Yok edilmiş, bir çukura dönüştürülmüş, geriye sadece ana kaya kalmış maden artığı yerlerde orman ekosistemleri yerine geri getirilemez, hatta daha düşük kalitede bir orman parçası oluşturmak bile mümkün değil.
Prof. Dr. Erdoğan Atmış / Bartın Üniversitesi Orman Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi
Röportaj: Emrah Maraşo
Akbelen’de de gördük ki ormanların kesimine yönelik faaliyetlerden sonra kamuoyunu rahatlatmak için “şu kadar fidan dikiyoruz” diye açıklama yapılıyor. Fidan dikimi kesilen orman alanının ortadan kaldırılmasını telafi eder mi?
Her ağacın yerine en az 5 katı dikildiği şeklindeki gündelik söylem doğal orman ekosistemlerinin değerinin hiç anlaşılmamış olduğunu gösteriyor. Bu uygulamayı kanuna bile koydular. Orman Kanunu’na eklenen Ek Madde 16 ile; orman dışına çıkarılan alanların en az iki katı kadar olan hazine alanlarına orman kurulacağı hükmü mevzuatımıza bile girdi. Uygulamada henüz hayata geçmemiş olsa bile kanun orada duruyor. Bu tür yaklaşımların hepsi yapılan orman katliamlarını perdelemek için kullanılıyor. Politikacı da, bürokrat da, şirket de hemen aynı yalana başvuruyor. Halbuki orman dışına çıkarma ve ormancılık amacı dışındaki tahsislerle yok edilen orman ekosistemleri yüzlerce yılda aynı iklim ve coğrafi koşullarda bir arada yaşayabilen bitki ve hayvan türlerinden oluşuyor. Bunların kesilip ortadan kaldırılmasından sonra, nereden geldiği bilinmeyen fidanların oraya dikilmesiyle aynı yerde yeniden orman oluşacağının garantisi yok. Üstelik o sahadaki toprak tabakasının tamamıyla sıyrılıp oradan başka bir yere taşınarak depolanması ve alttaki kömürün çıkarılmasından sonra geriye ana kaya kalıyor. Ana kaya üzerinde fidan dikmeyi başarsanız bile o fidanların büyüyerek tekrar orman ekosistemine dönüşmesi çok zor.
Ülkemizde yok edilen orman ekosistemlerinin yerlerinde yeniden oluşturulabilmiş bir tek bile madencilik alanı yok.”
Dikilen fidanların önce ağaca, sonra orman ekosistemine dönüşmesi ihtimali çok düşük. Rehabilitasyon denilen şey de ekolojik yönden olanaklı değil. Yok edilmiş, bir çukura dönüştürülmüş, geriye sadece ana kaya kalmış maden artığı yerlerde orman ekosistemleri yerine geri getirilemez, hatta daha düşük kalitede bir orman parçası oluşturmak bile mümkün değil. Kaldı ki konunun uzmanlarına göre; “Ülkemizde yok edilen orman ekosistemlerinin yerlerinde yeniden oluşturulabilmiş bir tek bile madencilik alanı yok.” Aynısını Danıştay da diyor. Danıştay raporlarına göre; “madenciliğin yaşamı söndürdüğü alanlarda bitkilendirme çalışmaları bile gerektiğince yapılmamakta”.
Ayrıca yapılan ağaçlandırmaların artık hektar olarak değil de, fidan sayısı olarak açıklanmaya başlamasının nedeni; binlerle ifade edilen ağaçlandırılan alan miktarı yerine, milyarlarla ifade edilebilen fidan sayısının açıklanmasıyla, kamuoyunun tepkilerini biraz olsun hafifletme gayretidir. Fakat milyarlarla ifade edilse de bu fidanların içinde halka ücretsiz dağıtılan, okul, mezarlık, ibadethane, hastane ve yol kenarlarına dikilen fidanlar da dâhildir. Yani milyarlarca fidanın orman ekosistemine dönüşmesi olasılığı da çok düşük. Kaldı ki ikinci soruya verdiğim yanıtta açıkladığım gibi; bu iktidar da dâhil Cumhuriyet döneminde ağaçlandırarak kazandığımız orman alanı oranı sadece ve sadece yüzde 3,2 düzeyinde kalmakta.

Cumhuriyet tarihi boyunca Türkiye orman örtüsü hangi dönemlerde ne kadar azaldı, ne kadar arttı?
