Son yıllarda her yaz ormanlarımızda çıkan yangınları konuşuyoruz. Kimi zaman sabotajdan kimi zaman uçak ve helikopter sayısının yetersizliğinden bahsediyoruz. Fakat asıl sebepler bunlar değil. Soruna bilim ve veri temelli bakınca bambaşka bir tablo ortaya çıkıyor: Yanlış strateji ve ormanların yapılaşmaya açılması! Prof. Dr. Doğanay Tolunay sorularımıza ayrıntılı yanıtlar verdi, yaygın hataları ve ne yapmak gerektiğini ortaya koydu.
Prof. Dr. Doğanay Tolunay
İstanbul Üniversitesi – Cerrahpaşa
Orman Fakültesi Öğretim Üyesi
Röportaj: Emrah Maraşo
GazeteBilim Genel Yayın Yönetmeni
Ormanların sabote edildiğini iddia edenler mücadeleye zarar veriyor
Son orman yangınlarının bu kadar yüksek sayıda olması doğal nedenlerden mi kaynaklanıyor yoksa sabotaj daha kuvvetli bir olasılık mı? Bir uzman olarak siz hangi ihtimali daha yüksek görüyorsunuz?
Ülkemizde Orman Genel Müdürlüğü tarafından yangın istatistikleri tutulur. Aynı zamanda bütün orman yangınlarından sonra savcılık tarafından soruşturma yürütülür. Bu soruşturmalarda yangın çıkış nedeni ve çıkaranlar tespit edilir. Ancak yangın çıkaranı delilli olarak tespit etmek dağlık alanlarda zor olduğu için yıllık ortalama 2700-2800 kadar olan yangınların yaklaşık yarısının çıkış nedeni belli değil ve faili meçhul olarak kayıtlara geçmekte. Bunun haricinde doğal yangınlar olarak adlandırdığımız yangınların oranı %10-13 kadar. Nedeni bildiğimiz yangınlar arasında %7 anız, %4 sigara, %4 elektrik nakil hatları, %2 piknik gibi nedenler sıralanıyor. Kasıtlı olarak da yangın çıkarılmakta; bunlar çoğunlukla tarla açmak ve yerleşim yeri kazanmak amaçlı oluyor. Ancak babasına ya da işverenine kızdığı için orman yakanlar da var. İzmir’de bu yıl benzer bir olay yaşandı. Sabotajdan anladığımız terör ise resmî kayıtlara göre çok fazla yok. Örneğin 2021 yılındaki mega yangınlarda hiç terör unsuruna rastlanmamış. 2023 yılında ise sadece 4 terör kaynaklı yangın olduğu resmî kaynaklarda yer alıyor. Ülkemizde yangınların büyük çoğunluğu ihmal, dikkatsizlik ve kaza kaynaklı çıkmakta. Örneğin elektrik nakil hatlarından yılda ortalama 100 kadar yangın çıkmasına rağmen bu 100 yangında 4.500 hektar orman yanmakta. Bu da yıllık ortalama yanan orman alanlarının %25 kadarını oluşturuyor. Orman yangınlarının çıkış nedenlerinin belirlenmesi, bu nedenlere müdahale edilerek yangın sayısının azaltılması en önemli stratejilerimizden olmalıdır. Ormanların sabote edildiğini iddia edenler aslında orman yangınlarıyla mücadeleye zarar veriyor.
Yangın çıkarsa helikopter söndürür anlayışı değişmeli
Her sene büyük orman yangınlarını konuşuyor ve yangın söndürme uçaklarının, helikopterlerinin ve gerekli ekipmanların eksikliğinden şikâyet ediyoruz. Peki bunlar yangına karşı mücadelede yeterli mi? Yangınlara sonuç odaklı değil de süreç odaklı bakarsak nasıl bir stratejiyle hareket etmemiz gerekiyor?
