Yaratıcılık, alışkanlıklardan çıkıp özgün ve kullanılabilir yeni şeyler ve çözümler üretebilmeyi sağlayan bilişsel bir yetenektir. Sanat, bilim, eğitim ve günlük yaşam gibi birçok alanda kişinin yararlanabileceği bir özelliktir. Yeni bir şey ortaya çıkarmak, üretmek veya mevcut bir durumdan farklı bir şey türetmek olabilir. Yaratıcılık, kişiye özgüdür. Esas olan, kişinin yaratıcılığını kullanabilmesidir. Hepimiz farklıyız ve yaşamımıza kattığımız yaratıcılığın derecesi de değişir.
Prof. Dr. Devran Tan
Sanat Terapisti, Psikiyatrist, Psikoterapist, GazeteBilim Yazarı
Yaratıcılık, alışkanlıklardan çıkıp özgün ve kullanılabilir yeni şeyler ve çözümler üretebilmeyi sağlayan bilişsel bir yetenektir. Sanat, bilim, eğitim ve günlük yaşam gibi birçok alanda kişinin yararlanabileceği bir özelliktir. Yeni bir şey ortaya çıkarmak, üretmek veya mevcut bir durumdan farklı bir şey türetmek olabilir. Yaratıcılık, kişiye özgüdür. Esas olan, kişinin yaratıcılığını kullanabilmesidir. Hepimiz farklıyız ve yaşamımıza kattığımız yaratıcılığın derecesi de değişir. Genetik faktörlerin etkisi olduğu kadar kişisel özelliklerle de yakından ilişkilidir. Yaratıcılık, düşüncelerimizi serbest bırakarak algılarımızı çevreden gelen uyaranlara açık tuttuğumuzda gerçekleşir. Sonraki aşamada, zihnimizdeki verileri değerlendirir, yorumlar ve üretiriz. Bu, üretim aşamasıdır.
Yaratıcılığın nörobilimsel yönünden bahsedebiliriz. Yaratabilme becerisi bazı beyin bölgeleri ile yakından ilişkilidir. Özellikle bu konuda Prefrontal korteks, yani ön beyin bölgesi, önemli bir rol oynar. Prefrontal korteks; düşünme, analiz yapma, yorumlama, bilgiyi işleme, karar verme, dikkat, problem çözme ve uyaranları kontrol etme gibi yaratıcılıkla yakından ilişkili işlevleri yöneten bir beyin bölgesidir. Birçok olasılığın düşünülmesini sağlayan bilişsel kontroldür. Bu kontrol, iki sistemle etkinleştirilir: Birincisi, çevredeki uyaranları algılayarak beyine ileten “bottom-up” yani aşağıdan yukarı ileti sistemidir. İkincisi ise beyinde uyaranları harmanlayıp bir yanıta dönüştüren “top-down” yani yukarıdan aşağı ileti sistemidir. Her iki sistemde de temel beyin bölgesi Prefrontal kortekstir. Bu bölge; tüm beyin bölgeleriyle koordineli çalışarak kararlar almayı, problemleri çözmeyi, merak edip araştırmayı, dikkati yoğunlaştırarak çalışmayı, duyguları yönetmeyi sağlar.
Prefrontal korteksin spontan veya esnek çalışması, etraftaki uyaranlara daha açık olarak yeni bir fikrin ortaya çıkmasını sağlarken, kontrollü ve denetleyici yönünün devreye girmesi dikkati artırır, odaklanmayı ve verilerin toplanıp analiz edilmesini sağlar.
Önemli bir nokta vardır: Prefrontal korteksin spontan veya esnek çalışması, etraftaki uyaranlara daha açık olarak yeni bir fikrin ortaya çıkmasını sağlarken, kontrollü ve denetleyici yönünün devreye girmesi dikkati artırır, odaklanmayı ve verilerin toplanıp analiz edilmesini sağlar. Bu durum, bir orkestraya benzer. Prefrontal korteksi beynin orkestra şefi gibi düşünürsek, yeri geldiğinde beyni ve yaratıcılıkla ilişkili diğer beyin bölgelerini akışına bırakır, kontrolcü yanını geri çeker ve engelleyici etkisini azaltır. Bu sayede algılar açılır; imgeler, semboller, yazılar ve düşünceler içeride dans eder. Kişi hayal eder ve beyinde henüz dile gelmeyen, tanımlanamayan verilerin inşası başlar. Zamanı geldiğinde, prefrontal korteks kontrolü ele alır. Zihin, tüm veriler üzerinde düşünmeye başlar; konsantrasyon ve dikkat artarken çevredeki uyaranlardan uzaklaşılır. Tüm birikimler, yeni öğrenilenler, imgeler ve çizimler yan yana gelerek yaratıcılığı görünür kılar.

