GazeteBilim
Destek Ol
Ara
  • Anasayfa
  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk
  • Etkinlikler
    • Astronomi Dersleri
    • Çağdaş Epistemoloji Dersleri
    • Davranış Nörolojisi Dersleri
    • Eğitimciler İçin Yapay Zekâ Okur-Yazarlığı Dersleri
    • Epigenetik Dersleri
    • Evren ve Kozmoloji Dersleri
    • Evrim Dersleri
    • Bilim Tarihi Dersleri
    • Hegel Dersleri
    • İnsan Felsefesi Dersleri
    • Kapitalizmin Tarihsel Gelişimi ve İktisadi Düşünce Dersleri
    • Konuşmaktan Korkmuyorum
    • Kuantum Mekaniği ve Yorumları Dersleri
    • Marx Dersleri
    • Nörobilim Dersleri
    • Nörohukuk
    • Nörofelsefe Dersleri
    • Nöroperspektifler
    • Nöropsikanaliz Dersleri
    • Öğrenilmiş Çaresizlik
    • Teizm, Deizm, Agnostisizm ve Ateizm Dersleri
    • Teoloji, Bilim ve Felsefe Tartışmaları
    • Zihin Dersleri
  • Biz Kimiz
  • İletişim
Okuyorsun: Wittgenstein Tractatus’ta felsefenin tüm sorunlarını çözmeye çalıştı ancak pek başarılı olamadı
Paylaş
Aa
GazeteBilimGazeteBilim
Ara
  • Anasayfa
  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk
  • Etkinlikler
    • Astronomi Dersleri
    • Çağdaş Epistemoloji Dersleri
    • Davranış Nörolojisi Dersleri
    • Eğitimciler İçin Yapay Zekâ Okur-Yazarlığı Dersleri
    • Epigenetik Dersleri
    • Evren ve Kozmoloji Dersleri
    • Evrim Dersleri
    • Bilim Tarihi Dersleri
    • Hegel Dersleri
    • İnsan Felsefesi Dersleri
    • Kapitalizmin Tarihsel Gelişimi ve İktisadi Düşünce Dersleri
    • Konuşmaktan Korkmuyorum
    • Kuantum Mekaniği ve Yorumları Dersleri
    • Marx Dersleri
    • Nörobilim Dersleri
    • Nörohukuk
    • Nörofelsefe Dersleri
    • Nöroperspektifler
    • Nöropsikanaliz Dersleri
    • Öğrenilmiş Çaresizlik
    • Teizm, Deizm, Agnostisizm ve Ateizm Dersleri
    • Teoloji, Bilim ve Felsefe Tartışmaları
    • Zihin Dersleri
  • Biz Kimiz
  • İletişim
  • Destek Ol
Bizi Takip Edin
  • Biz Kimiz
  • Künye
  • Yayın Kurulu
  • Yürütme Kurulu
Copyright © 2023 Gazete Bilim - Bütün Hakları Saklıdır
GazeteBilim > Blog > Felsefe > Wittgenstein Tractatus’ta felsefenin tüm sorunlarını çözmeye çalıştı ancak pek başarılı olamadı
Felsefe

Wittgenstein Tractatus’ta felsefenin tüm sorunlarını çözmeye çalıştı ancak pek başarılı olamadı

Yazar: GazeteBilim Çeviri Yayın Tarihi: 16 Haziran 2024 16 Dakikalık Okuma
Paylaş
Wittgenstein
Wittgenstein, Batı felsefesinin etik, teoloji ve metafizikle ilgili bütün spekülatif tartışmalarını “saçmalık” olarak nitelendirir. Dünyayı metafizikten temizlemek ve temizlediği dünyanın resmini çekebilecek bir dil oluşturma çabası içindedir. (Görsel: Wikimedia)

Wittgenstein sonucu bilinemeyecek olan bir denklemin sonucunun araştırılması yerine, denklemin kendisinin hatalı olduğunu göstererek, denklemi ortadan kaldırır ve böylece problem de ortadan kalkar. Wittgenstein’ın sihri buradadır.

İçindekiler
Mantıksal atomculukResim Anlam KuramıDilin sınırlarıBelirtmek ve göstermekKarşılama ve kalıcı etkiPeki, Wittgenstein felsefi problemleri gerçekten çözebildi mi?

Yazan: Catherine Legg
Çeviren: Okan Nurettin Okur

Mantık nereden geliyor?

