Bu kanunun çıkması sadece muhafazakârlara yarayacaktır. Yani yaptıklarının yanına kâr kalmasını bekleyen, elde ettikleri kârı muhafaza için her şeyi yapanlara. İşte onlar, zeytinimize göz koyanlar.
İon mitolojisine göre – Evet, o Yunan değil, İon mitolojisi. Bazılarının bu mitolojiyi Yunanlara hediye etmek için bu denli hevesli olması, o mitolojideki tanrıların yarısının Anadolu kökenli olduğu gerçeğini değiştirmiyor – zeytin, tanrılar arasındaki bir sürtüşmede son sözü söyleyen meyvedir.
Atina kenti, koruyucu tanrısını saptamak için tanrılar arasında bir yarışma düzenler – Yani Atinalılar, “Ne kadar ekmek, o kadar köfte” misali “Tamam, hepiniz baş tanrımız olmak istiyorsunuz da, ne teklif ediyorsunuz bakalım, dökün eteğinizdeki taşları, ona göre karar vereceğiz” demişler. Sonuçta Athena ve Poseidon, şehrin koruyucu tanrısı olmak için yarışmışlar. Poseidon Atinalılara atı vermiş, Athena ise zeytini. Atinalılar ata binmeyi bilmedikleri için mi yoksa gerçekten daha yararlı olduğunu düşündüklerinden mi bilinmez, zeytini seçmişler, Athena da zeytin sayesinde Atina kentinin koruyucusu olmuş. Bakmayın Troya filminde herkesin ata bindiğine. O dönemde, olayın geçtiği çevrede, sadece araba çektirmek için kullanıyorlar atı. Ata binilebileceğini düşünemedikleri için, doğudan gelen atlıları görüp, atın üstünde insan olamayacağına göre bunlar “At adamlar” deyip, sentorları da mitolojilerine katmışlar.

Dönelim zeytine. Bu harika meyve hakkında daha başka efsaneler de var “Yunan” mitolojisinde ama biz, biraz daha bize yaklaşırsak, zeytin hakkında, Türk – İslam kültüründeki velilerin doğa ile bütünleşmesi konusundaki Horasan geleneğiyle de uyumlu olan “Zeytinli Baba” efsanesiyle karşılaşıyoruz.
13 ile 15. yüzyıl arasında yaşamış olduğu rivayet edilen Zeytinli Baba’nın ruhu zeytinlikleri koruyarak, onlara zarar verenleri uyarır ve hatta cezalandırır. Zeytin ağacının kesilmemesini vaaz eden ve “Ağaç kesene zarar gelir” diyen bir velidir.
Zeytin, çağlar boyu doğayla iç içelik ve bereketin sembolü olmuştur. Barışın simgesinin zeytin dalı oluşu, binlerce yıllık bilgeliğin ortak bilince seslenişidir. Zeytin yaşayan, yaşatan tarihtir Akdeniz havzasında.
13 ile 15. yüzyıl arasında yaşamış olduğu rivayet edilen Zeytinli Baba’nın ruhu zeytinlikleri koruyarak, onlara zarar verenleri uyarır ve hatta cezalandırır.
2000’lerden beri Türkiye’de ivmesi her yıl yükselen bir doğa kıyımı yaşanıyor. Göller hazine aramak için kurutuluyor, “eşsiz” diye tanımlanan kumlar bir gölün kıyısından yüklenip başka yerlere götürülüyor, nadir balıkların bulundukları sulara HES’ler yapılarak türlerin soyu kurutuluyor, yanlış tarım politikaları yüzünden yeraltı suları tükeniyor/kirleniyor, obruklar oluşuyor, cam gibi berrak sular müsilaj yüzünden bir boy ötesi gözükmez hale geliyor, sulak alanlar kurutulup göç yollarındaki kuşlar ölüme terk ediliyor, sanayi artıkları kontrolsüzce akarsulara, göllere verilip, buradaki hayatlar sona erdiriliyor, bu sulardan içen hayvanlar ölüyor, ölmeyenler bu zehirleri etleriyle soframıza getiriyor ve kokudan yanına yaklaşılmayacak kahverengi sularla sulanan tarlalardan gelen yiyecekler bizi kemoterapi seanslarına fırlatıyor gibi örnekleri fazla düşünmeden, bir nefeste verebiliyoruz.
Doğaya vurulan en son ve kuvvetli darbelerden biri de zeytinlikler konusunda. Önceden çaktırmadan, yakılarak, dibine ilaç dökülüp kurutulan zeytin ağaçlarına artık aleni bir savaş açılıyor. Yüzyıllardır ekmeğini zeytinden çıkartan ailelerin yakarışlarına, çevre örgütlerinin karşı çıkışlarına, doğaseverlerin isyanlarına rağmen.
Peki bu kadar değerli, yüzyıllarca ürün veren, sağlıklı yağ denildiğinde akla gelen meyveyi koruyan kanunlar yok mu? Tabi ki var. Olmaz olur mu? Zeytin yasası ya da resmi adıyla “Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun” (Kanun No. 3573) var. Gerçi 2023 ve 2024’te yapılan değişikliklerle zeytinlik alanlarda madencilik ve enerji yatırımlarına izin verilmesi, madencilik faaliyetleri için zeytinlik alanların kullanımı, termik santraller, enerji nakil hatları ve endüstriyel tesisler için zeytinliklerin kesilebilmesi, “Kamu yararı” gerekçesiyle zeytin ağaçlarının sökülmesine olanak tanınması gibi bazı tanımların işin içine girmesiyle olayın rengi farklılaşıyor.