Yaratıcılığın bir ters-U fonksiyonu vardır: Çok fazla veya çok az esneme, serbest kalma ya da kontrol, düşük yaratıcılık seviyelerine yol açar (Abraham, 2018a; Abraham, 2018b; Ramey ve Chrysikou, 2014). Araştırmalar, beynin hem sağ hem de sol tarafının yaratıcılıkta önemli ve dengeleyici bir rol oynadığını göstermektedir. Kimi zaman sağ beynin görsel yönü, kimi zaman sol beynin mantıksal yönü yaratıcılığa katkı sağlar. Zaten yaratıcılık, beynin tek bir bölgesine ait olmaktan ziyade birçok bölgenin katılımıyla ortaya çıkar (Abraham, 2024). Frontotemporal demans, bipolar bozukluk gibi hastalıklarda beyin bölgelerinin hasarlanması veya etkilenmesinin ardından bazen yaratıcılığın artması da, beynin yaratıcılıkla nasıl bir doğrudan ilişkisi olduğunu kanıtlar (Ramey ve Chrysikou, 2014, Abraham, 2024).
Einstein, yaratıcılıkla ilgili deneyimlerini anlattığı bir mektubunda kendisini şöyle tanımlar: Soyut ve sözel olmayan bir şekilde, görsel ve zihinsel imgeler ile fiziksel duyumlar aracılığıyla öncelikli olarak düşünebildiğini ve bu imgelerin kelimelerle ifade edilmesinin ise sonraki aşama olduğunu belirtir. Bu yaklaşım, insanların yaratıcılık ve problem çözme sırasında deneyimledikleri sezgisel ve hayal gücüne dayalı düşünceyi destekler. Yaratıcılığın ortaya çıkışında sezgilerin rolü büyüktür. Ancak sezgilerimizle hareket etmek, bilgi birikimi ve deneyimlerimize dayanır. Örneğin, bir arkeolog kazıya nereden başlayacağına karar verirken ya da bir terapist bir grup çalışmasını yönetirken veya seans sırasında yaşananları yorumlarken sezgilerine ve eğitiminden gelen deneyimine güvenir. Bu şekilde yaratıcı bir süreç ortaya çıkar.
Günlük yaşamda, yaptığımız işte ve ilişkilerimizde akışta olup serbest düşünmeye ne kadar izin verirsek, çözüm yollarımız ve üretme gücümüz o kadar farklı ve yeni olacaktır.
Her insanın bu yönünü keşfetmesi değerlidir. Günlük yaşamda, yaptığımız işte ve ilişkilerimizde akışta olup serbest düşünmeye ne kadar izin verirsek, çözüm yollarımız ve üretme gücümüz o kadar farklı ve yeni olacaktır. Bu nedenle, aşırı kontrolcü, yeniliğe kapalı ve esnek düşünme becerisi düşük olan kişilerde yaratıcılığın ortaya çıkması zordur. Ayrıca, dikkatini toplama ve odaklanma sorunu yaşayan kişilerin verileri yorumlaması yeterli olmayacağından yaratıcılık da eksik kalır (Abraham, 2018b). Farklı düşünebilme, bir şeye değişik yönlerden bakabilme yani diverjan (farklı) düşünme yaratıcı fikirlerin üretilmesi için kritik öneme sahipken, bir probleme tek ve doğru bir çözüm bulmaya yönelik konverjan (tek tip) düşünme, bu fikirlerin uygulanabilir çözümlere dönüştürülmesinde rol oynar (Abraham, 2018b).
Yaratıcılığa psikanalitik, psikolojik ve varoluşsal kavramlar üzerinden bakış
Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde yer alan son basamak, kendini gerçekleştirmedir. Bu aşamada birey; kapasitesinin farkında olur, kişisel tatmin sağlar, yaratıcılığını ve problem çözme becerilerini ortaya koyar, erdemli ve içten davranır. Kendini gerçekleştiren kişilerin psikolojik olarak sağlıklı, saygılı, hoşgörülü, derin ilişkiler kurabilen ve yaşamdan keyif alan bireyler olduğunu belirtir. Ayrıca, bu insanlar çevrelerinden bağımsız, özerk yapıdadır. En önemli özellikleri ise yaratıcı ve üretken olmalarıdır. Yaratıcılık, yalnızca sanatta değil, kişinin içsel yeteneklerini geniş bir kapsamda dışa vurabilmesi olarak tanımlanır. Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi teorisi, bu alanda çalışmaların önünü açarak, insanlara potansiyellerini gerçekleştirme sürecini bir ihtiyaç olarak hissettirip hedef koymalarını sağlamıştır (Çoban, 2021).
