“Canlı Bilimleri Tarihi ve Felsefesi” oturumlarında sunulan bildirilerden derlenen Tabiattan Tıbba: Osmanlı’da Canlı Bilimleri (Ketebe Yayınları, 2023), Osmanlı devrinde tabiat ve canlı bilimleri üzerin(d)e yapılmış özgün çalışmaları bir araya getiriyor. Doç. Dr. Mustafa Yavuz editörlüğünde hazırlanmış olan bu değerli eser, Osmanlı tarihinin genellikle ihmal edilen bir yönünü, yani canlılar bilgisi ve tabiat anlayışını gözler önüne seriyor.
Doç. Dr. Mustafa Yavuz
Medeniyet Üniversitesi
İstanbul Medeniyet Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen III. Uluslararası Osmanlı Araştırmaları Kongresi’nin “Canlı Bilimleri Tarihi ve Felsefesi” oturumlarında sunulan bildirilerden derlenen Tabiattan Tıbba: Osmanlı’da Canlı Bilimleri (Ketebe Yayınları, 2023), Osmanlı devrinde tabiat ve canlı bilimleri üzerin(d)e yapılmış özgün çalışmaları bir araya getiriyor. Doç. Dr. Mustafa Yavuz editörlüğünde hazırlanmış olan bu değerli eser, Osmanlı tarihinin genellikle ihmal edilen bir yönünü, yani canlılar bilgisi ve tabiat anlayışını gözler önüne seriyor.
Kitap iki ana kısımda yapılandırılmış: “Tabiî Bilgiye Dair” ve “Tıbbî Bilgiye Dair”. İlk kısımda, çekirge istilalarından yırtıcı kuşlarla avcılığa, tarımsal hastalıklarla mücadeleden takvimler üzerinden doğa ve zaman ilişkisine kadar farklı konular inceleniyor. İkinci kısım ise, tıp tarihi ve farmakoloji açısından Osmanlı’da bilgi üretimini masaya yatırıyor; tüberkülozla mücadele girişimlerinden Matthioli’nin Dioscorides şerhinin Osmanlı’daki serüvenine kadar ilginç örnekler sunuluyor.
Kitabın en dikkat çekici yanlarından biri, yalnızca tarihî olayları değil, aynı zamanda doğa ile insan arasındaki ilişkiye dair derin bir anlayışı da açığa çıkarması.
Kitabın en dikkat çekici yanlarından biri, yalnızca tarihî olayları değil, aynı zamanda doğa ile insan arasındaki ilişkiye dair derin bir anlayışı da açığa çıkarması. Çekirge istilalarına karşı geliştirilen yöntemlerden tıp müfredatlarındaki kavram hatalarına kadar her bölüm, Osmanlı toplumunun doğayı kavrama ve doğaya müdahale etme çabasını çok boyutlu bir şekilde ele alıyor. Özellikle doğal afetlere, tarımsal krizlere ve tıbbî bilgi üretimine dair sunulan örnekler, bugün de tartışmaya açık birçok kavramı yeniden düşünmeye çağırıyor.
Mustafa Yavuz’un kaleme aldığı sunuş yazısında belirttiği gibi, bu eser sadece bir bilgi derlemesi değil, aynı zamanda Osmanlı’nın ilmî mirasına yeni bir bakış kazandırma gayreti taşıyor. Yazarlar akademik derinlikten ödün vermeden, genel okuyucuya da hitap edecek bir dil tutturmayı başarmışlar. Böylece hem uzmanlar hem de tarihle, bilimle ilgilenen genel okuyucular için değerli bir kaynak ortaya çıkmış. Tabiattan Tıbba: Osmanlı’da Canlı Bilimleri, yalnızca geçmişe bir yolculuk sunmakla kalmıyor, aynı zamanda doğa ve bilim arasındaki hassas dengelere dair düşünmeye davet ediyor. Osmanlı’nın doğa bilimlerine bakışını ve canlı bilimi deneyimini anlamak isteyen herkes için, kapsamlı ve titizlikle hazırlanmış bu çalışma mutlaka okunması gereken bir eser.
Tabiattan Tıbba: Osmanlı’da Canlı Bilimleri, yalnızca geçmişe bir yolculuk sunmakla kalmıyor, aynı zamanda doğa ve bilim arasındaki hassas dengelere dair düşünmeye davet ediyor.
Osmanlı Devleti’nde Bir Kıtlık Neferi: Çekirgeler (1850-1915) başlıklı birinci bölümde, Özkan Keskin ve Bilge Canbay, çekirge istilalarının Osmanlı toplumundaki etkilerini çok katmanlı bir biçimde ele alıyor. Tarım ekonomisinin çöküşü, halkın göç hareketleri ve devletin mücadele yöntemleri üzerinden doğa olaylarının sosyo-politik sonuçlarını sergiliyorlar. Bu bölüm, tabiatın yıkıcı gücüne karşı Osmanlı’nın ne denli sistematik ama aynı zamanda çaresiz müdahalelerde bulunduğunu etkileyici biçimde gösteriyor.
