‘Bilginin, değerlerin ve eğitimin İslamileştirilmesini savunan İslamcı düşünürlerin kuramsal dayanakları, toplumsal-siyasal hedefleri ve kullandıkları örnekler nedir?
Giriş
Bilgininin, değerlerin ve eğitimin İslamileştirilmesi projesi,[1] İslam dünyasında ve sekülerleşme süreci yaşamış Türkiye’de, uzun süredir tartışılan ve son on yıllarda yaygınlaştırılmaya çalışılan siyasal içerikli bir projedir.[2] Anlaşıldığı kadarıyla bu proje, Nakib el-Attas, Fârûkî, Seyyid Hüseyin Nasr, Kirmânî, Fazlur Rahman gibi Müslüman kökenli, fakat daha çok Batı’da çalışmış düşünürler tarafından geliştirilmiştir.[3] Anılan projeyi geliştiren düşünürler, İslam dünyasının Batı karşısında geri kalmışlığına vurgu yaparak, İslami özden ya da İslam’ın yeniden yorumlanmasında yola çıkan, bir yeniden ihya hareketi oluşturmayı ereklemektedirler. Bir bütün olarak söylemleri irdelendiğinde, genelde Batı karşıtı gibi görünmeye özen gösterdikleri, ancak buna rağmen ironik bir biçimde Batı’da yaygınlaştırılmaya çalışan kimi söylemlere atıfla, Batı kökenli postmodern felsefenin modern bilimsel düşünce ile modern değerlerin ve eğitimin dayanaklarının eleştirisinden yola çıkarak alternatif bir ‘İslamî bilim ve değer imgesi’ oluşturmayı ve bunları yaygınlaştırmak için bir eğitim programı oluşturmayı amaçladıkları anlaşılmaktadır.[4] Onların modern bilim ve değerler ile bunları yaygınlaştırmaya yönelen modern eğitime yönelttikleri eleştiriler, kimi zaman modern bilimin ve değerlerin Antik Yunan ve Hıristiyan düşünsel çerçeve ile ilintisi, kimi zaman Batılı devletlerce emperyalist amaçlarla kullanımı, kimi zaman kozmosa, doğaya ve insana verdiği zarar[5] ve daha çok da seküler temeli üzerinde yoğunlaşmaktadır.[6] Özellikle sekülerliğin eleştirisinin, diğer eleştirilere göre merkezi bir konuma oturtulduğunu söylemek gerekir. Aslında onların, modern bilim ve değerlere yönelttikleri bu eleştirilerin çoğu özgün değildir; çünkü Batılı postmodern düşünce geleneği içerisinde R. Rotry, T. Kuhn, P. Feyerabend, Lyotard, M. Foucault gibi düşünürlerce çeşitli açılardan dillendirilmiştir.[7]
Biz bu makalede, ‘bilginin, değerlerin ve eğitimin İslamileştirilmesi’ projesini savunan kimi İslamcı düşünürlerin ne türden bir kuramsal temele dayandıklarını, ne tür bir toplumsal-siyasal yapılanma hedeflediklerini ve İslamileştirme projesini nesnelleştirirken ne türden örnekler kullandıklarını eleştirel açıdan tartışma konusu yapacağız ve daha çok Türkiye’deki yansımaları üzerinde odaklanacağız.
