Erken Cumhuriyet’te çocuk işçiliğiyle ilgili ilk yasal adım, 1921’de atılmış. Bu Kanun’da madenlerde zorla çalıştırma yasaklanmış, günlük çalışma süresi 8 saat ile sınırlandırılmış ve 18 yaşından küçük çocukların maden ocaklarında çalıştırılması kesinlikle yasaklanmıştır.
Özgür Hüseyin Akış
Araştırmacı, Yazar
Cumhuriyet’in başlangıcında çocuk işçiliği (1923-1940)
Burjuva devriminin gerçekleşmesiyle birlikte Cumhuriyet döneminde, 1920’li ve 1930’lu yıllar mesleki ve teknik eğitimin bir devlet politikasına bağlanması, tüm eğitim sistemi içerisinde örgütlenmesi, temel kavram ve ilkelerin oluşturulması çabalarıyla geçmiştir. Cumhuriyetin ilk yıllarındaki bilgiler bu başlıktaki yazılarda tekrara düşülmesine neden olsa da dönemin kuruluş süreci olması nedeniyle hatırlanılması da ayrıca bir öneme sahiptir. Mustafa Kemal Atatürk, mesleki ve teknik eğitimin kurulması ve yaygınlaştırılması için özel ilgi göstermiş ve gerekli önlemleri almaları için ilgilileri uyarmıştır.
Atatürk, 1923 – 1925 yılları arasında o güne kadar çok az yönetici ve eğiticinin dikkatini çeken ve eğitim sistemi içinde düşünülmeyen meslek okullarına özel ziyaretler yaparak mesleki eğitimin önemini vurgulamıştır. Ayrıca yürütülen çalışmalar sadece yabancı uzmanların görüş ve önerileri ile sınırlandırılmamış, eğitimin yeniden düzenlenmesinde Türkiye’deki bilim adamlarının da şüphesiz önemli etkileri olmuştur. Mustafa Kemal Atatürk, Ziya Gökalp, İsmail Hakkı Baltacıoğlu, İsmail Hakkı Tonguç ve Rüştü Uzel ilk akla gelen isimlerdir. Köy Enstitüleri de bu bakış açısıyla hayata geçirilmiş, Cumhuriyet döneminin eğitim ve öğretim planlamasına dair pozitif bir deneyim geride kalmıştır.
Savaşlar nedeniyle yetişkin erkeklerin üretimdeki yerleri azalırken çocuk ve kadınların çalışma yaşamındaki ağırlığı da artmıştır.
Çocuk işçiliği o dönemde ağırlıklı olarak tarım ve hayvancılık alanında faaliyet yürütülen ekonomik alanda yer alıyordu. Sanayileşme ile beraber çocukların üretimdeki yeri de ağırlıklı olarak fabrikalara kaymaya başlamıştır. “Osmanlı’da tarıma dayalı ekonomide ailelerin tüm fertleri, çocuklar da dahil, tarlada, bahçede ve hayvan bakımında ücretsiz çalışırdı; kentte ise çocuklar ustalara çırak/yardımcı olarak verilirdi. Cumhuriyetin ilanına dek uzanan bu geleneksel çalışma düzeni, savaş yıllarıyla birlikte değişime uğradı.” Savaşlar nedeniyle yetişkin erkeklerin üretimdeki yerleri azalırken çocuk ve kadınların çalışma yaşamındaki ağırlığı da artmıştır.
“I. Dünya Savaşı’nda erkek nüfusun azalması üzerine kadın ve çocuk işçilerin fabrikalarda istihdamı arttı; çocuklar 16 saate varan uzun vardiyalarla, çoğunlukla asgari ücret uygulaması olmadan çalıştırıldı.” Böylece Cumhuriyet’in ilk yıllarında sanayileşme çabaları ve iç göçle kentlerde çocuk emeğine talep doğmuş, eğitim çağındaki çocukların üretim sürecine katılımı yaygınlaşmıştır. Cumhuriyet’in erken dönemindeki bu miras üzerine, yeni devlette çocuk işçiliğini düzenlemeye yönelik yasalar çıkarılmıştır.
