Dünya ormanları sessiz ama hızlı bir dönüşümden geçiyor, bir yangın ya da tek bir dramatik kırılma yaşamadan, daha sinsi bir değişim.
Beyza Aydoğdu
GazeteBilim Yazı İşleri
Dışarıdan bakıldığında yeşillik artıyor diye alkışlanacak türden de değil.
Peki bu ne demek?
Kısaca, yavaş gelişen, uzun yaşayan ve ekosistemin iskeletini oluşturan türler, yerlerini çabuk yetişen sprinter ağaçlara bırakıyor; hızlı büyüyorlar ama maalesef kısa soluklular.
Hızlı büyüyen ağaçlar, çabuk gel, çabuk gitçiler
Araştırmada dünya çapında 31.000’den fazla ağaç türünü küresel ölçekte incelediler. Artık ormanlarımızın yapısı değişiyor maratoncu yani yavaş, kalıcı türler azalırken, kısa vadede hızla büyüyen türler baskın hale geliyor.
Genelde akasyalar, okaliptüsler, kavaklar ve çamlar.
Bunların özelliği ne mi?
- Daha az yoğun odun → daha az karbon depolama kapasitesi.
- Düşük dayanıklılık → kuraklık, fırtına, hastalık gibi streslere karşı daha kırılganlar.
- Ekosistem bağlantıları zayıf → bu ağaçların çevresindeki hayvan, böcek ve mikroorganizma topluluklarını da sürdürebilmesi daha zor.
Yani, orman daha hızlı büyüyor olabilir ama eskisi kadar güçlü ve dayanıklı değil.
Yavaş büyüyen ağaçlar ise genellikle kalın yapraklı, yoğun gövdeli, uzun yaşayan türler. Bunlar ekosistemlerde;
- Karbonu daha uzun süre tutar.
- Toprağı daha iyi sabitler.
- Su döngüsünü dengeler.
- Biyoçeşitlilik için habitat sağlar.
Bu türler özellikle nemli tropik ve subtropik ormanlarda yaygın yani dünyanın en zengin biyoçeşitliliğine sahip yerlerde… Ancak bunlar artık rekabette geride kalıyor ve yok olma riskiyle yüzleşiyorlar.
Ayrıca araştırma, doğal olmayan, başka yerlerden gelip yerleşmiş ağaç türlerinin de gittikçe yaygınlaştığını gösteriyor. Bu ağaçlar genellikle hızlı büyüyor ve bozulmuş bölgelerde avantaj sağlıyor.
Ama…
- Yerel, evrimleşmiş türler kayboluyor.
- Onların yerine gelenler ekosistemin karmaşık işlevlerini dolduramıyor.
Kısaca çoğu zaman, “yeni gelen tür gelmiş hoş gelmiş” olmuyor, ekosistemin kendi ritmini değiştiriyorlar.
Araştırma, özellikle tropik ve subtropik bölgelerde (Amazon, Kongo havzası gibi) bu değişimin en şiddetli şekilde görüleceğini söylüyor. Üst kısımda da bahsettiğimiz gibi çünkü buralar en yüksek biyoçeşitliliğe sahip doğalar, ama yavaş büyüyen ve dar bölgelerde yaşayan ağaç türleri bu bölgelerde yok olma riskiyle yüzleşiyor.
Araştırmanın öncülerinden olan bir bilim insanı durumu şöyle ifade ediyor:
“Bu türler yok olduğunda, yerine hiçbir şey aynı işi yapmaz”.
Yani mesele yalnızca büyümek değil, neyin büyüdüğü ve neyin sessizce kaybolduğu…
Ve bu değişimin arkasında da her zamanki gibi biz insanlar var.
Ormanlarımızdaki bu dönüşüm kendiliğinden ortaya çıkan doğal bir dalgalanma değil. İklim değişikliği, arazi kullanımındaki değişimler, ormansızlaşma ve diğer insan kaynaklı bozulmalarla doğrudan bağlantılı. Özellikle sık kesim yapılan, yangın ya da kuraklık gibi streslerin arttığı bölgelerde hızlı büyüyen türlerin avantaj kazandığı görülüyor. Buna ek olarak, küresel ticaret ve ormancılık uygulamaları da tabloyu etkiliyor. Ekonomik değeri yüksek ya da hızlı biyokütle üretimi sağlayan türlerin farklı bölgelere taşınması ve dikilmesi, yerel ve yavaş büyüyen türlerin rekabet gücünü azaltabiliyor.
Kısaca…
Dışardan bakınca sorun yok gibi. Ağaçlar büyüyor, istatistikler artış diyor, haritalar hala yeşil, içimiz rahat.
Hız ve kısa vadeli verimle yetinmeye devam edersek, geleceğin ormanları muhtemelen daha çabuk yükselecek tam da bizim sevdiğimiz gibi, hızlı sonuç verecek.
Sadece biraz daha kırılgan olacaklar. Ama o kısmı genelde dipnotlarda okuyoruz zaten.
Kaynak:

