Yeni bir araştırma, insanların rastlantı ve olasılık kavramlarıyla düşündüğümüzden çok daha erken tanışmış olabileceğini gösteriyor. Kuzey Amerika’da araştırmacıların bulduğu 12.000 yıllık zarlar, şimdiye kadar keşfedilen en eski zar örnekleri olarak tarihe geçti.
Rebecca Dzombak
Çeviri: Beyza Aydoğdu
GazeteBilim Yazı İşleri
Bir oyun düşünün.
Elinizde küçük bir kemik parçası var. Havaya atıyorsunuz. Yere düştüğünde hangi yüzünün üste geleceğini bilmiyorsunuz. Sonuç tamamen şansa bağlı. Bugün bunu sıradan bir zar oyunu olarak görebiliriz. Ancak yeni bir araştırma, insanların rastlantı ve olasılık kavramlarıyla düşündüğümüzden çok daha erken tanışmış olabileceğini gösteriyor. Üstelik bu hikâye Mezopotamya’da ya da Antik Mısır’da değil, Kuzey Amerika’da başlıyor. Araştırmacıların bulduğu 12.000 yıllık zarlar, şimdiye kadar keşfedilen en eski zar örnekleri olarak tarihe geçti. Uzun yıllar boyunca arkeologlar dünyanın en eski zarlarının yaklaşık 5.500 yıl önce Mezopotamya’da ortaya çıktığını düşünüyordu. Ancak Colorado State Üniversitesi’nden arkeolog Robert Madden’ın yürüttüğü çalışma bu görüşü değiştirdi. Madden, Amerika Birleşik Devletleri’nin batısındaki arkeolojik koleksiyonları yeniden inceleyerek yüzlerce nesneyi değerlendirdi ve bunların bir kısmının aslında oyun amaçlı kullanılmış zarlar olduğunu gösterdi.
Araştırma kapsamında 57 farklı arkeolojik alandan yüzlerce aday nesne incelendi. Bunların arasında Wyoming, Colorado ve New Mexico’daki Geç Pleistosen dönemine ait örnekler özellikle dikkat çekiyordu. En eski örneklerin yaşı yaklaşık 12.000 yıla ulaşıyordu. Bu da onları, Eski Dünya’da bilinen en eski zar örneklerinden yaklaşık 6.000 yıl daha yaşlı hale getiriyordu.
Bu antik oyun araçları çoğunlukla kemikten yapılmış iki yüzlü nesnelerdi. Bir yüzlerinde çizgiler, boyalar veya işaretler bulunurken diğer yüzleri farklı görünüyordu. Yani bugünkü yazı tura mantığına benzer şekilde iki farklı sonuç üretebiliyorlardı. Araştırmacılar bu tür nesneleri ikili zarlar olarak tanımlıyor. ilginç olan ise bu zarların binlerce yıl boyunca büyük ölçüde aynı temel mantığı korumuş olması. Madden’a göre 2.000 yıllık bir zar ile 12.000 yıllık bir zarı aynı torbaya koyup karıştırsanız aralarındaki farkı anlamak oldukça zor olurdu. Bu durum, söz konusu geleneğin olağanüstü bir kültürel süreklilik gösterdiğine işaret ediyor.
Peki insanlar neden zar atıyordu?
İlk akla gelen cevap eğlence olabilir. Ancak araştırmacılar bu oyunların çok daha önemli sosyal işlevlere sahip olduğunu düşünüyor. Binlerce yıl önce farklı avcı toplayıcı topluluklar birbirleriyle karşılaştığında güven oluşturmak kolay değildi. Ortak oyunlar, yabancı grupların bir araya gelmesi ve etkileşim kurması için güvenli bir ortam yaratmış olabilir. Zar oyunları sayesinde insanlar ticaret yapıyor, bilgi paylaşıyor ve sosyal bağlar kuruyordu.
Başka bir deyişle, oyun sadece vakit geçirmek için değil, toplumları birbirine bağlayan önemli bir araç olarak da kullanılmış olabilir.
Bu keşfin en dikkat çekici yönlerinden biri de insan düşünce tarihine dair sunduğu ipuçları. Araştırmacılar, bu insanların modern anlamda matematiksel olasılık hesapları yaptığını iddia etmiyor. Ancak rastgele sonuçlar üreten araçlar tasarlamaları ve bunları kurallı oyunlarda kullanmaları, insanların şans ve belirsizlik kavramlarıyla çok erken dönemlerde ilgilenmeye başladığını gösteriyor. Bugün istatistikten yapay zekaya kadar birçok alanın temelinde olasılık kuramı bulunuyor. Belki de bu uzun hikâyenin ilk sayfaları, Buzul Çağı’nın sonunda yaşayan avcı toplayıcıların ellerindeki küçük kemik parçalarıyla yazılmaya başlamıştı.
Sonuç olarak, arkeolojik keşifler çoğu zaman bize insanların ne yediğini, nasıl avlandığını veya nerelerde yaşadığını anlatır. Ancak bu 12.000 yıllık zarlar farklı bir şey gösteriyor o da, insanlar yalnızca hayatta kalmaya çalışmıyordu. Onlar aynı zamanda oynuyor, eğleniyor, kurallar koyuyor ve rastlantının büyüsünü keşfediyordu. Belki de bir zamanlar Wyoming’in rüzgarlı düzlüklerinde bir avcı, elindeki kemik zarı havaya fırlatırken bugün hala sormaya devam ettiğimiz aynı soruyu düşünüyordu.
Şans bu kez benden yana olacak mı?
Kaynakça:
https://www.snexplores.org/article/native-american-oldest-dice