Fizik yasaları farklı olsaydı dünya nasıl bir yer olurdu? Bu durumda mantık yasaları da değişir miydi?

Gerçekten etik ilkelerinden bahsetmek mümkün mü?

İnsanlığın binlerce yıldır üzerine düşündüğü felsefi sorulara cevap bulabilir miyiz?

Tüm bu sorular ve daha fazlası, Ludwig Wittgenstein’ın (1889-1951) ilk çalışması olan Tractatus Logico-Philosophicus‘ta (genellikle sadece “Tractatus” olarak anılır) ele alınmaktadır. Tractatus, Wittgenstein’ın yaşamı boyunca yayınladığı tek felsefe kitabıdır. Kitabın çoğunu I. Dünya Savaşı sırasında İtalya’da bir savaş esiri olarak yazmış olması, ona varoluşsal ve mistik bir hava katar. Büyük ölçüde formel (geleneksel) mantıkla ilgili, kendine özgü, bazen kafa karıştırıcı aforizmalar dizisi olan Tractatus‘un felsefe üzerinde muazzam bir etkisi olmuştur. En acımasız eleştirmenlerinden biri yine Wittgenstein’ın kendisidir. Yayınlanmasından sadece birkaç yıl sonra kendi argümanlarını sorgulamaya, eleştirmeye başlar.

Bu ince kitapta Wittgenstein, felsefenin tüm sorunlarının aslında dilin gerçek mantığını yanlış anlamamızdan kaynaklandığı savunur. Eğer bu yanlış anlaşılma ortadan kaldırılabilirse:

”Söylenebilecek şeyler açıkça söylenebilir, hakkında konuşamadıklarımızı ise susarak geçiştirmeliyiz”.

Bu kısmen ahlaki bir zorunluluktur.

Wittgenstein Tractatus‘ta hem gerçekliğin hem de dilin temelinde bir tür mantıksal yapı olduğunu göstermeye çalışır. Gerçekliğin ve dilin uyumlu olması gerektiğini, aksi takdirde dilin işlevini yerine getiremeyeceğini savunur. Bu mantıksal yapı içerisinde her biri açıkça ifade edilebilecek çok sayıda spesifik gerçekliğin yattığını öne sürer. Yapının kendisi hakkında konuşulamaz ama “gösterilebilir”.

Ayrıca Wittgenstein, Batı felsefesinin etik, teoloji ve metafizikle ilgili bütün spekülatif tartışmalarını “saçmalık” olarak nitelendirir. Dünyayı metafizikten temizlemek ve temizlediği dünyanın resmini çekebilecek bir dil oluşturma çabası içindedir.

Mantıksal atomculuk

Kimyagerler, maddenin farklı atom türlerinden oluştuğunu bulup bu elementleri sistematik olarak sunan periyodik tabloyu geliştirdiklerinde bilimsel bilgi büyük ölçüde ilerlemişti. Bu gelişme, atomların su, şeker, toprak gibi maddeleri oluşturmak için nasıl bir araya geldiğini açıklayan formüller yazmalarına olanak sağladı.

Wittgenstein Tractatus‘u yazarken, Bertrand Russell gibi ilk analitik filozoflar ”anlam atomları”nı tanımlamaya çalışıyordu. Niceleme mantığını (yüklemler mantığı) kullanarak bu atomların tüm olası kombinasyonlarını formüle etmeye çalıştılar ve buna mantıksal atomculuk dediler.

Genç Wittgenstein 1911’de Cambridge’e vardığında Russell hocası oldu. Bu andan itibaren Wittgenstein, Russell’ın mantıksal atomculuğu üzerine çalışmaya başladı. Mantıksal atomculuk kuramı dünyanın daha fazla parçalanamayan ve her biri diğer gerçeklerden bağımsız olarak anlaşılabilen nihai mantıksal “gerçeklerden” (veya “atomlardan”) oluştuğunu savunuyordu. Bu görüşü Tractatus Logico-Philosophicus‘ta ortaya atan Wittgenstein, daha sonra yazdığı Felsefi Araştırmalar kitabında bunu reddetti.

tractatus
Wittgenstein Tractatus’u yazarken, Bertrand Russell gibi ilk analitik filozoflar ”anlam atomları”nı tanımlamaya çalışıyordu. (Görsel: lituraterre.org)