Toplum olarak her yangından sonra uçak ve helikopter sayısını sorguluyoruz. Şimdi ben size sayıları vereyim. Geçen yıl ve bu yıl 105 helikopter ve 25 kadar uçakla yangınlara müdahale ediliyor. 2021 yılında bu sayı 35 helikopter ve 3 uçak şeklindeydi. Görüldüğü üzere hava filomuz çok ciddi sayıda arttırıldı. Buna rağmen geçen yıl 3800 orman yangınında 27 bin hektar orman yandı. Bu yıl da yangın mevsimi kötü başladı. Çoğu kiralık olan ve saatlik olarak ödeme yapılan hava araçlarına ayrılan bütçeye değinmek istemiyorum, ama oldukça yüksek olduğunu söylemem gerek.
Kamuoyunun gözden kaçırdığı nokta orman yangınlarıyla mücadelenin aslında bir afet yönetimi olduğu. Açacak olursam hava ve yer araçlarının sayısını arttırabilirsiniz, ama örneğin yolunuz yoksa ya da yollarınız bakımsızsa arozözler yangına ulaşamaz. Bir yangına aynı anda 10-15 hava aracı müdahale edemez, birbirlerinin rotasına girerlerse kaza yaşanması ihtimali olur. Çıplak toprak yüzeyi oluşturarak yangının ilerlemesini durdurmada kullanan dozerleriniz vardır ama bunları ormana götürecek treyleriniz yoksa dozerleri kullanamazsınız. Ya da bütün bunları çözmüşsünüzdür ancak yangını yönetecek personelin uzmanlığı yetersiz olabilir, hatta orman yangınlarında uzman olsanız bile yangın bölgesini yeterince tanımıyorsanız, uzmanlığınız bir işe yaramaz. Bunu da çözdük diyelim günlerce süren bir yangında personelinizi dinlendiremiyorsanız, vardiya usulü çalışamıyorsanız, yangınlara müdahalede zafiyet yaşarsınız.

Ek olarak ülkemizde en önemli sorun orman insan etkileşiminin artmasına bağlı olarak her yıl çıkan orman yangın sayısının da artmasıdır. 20 yıl önce 1800 kadar olan yıllık yangın sayısı son 10 yılda 2700’e yükseldi. Geçen yıl 3800 orman yangını çıkmıştı. Bu yıl şimdiden 1300 kadar yangın oldu. Bir günde 70-100 kadar yangın çıkabiliyor. Bunlardan 99’unu söndürseniz bile birini söndüremezseniz, binlerce hektar orman yanabiliyor. Böyle olunca yangınlarda çalışan personel bir yangından diğerine koşuyor, haliyle yoruluyor ve motivasyonları düşüyor. Özetle yangın çıkarsa çıksın helikopterler söndürür anlayışının değişmesi gerekli. Bunun yolu da yıllık orman yangını sayısını binin altında tutmak olmalı.
Yangın sayılarının artmasında başlıca etken ormanlardaki yapılaşma
Ormanların içine kadar giren yapılaşma ve kentleşmenin yani Türkiye’nin ekonomi-politiğinin yangınlardaki rolü nedir?
Çok önemli. Çıkan yangın sayısının sürekli artmasının temel nedeni bu denilebilir. Örneğin Orman Kanunun 2-B maddesiyle orman dışına çıkarılan alanlar oldu ve bunlar vatandaşa satıldı ve tapuları verilmeye başlandı. Orman Kanunun Ek 16. Maddesiyle orman alanlarındaki taşlık kayalık ve verimsiz alanlardan yerleşime uygun olanlar orman sınırları dışına çıkarılabiliyor. Geçen yıl İzmir’de yanan konutların bir kısmı bu şekilde orman dışına çıkarılmış alanlarda inşa edilmişti. Yine madenler, enerji tesisleri ve elektrik nakil hatları, yollar, boru hatları, kampüs, cezaevi, hayvan barınağı gibi çok sayıda tesise kamu yararı var denilerek izin verilmekte. Bugüne kadar ormanlardan verilen izinlerin toplam miktarı 933 bin hektar. Orman yangınlarının %90’ının insanlar tarafından başlatıldığı hatırlanacak olursa ormanlarda verilen izinler, bunların yapılaşması, yerleşime dönüşmesi yangın sayılarının artmasında başlıca etken. Bu durumun başka bir sonucu ise orman yangınlarının son yıllarda kent yangınına dönüşmesi. Benim hatırladığım ilk kent yangını 2020 yılında İskenderun’un dış çeperindeki binaların yanmasıydı. Kent yangını demem köy ya da kırsal mahallelerdeki yangınlar haricinde nüfusu yüzbinlerce olan kentlere de yangınların sıçraması. Bu gibi alanlarda yangınlardaki panik çok daha fazla can kaybına yol açabilir.

