “Hayatta en hakîkî mürşid ilimdir, fendir” diyenlerin yolundan giden Kemalistlerle] çatışma halinde olan Karşı-Devrimciler’e de gün doğmuştu; konjonktürel gelişmeler, inanılmaz bir süratle onları iktidara taşımış ve bu kitlelerin temel karakteristiği olan “dinsel düşünce”nin dirilişinin önünü açmıştı. Artık geçmişin mutlu günleri “Asr-ı Saadet Dönemi” veya “Altın Kânûnî Çağı” yeniden ihya ve tesis edilebilirdi; her şeyin müsebbibi olan Şeytanî Bilim’in yerine geleneğin bilgileri olan “İlim” ve “İrfan” ikâme edilebilir ve böylece III. Selim’den bu yana modernistlerin İslâm Âlemi’nde yaratmış oldukları büyük tahribatın önü alınabilirdi.

Atatürk’ün izinden giden kitlelerle çatışma halinde olan Karşı-Devrimciler’e de gün doğmuştu. (Unsplash)

Bu görev “Gerçek Müslümanlar”ın üstüne düşüyordu; geçmişte Fârâbîler, İbn Sînâlar ve İbn Rüşdler gibi hakîmleri-filozofları yetiştiren İslâm Medeniyeti, din ile temellendirilmiş hikmetin nurlu ışığı altında Yeni Dünya Düzeni’nin gereksinim duyduğu Tanrısal Öğreti’yi vücuda getirmeye veya hiç olmazsa İmam Gazzâlîci Kelam’ın yeni türevini ısıtarak insanlığın önüne koymaya hazırdı.

Büyülü Çağlar’ın yolu yeniden açılmıştı!

Bu nedenler daha da çoğaltılabilir, ancak kanaatime göre [biri Batı’dan diğeri Doğu’dan seçilen] bu iki neden bile bilim-düşmanlığına götüren hâricî ve dâhilî gelişmeler konusunda yeterli bir fikir vermiş olmalıdır.

Şimdi bilim-düşmanlığı veya bilim-karşıtlığı şu grupları birbirlerine yakınlaştırıp uzlaştırmış görünmektedir: Din alanında Yaratılışçılar ve Akıllı Tasarımcılar, felsefe alanında nihilistler, Heideggerciler, anti-pozitivistler, post-modernistler, ideoloji alanında bazı Marxistler, muhafazakârlar ve İslâmcılar, liberaller, liberal solcular, feministler, bilim alanında bazı fizikçiler, sosyologlar, biyologlar, hekimler ve diğerleri…

Elbette bilim-karşıtı ve bilim-düşmanı ittifakın bu kadar geniş bir tabana yayılmasının yurdumuzda bir takım olumsuz sonuçları olmuştur:

Ortaçağ’ın epistemesi olan “İlim” ile Yeniçağ’ın epistemesi olan “Bilim” arasındaki mesafe kapanmış ve bunun doğrudan bir sonucu olarak din âlimleri, dünyevî konularda yeniden söz hakkı edindiklerini düşünmeye başlamışlardır.

Ortaçağ’ın epistemesi olan “İlim” ile Yeniçağ’ın epistemesi olan “Bilim” arasındaki mesafe kapanmış ve bunun doğrudan bir sonucu olarak din âlimleri, dünyevî konularda yeniden söz hakkı edindiklerini düşünmeye başlamışlardır. Böylece epistemik cemaat, Tanzimat’ta olduğu gibi yeniden ikiye bölünmüş ve çatışmaya başlamıştır.

“Yeni Âlimler”in eğitim ve araştırma kurumlarında yönetim mevkilerine getirilmeleri, bilim hayatımızda uzun bir süre boyunca onarılması güç yaralar açmıştır.

İslâm-içi ve İslâm-dışı mistik hareketler güçlenmiştir; üst tabakada Yoga Öğretisi’nin ve alt tabakada ise Tasavvuf Öğretisi’nin pespaye türleri revaç bulmuştur.

Alternatif Tıp başlığı altında şarlatanlık güçlenmiş ve toplum sağlığını tehdit eder hale gelmiştir; geleneksel Galenos ve İbn Sînâ Tıbbı’nın tarif ettiği bitkisel ilaçların pazarı giderek büyümüştür.

yoga, meditasyon
Üst tabakada Yoga Öğretisi’nin ve alt tabakada ise Tasavvuf Öğretisi’nin pespaye türleri revaç bulmuştur. (Pixabay)

Astroloji yeniden itibar kazanmış ve hatta akademiye sokulmak istenmiştir.

Bilim olanla olmayan arasındaki fark silikleştiği veya buharlaştığı için akademide yürütülen “bilimsel” soslu çalışmalar, giderek yaygınlaşmış ve sahte-dergilerde yayımlanan sahte-makalelerle akademik atamalar ve yükseltmeler alışılageldik hadiseler olmuştur.

Daha neler neler sıralanabilir…

Bu gidişat nereye varacaktır?

Bilim-karşıtlığına son verilmez ve bilim-düşmanı dinî, felsefî ve ideolojik öğretilere verilen ödünler, bir an önce geri alınmazsa, belki Ortaçağ’a geri dönülmeyecektir, ama hiçbir zaman Türkiye küresel anlamda bilgi üreten ve yöneten bir ülke haline de gelemeyecektir.

Yeni paylaşım savaşları başlamıştır bile…

Belki Ortaçağ’a geri dönülmeyecektir, ama hiçbir zaman Türkiye küresel anlamda bilgi üreten ve yöneten bir ülke haline de gelemeyecektir.