Şikâr-ı Hümayun Bağlamında Osmanlı’dan Günümüze Yırtıcı Kuşlarla Avcılık başlıklı ikinci bölümde, Gökay Karaduman, Osmanlı avcılık kültüründe yırtıcı kuşların oynadığı rolü tarihsel bir perspektifle inceliyor. Avcılığın sadece bir spor ya da eğlence değil, aynı zamanda saray kültürü ve güç gösterisi bağlamında nasıl anlam kazandığını gözler önüne seriyor. Bölüm, insan-hayvan ilişkisinin estetik, politik ve sembolik yönlerini başarıyla yansıtıyor.
Osmanlı Devleti’nde Tarımsal Hastalıklarla Mücadele: Filoksera ve Mildiyö Örneği (1880-1909) başlıklı üçüncü bölümde, Özge Togral, Osmanlı tarımını vuran iki büyük kriz olan filoksera ve mildiyö salgınlarını inceliyor. Çalışma, hastalıkların yayılması karşısında devletin aldığı önlemleri, bilimsel bilgi eksikliğini ve bürokratik yapının sınırlarını titizlikle değerlendiriyor. Bu bölüm, Osmanlı tarımının doğa afetleri karşısındaki kırılganlığını etkileyici örneklerle ortaya koyuyor.
Çalışma, hastalıkların yayılması karşısında devletin aldığı önlemleri, bilimsel bilgi eksikliğini ve bürokratik yapının sınırlarını titizlikle değerlendiriyor.
Osmanlı Takvimlerinde Doğa ve Zaman İlişkisi (1550-1710) başlıklı dördüncü bölümde; Gaye Danışan, Azize Fatma Çakır, Solmaz Ceren Özdemir, Nilgün Durusüt ve Barışcan Ersöz, Osmanlı takvimlerinin doğaya bakış açısını ve zaman algısını araştırıyor. Takvimlerin nasıl bir doğa bilgisi deposu haline geldiğini ve halkın doğayla ritmik uyumunu nasıl belirlediğini gösteriyorlar. Bölüm, zaman kavramının doğaya dayanarak nasıl yapılandırıldığını gösteren nadir çalışmalardan biri.
Müfredât Kitaplarında Galatlar: Nizâmü’l-Edviye ve Tercüme-i Mâ-Lâ Yesa’u’t-Tabîbe Cehluhu’dan Örneklerle başlıklı beşinci bölümde, Sibel Murad, Osmanlı tıp metinlerinde dilsel ve kavramsal hataları detaylı biçimde inceliyor. Terimlerin yanlış anlaşılması, çeviri hataları ve bilgi kaymaları üzerinden tıp bilgisinin nasıl dönüşebileceğini gösteriyor. Bu bölüm, dilin ve terminolojinin bilimsel bilgi üretimindeki belirleyici rolünü çok çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor.
Bu bölüm, dilin ve terminolojinin bilimsel bilgi üretimindeki belirleyici rolünü çok çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor.
Osmanlı Devleti’nde Vereme Karşı İlaç Geliştirme Çabaları başlıklı altıncı bölümde, Elif Gültekin, verem hastalığına karşı Osmanlı’da geliştirilen aşı ve ilaç arayışlarını anlatıyor. Osmanlı bilim dünyasının küresel salgınlara karşı geliştirdiği özgün refleksleri, modern epidemiyoloji tarihiyle paralel düşünmemizi sağlıyor. Bölüm, hastalık ve toplum ilişkisinin bilim tarihi içindeki evrimini anlamak açısından dikkat çekici bir katkı sunuyor.
Matthioli’nin Dioscorides Tefsirinin Osmanlı’da Alımlanması başlıklı yedinci bölümde, Mustafa Yavuz, Matthioli’nin eserinin Osmanlı bilim dünyasında nasıl alımlandığını ve nasıl bir dönüşüm geçirdiğini araştırıyor. Osman bin Abdulmennan’ın çeviri girişimi üzerinden Osmanlı’da bitkibilimle ilgili bilgi aktarımının izlerini sürüyor. Bu bölüm, bilimsel bilginin kültürel dolaşımı ve tercüme faaliyetleri bağlamında Osmanlı’nın özgün konumunu anlamaya ışık tutuyor.
Bu kitabı okudukça, Osmanlı dünyasında doğanın sadece bir çevre değil bir yaşam ortağı olduğunu hissedeceksiniz. Tarihi belgelerin içinden canlı bir doğa manzarası çıkacak karşınıza.
Bu kitap, yalnızca Osmanlı tarihinin bilim ve doğa anlayışını belgelemekle kalmıyor; aynı zamanda doğanın Osmanlı toplumunda nasıl bir bilgi kaynağı, nasıl bir mücadele alanı ve nasıl bir ilham kaynağı olduğunu da gözler önüne seriyor. Her bölüm hem akademik derinlik hem de anlatı gücü bakımından dikkat çekici bir denge kuruyor. Tabiattan Tıbba: Osmanlı’da Canlı Bilimleri, doğa ve bilim tarihi meraklıları için raflarda mutlaka yer alması gereken bir eser niteliğinde. Bu kitabı okudukça, Osmanlı dünyasında doğanın sadece bir çevre değil bir yaşam ortağı olduğunu hissedeceksiniz. Tarihi belgelerin içinden canlı bir doğa manzarası çıkacak karşınıza. Ve belki de, doğayla yeniden ve daha derin bir bağ kurmanın ipuçlarını burada bulacaksınız.