Wittgenstein’a göre bu dünya olguların bir topluluğuydu. Başka bir ifadeyle bu dünya, “durum”, “şey-durumu”, “olgu” sözcükleriyle dile getirilen yapıcı öğelerden oluşuyordu. Wittgenstein’e göre bu öğeler birleşiktir ve onların en yalın öğesi “şey”dir, “obje”dir. Ancak bu “şeyler” tek başlarına bulunmazlar, tersine “şey durumu” içinde yer alırlar. Bu husus Wittgenstein’ın atomcu bir dünya görüşüne sahip olduğunu gösterir. Biz ancak bu şey-durumlarını bilebiliriz. Bilgimiz de onların resimleridir. Cümlenin anlamı bu resimdir. O halde bir önerme mantıksal formu sayesinde doğru veya yanlış olmaktadır. Mantıksal formdan yoksun olduğu takdirde, o ne doğru ne de yanlıştır. Hatta bir önerme bile olamaz. Gramatikal olarak bir önermeye benzemekle birlikte, gerçekte bir önerme değildir. Buradan hareketle olguların mantıksal bir resminin düşünce ve doğru düşüncelerin toplamının dünyanın bir resmi olduğunu söylenebilir.

Dünyada olgular, basit nesnelerden oluşan durumların varlığından oluşur. Dilde gerçekler, basit isimlerden oluşan atomik önermelerle temsil edilir. Peki bu basit nesneler nelerdir? Wittgenstein bunların “dünyanın özünü oluşturduğunu” söyler ama hiçbir örnek vermez.

Resim Anlam Kuramı

Wittgenstein’ın dilin yanlış olanı anlamlı bir şekilde nasıl tanımlayabileceği sorusuna cevabı Resim Anlam Kuramı’dır. İfadeler nasıl resim olabilir? Burada Wittgenstein, doğru ya da yanlış olan bir ifadenin yalnızca terimleri listelemekle kalmayıp onları bir yapı halinde düzenlediğini savunur. Örneğin “Megan”, “Harry” ve “seviyor” terimlerini düşünün. Bunları farklı “resimler” halinde düzenleyerek, her biri doğru ya da yanlış olabilen oldukça farklı durumları tanımlayabiliriz:

Harry Megan’ı seviyor.

Megan Harry’yi seviyor.

Harry, Harry’yi seviyor.

Wittgenstein bu şekilde dilin, her ifadenin kendi yerinin olduğu devasa bir alanı oluşturduğunu öne sürer:

Bir resim, mantıksal uzaydaki bir durumu, durumların varlığını ve yokluğunu sunar. Bu “uzay” doğru olan her şeyin yanı sıra yanlış ve yalnızca mümkün olan her şeyi de içerdiğinden, içinde hareket ettiğimiz ve yaşadığımız fiziksel alandan çok daha geniştir. Bu mekânın fiziksel mekânla ilişkisi ise ilginç bir sorudur.

Bu açıdan, resim anlam kuramının Tractatus‘taki işleyişi nasıldır?

Wittgenstein, bir gazetede okuduğu, Paris’teki bir mahkeme odasındaki bir olguyu, yani göreli olarak hiç karşılaşılmamış türden bir motor kazasını açığa kavuşturmak için oyuncak motor ve bebeklerin kullanıldığına ilişkin bir haber yazısından esinlenmiştir. Wittgenstein’ın buradan esinlendiği şey, dilin de bu oyuncakların temsil ettiği gibi gerçekliği temsil ettiği düşüncesidir. Esinlendiği bu olay ile Wittgenstein, resim teorisi ile ilgili düşüncelerini oluşturmuştur. Wittgenstein’a göre, olguların resimlerini yapabiliriz. Bu resim ise gerçekliğin bir taslağıdır ve gerçekliğin taslağı olması itibariyle, resmin öğeleri, resmin içinde, gerçekliğin nihai öğeleri olan nesneleri karşılar.

Dilin sınırları

Mantıksal alanı sistematik bir şekilde düzenlediğimizde bazı önemli konuların dışarıda kaldığını görürüz. Wittgenstein şöyle der:

Önermeler gerçekliğin tamamını temsil edebilir, ancak gerçekliği temsil etmek için gerçeklikle ortak noktaları olması gereken şeyi, yani mantıksal biçimi temsil edemezler.