İktidar mensupları yıllardır “Cumhuriyet dönemindekinden daha fazla ağaçlandırma yaptıklarını ve kendi iktidarları döneminde ağaçlandırmalar yoluyla Türkiye’deki orman varlığını kat be kat arttırdıklarını” devamlı ifade etmektedir. Oysa Orman Genel Müdürlüğü (OGM, 2022)’nün resmi verilerine göre; 2003 yılından 2021 yılına kadar 19 yılda yapılan toplam ağaçlandırma miktarı 609.090 ha, bu ağaçlandırmaların yıllık ortalaması ise 32 bin hektarken, 2003’ten önceki, yani bu iktidardan önceki 19 yıllık dönemde (1984’ten 2002 yılına kadar) yapılan toplam ağaçlandırmalarının miktarının 1.115.367 ha, yıllık ağaçlandırma ortalamasının da 59 bin ha olduğu hep gözden kaçırılmaktadır. Bu verilere göre AKP iktidarından önceki dönemde, AKP iktidarı dönemine göre her yıl 27 bin ha daha fazla ağaçlandırma yapılmış olduğu anlaşılmaktadır (Tablo 1; Şekil 1). Üstelik 2013 yıllından sonra başlatılan endüstriyel ağaçlandırma çalışmaları, bu yıldan sonra ağaçlandırma miktarlarına dâhil olmuş ve yapılan ağaçlandırmalar mevcuttaki doğal ormanların tıraşlanması sonucu açılan orman alanlarında yapılmıştır. 2021 yılında 24 bin hektara ulaşan endüstriyel ağaçlandırma miktarı, o yıl 35.371 bin hektar olarak gerçekleşen toplam ağaçlandırmaların büyük bir kısmını oluşturmaktadır. Endüstriyel ağaçlandırmadan geriye devlet tarafından yapılan sadece 11.313 hektarlık bir ağaçlandırma kalmaktadır. Bu da yıllık ağaçlandırma miktarları içinde oldukça küçük bir miktardır.
Tablo 1. 1984-2021 Yıllık Ağaçlandırma Miktarları (OGM, 2022)
| Yıl | Ağaç. (ha) | Yıl | Ağaç. (ha) | Yıl | Ağaç. (ha) | Yıl | Ağaç. (ha) |
| 1984 | 87627 | 1994 | 39652 | 2004 | 34016 | 2014 | 35177 |
| 1985 | 100400 | 1995 | 24257 | 2005 | 21439 | 2015 | 32375 |
| 1986 | 108354 | 1996 | 37927 | 2006 | 25319 | 2016 | 43103 |
| 1987 | 114132 | 1997 | 32031 | 2007 | 18228 | 2017 | 41717 |
| 1988 | 119369 | 1998 | 25959 | 2008 | 39467 | 2018 | 40029 |
| 1989 | 113639 | 1999 | 11529 | 2009 | 46872 | 2019 | 5794 |
| 1990 | 113349 | 2000 | 24494 | 2010 | 41857 | 2020 | 9320 |
| 1991 | 56752 | 2001 | 25672 | 2011 | 39964 | 2021 | 11314 |
| 1992 | 24519 | 2002 | 28647 | 2012 | 42009 | ||
| 1993 | 27058 | 2003 | 36914 | 2013 | 44177 |

İktidar ve ormancılık örgütü “Ülkemiz, ağaçlandırma çalışmalarında Avrupa’da 1’inci, dünyada ise 4’üncü, orman alanı artışında da Avrupa’da birinci, dünyada 6. sırada yer alıyor.” gibi iddialı söylemleri kamuoyuyla paylaşmaktadır. Gerçekten de Dünya Tarım ve Gıda Örgütü (FAO) tarafından 2020 yılında yayımlanan “Küresel Orman Değerlendirme Raporu”nda Türkiye’nin 2010-2020 yılları arasında yıllık 114 bin hektar net orman artışıyla dünya ülkeleri arasında 6. sırada olduğu görülmektedir ki, bu artışın asıl nedeninin kırdan kente göç nedeniyle boşalan tarım ve mera alanlarının kendiliğinden orman dönüşmüş olması olduğu yukarıda açıklanmıştır. Fakat Küresel Orman Değerlendirme Raporu’nda veya başka herhangi bir kaynakta, ne günümüzde, ne de daha öncesinde Türkiye’nin ağaçlandırmada dünyada 4. olduğuna dair herhangi bir bilgiye ulaşılmamaktadır. Çünkü Türkiye’deki ağaçlandırma miktarlarının o sıralamaya girmesi olanaklı değildir.
Verilere göre AKP iktidarından önceki dönemde, AKP iktidarı dönemine göre her yıl 27 bin ha daha fazla ağaçlandırma yapılmış olduğu anlaşılmaktadır.
FAO’nun Küresel Orman Değerlendirme Raporu’na ve ona dayanak oluşturan OGM’nin ülke raporuna bakınca ülkemizdeki orman artışının yapılan ağaçlandırmalardan kaynaklanmadığının, ormancılık örgütü tarafından da çok iyi bilindiği ortaya çıkmaktadır (FAO, 2020a, b). Bu iki raporun verilerine göre; 2020 itibariyle ülkemizde doğal yollarla oluşmuş ormanlık alan miktarı 21,5 milyon hektardır. Buna karşılık, ağaçlandırma yoluyla kazandığımız orman miktarı sadece 717 bin hektardır. Bu durumda toplam ormanlarımız (Bu çalışmada toplam ormanlarımız 22,2 milyon ha olarak alınmıştır) içinde doğal yolla yetişmiş ormanların oranı yüzde 96,8’iken, ağaçlandırma ile kazanılan orman oranı yüzde 3,2’dir. Yani bu iktidar da dâhil Cumhuriyet döneminde ağaçlandırarak kazandığımız orman alanı oranı sadece ve sadece yüzde 3,2 düzeyinde kalmaktadır. Aslında bunda şaşıracak bir şey bulunmamaktadır. Çünkü dünyada da ağaçlandırmayla kazanılmış olan ormanların tüm ormanlara oranı sadece %7’dir.
