Sancar, “Beni ödüle götüren Atatürk’ün ve Türkiye Cumhuriyeti’nin yaptığı eğitim devrimidir” demiştir.
Haz.: Gökalp Çiftcioğlu
Nobel Bilim Ödülü kazanan ilk Türk bilim insanı olan Aziz Sancar, DNA’nın onarılması ile ilgili çalışmalarıyla, 2015 yılında Tomas Lindahl ve Paul Modrich ile birlikte Nobel Kimya Ödülüne layık görüldü.
1946’da Mardin’in Savur ilçesinde dünyaya gelen Sancar ilk ve orta öğrenimini bu şehirde tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 1969’da mezun oldu. Fakülteyi bitirdikten sonra memleketi Savur’da bir sağlık ocağında 2 yıl hekimlik yaptı. Aziz Sancar hekimlik görevinin ardından kazandığı bir bursla Johns Hopkins Üniversitesi’ne giderek burada 1.5 yıl çalıştıktan sonra Türkiye’ye döner ve ardından eğitimini tamamlamak üzere bu sefer Dallas Teksas Üniversitesine gider.
Canlılığın sırlarını çözmenin en doğru yolu en basit organizmaların incelenmesidir. Bu yöntem, kalıtsal materyalin nükleik asitler olduğunun anlaşılması, kromozomların keşfi, DNA’nın üç boyutlu yapısının çözülmesi, çeşitliliğin rekombinasyonlarla geldiğinin anlaşılması, genetik kodun çözülmesi, genom düzenleme mekanizmalarının aydınlatılması gibi birçok çalışma ile kanıtlanmıştır. DNA onarımının varlığının tanımlanması ve mekanizmalarının çözülmesinde de durum aynıdır. 1950 ve 60’lı yıllarda bakteriler üzerinde yapılan çalışmalar DNA onarımının varlığına işaret etmişti.
Aziz Sancar’ın bilim dünyasında adını duyurması da moleküler biyoloji alanında yoğunlaştığı Dallas Teksas Üniversitesinde, fotoliyaz olarak adlandırılan, UV hasarlı DNA’yı onaran enzimin genini klonlamasıyla başlar.
Bakterilerde ışığa bağlı ve ışıktan bağımsız olmak üzere iki temel onarım mekanizması olduğu bilinmekte idi. Sancar ışıktan bağımsız yani karanlık mekanizma üzerinde yoğunlaşarak kısa bir süre içinde bu sistemin üç temel geni olan uvrA, uvrB ve uvrC’yi tanımlar ve izole eder. Enzimlerinin temel özelliklerini açıklar. Çalışmalarıyla enzimlerin Uv’nin hasarını nasıl tanıdıklarını, DNA dizisinde hangi noktalarda moleküler bir kesim yaptıklarını, 12-13 nükleotidi içeren bir fragmanı çıkararak DNA polimerazın marifetiyle yenilediklerini en yüksek çözünürlükle ortaya koyar. 1981-1987 yılları arasındaki makalelerini çeşitli bilimsel dergilerde yayınlayarak DNA onarımı mekanizmalarının da keşfine giden yolu açar.
1996 yılına gelindiğinde fotoliyazın gerçek biyolojik işlevini de keşfederek insandaki fotoliyaz benzeri genlerin DNA onarım genleri değil, sirkadyen saat genleri olduğunu ortaya koyar. Gene kriptokrom adını vererek patentleyen Sancar, çalışmaları sonucunda iki kriptokromdan birinin gözde, ötekinin de orta beyinde yüksek düzeyde yapıldığını keşfeder.
Bu gözlemleri ile sonraki yirmi yıllık süreçte DNA onarımı ile birlikte biyolojik saat üzerinde araştırmalarını yoğunlaştıran Sancar, 2015 yılında bakterilerde başladığı DNA onarımı hikâyesini tüm insan genomunun DNA onarım haritasını çıkararak yepyeni bir düzleme taşıdı.