Wittgenstein’ın buradaki amacını anlamak için, bir sokak manzarasını bozuk olarak yansıtan bir ayna düşünün. Ayna açıkça sokak manzarasını temsil eder, ancak sokak manzarasının kendisi ile sokak manzarasını temsil etmesini sağlayan ışık arasındaki ilişkiyi temsil edemez. Gerçeği “yansıtan” dil metaforu, birçok filozofun hakikat hakkındaki düşüncelerini, doğruluğun uygunluk kuramı (the correspondence theory of truth) olarak adlandırılan bir yöntemle şekillendirmiştir.

Metaforu eleştiren önemli filozoflar vardır. En önemlisi Richard Rorty’nin ”Felsefe ve Doğanın Aynası” (1979) adlı kitabında yaptığı eleştirilerdir. Ancak Wittgenstein şu meşhur sözüyle metaforun içine anti-realist bir mesaj yerleştirir:

Dilimin sınırları dünyamın da sınırlarıdır.

Bunu şöyle açıklar:

Mantık dünyayı kuşatmıştır: Dünyanın sınırları aynı zamanda onun sınırlarıdır. Dolayısıyla mantıkta “Dünyanın içinde şu var, bu var, şu yok diyemeyiz. Zira bu durum, mantığın dünyanın sınırlarını aşmasını gerektirir”.

Bu noktayı açıklamak için, “Dünyada hiçbir gerçek çelişki yoktur” dediğimi hayal edin. Görünüşte bu, “Dünyada sekiz bacaklı at yoktur” sözüne benzeyebilir ve bu ifadenin anlamlı olduğu açıktır. Ama aslında durum oldukça farklıdır.

Sekiz bacaklı atların olduğu bir dünyanın ve sekiz bacaklı atların bulunmadığı bir dünyanın “mantıklı resimlerini” çıkarabilir ve bunları karşılaştırabiliriz. Ancak bunu kendi dilimizin mantıksal yapısıyla yapamayız. Örneğin, “yağmur yağıyor ve yağmıyor” ifadesinin doğru olduğu bir dünyayı “hayal etmeye” çalışın. Bu durumda şemsiyenizi yanınıza almalı mısınız?

Belirtmek ve göstermek

Tractatus‘un sonuna doğru Wittgenstein aniden mantığı terk eder ve etik, ölüm, Tanrı, şüphecilik, yaşamın anlamı ve felsefenin amacı üzerine bir dizi aforizmadan oluşan derin düşüncelere dalar. 

Etikle ilgili tartışmaları açıkça reddeder:

Dünyanın anlamı dünyanın dışında yer almalıdır. Dünyada her şey olduğu gibidir ve her şey olduğu gibi olur; hiçbir değer yoktur. Dolayısıyla etiğin kelimelerle ifade edilemeyeceği açıktır.

Peki insanlar neden sık ​​sık etik hakkında konuşurlar?

Wittgenstein, bu tür insanların kafasının karışık olduğunu öne sürer. Bir eylemin iyiliği ya da kötülüğü başka bir tür gerçeğe dayanmaz. Sanki Tanrı “iyi” bir eylemimiz için bize para vererek ödüllendirebilir ya da “kötü” bir eylemimiz için kafamıza vurarak cezalandırabilirmiş gibi. Daha ziyade iyilik ya da kötülük “eylemde mevcut olmalıdır”. Diğer bir konu da, genel iyimserlik veya kötümserlik tutumumuz olarak anlaşılan iradedir. Bu aynı zamanda dünyanın dışındadır. Wittgenstein şöyle der:

İradenin iyi ya da kötü kullanılması dünyayı değiştiriyorsa, gerçekleri değil; yalnızca dünyanın sınırlarını değiştirebilir. Mutlu adamın dünyası mutsuz adamınkinden farklıdır. Buradan ölüme doğru ilerleriz.

Wittgenstein, mantığın ve yaşamın kavranılamaz sınırları arasında bir paralellik kurarak ölümden korkulmayacak bir şey olduğuna dair “Yeni Epikurosçu” bir argüman sunar:

Ölüm hayattaki bir olay değildir. Görme alanımızın sınırı olmadığı gibi hayatımızın da sonu yoktur.

Buradan Tanrı’ya ve mistik olana geçer:

Mistik olan dünyadaki şeylerin nasıl olduğu değil, var olmasıdır.

Artık Wittgenstein felsefenin tüm sorularını çözmeye hazırdır. Felsefenin amacının basitçe ifade edilebilecek olanı (“doğa biliminin önermeleri”) ifade etmek ve başka herhangi bir şeyi ifade etmeye çalışmanın hatalı olduğunu göstermek olduğunu belirtir.