Bilginin İslamileştirilmesi:
‘İslamî Bir Kültürel-Düşünsel Çerçeve (Paradigma)’
Bilginin İslamileştirilmesi[8] gerektiğini savunan düşünürlerce bilim, postmodernist düşünürlerin sıkça dillendirdiği gibi, belli bir kültürel-düşünsel çerçeveye (paradigma) dayanmaktadır ve her toplumun kültürel-düşünsel çerçevesi kendine özgüdür. Dolayısıyla, her kültürel-düşünsel çerçeve farklı bilim anlayışına yol açmaktadır.[9] Bu nedenle onlarca, Batı’da doğan modern bilim, nesnel ve evrensel olduğunu iddia etse de, aslında Batıya özgüdür ve nesnellik ve evrensellik iddiasıyla aslında Batılı kültürel-düşünsel çerçeveyi ve değerleri dünyaya empoze etmektedir.[10] Öte yandan Batı’da bilimsel gelişim, Hıristiyanlıkla bilim arasında kimi konularda yaşanan çatışmalar sonucu, kimi öğeleriyle, özellikle doğa bilimlerinde, dinsel düşünceyi saf dışı etmiştir; bu yüzden, söz gelimi evreni açıklarken Tanrı’yı işin içine karıştırmamakta; onun Tanrı’dan bağımsız nesnel bir iç işleyişinin olduğunu savunmaktadır. O, bu haliyle, her şeyin odağına Tanrı’yı oturtan İslamî kültürel-düşünsel çerçeveye uygun değildir; çünkü pek çok öğesiyle insan odaklı ve sekülerdir.[11] Bilimsel düşüncedeki din dışı öğelerle Batı’da dinsel duyarlılığı olan düşünürler de mücadele etmektedir.[12] Modern bilim, Batılı ve din-dışı bir düşünsel çerçeveye dayanıyorsa, böylesi bir bilim, İslamî kültürel-düşünsel çerçeve ile örtüşmez. Bu nedenle Müslüman düşünürler kendi kültürel duyarlılıklarını dikkate alarak İslamî bir bilim oluşturmalıdırlar. Bilginin İslamileştirilmesine olumlu yaklaştığı anlaşılan Necmettin Tozlu’nun Bilim ve Hayat adlı yapıtındaki deyişiyle Müslümanlar, ‘toplumu ve tabiatı Kur’an’ın verileri ışığında’[13] okumayı denemelidirler. Gerek İslam’ın geleneksel yorumuna gerekse modern yorumlarına yakın duran kimi Müslüman düşünürlerce de paylaşılan anılan düşüncelere, Fazlur Rahman ve Yaşar Nuri Öztürk gibi kimi yeniden yapılanma yanlısı düşünürler karşı duruyor gibi gözükmelerine rağmen, Batının bilimsel bulgularının Kur’an metafizik anlayışı ekseninde değerlendirilmesine onların da karşı çıkmadıkları görülmektedir.[14] Onlarca da, modern Batı biliminin, seküler temeli ve İslam dine ters düşen unsurları ayıklanarak, İslami metafizik doğrultusunda yeniden örgütlenebilir. Bu, hem doğa bilimleri hem de sosyal bilimler alanında yapılmalıdır.[15] Tüm bunlara ek olarak, onlarca, Freudculuk, Darwincilik, Marksçılık, Pozitivizm gibi Batı’da doğmuş ve İslam ülkelerinde yayılmaya yüz tutmuş dine olumsuz bakan akımlar ile mücadele edilmeli[16], İslam dünyasında daha fazla yayılmaları önlenmelidir. Çünkü bunlar İslamî-Kur’anî düşünsel çerçeveye terstir.[17]

Anılan akımlarla mücadelede ve bilimi, özellikle sosyal bilimleri İslamileştirmede genelde kabul gören temel hareket noktaları, Amerika’da yaşayan Filistin asıllı İsmail el-Fârûkî’ye bakılırsa şunlar olmalıdır:
“1- Tüm bilimlerin çıkış noktasının Tanrı olduğu bilinmeli ve bilgi Tanrı ile başlatılmalıdır; çünkü bilgi tümüyle tanrısaldır.
2- Bilim vahyi onaylamalı ve onu en temel bilgi kaynağı olarak görmelidir.
3- İster bireye, ister gruba, ister insana, ister doğaya, ister dine, ister bilime ilişkin olsun, tüm bilgi, İslam’ın tevhit (Tanrı’nın birliği) ilkesine göre yeniden düzenlenmelidir. Bu ilkeye göre Tanrı vardır, birdir, yaratıcıdır, eğiticidir, rızık verendir, nihai fizik ötesi neden O’dur. Her şey sonunda dönüp ona varacaktır.
4- Her şeyden önce insanı ve insanın diğer insanlarla ilişkilerini araştıran bilimlerin, onun hem manevî hem de eylem açısından, Tanrı’nın egemen olduğu bir dünyada yaşadığını dikkate almalıdır. Gerek sosyal bilimler gerekse doğa bilimleri, ilahî (tanrısal) düzeni keşfetme ve anlama amacı gütmelidir; çünkü her şey O’nun bir göstergesidir.”[18]
Benzer ilkeler, yine yaşamının büyük çoğunluğunu Amerika’da geçirmiş olan İran asıllı Seyyid Hüseyin Nasr tarafından da önerilmektedir; ancak o daha çok doğa bilimlerinin İslamileştirilmesi üzerinde durmaktadır. Onun önerileri de özde, İsmail el-Fârûkî’ninkiyle benzerdir. Bu benzerliği görmek için onun önerdiği ilkeleri de ana hatlarıyla kaydetmekte yarar vardır:
“1-Tüm bilimin kutsal olduğu kabul edilmelidir.
2-Tanrı’nın bilgisini bilimin üzerinde tutan bir bilgi hiyerarşisi benimsenmelidir.
3-Gerçekliğin her düzeyinin birbiriyle ilişkisi onanmalıdır.