Ormanlarımızı paramparça edersek yangınlarla mücadele edemeyiz
Ek olarak yapılan çeşitli düzenlemelerin etkileri değerlendirilmiyor. Demek istediğim TBMM’de görüşülen kanun teklifinin orman yangınlarıyla ilişkisinin kurulmamış olması. Bu teklifte ormanlarda maden ruhsatının bedelsiz olarak verilmesi ve bu ormanlardaki tasarruf yetkisinin MAPEG’e geçmesi yer alıyor. Bu durumun yangınlara şu şekilde etkisi olacaktır: Öncelikle OGM maden izinlerinden izin bedeli almakta ve bunun bir kısmını yangınlarla mücadelede kullanmaktadır. Hatta hava filosundaki araç sayısını arttırdığı için 2 yıldır OGM zarar etmektedir. Maden izinlerini bedelsiz yapmak doğrudan orman yangınlarıyla mücadeleyi zayıflatacaktır. Ormanların tasarrufunun MAPEG’e geçmesi durumunda yangınlarla mücadele nasıl devam edecektir? Ayrıca ülkemizde maden ruhsatı verilen alanları bilemiyoruz ama TEMA’nın 31 ilde yaptığı çalışmalardan il yüz ölçümlerinin %50-90 kadarının sadece IV. Grup madenler için ruhsatlandırıldığını biliyoruz. Bu durumda ormanların da bu oranda ruhsatlandırıldığını söylemek mümkündür. Bu madenlere giden yollar elektrik hatları, kamyonlar, patlatmalar yangın tehlikesini arttırmaktadır. Ormanlarımızı bu kadar paramparça edersek yangınlarla mücadele edemeyiz. Kanun teklifiyle kömür için zeytinliklerin taşınması da söz konusu. Bu maddenin konulmasının nedeni olan termik santralın 2021 yılında yanmaktan son anda kurtulduğunu, hatta santrali kurtarmaya öncelik verildiği için daha fazla ormanımızın yandığını da hatırlatalım.
Maden izinlerini bedelsiz yapmak doğrudan orman yangınlarıyla mücadeleyi zayıflatacaktır. Ormanların tasarrufunun MAPEG’e geçmesi durumunda yangınlarla mücadele nasıl devam edecektir?
Yangınların çıkmasını önlemek gerek
Türkiye’de son yıllarda yaz aylarında gündeme yerleşen yangınları tarif etmek için “yeni yangın rejimi” kavramını kullanıyorsunuz? Bundan ne kastediyorsunuz?
Yukarıda açıkladığımı üzere 30 yıl öncesine göre ormanlarımızdaki insan faaliyetleri, yerleşimleri arttı ve bu da yangın sayısının artmasıyla sonuçlandı. Diğer yandan 20-30 yıl öncesine göre iklim değişikliği nedeniyle daha sıcak ve kurak iklime geçiş yaptık. Hatta sıcak hava dalgaları sıklaştı, süresi uzadı, yaz aylarında 40-45 derece sıcaklıklar görülmesi normal hale geldi. Sıcak ve kurak şartlar orman toprağı üzerindeki kuru otlar ve yaprakların tutuşma süresini kısalttı. Bu otlar ve yapraklar nemliyken ve 230-250 derecede tutuşurken, kuruyken 200 derecede tutuşabilir. Böyle olunca da insanların başlattığı yangınlar iklim değişikliği nedeniyle daha hızlı büyümekte ve geniş alanlara yayılmakta. Arozözler ya da uçaklar yangına müdahale edene kadar dakikalar içinde söndürülmesi güç olan tepe yangınına dönüşmekte. Hele bir de rüzgâr varsa 1 saat içinde 5-10 km mesafe alabilmekte. Bu kadar hızlı ilerlemesinde rüzgârla birlikte kıvılcımların taşınması ve yeni yangıları başlatması etkili. İnsan-orman etkileşiminin artması ve iklim değişikliğinin ortak etkisiyle oluşan durumu yeni yangın rejimi olarak adlandırıyorum. Bu yeni yangın rejiminde yangınların söndürülmesi oldukça güç; bu yüzden çıkmasını önlemek gerek.

