İstanbul Planlama Ajansı’nın raporuna göre, beyaz yakalıların gelirinde önemli bir erime yaşanmaktadır.
Prof. Dr. İbrahim Kaya
Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyoloji Bölümü
İstanbul Planlama Ajansı’nın geçtiğimiz günlerde yayımlanan “Beklentiler ve Gerçekler arasında İstanbul’da Beyaz Yakalılar” başlıklı raporundaki bazı veriler dikkat çekiyor. Beyaz yakalı çalışanlar, mavi yakalı çalışanların aksine fiziksel emeğe değil zihinsel emeğe sahip olduklarından, toplumsal konum ve statüleri görece daha yüksektir. Üretim araçlarına sahip olmamaları nedeniyle Marksist kuramda emekçi sınıfın üyeleri olarak değerlendirilen beyaz yakalılar, modern sosyolojide ağırlıklı olarak orta sınıfın üyeleri olarak işaret edilirler.
Marx ve Weber’in anlayışında beyaz yakalılar
Marx’ın anlayışından hareketle söylenecek olursa, beyaz yakalılar görece yüksek maaşlı işçiler olarak tanımlanabilir. Öte yandan Weber’in anlayışına göre tanımlarsak, beyaz yakalılar kültürel olarak yüksek prestije ve yüksek sosyal statüye sahip olduklarından orta sınıf üyesidirler. İkinci tanımın sosyolojide daha yaygın olarak kabul gördüğünü söylememiz mümkündür. Ancak bu noktada beyaz yakalı orta sınıf tanımının hangi ölçütler kullanılarak yapılması gerektiği konusunu, sosyolojik olarak biraz açmamız yerinde olur.

Orta sınıfa üye olabilen beyaz yakalılar
İlk olarak beyaz yakalıların ekonomik anlamda görece yüksek gelir elde edenlerinin orta sınıfa üye olabildiklerini not etmemiz gerekir. Her ne kadar üretim araçlarına sahip olmasalar da beyaz yakalıların toplumda görece yüksek bir gelir getiren mesleğe ve bir bakıma geleceğe yatırım yapabilme şansına sahip oldukları için orta sınıf üyeliğinin şartlarını karşıladıkları söylenebilir. Çocukları özel okullarda okutabilmek, konut satın almada ve orta-üst segmentten bir otomobile sahip olmada sorun yaşamamak vb. özelliklere sahip olmak bu anlamda beyaz yakalı orta sınıfta ekonomik olarak iyi kazanç elde etmenin temel koşullarını anlatmaktadır.

Orta sınıf üyeliğinde eğitim seviyesi ve kültürel sermaye
Ancak, ekonomik olarak görece iyi kazanmak, orta sınıf üyeliği açısından yeterli temeli sağlayamayabilir. Bourdieu’nün kuramsallaştırdığı üzere, toplumsal beğeni düzeyinin belirli bir noktasına ulaşanlar, orta sınıf üyesi olabilirler. Bu durum da eğitim seviyesinin yüksekliğine ve kültürel sermayede belirli bir düzeyde olmaya işaret etmektedir. Bu nedenlerle orta sınıf üyelerinin yaşam tarzları görece istikrarlıdır. İstikrarlı bir yaşam elbette gelecek kaygısından görece uzak olmakla ilişkilidir. Konut sahibi olmak, çocukların geleceğinin güvencede olmasını sağlamak gibi daha geniş fırsatlara ve olanaklara sahip bir yaşam süren orta sınıf üyeleri, dolayısıyla, gelecek kaygısından önemli ölçüde uzaktırlar.
Bourdieu’nün kuramsallaştırdığı üzere, toplumsal beğeni düzeyinin belirli bir noktasına ulaşanlar, orta sınıf üyesi olabilirler.
Beyaz yakalıların geliri eriyor
İstanbul Planlama Ajansı’nın raporu, beyaz yakalı orta sınıf için yukarıda söylediklerimizi sorunsallaştırmaktadır. Bu rapora göre, beyaz yakalıların gelirinde önemli bir erime yaşanmaktadır. Son yıllarda beyaz yakalıların gelirinde yaşanan artış, mavi yakalıların maaşlarında yaşanan artışa oranla oldukça düşük kalmış görünüyor. Bu durum beyaz yakalıların alım gücünde gerileme yaşanmasına neden olmaktadır. Ekonomik anlamda beyaz yakalıları orta sınıf üyesi olarak tanımlamak için gelecek kaygısından muaf olma şartının burada karşılanmadığı aşikâr görünüyor.
Beyaz yakalıların orta sınıf üyeliği sallantıda
Rapora göre, beyaz yakalılar arasında geçim sıkıntısı yaygınlaşmaktadır. Her dört beyaz yakalıdan biri geçim sıkıntısı yaşadığını belirtmektedir. Hatta beyaz yakalıların yaklaşık %10’u temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandıklarını ifade etmektedirler. Geleceğe yatırım yapma özelliğini kaybetmekte olduğunu gördüğümüz beyaz yakalıların sadece dörtte biri düzenli birikim yapabildiğini söylemektedir. Bu veriler beyaz yakalıların orta sınıf üyeliğinin sallantıda olduğuna işaret etmektedir.

