Doğayı anlamayan ve doğayla inatlaşan bu eylemin, iklim değişikliğini önlemek ve bu mücadeleye katkı vermek yerine iklim krizini daha da zorlaştıran bir adım olduğunu düşünüyorum.
Prof. Dr. Murat Türkeş
Röportaj: Binali Furkan Alper
2026 Kış Olimpiyatları bu sporların ihtiyaç duyduğu 34 milyon metrik tonluk buzun ve kar örtüsünü kaybına yol açacak. Kış Olimpiyatları’nın iklim krizine dikkat çekmek yerine krizi bizzat derinleştiren bir faktöre dönüşmesini nasıl yorumlarsınız?
Kötü bir yaklaşım. Öncelikle doğaya, iklime ve o yöredeki bitki örtüsüne; özellikle de o seviyedeki nadir ve endemik bitki türlerine aykırı bir durum. Onların aslında alıştıkları mevsimin dışında bir kar örtüsü yaratılması tüm olumsuzlukları barındırıyor. Doğayı anlamayan ve doğayla inatlaşan bu eylemin, iklim değişikliğini önlemek ve bu mücadeleye katkı vermek yerine iklim krizini daha da zorlaştıran bir adım olduğunu düşünüyorum.
İklim değişikliğine uyum sağlamak yerine su kıtlığı çeken bir coğrafyada devasa enerji harcanarak suni kış yaratılmaya çalışılıyor. Doğanın yasalarına karşı girişilen bu inatlaşmayı ne kadar sürdürülebilir buluyorsunuz?
Burası İtalyan Alpleri. Dağ iklimi var ama sonuçta Akdeniz havzasında, Akdeniz ikliminin içerisinde yer alıyor. Topografyaya bağlı olarak, dağın yamaçları boyunca yükseldikçe iklimin ve bitki örtüsünün değiştiği orografik klimatik vejetasyon (bitki örtüsü) katlarının bulunduğu bir coğrafya. Tabii bunun bir bölümü gerçekten dağ iklimi ama Akdeniz iklimi içerisinde bir coğrafyada, birçok hassas yörede bu Kış Olimpiyatları yapılmak isteniyor.
Öncelikle bir kere bu yapay karı üretmek için çok ciddi enerji kullanılacak. Bu enerji de büyük olasılıkla çeşitli fosil yakıtların (kömür, petrol, doğalgaz olabilir) yakılmasından sağlanmış elektrik kullanılarak veya doğrudan benzinli, mazotlu motorların ürettiği elektrik enerjisi ile üretilecek. Yani çok ciddi derecede bir enerji ve karbon ayak izi olan bir etkinlik. Dolayısıyla iklim değişikliğiyle mücadele etmediği gibi; o yörenin iklim değişikliğinden etkilenebilirliğini azaltıp direngenliğini artırma gibi uyum çabalarına hiç katkı vermeyen, sürdürülebilir olmayan bir uygulama.
Aslında iklim değişikliği koşullarında, Akdeniz ikliminin bulunduğu coğrafyada kar yağışlarının neredeyse nadir hava olayları hâline geldiği, gözlemlere göre karın yerde kalma süresinin azaldığı bir Akdeniz yöresinde, bir dağ ekosisteminde bu etkinliği yapmak doğayla inatlaşmaktır. Oradaki iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinin daha da olumsuz olmasını sağlama yönünde bir girişimdir.
Bu, gözlenen değişiklikler açısından böyle. Ancak orta, ortaya yakın, ortanın üstü, yüksek ve çok yüksek emisyon senaryolarına dayalı çeşitli projeksiyonlara göre; 2040’lar ve 2050’lerden sonra bu alanların çok daha sıcak, çok daha kurak olacağı ve kar yağışının gerçekten giderek çok hızlı azalacağı bir coğrafyada bu etkinlik yapılmak isteniyor. Bunu da dikkate aldığımızda; iklim değişikliği ile mücadeleyi sekteye uğratan, uyum çabalarına cevap vermeyen, iklim değişikliği konusunu bir bütün olarak anlamayan şirketlerin, onlarla hareket eden çeşitli büyük sermaye gruplarının ve onların sporlarının iklim değişikliğine nasıl yaklaştığını göstermek açısından ilginç olabilir.
