“Bu araştırma, psilosibinin yalnızca yaşam süresini uzatmadığını, aynı zamanda yaşamın ileri dönemlerinde daha iyi bir yaşam kalitesi sunabileceğine dair güçlü preklinik kanıtlar bulunduruyor.”
Haber: Emory Health Sciences
Çeviri: Sedef Çakır
Geçtiğimiz yıl, binlerce takviye ürünüyle dolu yaşlanma karşıtı pazarın gelirleri 500 milyon doları aştı. Emory Üniversitesi’nden araştırmacılar, hücrelerde ve organizmalarda yaşlanmayı geciktiren bir bileşik saptadı.
Nature Partner Journals’ın Aging dergisinde yeni yayımlanan bir çalışma, psilosibin içeren halüsinojen mantarların aktif bileşeni olan psilosibin tüketildiğinde meydana gelen bir yan ürün olan psilosinin, insan deri ve akciğer hücrelerinin hücresel yaşam süresini %50’den fazla artırdığını ortaya koydu. Aynı zamanda araştırmacılar, 19 aylık yaşlı fareler üzerinde (insanlarda 60-65 yaş) psilosibinin sistemik etkilerini değerlendiren ilk uzun vadeli in vivo çalışmayı hayata geçirdi.
Genellikle ruh sağlığı üzerindeki faydalarıyla araştırılan psilosibin, bu çalışmaya göre yaşlanmanın birçok temel özelliği üzerinde etkiye sahip.
Sonuçlar, başlangıçta 5 mg’lık düşük doz psilosibin verilip sonrasında 10 ay boyunca ayda bir kez 15 mg’lık yüksek doz uygulanan farelerin, psilosibin almayan farelere kıyasla %30 daha yüksek bir hayatta kalma oranına sahip olduğunu ortaya koydu. Ayrıca bu farelerde kürk kalitesinde iyileşme, daha az beyaz kıl ve kılların yeniden çıkması gibi daha sağlıklı fiziksel özellikler de görüldü.
Genellikle ruh sağlığı üzerindeki faydalarıyla araştırılan psilosibin, bu çalışmaya göre yaşlanmanın birçok temel özelliği üzerinde etkiye sahip. Psilosibin, oksidatif stresi azaltarak, DNA onarım tepkilerini iyileştirerek ve telomer uzunluğunu koruyarak bu etkileri gösteriyor.
Telomerler, kromozomların uç kısımlarında yer alan yapılar olup onları yaşlanmaya bağlı kanser, sinir sistemi dejenerasyonu ya da kalp-damar hastalıkları gibi rahatsızlıkların oluşmasına yol açabilecek hasarlardan korur. Bu temel biyolojik süreçler hem insan yaşlanmasını hem de kronik hastalıkların ortaya çıkışını etkiler. Araştırma, psilosibinin yaşlanma karşıtı tedavilerde çığır açabileceğini ve yaşlanan nüfus için etkili olabileceğini öne sürüyor.
Bu fareler sadece daha uzun yaşamakla kalmayıp aynı zamanda daha sağlıklı bir yaşlanma süreci geçirdiler.
Dr. Zarrabi
Çalışmanın kıdemli yazarı, araştırmanın başlatıldığı ve fonlandığı Emory Üniversitesi’nin eski doçenti Dr. Louise Hecker, “Vücuttaki çoğu hücre serotonine duyarlı reseptörler taşır ve bu çalışma, psilosibinin özellikle yaşamın ilerleyen dönemlerinde uygulandığında sistemik yaşlanma süreçlerini nasıl etkileyebileceğine dair yeni bir ufuk açıyor.” ifadelerini kullandı.
Psilosibin üzerine yapılan araştırmaların büyük bölümü merkezi sinir sistemi üzerindeki etkilerine odaklanmış olsa da, sistemik etkilerini değerlendiren çalışmalar oldukça az sayıdadır. Oysa ki psilosibin genellikle halüsinojen özellikleriyle bilinse de, vücuttaki hücrelerin büyük çoğunluğu serotonin reseptörleri eksprese etmektedir.
Bugün Baylor Tıp Fakültesi’nde doçent olarak görev yapan Hecker, “Çalışmamız, uzun vadeli tedavilerin neler başarabileceğine dair yeni soruları gündeme getiriyor. Ayrıca, müdahale farelerde yaşamın ilerleyen dönemlerinde başlatıldığında bile hayatta kalma oranını artırıyor ki bu da sağlıklı yaşlanma açısından klinik olarak oldukça değerli.” dedi.
Bu haber, KFF’nin yakın zamanda yayımladığı raporun hemen ardından geldi. Rapora göre, Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşam süresi, benzer gelir ve nüfusa sahip ülkelerin gerisinde kalmaya devam ediyor.
Araştırma, psilosibinin yaşlanma karşıtı tedavilerde çığır açabileceğini ve yaşlanan nüfus için etkili olabileceğini öne sürüyor.
ABD’de ortalama yaşam süresi 78,4 yılken diğer ülkelerde bu süre 82,5 yıl. Üstelik bu sadece en düşük oran olmakla kalmıyor; 1980–2022 yılları arasında benzer ülkelerde ortalama yaşam süresi 7,9 yıl artarken ABD’de yalnızca 4,7 yıl artış göstermiş durumda.
Emory Üniversitesi Psikiyatri Bölümü Psikedelik Araştırmalar Direktörü Dr. Ali John Zarrabi, “Bu araştırma, psilosibinin yalnızca yaşam süresini uzatmadığını, aynı zamanda yaşamın ileri dönemlerinde daha iyi bir yaşam kalitesi sunabileceğine dair güçlü preklinik kanıtlar bulunduruyor.” diyor.
Çalışmanın yardımcı araştırmacılarından Dr. Zarrabi, “Bir palyatif bakım hekimi ve bilim insanı olarak en büyük endişelerimden biri, yaşamı uzatırken onur ve işlevselliği göz ardı etmek. Fakat bu fareler sadece daha uzun yaşamakla kalmayıp aynı zamanda daha sağlıklı bir yaşlanma süreci geçirdiler.” diye ekledi. Zarrabi, yaşlı bireyler üzerinde daha fazla araştırma yapılmasının önemini vurguladı ve fiziksel sağlık ile ruh sağlığı arasındaki güçlü ilişkinin altını çizdi. Zarrabi, “Emory Üniversitesi, depresyon tedavisinde psilosibin destekli terapilere yönelik Faz II ve III çalışmalarında aktif olarak yer alıyor ve bu sonuçlar, psilosibinin yaşlanan bireylerdeki sistemik etkilerini de anlamamız gerektiğini gösteriyor. Ek olarak umuyorum ki, eğer psilosibin destekli terapi 2027 yılında FDA tarafından depresyon için bir tedavi yöntemi olarak onaylanırsa, daha iyi bir yaşam kalitesi aynı zamanda daha uzun ve sağlıklı bir yaşama da katkı sağlayabilir.” sözlerini dile getirdi.
Çalışma, Emory Üniversitesi’nde başlatıldı ve çeşitli ödüllerle finanse edildi. Bu ödüller arasında Emory Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından verilen Imagine, Innovative, and Impact (I3) Ödülü; Georgia CTSA NIH Ödülü ve Emory’nin Woodruff Sağlık Bilimleri Merkezi’nin Yaşlanmada Sağlık programı kapsamında sağladığı bir hibe yer alıyor.
Kaynakça
https://www.sciencedaily.com/releases/2025/07/250721223838.htm (Son erişim tarihi: 25/07/2025)