Psikanalist Melanie Klein, gerçek sanatsal ve yaratıcı etkinliğin, ölüm içgüdüsüyle bağlantılı yıkıcı düşlemleri iyiye dönüştürme kaygısından kaynaklandığını söyler. Kişiler, iç dünyalarındaki çatışmaları ve korkuları onarmak için yaratmak isterler. Yani, yapılan bir sanat eseri, kişinin iç dünyasını değiştirip dönüştürebilir ve böylece onarıcı bir etki yaratır. Başka bir psikanalist Winnicott’a göre yaratıcılık ve sanat, iç dünya ile dış dünya arasında bir buluşma yeridir (Erdem, 2017).
Yaratımı başlatan önemli unsurlardan biri de yaşamın içindeki değişimler ve bu değişimlere uyum sağlayabilme gereksinimidir. Prehistorik ve Neolitik dönemlere baktığımızda, yeni bir toplumun inşasında yeni biçimlerin, sembollerin ve modellerin ortaya çıktığını görürüz. Yaratmak için cesaret, karşıtlığa ve şüpheye de alan açmak gerekir. Hem yaptığına inanabilen hem de başka olasılıklar üretebilen, şüphelerini kabul etmeye cesareti olan kişi, yeniden öğrenmeye ve yaratmaya açık, aynı zamanda esnektir. Kişinin yaptığı işe bağlılığı ve kendini adamışlığı da önemli unsurlardır (May, 2012).
En yaratıcı fikirler, kasıtlı olarak yaratmaya çalıştığınız zamanlarda değil, kendinizi rahat bıraktığınızda; örneğin yürüyüş yaparken, traş olurken, yemek yaparken veya resim yaparken gelir.
Yaratıcılık için itici gücün yeniden doğuşunu Rollo May (2012) şu şekilde ifade eder: “İnsan, en büyük iflası içinde tekrar bir şey yapabilecek duruma gelene kadar kişiliği koruyan bir mucizedir.” Yaratıcılık, ölümsüzlük için duyulan bir özlemdir. Gerçekten yaratmak mı istiyorsunuz yoksa yaratıyor gibi görünüyor ama üretemiyor musunuz? “Yapacağım” demek yerine yapmak ve ilerlemek yaratıcılığı doğurur (May, 2012). En yaratıcı fikirler, kasıtlı olarak yaratmaya çalıştığınız zamanlarda değil, kendinizi rahat bıraktığınızda; örneğin yürüyüş yaparken, traş olurken, yemek yaparken veya resim yaparken gelir. Neden mi? Çünkü, yukarıda nörobilimsel açıdan yapılan açıklamaya göre, prefrontal korteks ile ilişkili beyin bölgeleri gevşeme ve odaklanma arasındaki sürekli olan döngüde belirli bir eşiğe gelindiğinde, beyin kendini sınırlayıcı düşüncelerden yani prefrontal korteksin kontrolünden kurtulabilir ve bu sayede bir uyanış gerçekleşir.
Sanat terapisi nedir? Yaratıcılıkla ilişkisi nedir?
Sanat terapisi, sanat ve sanat malzemeleri aracılığıyla kişilerin yaratıcılıklarını ve kendi hikayelerini ortaya çıkarmalarına ve ifade etmelerine olanak tanıyan bir duygusal destek terapi yöntemidir (Case ve ark., 2023). Sanat terapisi iki şekilde uygulanır. Birinci yöntemde, terapi süreci içinde sanat kullanılır. İkincisinde ise, sanat başlı başına bir terapi gibi, yaratıcı bir aktivite ve keşif alanı olarak etkilidir. Her iki yöntemde de sanat terapisinin kanıta dayalı dönüştürücü gücü yadsınamaz.
Sanat terapisinde kullanılan çeşitli sanat malzemeleri; dokuları, parlaklıkları, renkleri, akışkan ya da katı yapıları gibi özellikleriyle, kişilerin farklı duygusal deneyimlerini, düşüncelerini, anılarını ve hem günlük yaşama ait hem de bilinçdışındaki imgeleri uyandırabilir.