Peki Tractatus‘un kendisi buna uyuyor mu?

Numaralandırılmış aforizmaları pek “doğa biliminin önermeleri” gibi görünmüyor. Wittgenstein bu itirazı, yukarıya tırmanılan ve sonra tekmelenerek atılan merdivene ilişkin meşhur metaforuyla gidermeye çalışır:

Önermelerim şöyle bir sıralama takip eder: Beni anlayan kişi, merdiven basamaklarını onların ötesine tırmanmak için kullandığında, sonunda bunların anlamsız olduğunu anlar. Hemen hemen bütün alanlarda ilerlemek için merdiven basamaklarının tek tek çıkılması gerekliliğini vurgular. Ancak bu merdiven nihai olarak aşılmamış bir engel olarak kalır. Bir kez zirveye ulaşıldığında merdiven artık gereksiz hale gelir, çünkü amacı sadece o noktaya ulaşmaktır.

Bu da bizi eserin meşhur son açıklamasına getirir:

Hakkında konuşamadığımız şeyleri sessizce geçiştirmeliyiz.

Karşılama ve kalıcı etki

Bütün ihtişamına rağmen Tractatus‘un pek çok önemli felsefi sorunu halının altına süpüren saf bir adamın kitabı olduğu söylenebilir.

Yayımlanmasından kısa bir süre sonra Wittgenstein, fikirlerine olan güveni konusunda bir kriz yaşar. Felsefi çalışmalarına uzun bir süre ara veren Wittgenstein tekrar felsefeye döndüğünde daha önce savunduğu görüşlerin doğru olmadığını düşünür. Felsefi kariyerinin geri kalanını kendisini eleştirmekle geçirir. Bu yüzden ikinci dönem, Tractatus‘un temel felsefî bakış açısından kopuşu ifade eder. Buna göre dil ile gerçeklik dünyası arasında yapısal bir uygunluk olduğu ve dilin mantıksal formlarının gerçekliğin yapısını yansıttığı düşüncesinden vazgeçilmiştir. Başka bir ifadeyle dil ile gerçeklik arasında anlamsal bağ yoktur ve dilin mantıksal yapısı gerçekliği resmetmez. Aksine farklı dillerin müstakil gramerleri vardır. Bu farklı diller dilden-bağımsız-gerçekliği resmetmezler. Resmedilen varlıkların tabiatı onlar için belirleyici değildir. Bu, gerçekliğin resmedilecek mantıksal bir formunun olmadığı anlamına gelir. Bu yüzden de sözün gösterimi ile taşıyıcısı arasındaki ayrıma dikkat etmek gerekir.

Yayımlanmasından kısa bir süre sonra Wittgenstein, fikirlerine olan güveni konusunda bir kriz yaşar. Felsefi çalışmalarına uzun bir süre ara veren Wittgenstein tekrar felsefeye döndüğünde daha önce savunduğu görüşlerin doğru olmadığını düşünür.

Bu arada Viyana’daki mantıksal pozitivist çevre Tractatus‘u okur ve ilham alır. 1927’de Wittgenstein’ı bir araştırma ziyaretine davet ederler. Wittgenstein bu daveti kabul eder, ancak böyle aptalca şeyler yazan birinin (kendisini kastediyor) düşüncelerini artık anlayamadığını belirterek kitabıyla ilgili her soruyu yanıtlamayı reddeder. Bunun yerine sırtı dinleyicilere dönük olarak Hintli mistik Rabindranath Tagore’un şiirlerini okur. Wittgenstein, Tractatus ve diğer çalışmalarıyla birlikte düşünüldüğünde, yaşadığı dönem ve daha sonrasına büyük bir etkide bulunmuştur. Özellikle Viyana Çevresi ve analitik felsefe açısından bakıldığında onun etkisi yadsınamaz derecede büyüktür.

Mantıksal pozitivistler bundan pek hoşlanmazlar. Yine de Tractataryen fikirlerin bir kısmını benimserler. Felsefi analizde biçimsel mantığın önemi gibi. Ayrıca bilimsel gerçekler ile değer ifadeleri gibi diğer tüm ifadeler arasında kesin bir ayrım yapılması konusunda ısrar ederler.