Sponsorların karbon nötr olma iddiaları ile yarattıkları gerçek tahribat arasında uçurum olduğu belirtiliyor. Bu tür organizasyonların iklim hedeflerini PR aracı olarak kullanıp bilimsel gerçekliği perdelemeleri karşısında akademi dünyası nasıl bir duruş sergilemelidir?
İklim değişikliği ve değişkenliği bağlamında, doğal ekosistemlerin ve özellikle iklim değişikliği açısından “sıcak nokta” olarak kabul edilen Akdeniz havzasındaki bir dağ ekosisteminin bu kadar zarar göreceği bir etkinliğe, mutlaka bilimsel bir gerçeklikle yola çıkarak karşı çıkılması gerekiyor. Bütün bu etkinlikler, karbon nötr olma iddialarından kesinlikle çok uzak.
Yapay kar oluşturmak için çok ciddi derecede enerji harcanacak. Başka amaçlarla kullanılabilecek içme suyu ve doğanın can suyu olabilecek su, aslında yapay kar oluştururken kullanılacak. Yine bu cihazlar çalışırken doğaya emisyon verilecek ve gürültü yapılacak. Bütün bunlar doğaya zarar veriyor. Dolayısıyla baktığımızda ne enerji açısından ne de karbon nötr olma açısından böyle bir iddiası olabilecek bir kış olimpiyatı organizasyonu yok karşımızda.
Bilim dünyasının bir bütün hâlinde; İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Sekretaryası, Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) başta olmak üzere, Dünya Meteoroloji Örgütü ve yine Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın ilgili birimlerinin, en baştaki yöneticilerinin ve genel sekreterlerinin bu konuda ciddi bir uyarı yapmaları gerekir. Çünkü bu etkinlik orada yapay bir kar yaratarak mevsimsel döngüyü bozuyor.
Normalde karın doğal seyrine baktığımızda; eğer orada doğal bir kar örtüsü olsaydı, yeterli kar yağışı olsaydı, bu kar örtüsü mart sonunda erimeye başlayarak yavaş yavaş, özellikle nisan ortalarından haziran başına kadar eriyecek ve doğayı besleyecekti. Ekosistemi, bitki örtüsünü, yeraltı ve yerüstü sularını besleyerek görevini tamamlayacaktı. Kar zamanında kalktığında, karın altında kalan tohumların ya da çok yıllık bitkilerin gelişmesi için dağlarda çok da uzun olmayan, sonuçta haziran, temmuz, ağustos aylarını kapsayan, oradaki ekosistemin biyolojik ritmine uygun üç aylık bir gelişme dönemi var.
Fakat siz yapay kar yaptığınızda bu kar örtüsü kısa sürede erimeyecek ve büyük bir olasılıkla ancak haziran ortası veya haziran sonunda eriyecek. Dolayısıyla oradaki ekosistemin biyoçeşitliliği, doğal ritmi, biyolojik üretkenliği ve ekosistem üretkenliği bozulacak. Normal koşullarda üç ayda bütün gelişme fonksiyonlarını ve ekosistem hizmetlerini sürdürecek olan sistem ve içindeki biyoçeşitlilik, gerçekleştirmesi gereken tüm bu süreci belki iki ay gibi daha kısa bir sürede yapmak zorunda kalacak.
Bunu yapamadığı için de o yıl örneğin yeteri kadar gelişemeyecek, çiçeklenemeyecek ve tohum veremeyecek. Aynı zamanda bu bitki örtüsünden yararlanacak diğer canlılar; böcekler, sürüngenler, kuşlar, kelebekler ve arılar yeteri kadar beslenemediği için onlar da yeterli üretkenliği sağlayamayacak. Bu da doğada; doğrudan ekosistemlerdeki yaşam alanlarında, yeraltı ve yerüstü kaynaklarında, oradaki nadir türlerde ve onların gelecek kuşaklara aktarılması açısından büyük bir olumsuzluk yaratacak gibi görünüyor.