Konut satın alamama ve sosyal refah seviyesinin altında kalma
Beyaz yakalıların konut baskısı altında olduklarını gösteren rapor, İstanbul’da konut sahibi olmanın gittikçe zorlaştığına işaret etmektedir. Sadece konut satın alma baskısı altındaki bir hayatı yaşamayan, ama aynı zamanda sosyal refah seviyesinin altında kalma baskısına da maruz kalan beyaz yakalıların yaşamı gittikçe sorunsal hal alan bir yaşama dönüşüyor. Konut satın alma baskısını kırmak ve sosyal refah düzeyinin altında kalmamayı başarmak, beyaz yakalıların önemli bir bölümü için gittikçe zorlaşıyor. Buradaki ana mesele; beyaz yakalıların orta sınıf algısında bir kırılmanın yaşandığını gösteren emarelerdir. Beyaz yakalıların beyanlarından anlaşılmaktadır ki kendilerini orta sınıf üyeleri olarak görmekte zorlanıyorlar.
Beyaz yaka: Kültürel sermaye orta sınıf, ekonomik olarak alt sınıf
Beyaz yakalının kendi sınıfına ait yaşam tarzını sürdürmesi neredeyse olanaksızlaşıyor. Tüketim kalıplarında yaşanan değişim, kültürel olarak sınıfsal aidiyetin sorgulanmasına da yol açıyor. Burada ağırlıklı olarak bir statü uyumsuzluğu yaşandığı söylenebilir. Kültürel sermaye açısından orta sınıf üyeleri olarak görünen beyaz yakalılar ekonomik olarak gittikçe alt sınıf üyeleri olmaya zorlanıyorlar. Bu durum statü uyumsuzluğunun habercisi olduğu gibi yabancılaşma ve kimlik krizine de pekâlâ yol açabilme potansiyeline sahip görünüyor.
Sadece konut satın alma baskısı altındaki bir hayatı yaşamayan, ama aynı zamanda sosyal refah seviyesinin altında kalma baskısına da maruz kalan beyaz yakalıların yaşamı gittikçe sorunsal hal alan bir yaşama dönüşüyor.
Prekaryalaşma süreci
Sosyolojik olarak meselenin muhtemelen en dikkat çekici yönü bir tür prekaryalaşma sürecinden bahsedilebileceği olasılığıdır. Niteliği yüksek bir emeğin güvencesiz bir işgücüne dönüşme eğilimi olarak prekaryalaşma tüm sınıfsal ve dolayısıyla toplumsal yapıyı dönüşüme uğratma kapasitesine sahip görünüyor. Peki bu prekaryalaşma riskini ve dolayısıyla toplumsal dönüşüm potansiyelini nasıl kavramalıyız? Hangi bakış açısıyla olguya yaklaşmalıyız?
Beyaz yaka vasıflı proleterlere dönüşüyor
Burada iki ana yaklaşımın devreye girebileceğinden bahsedilebilir. Ya Marx’ın anlayışından hareketle beyaz yakalıların “proleterleşme” süreci yaşadıkları iddiasının temellendirilmesine girişilebilir ya da Weber’in anlayışından hareketle gittikçe derinleşen bir statü krizinden söz edilebilir. Marx’ın kuramında, yukarıda da kısaca bahsettiğimiz gibi, toplumlar iki ana sınıfa ayrılırlar. Tarih boyunca bütün toplumlar hükmeden ve tâbi olan sınıfları bünyelerinde barındırırlar ve toplumsal değişimin temelinde toplumun iki ana sınıfa bölünmüşlüğü olgusu yatar. Bu bölünmüşlük elbette çıkar kavgasına, sınıfsal mücadeleye ve neticede devrimci dönüşüme yol açmaktadır. Köleci toplumdan feodal topluma ve feodal toplumdan kapitalist topluma geçişlerin arkasında yatan temel itici güç sınıf mücadeleleridir.
Tarihteki bütün toplumları olduğu gibi modern toplumları da Marx’a göre iki ana sınıf belirlemektedir ve özellikle onların arasındaki mücadele tarihin akışına yön vermektedir. Kapitalist toplumun burjuvazi ve proletarya olarak iki ana sınıftan oluştuğuna yönelik bakış açısı zorunlu olarak beyaz yakalıları proleter sınıfın içinde konumlamaktadır. Bunun nedeni de nesnel olarak sınıfı belirleyen olgunun üretim araçları olduğuna dair anlayıştır. Üretim araçlarına sahip olmayan beyaz yakalılar bu anlayışta olsa olsa yüksek gelir elde eden işçiler olarak görülebilirler. Dolayısıyla, bu bakış açısından hareketle, bugün beyaz yakalıların yaşadığı süreci proleterleşme olarak okumamız gerekebilir. Ayrıcalıklarını kaybeden beyaz yakalı orta sınıf üyelerinin vasıflı proleterlere dönüştüğü şeklinde bir değerlendirme yapılabilir. Marx’a göre toplumun büyük çoğunluğunu oluşturan insanların zamanla proleterleşeceği savının böylece gerçeğe dönüşmekte olduğu düşüncesinin altını çizmek isteyenler olabilir.

Beyaz yakanın statü krizi gittikçe derinleşiyor
Diğer taraftan beyaz yakalı orta sınıfın yaşadığı süreç Weber’in anlayışından hareketle bir statü krizinin gittikçe derinleşmesi olarak tarif edilebilir. Weber’e göre her ne kadar mülkiyet toplumsal tabakalaşmada merkezi rol oynasa da tüketim kalıpları, kültürel prestij gibi zorunlu olarak üretim kaynaklı olmayan ögeler de tabakalaşmanın şekillenmesinde merkezî role sahiptirler. Görece yüksek statüye sahip olma niteliği bu konudaki esası oluşturmaktadır. Sınıflar her ne kadar tarihsel deneyimde önemli aktörler olarak düşünülseler de statü grupları da toplumların şekillenmesinde, işleyişinde önemli roller oynamaktadırlar. Hukukçular, hekimler veya mühendisler gibi gruplar kendilerini toplumdan – belki halktan demek gerekir – bir dereceye kadar yalıtırlar, kendilerine ait bir yaşam tarzına sahip olurlar ve statü grupları olarak toplumda güç sahibi olarak eylerler.

İstanbul Planlama Ajansı’nın raporundaki veriler Weber’in anlayışından hareketle okunduğunda, bir statü krizinin yaşandığına dair bir temellendirme yapılabilir. Gelecek güvencesini yitirmekte olan, güvencesizlik kaygısıyla yaşamaya zorlanan, geçim sıkıntısıyla tanışan, birikim yapamayan beyaz yakalıların kendilerini kültürel olarak orta sınıfın ama ekonomik olarak alt sınıfın üyeleri olarak görmeye başladıkları söylenebilir. Bir taraftan kendisini avukat, mühendis, akademisyen gibi görece yüksek bir statüyle tanımlayan ama diğer taraftan tüketim kalıplarından, kültürel prestije varıncaya dek birçok alanda “sınıfını kaybeden” biri olarak anlayan beyaz yakalı muhakkak bir statü krizi yaşıyor görüntüsü vermektedir. Üstelik bu kriz kültürel aidiyet sorunsalı anlamındaki bir kimlik krizi yaratma potansiyeline de sahiptir.
Önemli bir dönüşüm kapıda
Sonuç olarak, orta sınıfın beyaz yakalı üyelerinin yaşadıkları değişim süreci önemli toplumsal değişimlere gebe görüntüsü veriyor. İster Marx’ın anlayışından isterse Weber’in anlayışından hareketle değerlendirelim; muhakkak önemli bir dönüşümün kapıda olduğu düşüncesi ağır basmaktadır. Nitelikli emeğin güvencesiz işgücüne dönüşmesi ya da derinleşen statü krizi muhakkak toplumun yapısı ve işleyişinde önemli değişimleri beraberinde getirecek potansiyele sahiptir.