Yangına karşı kamu kurumları nasıl bir iş birliğine gitmeli? Halkın üzerine düşen sorumluluklar neler?
Orman yangınları konusunda başta Orman Genel Müdürlüğü olmak üzere, belediyeler, Karayolları, Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı ve özel enerji iletim ve dağıtım şirketleri, Tarım ve Orman İl Müdürlükleri, İçişleri Bakanlığına bağlı jandarma ve emniyet ve valiliklere büyük sorumluluk düşüyor. Bunlar ilk aklıma gelenler. Bu kurumlar kendi sorumluluk alanlarında yangın çıkmasını önleyici tedbirler almalıdır. Örneğin Karayolları yol kenarlarındaki kuru otları temizlemeli, elektrik nakil hatları ormanlardan geçirilmemeli, mevcut olanların bakımları yapılmalı ve tellerin birbirine temasını önlenmelidir. Belediyeler en az orman yangınları kadar büyük sorun olan kırsal alan yangınlarının önlenmesinden sorumludur. Ancak çoğu belediyenin kapasitesi yetersizdir.
Vatandaşlar ise bırakın yaz aylarını tüm yıl boyunca ormanlarda ve kırsal alanlarda kıvılcıma neden olabilecek faaliyetlerden uzak durmalıdır.
Valilikler ormanlara giriş yasağı koysa da denetim olmayınca yasaklar işe yaramamaktadır. Kolluk kuvvetleriyle denetimler yapılmalıdır. Tarım ve Orman İl Müdürlükleriyse anız yangınlarını önlemelidir. Bütün bu kurumlar aynı zamanda paydaşlarını orman yangınları konusunda bilinçlendirmeli, bunu sürekli olarak yapmalıdır. Vatandaşlar ise bırakın yaz aylarını tüm yıl boyunca ormanlarda ve kırsal alanlarda kıvılcıma neden olabilecek faaliyetlerden uzak durmalıdır.
Nasıl bir ağaçlandırma?
Yanan alanların tekrar ormanlaştırılması için ne yapmak ve ne yapmamak gerekiyor? Örneğin yanan her yere ağaç dikmek doğru mu?
Bu konuda bir genelleme yapmak çok doğru değil. Çünkü ormanlarımızın yapısı ve özellikleri iklim koşullarına dolayısıyla coğrafi bölgelere göre değişmekte. Ege ve Akdeniz bölgelerinde kızılçam ormanları ve maki bitki örtüsü daha yaygındır. Bu ormanlar yangına uyum sağlamıştır. Yangın çok şiddetli olmadıysa yangın sonrasındaki birkaç ayda buralardaki maki bitkileri sürgün vermekte, dökülen tohumlar ilk yağışlardan sonra çimlenmektedir. Dolayısıyla buralarda ilk etapta fidan dikmeye gerek yoktur. Belki yeterince tohum olmayan alanlara çevredeki yanmamış ormanlardan toplanan tohumların atılması önerilebilir. Ancak karaçam, kayın, gürgen, göknar, ladin ormanlarında bu durum geçerli değildir. Bu ormanlar yangın geçirdikten sonra kızılçam gibi birkaç yıl içinde kendini yenileyememektedir. Bu gibi ormanlarda öncelikle tohum ekimi, sonrasında yangın bölgesinden toplanmış tohumlarla üretilmiş fidanları kullanarak ağaçlandırma önerilebilir.