“Şimdi bir araştırmacı bize gelerek insan genomunun herhangi bir noktasına yönelik ilgisini belirttiğinde, buranın nasıl onarıldığını söyleyebiliyoruz. Altı milyar nükleotid çiftinden herhangi bir noktayı seçin ve biz de size nasıl onarıldığını söyleyelim” diyen Sancar’ın açtığı yoldan giden bilim insanları kriptokrom genilerinin başta uyku bozuklukları olmak üzer kanser gelişimi, metabolik hastalıklar gibi pek çok patofizyolojik süreçlerde rol oynadıklarını çalışmalarıyla birer birer ortaya çıkarmaktadır.
Aziz Sancar Nobel’e giden yolda birçok ödül almıştır. Bunları;
(1984)te ABD Ulusal Bilim Vakfı (National Science Foundation) Genç Araştırmacı Ödülü
(1990)da Amerikan Fotobiyoloji Derneği (American Society for Photobiology) Ödülü
(1995)de ABD Ulusal Sağlık Enstitüsü (National Institutes of Health) Ödülü
(1997)de TÜBİTAK Bilim Ödülü
(2004)te ABD Fen ve Sosyal Bilimler Akademisi (American Academy of Arts and Sciences) Ödülü
(2007)de Vehbi Koç Ödülü ödülü olarak sıralayabiliriz.
(Türkiye Bilimler Akademisi) üyesi olan Aziz Sancar, önemli arkeologlarımızdan Mehmet Özdoğan ile birlikte ABD Ulusal Bilimler Akademisi üyesi olan iki Türk bilim insanından biridir.
Sancar “Beni ödüle götüren Atatürk’ün ve Türkiye Cumhuriyeti’nin yaptığı eğitim devrimidir. Dolayısıyla bu ödülün sahibi Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil eden Anıtkabir Müzesidir” diyerek Nobel Ödülü madalya ve sertifikasını sergilenmek üzere Anıtkabir’e teslim etmiştir.
Aziz Sancar ülkemizdeki çeşitli etkinlik ve resmî törenlere sık sık davet edilmektedir. Bu etkinliklerde basına verdiği demeçlerle ülkemizin bilim ve teknoloji alanında yapması gerekenleri de kamuoyuyla paylaşmaktadır. Nobel’e giden yolda 40 yaşına kadar günde 18 saat, 40 yaşından sonra da 12 saat çalıştığını belirtmesi de bilimsel alanda başarılı olmak için çalışmanın önemine yaptığı vurguyu göstermektedir.
Yakın zamanda Türk Devletleri Teşkilatı Üniversiteler Birliği Rektörler Özel Toplantısına video konferansla katılarak yaptığı konuşma çok önemlidir. Bu konuşmada 750-1250 yılları arasında bilimin merkezi olan Türk dünyasının bilim yapmayı bırakmasıyla uygarlık ve bilim öncülüğünde Batı’nın gerisine düştüğünü belirterek:
“Yabancılar tarafından yönetilmek istemiyorsak bilim yapmalıyız.”
“Biz Türkler son 500 yılda bilime doğru dürüst katkı yapmadık. Bilim yapmak genetik veya zekâ meselesi değil, gelenek meselesidir.” sözleriyle bilim politikacılarımıza, akademik camiamıza ve tüm Türk Dünyası’na çok açık bir mesaj vermiştir.
Son yıllarda bu değerli bilim insanımızın doğduğu ev bir müzeye dönüştürülmeye çalışılmaktadır. Türkiye’nin küçük bir ilinin küçük bir ilçesinden çıkarak Nobel ödülüne ulaşan değerli Aziz Sancar bu duyarlılıklarıyla da toplumumuza ve bilim camiamıza önderlik etmektedir.
Kaynakça
İlay Çelik Sezer ve Dr. Özlem Ak “Nobel Ödülü’ne Uzanan Bı̇r Azı̇m ve Kararlılık Öyküsü: Aziz Sancar”, Bilim ve Teknik, Kasım 2015.
Özlem Ak, “Aziz Sancar”, Bilim ve Teknik, Haziran 2016.
“Aziz Sancar” https://tr.wikipedia.org/wiki/Aziz_Sancar (son erişim tarihi: 20.11.2023)