Bu kanununun en kritik noktası ise 20. Madde. Bu maddeye göre de zeytinlik alanlar içinde ve çevresinde (3 km yarıçap) kimyasal atık, toz, duman çıkaran tüm tesislerin kurulması yasak. Sadece zeytinyağı fabrikaları istisna olabilir, o da bakanlık izniyle yapılabilir. Zeytinlikler asla küçültülemez, Zeytinliklerde madencilik faaliyeti yapılması kesinlikle yasaktır. Ancak, başka bir alternatif alanın bulunamaması ve “kamu yararı” olduğuna dair bir karar alınması durumunda, sadece Cumhurbaşkanı kararıyla istisnai olarak izin verilebilir. İzin alan firmanın, faaliyeti bitince sahayı eski haline getirip yeniden zeytinlik olarak düzenlemesi zorunludur.
Kanunlara bakınca bayağı ferahlıyor insanın içi de sonuçta önemli olan bir mahkeme kararının uygulanması. Anayasa Mahkemesinin kararları bile herkesin malumu. Türkiye’de o izni alan firmanın işini bitirdikten sonra sahayı eski haline getireceğine inanacak bir kişi bile olduğuna inanmıyorum. Zaten getiremezsiniz de. 40 yaş üzeri bir ağacı sökmek riskli, uzmanlık gerektiren ve maliyetli bir operasyondur. Siz yüzlerce yıllık ağaçları söküp, dikip, işiniz bitince tekrar söküp yerine getireceksiniz ve onun yaşamasını bekleyeceksiniz. Hayal. Bu kanunun çıkması sadece muhafazakârlara yarayacaktır. Yani yaptıklarının yanına kâr kalmasını bekleyen, elde ettikleri kârı muhafaza için her şeyi yapanlara. İşte onlar, zeytinimize göz koyanlar.

Önümüzdeki hafta zeytine vurulacak darbe için baltalar bileniyor. Bu zeytinin Türkiye’de yediği ilk darbe değil ama sonuncusu olabilir. Bir zamanlar ülkenin her tarafı zeytin ağacı doluyken ve zeytinyağı fakirin yağı iken, binlerce zeytin fidanı, Amerika’dan gelen margarin teknolojisine yer açmak için söküldü. Hatta türküsünü yaktırmışlardı “Zeytinyağlı yiyemem aman, basma da fistan giyemem aman” diye.

Şimdi riviera zeytinyağının bile marketlerde kilit altında satıldığı bir zamana geldik. O sökülen, kesilen, yok edilen zeytin ağaçlarının ruhları bir yerlerde, koro halinde şu şarkıyı söylüyor;
“İstesen de zeytinyağlı yiyemen artık, basma da fistan giyemen artık. Margarinle naylon kumaş neyine yetmiyor, ben bunu hak etmedim diyemen artık.”