İkinci Dünya Savaşı sırasında pek çok Viyana Çevresi üyesinin ABD’ye gitmek üzere Avrupa’dan kaçmasının ardından mantıksal pozitivizm, İngilizce konuşulan dünyaya hâlâ hâkim olan analitik felsefeye dönüşmüştür. Bu bağlamda, Tractatus yapısı itibariyle analitik felsefe üzerinde birçok tartışma yaratmış, dil felsefesi ve mantık alanında yeni ufuklar açmıştır. Genel olarak Wittgenstein’ın yaptığı şey tıpkı Kant gibi dünya hakkında neyin söylenip neyin söylenemeyeceğini, dolayısıyla erişilmez olanı sorgulamasıdır. Kant bu soruyu fiziğin terimleriyle sorup ayrımı da tamamen bilgi açısından ortaya koyarken, o mantıktan yola çıkıp dilsel açıdan meseleyi ortaya koymuştur. Sonuç olarak erişilmez alanda susmayı tercih etmiştir.

Wittgenstein’ın birinci dönem felsefesi nasıl ki mantıksal pozitivizm üzerinde etkili olmuşsa, ikinci dönem felsefesi de “dil felsefesi”nin gelişimine ön ayak olmuştur. 1951’deki ölümünden hemen sonra yayınlanan başyapıtı Philosophical Investigations (Felsefi Soruşturmalar), mantıksal atomizmin ve dil hakkında aşkınsal felsefenin parodisini yapan birçok açıklama içerir. Ancak felsefi sorunların kesin olarak çözülebileceği fikri neredeyse tamamen terk edilmiştir.

Günümüzde çağdaş felsefe, genç Wittgenstein’ın öngördüğünden çok daha karmaşık bir hal almıştır.

Tractatus, popüler kültürde hayranlık uyandırmaya devam etmekte, Wittgenstein’ın sözleri Chicago’daki grafitilere ilham kaynağı olmaktadır.

Film yapımcısı Derek Jarman, son sahnesinde Tractatus‘un özetini içeren Wittgenstein’ın biyografi filmini çekmiştir. Sahnede John Maynard Keynes, ölüm döşeğindeki Wittgenstein’a yaklaşır ve onu dünyayı “kusurlardan ve belirsizliklerden” arındırmak için saf mantığa indirgemeyi hayal eden “çok zeki bir genç adam” olarak betimler:

Bir zamanlar tüm dünyayı saf mantığa indirgeyebileceğini hayal eden genç bir adam varmış. Çok da zeki olan bu genç adam bu hayalini gerçekleştirmiş ve geriye çekilip yarattığı mükemmel, içinde belirsizlik barınmayan bu dünyayı hayranlıkla izlemeye başlamış. Sonrasında da keşfetmeye karar vermiş, ancak ilk adımını attığında sırt üstü yere düşmüş, çünkü mükemmel dünyada hiç pürüz yokmuş. Genç adam yaşlandıkça bilgeye dönüşmüş, kaçınmaya çalıştığı engellerin aslında kusur olmadığını anlamış. Koşmaya ve dans etmeye başlamış. O hareket ettikçe kelimeler yere dökülmüş ve bilge adam dünyanın böyle döndüğünü anlamış. Ancak yine de içinde bir yerlerde pürüzsüz, parlak ve mükemmel olan dünyaya özlem duyuyormuş. Pürüzlü dünya fikrine alışıp kabullense de gönlü diğer dünyada kalmış. Nihayetinde ruhu iki dünya arasında sıkışıp kederden kedere sürüklenmiş.

Peki, Wittgenstein felsefi problemleri gerçekten çözebildi mi?

Burada dikkat etmemiz gereken bir şey vardır. Bir sorunun çözümü iki yolla olabilir; birincisi, sorunun direkt olarak cevabını vererek, ikincisi ise, sorunun kendisini ortadan kaldırarak. Wittgenstein ikinci yöntemi kullanmıştır. Çünkü onun sisteminde, felsefi problemler teker teker ele alınıp cevap verilmez, problemin ortaya çıkmasını sağlayan sorular ortadan kaldırılır. Kabaca, Wittgenstein sonucu bilinemeyecek olan bir denklemin sonucunun araştırılması yerine, denklemin kendisinin hatalı olduğunu göstererek, denklemi ortadan kaldırır ve böylece problem de ortadan kalkar. Wittgenstein’ın sihri buradadır.

Bu, hiçbir zaman çözemediği bir gerilime neden olmuştur. Tractatus‘un yayımlanmasından 100 yıl sonra bile bu ikilem felsefecileri etkilemeye devam etmektedir.