Sanat terapisinde kullanılan çeşitli sanat malzemeleri; dokuları, parlaklıkları, renkleri, akışkan ya da katı yapıları gibi özellikleriyle, kişilerin farklı duygusal deneyimlerini, düşüncelerini, anılarını ve hem günlük yaşama ait hem de bilinçdışındaki imgeleri uyandırabilir. Sanat eserini sanat terapisti ile birlikte gözlemlemek, bireyin içsel deneyimi ile dış gerçeklik arasında köprüler kurulmasına yardımcı olur (Hilbuch ve ark., 2016). Sanat yapmak; görsel, duygusal ve bilişsel süreçlerin toplamı olan bir motor çıktı sağlayarak, kim olduğumuzu ve nasıl hissettiğimizi yansıtır. Nöroplastisite, öğrenmeye veya duygusal uyaranların işlenmesine yanıt olarak beyinde meydana gelen fizyolojik değişiklikler şeklinde tanımlanır. “Birlikte ateşlenen nöronlar birbirine bağlanır” ifadesi, ilişkisel öğrenmenin hücresel temelini temsil eder (King ve ark., 2019).

Prefrontal korteks, hem motor hem de duyusal bilgilerin işlenmesi ve çıktıları için önemlidir. Motor homunculus adı verilen vücut bölümlerinin beyindeki motor hareket dağılımına baktığımızda, ellerin ve ağzın diğer bölgelere göre daha fazla yer kapladığını görürüz. Prefrontal korteksin evriminde ellerin önemi büyüktür ve sanatla ilgili aktivitelerde, arkeoloji, mimarlık gibi disiplinlerde ellerin kullanımı öne çıktığı için bu alanların yaratıcılık ve prefrontal korteksin uyarılması üzerindeki etkileri de önemlidir.
Kaynakça
Abraham, A. (2018a). The neuropsychology of creativity. Current Opinion in Behavioral
Sciences, 27, 71–76. https://doi.org/10.1016/j.cobeha.2018.09.011
Abraham, A. (2018b). The neuroscience of creativity. https://doi.org/10.1017/9781316816981
Abraham, A (2024). The Creative Brain: Myths and Truths. MIT Press.
Case, C., Dalley, T. & Reddick, D. (2023). The handbook of Art Therapy. Routledge.Fourth edition.
Case, C., Dalley, T. & Reddick, D. (2023). The handbook of Art Therapy. Routledge.Fourth edition.
Çoban, G.S. (2021). Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi Kendini Gerçekleştirme Basamağında Gizil Yetenekler. Eurpean Journal of Educational & Social Sciences. 6(1), 111-118
Erdem, N. (2017). Narsisizm ve Yaratıcılık. Yapı Kredi Yayınları
Hilbuch, A., Snir, S., Regev, D., & Orkibi, H. (2016). The role of art materials in the transferential relationship: Art psychotherapists’ perspective. the Arts in Psychotherapy, 49, 19-26. https://doi.org/10.1016/j.aip.2016.05.011
Joschko, L., Pálsdóttir, A. M., Grahn, P., & Hinse, M. (2023). Nature-Based Therapy inIndividuals with Mental Health Disorders, with a Focus on Mental Well-Being and Connectedness to Nature—A Pilot Study. International Journal of Environmental Research and Public Health, 20(3), 2167.
Karul N. (2021). Buried Buildings at Pre-Pottery Neolithic Karahantepe. Türk Arkeoloji ve Etnografya Dergisi. 82: 21-31.
King, J. L., Kaimal, G., Konopka, L., Belkofer, C., & Strang, C. E. (2019). PracticalApplications of Neuroscience-Informed Art Therapy. Art Therapy, 36(3), 149- 156. https://doi.org/10.1080/07421656.2019.1649549
May, R. (20212). Yaratma Cesareti. Metis Yayınları.
Ramey, C. H., & Chrysikou, E. G. (2014). ‘’Not in their right mind’’: the relation ofpsychopathology to the quantity and quality of creative thought. Frontiers in Psychology, 5. https://doi.org/10.3389/fpsyg.2014.00835
Wardle, A. (2023). Landscape of loss: art therapy outdoors and traumatic bereavement.
International Journal of Art Therapy, 29(3), 174-180. https://doi.org/10.1080/17454832.2023.2267109