Ortadoğu’da kapımıza kadar gelmiş ve hatta Suriye Meselesi yüzünden bizi de içine çekmiştir; belli ki bu gelişme burada da bitmeyecektir; bu nedenle bir taraftan yerli insansız uçaklar, helikopterler, gemiler, tanklar vs üretmekle övünürken, diğer taraftan bunlara olanak veren bilim ve teknolojinin altını oymanın tutarsızlığını ve sonunda getireceği çöküşü artık idrak etmek gerekir.

Vakit aleyhimize işlemektedir!


[1] Buradaki isim sıralaması, şu meşhur eserden yapılmıştır: Alan Sokal ve Jean Bricmont, Son Moda Saçmalar, Postmodern Aydınların Bilimi Kötüye Kullanmaları, Çevirenler: Memet Baydur ve Ongun Onaran, 2. Baskı, İstanbul 2002. Kitabın Giriş’inin ilk paragrafını hatırlatmakta yarar vardır: “Bu kitabın öyküsü bir zıpırlıkla başlıyor. Birkaç yıldır Amerika’da bazı akademik çevrelerdeki düşünce akımları bizi hem şaşırtıyor hem de rahatsız ediyordu. Sosyal bilimlerin ve beşeri disiplinlerin önemli bir bölümü, daha iyi bir laf bulunmadığı için “postmodernizm” diyebileceğimiz bir felsefeye sardırmış gibiydiler: Aydınlanma’nın akılcı geleneğini neredeyse açıkça yadsıyan, olgulara başvurarak savlarını sınama kaygısından uzak bazı kuramsal söylemlerden oluşan ve bilimin anlatılan bir “hikâye”den, “masal”dan ya da benzer bir toplumsal oluşumdan öte bir şey olmadığını ileri süren bir kültür ve kavrayış göreciliğine dayanan düşünce akımı.”, bkz., s. 19.

Etiketler: aydınlanma, bilim, bilim düşmanlığı, din
Remzi Demir 6 Haziran 2023
Bu Yazıyı Paylaş
Facebook Twitter Whatsapp Whatsapp E-Posta Linki Kopyala Yazdır
Yazar: Remzi Demir
Prof. Dr., Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Bilim Tarihi Ana Bilim Dalı Başkanı
Önceki Yazı Mutfakta sürdürülebilirlik ve kompost
Sonraki Yazı kuantum Diyalektik materyalizm ve yeni bir kuantum teorisinin inşası: David Joseph Bohm (1917-1992)

Popüler Yazılarımız

krematoryum fırını

Türkiye’de ölü yakma (kremasyon): Hukuken var, fiilen yok

BilimEtik
23 Kasım 2023
cehalet
Felsefe

“Cehalet mutluluktur” inancı üzerine

Eşitleştiren, özgürleştiren, mutlu kılan, bilgi midir yoksa cehalet mi? Mutlu kılan, cehalet mutluluktur sözünde ifade edildiği gibi, bilgisizlik ve cehalet…

12 Ağustos 2023
deontolojik etik
Felsefe

Deontolojik etik nedir?

Bir deontolog için hırsızlık her zaman kötü olabilir nitekim çalma eyleminin özünde bu eylemi (daima) kötü yapan bir şey vardır.

15 Ağustos 2024
Güzel şeyler, özgür seçim süreçlerinin en çirkin şekillerde baskı altına alınmasına rağmen varlığını sürdürmeyi dişiler sayesinde başarır.(Görsel: The Belkin)
Flörtöz Hayvanlar

Ördekler, penisleri ve Amerikan ekonomisi

Yanık türkülerin yeşil başlı gövel ördeklerinden esinlenilen romantizm yalnızca bizim hayallerimizde var; gerçek dünyada bu türlerin aşk hayatları çok daha…

5 Kasım 2024

ÖNERİLEN YAZILAR

Eshref Shevky kimdir?

Eshfer Shevky kimdi? Hemen araştırmaya giriştim; ama elimin altında bulunan Türk Sosyoloji Tarihi ile ilgili araştırmalarda bu isme tesadüf edemeyince…

Bilim Tarihi
7 Mayıs 2026

Tümevarım-tümdengelim ve bilimde gerikalmışlık sorunu

Tümevarım Yöntemi’ne geçişteki gecikme, modernleşmenin “özgün bir bilimsel üretim” safhasına geçmesini engellemiş ve süreci daha çok bir “takip ve adaptasyon”…

Bilim Tarihi
20 Nisan 2026

Bilim tarihi araştırmalarında yapay zekâ kullanımı[1]

Büyük veri kümeleriyle uğraşan, literatür taraması yapan veya eski metinleri deşifre etmeye çalışan tarihçiler için YZ şu alanlarda devrim niteliğinde…

Bilim Tarihi
15 Nisan 2026

Felsefe bir bilim midir?

“Felsefe bilim değildir” diyerek felsefeyi bilimden dışladığımız anda bilimin ne yaptığını doğru biçimde anlama şansını da yitirebiliriz.

Düşünce
17 Ocak 2026
  • Biz Kimiz
  • Künye
  • Yayın Kurulu
  • Yürütme Kurulu
  • Gizlilik Politikası
  • Kullanım İzinleri
  • İletişim
  • Reklam İçin İletişim

Takip Edin: 

GazeteBilim

E-Posta: gazetebilim@gmail.com

Copyright © 2023 GazeteBilim

  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk

Removed from reading list

Undo
Welcome Back!

Sign in to your account

Lost your password?