Wittgenstein’ın son sözleri ile bitirelim:

“Söyleyin onlara, şahane bir hayatım oldu.”

Kaynak: https://theconversation.com/wittgenstein-tried-to-solve-all-the-problems-of-philosophy-in-his-Tractatus-logico-philosophicus-but-he-didnt-quite-succeed-181719 (son erişim tarihi: 06.06.2024).

Etiketler: analitik felsefe, dil, dil felsefesi, felsefi soruşturmalar, mantıksal pozitivizm, tractatus, wittgenstein
GazeteBilim Çeviri 16 Haziran 2024
Bu Yazıyı Paylaş
Facebook Twitter Whatsapp Whatsapp E-Posta Linki Kopyala Yazdır
Yazar: GazeteBilim Çeviri
GazeteBilim Haber ve Çeviri Birimi gönüllü, kolektif bir topluluktur ve profesyonel nitelikte çeviri katkılarına açıktır. İletişim için gazetebilimceviri@gmail.com.
Önceki Yazı Benoît de Maillet kimdir?
Sonraki Yazı dawkins Gen gerçekten bencil mi?

Popüler Yazılarımız

krematoryum fırını

Türkiye’de ölü yakma (kremasyon): Hukuken var, fiilen yok

BilimEtik
23 Kasım 2023
cehalet
Felsefe

“Cehalet mutluluktur” inancı üzerine

Eşitleştiren, özgürleştiren, mutlu kılan, bilgi midir yoksa cehalet mi? Mutlu kılan, cehalet mutluluktur sözünde ifade edildiği gibi, bilgisizlik ve cehalet…

12 Ağustos 2023
deontolojik etik
Felsefe

Deontolojik etik nedir?

Bir deontolog için hırsızlık her zaman kötü olabilir nitekim çalma eyleminin özünde bu eylemi (daima) kötü yapan bir şey vardır.

15 Ağustos 2024
Güzel şeyler, özgür seçim süreçlerinin en çirkin şekillerde baskı altına alınmasına rağmen varlığını sürdürmeyi dişiler sayesinde başarır.(Görsel: The Belkin)
Flörtöz Hayvanlar

Ördekler, penisleri ve Amerikan ekonomisi

Yanık türkülerin yeşil başlı gövel ördeklerinden esinlenilen romantizm yalnızca bizim hayallerimizde var; gerçek dünyada bu türlerin aşk hayatları çok daha…

5 Kasım 2024

ÖNERİLEN YAZILAR

Karl Marx, ulusların özgür halklar olarak kuruluşu ve insanlığın kurtuluşu

Modern dünyada insanlık ulusları ortaya çıkarmış; bu, insanlığın nihai kurtuluşu yolunda zorunlu bir adımdır; fakat egemen devletler olarak örgütlenmiş uluslar…

Felsefe
19 Temmuz 2025

Açlıkla büyüyen estetik

Dayatılan toplumsal güzellik normları sağlıklı bir kadın bedenini değil; metalaştırılmış, hem ruhsal hem fiziksel olarak tüketilmiş bir kadın bedenini vurguluyor.

FelsefePsikiyatriPsikoloji
2 Temmuz 2025

Teolojik tarihten modern zamanların tarihine: İnsan özgürlüğü ve kurtuluşu

Özgürleşmek, tarihi anlamak ve inşa etmek için ilk koşulsa, bu önce özgürleşmenin şartlarını ve tanımını yapmayı gerektirecektir.

Felsefe
2 Temmuz 2025

Etik ve etkili: Hayvansız laboratuvarlar gerçek oluyor!

2022 yılında, ABD Kongresi araştırmalarda hayvan kullanımından uzaklaşmayı destekleyen bir yasa kabul etti. Bu yasa, insanlarda kullanılacak ilaçların önce hayvanlarda…

BiyolojiEtikTıp
27 Haziran 2025
  • Biz Kimiz
  • Künye
  • Yayın Kurulu
  • Yürütme Kurulu
  • Gizlilik Politikası
  • Kullanım İzinleri
  • İletişim
  • Reklam İçin İletişim

Takip Edin: 

GazeteBilim

E-Posta: gazetebilim@gmail.com

Copyright © 2023 GazeteBilim

  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk

Removed from reading list

Undo
Welcome Back!

Sign in to your account

Lost your password?