Türkiye genelinde gerçekleştirilen olağanüstü yeni arkeolojik keşifler, Hristiyanlığın ilk evrelerine ve bu inancın Anadolu’nun Roma döneminde hızla yayılarak nasıl kök saldığına dair tarih yazımını değiştirecek nitelikte veriler sunuyor.
Çeviri: Çelebi Yıldırım
GazeteBilim Yazı İşleri
Türkiye genelinde gerçekleştirilen olağanüstü yeni arkeolojik keşifler, Hristiyanlığın ilk evrelerine ve bu inancın Anadolu’nun Roma döneminde hızla yayılarak nasıl kök saldığına dair tarih yazımını değiştirecek nitelikte veriler sunuyor. Son birkaç yıl içinde Anadolu genelinde 4. ve 5. yüzyıllara ait en az bir düzine, daha önce bilinmeyen kilise gün yüzüne çıkarıldı.
Keşiflerin en çarpıcı olanı, İznik’te (antik Nikaia) bulunan ve oksijensiz, yer altındaki bir aile mezarında mühürlü kalmış bir fresktir. Atmosferik etkilerden tamamen izole olması sayesinde pigmentleri ilk günkü canlılığını koruyan bu duvar resmi, yetişkin bir İsa tasviri olarak dünyada bugüne kadar bulunmuş en eski 5 görselden biri ve açık ara en iyi korunmuş olanıdır.
M.S. 3. yüzyılın ilk yarısına tarihlenen bu tasvir, erken dönem Hristiyanlarının zihnindeki İsa imgesine dair ezber bozan detaylar içermektedir. Sonraki yüzyıllarda standartlaşan uzun saçlı ve sakallı İsa figürünün aksine buradaki İsa; sakalsız, kısa kesilmiş saçlı, omuzlarında bir koç taşıyan ve dönemin üst sınıf elit Romalıları gibi giyinmiş genç bir figürdür.
İzmir (Smyrna) merkezindeki bir Roma alışveriş merkezinin (Agora) bodrum duvarlarında, M.S. 2. yüzyılın ortalarına ait şifreli grafitiler incelenmektedir. Bunlar, tarihin bilinen en eski Hristiyan yazıtları ve orijinal metinleri olabilir. Kare bulmaca (kelime oyunu) formunda tasarlanmış grafitilerde, İsa’nın unvanlarından biri olan ve “Kelam/Söz” anlamına gelen “Logos” kelimesi gizlenmiştir. Bir diğer sayısal kod olan 800 rakamının ise numerolojik olarak “Hristiyan inancının Rabbe ulaştıran tek yol olduğu” inancını şifrelediği anlaşılmıştır.
Yeni araştırmalar, İncil’in Yeni Ahit kısmındaki “Vahiy” (Apokalipsis) bölümüne de somut tarihsel kanıtlar sağlıyor. M.S. 90 civarında yazılan metinlerde, Roma İmparatorluğu “Canavar”, imparator ise şeytani bir güç olarak kodlanmıştır. Hristiyanlığın ilk döneminde, yaşayan imparatorlara tapınmayı zorunlu kılan “İmparatorluk Kültü” tapınaklarının ilki Roma’da değil, Bergama’da (Pergamon) inşa edilmişti.
Erken Hıristiyanların, inançlarına taban tabana zıt olan bu zorunlu imparatorluk ibadetine karşı radikal ve siyasi bir duruş sergilediler. Dönemin nefret edilen zalim hükümdarlarını gizlice eleştirmek için 666 (veya bazı metinlerde 616) gibi sayısal şifreler kullandılar; buradaki “Canavar” doğrudan Roma İmparatoru’nun kendisiydi. Bergama’da 25.000 kişilik amfi tiyatroda diri diri yakılarak şehit edilen ilk Hristiyanların izleri, bu ideolojik çatışmanın ne denli kanlı olduğunu göstermektedir. Ayrıca Bergama’da, dünyadaki en eski Aziz George (Ejderhayı katleden tasvir) hac matarası bulgularına da rastlanmıştır.
Büyük antik metropol Efes’te ise arkeologlar, M.S. 6. ve 7. yüzyılın başlarında Sasani (Pers) istilası sonucu çıkan yangınla aniden çöken ve küller altında kalan bir mahalleyi gün yüzüne çıkardılar. Küllerin altından binlerce sağlam çömlek, tuzlu uskumru dolu amforalar ve şeftali çekirdekleri çıktı. En dikkat çekici bulgu ise, o dönemin Hristiyan hacılarına kutsal yağ ve kutsal su satışı yapan, içinde yüzlerce küçük hatıra matarası barındıran antik bir dini hediyelik eşya dükkanıdır.
“Anadolu, Hıristiyanlığın gerçek beşiğidir. Havariler Petrus ve Pavlus’un ziyaret ettiği bu bölge, din resmi statü kazandığında başkentin Roma’dan İstanbul’a taşınması ile birlikte inancın en görkemli mimari ve teolojik laboratuvarına dönüşmüştür.” — Prof. Candida Moss (Birmingham Üniversitesi)