Alplerin durumundan hareketle Türkiye’deki kış turizmi merkezleri (Palandöken, Erciyes, Uludağ) içinde benzer bir karsızlık ve aşırı ısınma tehtidi ne kadar yakınımızda? 2026 İtalya örneği üzerinden Türkiye’deki kış turizmi için ne gibi dersler çıkartılabilir?
Uzun zamandır Türkiye’de de kar yağışlarının azaldığını; karlı gün sayısında, kar kalınlığında ve karın yerde kalma süresinde ciddi bir azalma olduğunu görüyoruz. Bu yüzden, dağlık alanlarda bugüne kadar alıştığımız, özellikle kar yağışına bağlı klasik kış turizminin ve kayak faaliyetlerinin artık farklı alternatiflerini bulmak gerekiyor. Çünkü Türkiye de hızla ısınan ülkelerden bir tanesi. Önümüzdeki on yıllarda, dağlarımızda eskisi gibi aynı seviyelerde kar yağışı olmayacak.
Yapay kar üretimi Türkiye’de de daha önce denendi. Örneğin 2011 yılında Erzurum Palandöken’de düzenlenen Dünya Üniversiteler Kış Oyunları’nda (Universiade) bu yönteme başvurulmuştu. Ancak bundan sonrası için mutlaka alternatif turizm etkinlikleri yaratılmalı. Yapay kar üreterek iklim değişikliği mücadelesine zarar vermek, o bölgedeki ekolojik ritmi ve doğal üretkenliği bozmak, ayrıca su kaynaklarının tükenmesine yol açmak gibi pek çok olumsuzlukla karşılaşılabilir.
Aslında uluslararası turizm sektörünün kendi çatı kuruluşları var. Sürdürülebilir turizm ilkeleriyle bağlantılı olarak; doğaya zarar vermeyen, iklim değişikliği mücadelesiyle uyumlu, karbon nötr olmayı hedefleyen ve karbon ile su ayak izini en aza indiren yaklaşımlar benimsenmeli. Kısacası, doğaya ve iklim sistemine zarar vermeyen alternatif turizm etkinlikleri ve fonksiyonları üretilmesi gerekiyor. Aksi takdirde, Avrupa’daki Alpler için geçerli olan bu tehlike, Türkiye’deki kış turizmi için de birebir geçerli olacaktır.
Türkiye’deki kış turizmini yapay yöntemlerle zorlamanın ülkemizin su güvenliği ve hidrolojik döngüsü üzerinde yaratacağı riskleri nasıl öngörüyorsunuz?
Burada bir zorlama yaptığımız zaman, az önce de özetlediğimiz gibi, giderek daha sıcak ve daha kurak olan bir dünyada, iklim değişikliği koşullarında; yani sıcaklık ve buharlaşma dengelerinin bozulduğu, kar yağışlarının azaldığı bir dönemdeyiz. Türkiye’de kış turizmini yapay olarak sürdürmek gibi doğaya doğrudan zarar veren etkinliklerle hem su güvenliği bozulmuş olur hem de hidroklimatolojik ve hidrolojik süreçler, yani hidrolojik döngü üzerinde ciddi bir olumsuzluk yaratılmış olur.
Normal koşullarda kar yağar ve karın yeryüzünde belirli bir kalma süresi vardır. Sonra bulunduğu coğrafyada yüksekliğe bağlı olarak kar yavaş yavaş erir. Eriyen kar suları yüzeysel akışa geçer, toprağı doyurur, topraktan süzülerek yeraltına sızar ve yeraltı sularını besler. Fazlası yine yüzeysel akışa geçerek akarsuları, dereleri ve çayları besler. Oradaki doğal göller veya insan yapımı barajlar ve göletler de yine bu kar sularıyla beslenir.
Dolayısıyla bu süreç doğal gerçekleşirse oradaki doğal döngü, ekosistem fonksiyonları ve biyolojik üretkenlik bozulmaz. Ne yeraltı ve yerüstü suları hasar görür ne de biyoçeşitlilik zarar görmüş olur. Bunların hepsine dikkat edildiğinde, Türkiye’de de beklendiği ve istendiği gibi sürdürülebilir; yani iklim direncini gözeten, iklim değişikliğini önemseyen ve doğaya saygılı bir turizm sektörü yaratılabilir.