Yasal düzenlemeler (1920’lerden günümüze)
Cumhuriyet döneminde mesleki eğitimin önemi iyice kavranmış, mesleki ve teknik eğitimi geliştirmek amacıyla 1924-1934 yılları arasında Türkiye’ye yabancı uzmanlar getirilmiş ve komisyonlar kurularak çalışmalar yapılmıştır. Cumhuriyetle birlikte mesleki ve teknik eğitim, okula dayalı bir yapıda ele alınmaya başlanmış ve 1926 yılında Millî Eğitim Bakanlığı bu okullarla ilgili görevlendirilmiştir. Bakanlık merkez teşkilatında 1933 yılında Mesleki ve Teknik Öğretim Genel Müdürlüğü, 1941 yılında ise Mesleki ve Teknik Öğretim Müsteşarlığı kurulmuştur. Böylece mesleki ve teknik öğretim hizmet ve destek birimleri oluşturulmuştur.
1940-1950’li yıllarda mesleki ve teknik eğitimin hızla geliştiği bu dönemde eğitim sistemi kanunlar çıkarılarak desteklenmiştir. “Erken Cumhuriyet’te çocuk işçiliğiyle ilgili ilk yasal adım, 1921 tarihli Ereğli Havza-i Fahmiyesi Maden Amelesinin Hukukuna Müteallik Kanunu (Kanun No:151) oldu. Bu Kanun’da madenlerde zorla çalıştırma yasaklanmış, günlük çalışma süresi 8 saat ile sınırlandırılmış ve 18 yaşından küçük çocukların maden ocaklarında çalıştırılması kesinlikle yasaklanmıştır.”
“12 yaşından aşağı bütün çocukların fabrika ve imalathane ile maden işlerinde amele ve çırak olarak istihdamı” yasaklanmış
1930’lu yıllarda kabul edilen Umumi Hıfzıssıhha Yasası’nın ilgili maddelerinde de “12 yaşından aşağı bütün çocukların fabrika ve imalathane ile maden işlerinde amele ve çırak olarak istihdamı” yasaklanmış; 12–16 yaş arası çocukların ise günde en çok sekiz saat çalıştırılabilecekleri, gece çalışmasının kesinlikle yasak olduğu öngörülmüştür. 1936 tarihli 3008 sayılı İş Kanunu, on iki yaş ve üzeri çocuk işçiler için farklı koruma mekanizmaları belirlemiş; 16 yaşını doldurmamışların günde sekiz saatten fazla çalıştırılmaması, okul saatleriyle çakışmayacak biçimde çalıştırılması, 18 yaşın altındaki erkek çocukların yer altında çalıştırılmaması gibi hükümler getirmiştir. Bu hükümlere aykırı hareket eden işverenlere yaptırımlar da öngörülmüştür. İkinci Dünya Savaşı sırasında çıkarılan Milli Koruma Kanunuyla ise çalışma süreleri geçici olarak uzatılmış, çocuk emeğine yönelik bazı kısıtlamalar askıya alınmıştır.
Cumhuriyet’in 1961 ve 1982 anayasalarında çocuk haklarına genel atıflar yer almış, 2825 sayılı Kanun (1983) ile asgari çalışma yaşı 12’den 15’e çıkarılmıştır. Bu kanunla “çocukların sağlık ve gelişmelerine, eğitimlerine engel olmayacak nitelikteki hafif işlerde 13 yaşını doldurmuş çocukların” çalıştırılmasına izin verilmişse de on beş yaşını doldurmamışların çalıştırılması yasaklanmıştır. 1980’ler ve 1990’larda Türkiye, ILO’nun çeşitli asgari yaş sözleşmelerini de onaylamıştır. Son dönemde ise 2003 tarihli 4857 sayılı İş Kanunu yürürlüğe girmiş, bu kanunun 71. maddesiyle on beş yaş altındaki çocukların çalıştırılması açıkça yasaklanmıştır. Kanunda on dört yaşını tamamlamış ve ilköğretimini bitirmiş olan çocuklar, ancak beden, zihin ve ahlaki gelişimlerine zarar vermeyecek hafif işlerde, okula devamlarını engellemeyecek şekilde çalıştırılabilirler şeklinde düzenleme yapılmıştır.