Akbelen’de yok edilen ormanlık alanın “küçüklüğünden” yola çıkılarak önemsiz olduğu vurgulanıyor. Meseleyi bir orman bilimci gözüyle değerlendirdiğinizde nasıl bir sonuca ulaşıyorsunuz?
O “küçük” dedikleri ormanın habitat bütünlüğü ile içindeki bitki ve hayvan çeşitliliğinin zenginliğini, o ormanların yöre halkı için ne kadar “büyük” önemde olduğunu hatırlatmak gerek. Akbelen’deki gibi madencilik, enerji, turizm vb. 50’ye yakın ormancılık dışı amaç için tahsis edilen orman alanlarının miktarı 811 bin 356 hektara ulaştı. Bu miktar tüm ormanlarımızın %3.5’ine denk geliyor. Her yıl orman yangınlarıyla kaybedilen orman alanlarının 4 katından fazlası bu tür orman tahsisleri nedeniyle yok oluyor. Yanan alanlarının kendiliğinden tekrar ormana dönüşmesi mümkün fakat enerji santraline, maden sahasına, havalimanına, yola, otele, golf sahasına dönüştürülmüş alanların artık ormana dönüşmesi çok zor. Üstelik bu tahsisler orman yangınlarının artmasına neden oluyor. Örneğin; 2021 yılında yanan orman alanlarının dörtte biri (37 bin 358 hektar) enerji tesislerinden (yüksek gerilim hattı, santral, trafo vb.) kaynaklanan yangınlar nedeniyle zarar gördü.

Henüz yayımlanmamış olan yeni bir çalışmamızda; 2014 ile 2022 yılları arasında ÇED olumlu kararı almış olan 1549 projeyi inceledik. Bu projeler içindeki 443 enerji projesinin 322’sinde (%72,7), 834 maden projesinin 539’unda (%64,6) orman alanı tahsisleri yer alıyor. Bu projelerin alansal dağılımına bakıldığında enerji projelerinin toplam alanının %33,54’ünün, madencilik projelerinin de %31,3’ünün orman ekosistemlerine denk geldiği görülüyor. Yani bu projeler hayata geçerse, her proje alanının üçte biri ormana denk gelecek ve bu ormanlar yok edilecek.
Orman ekosisteminin korunması ve kalkınma birbirine zıt süreçler mi? İkisini dengeli bir şekilde yürütmek mümkün değil mi?
Türkiye’deki uygulamaya baktığımızda çok zıt şeyler. Üstelik kalkınacağız iddiasıyla bu kadar çok ormanımız yok edildiği halde, ülke ekonomisi her gün biraz daha kötüye gidiyor. 1987’deki “Ortak Geleceğimiz” Raporu’ndan sonra gündeme gelen Sürdürülebilir Kalkınma kavramı da havada kalıyor artık.
Ormanlarınızı, meralarınızı, tarım alanlarınızı ve akarsularınızı yok edeceğiniz bir kalkınma anlayışından bahsedilebilir mi?
Üçüncü sorunuza yanıt verirken madencilik ve enerji projelerinin toplam alanlarının üçte birinin orman ekosistemlerine denk geldiğini söylemiştim. Bu durumda kalkınacağız iddiasıyla yapılacak bütün madencilik ve enerji yatırımlarının alan olarak üçte biri ormanlara denk gelecek ve ormanlar yok olacak. Ormanlarınızı, meralarınızı, tarım alanlarınızı ve akarsularınızı yok edeceğiniz bir kalkınma anlayışından bahsedilebilir mi?

Gündem madencilik olduğu için madencilikten örnek vereyim. TOBB’un 2020 yılında yayımladığı Türkiye Madencilik Sektörü Gelişim Raporu’na göre; madencilik sektörünün 2020 yılındaki kazancı 59,2 milyar TL, devlet hakkı tutarı da 1,9 milyar TL. Yani bu sektörün kazancının sadece %3,2’si devlete aktarılmış, ödenen vergiler ve işçi ücretlerini çıkarırsak gerisi yerli ve yabancı sermayenin olmuş. Peki madencilik yatırımları ne kadar kârlı diye sorarsanız, ormanlık alanı yok ederek yapılmak istenen bir mermer ocağı yatırımının sekiz ayda kâra geçtiğini söyleyebilirim. Yani ormanlarımız yok edilirken kalkınan sadece şirketler oluyor.