Bu madde çocuk işçiliğinin aynı zamanda önünü açan esnetilmiş, denetimin zorlaştırıldığı bir madde halini almıştır. Aynı kanun, çocukların gece, sualtı/yeraltı ve ağır-tehlikeli işlerde çalıştırılmasını da yasaklamaktadır. Çocuk işçiliğini önlemeye yönelik yürütme düzenlemeleri olarak 2004’te Çocuk ve Genç İşçilerin Çalıştırılma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik çıkarılmış; 2015’te ise film, dizi, tiyatro gibi kültür-sanat faaliyetlerinde çocuk çalıştırmanın koşulları detaylandırılmıştır.
1980 sonrası neoliberal dönem ve çocuk işçiliği
1980 sonrası Türkiye’de uygulanan serbest piyasa ve küreselleşme politikaları çocuk işçiliği sorununu yeniden öne çıkarmıştır. 24 Ocak 1980 kararlarıyla ekonomi serbestleşip ihracata dayalı büyüme stratejileri benimsendikçe, iç göç hızlanmış ve ucuz işgücü talebi artmıştır. Bu dönemde devletin sosyal koruma rolleri zayıflamış, esnek ve kayıt dışı istihdam modelleri yaygınlaşmıştır. Aileler artan işsizlik ve yoksulluk karşısında geçimlerini sağlamak üzere çocuklarını da işe yöneltirken; patronlar, çocuk emeğini ucuz işgücü olarak kullanarak rekabet avantajı sağlamıştır. Literatürde neoliberal dönemin “güvencesiz iş, yoksulluk ve göç olgusunun artması” ile çocuk işçiliğinin yeniden görünür hale geldiği belirtilmektedir. Uluslararası bağlamda da bu dönemde çokuluslu şirketler ucuz emek kaynağı olarak çocuk işçiliğinden yararlanmış, düşük ücretli çalışma koşullarıyla çocukları üretime çekmiştir.
Bugün Türkiye’de sendikaların açıklamasına göre 2 milyona yakın çocuk işçi var.
Kısacası 1980’ler ve sonrası ekonomik dönüşüm, çocuk işçiliğini azaltıcı önlemler yerine yeni riskler yaratan bir dönem olarak değerlendirilmektedir. Devletin temel ihtiyaçları karşılamak noktasında da sağlık, eğitim, barınma gibi dışarda kalıp bu ihtiyaçları da piyasanın insafına bırakmıştır. Bugün Türkiye’de sendikaların açıklamasına göre 2 milyona yakın çocuk işçi var.
Sonuç
Çocuk işçiliği ile mücadele de esnekliğe neden olan sözleşmeler, yasalar yerine çocukların fiziksel, zihinsel gelişimleriyle beraber yeteneklerinin merkezinde tutulduğu, akademik eğitimleriyle mesleki eğitimleri bir araya getirip çocukların eğitim ve öğretimi bütün aşamalarında devlet tarafından ücretsiz olarak sağlanmalıdır. Çocuk işçiliğinin temelinde yatan sebep yoksulluktur. Yoksulluğun temelinde yatan ana neden ise uygulanan piyasa ekonomisidir. Kamuculuk mücadelesi verilmeden çocuk işçiliği yasaklansın talebi gerçekçi değildir. Planlı-kamucu ekonomik model çocuk işçiliğini sona erdirecek bir uygulamadır. Geçmiş uygulamalar incelendiğinde tek gerçekliğin bu olduğu ispatlanmıştır. Bir de 1918 yılında çıkarılan Moskova Çocuk Hakları bildirgesi en ileri çocuk hakları belgesi olarak bugün de aynı şekilde uygulanabilir bir bildirgedir. İncelenmesini tavsiye ederim.