4-Tabiat olaylarının Tanrı’nın göstergeleri (ayetleri) olarak kutsal karakteri dikkate alınmalıdır.
5-Kur’anî vahiyde tabiatın yer aldığı olgusu hesaba katılmalıdır.
6-Yardımcı nedenler inkâr edilmeksizin, tüm yatay nedenler üzerinde düşey nedenlerin veya ilahî (tanrısal) iradenin üstünlüğü bilinmelidir.”[19]
Gerek İslam modernizmine gerekse İslam geleneğine yakın duran düşünürlere göre, istisnaları olmakla birlikte, el-Attas, Farukî, S. H. Nasr, Kirmanî vb. düşünürlerce geliştirilen anılan düşünsel çerçevede, yani İslamî paradigmada hareket etmek koşuluyla Batının tüm bilimsel keşifleri ve buluşları İslamileştirilebilir; çünkü onlarca Kur’an, pek çok ayetiyle bilimi teşvik etmektedir. Türkiye’de İslam’da yeniden yapılanmacılığın en önde gelen kuramcılarından birisi olan Yaşar Nuri Öztürk’ün deyişiyle, bu etkinlik, ‘çağın akla, ilme, evrensel realitelere, Kur’an’a ters düşmeyen tüm kavram, kurum ve kabullerini’[20] onaylamayı gerektirmektedir. Nitekim Yaşar Nuri Öztürk’ün de öncüsü olan ve yaşamının büyük bir bölümünü Amerika’da geçiren Pakistan aslıllı Fazlur Rahman şöyle demektedir:
“Çağdaş Batı, felsefi, teolojik, sosyolojik ve bilimsel bütün sistem çeşitlerini kurmuştur. Bunlarda Kur’an’ın alıp kabul edebileceği birçok şey olduğu gibi, tamamen reddedeceği birçok şey de vardır.”[21]
Bilginin İslamileştirilmesinin iki yolu:
‘İslamî Metafizik ve Kur’an’da Okuma’
Bilginin İslamileştirilmesi projesini savunan İslam düşünürleri, söz konusu İslamî kültürel-düşünsel çerçeveyi dikkate alarak Batının seküler düzlemde elde ettikleri pek çok bilimsel keşif ve icatları İslamileştirmeyi denemektedirler. Özellikle modernizme yakın duran Müslüman düşünürlerin bu olguda temel dayanağı, Kur’an yorum yöntemleridir ve bu yöntem, Kur’an’ın, Hz. Muhammed’in tarihsel yorumunda nesnelleşen kavramlarının içeriğini boşaltmayı ereklemektedir. Onlar, içeriği boşaltılan kavramları te’vîl (çevirti) ederek çoğu bilimsel buluş ve keşifleri Kur’an’a ve Kur’an ayetlerine iliştirmektedirler.[22] Bilimin İslamileştirilmesi anlayışını onaylamakla birlikte, İslam’ın geleneksel kavranılışına yakın duran kimi düşünürler, Kur’an ayetlerini te’vîl ederek, onların 7. yüzyıl Arap dilindeki anlamını bozmaya karşı çıkmaktadırlar. Söz gelimi, bilginin İslamileştirilmesi gerektiği tezinin savunulduğu bir panelde geleneksel İslami düşünceye yakın durduğu anlaşılan Ekmeleddin İhsanoğlu şöyle demektedir:
“Kur’an’ı Kerim’in bir fizik kitabı, matematik kitabı olmadığı muhakkaktır. Onun rahmeten lilâlemin (alemlere rahmet) olarak gönderildiği malumdur. Milâdî 6. asrın lisanı ile tenzil (indirilmiş) olunan Kitap’la 20. asrın terminolojisinde kullanılan kelimeler arasındaki benzerliklerle yola çıkıp birtakım izahlarda bulunmak bence doğru bir yol değildir. “Zâriyaât”ı “zerre” ile bugünkü “atom” manasına getirmek bir zorlamadır… Kur’an bunun için indirilmemiştir. Bence müspet ilimde, Kur’an’ın tefsirine esas olacak usül şu olmalıdır: ‘Biz inanıyoruz ki, Kur’an’ı Kerim bir vahiy kitabıdır. Allah tarafından gönderilmiştir. Doğru olduğuna da inanıyoruz. Eğer doğru ise, kainatla ilgili ihtiva ettiği bilgilerin bugünkü müspet ilimlerin ispat ettiği kesin, kati olan gerçeklerle bağdaşması halinde o doğrudur. Eğer ters düşen bir şey varsa o zaman düşünmek lazım. Mesele budur…’ İlmin tartışılmaz gerçekleri vardır; bir de değişen şeyleri, teorileri vardır. Mesela, bu asrın başında Mısırlı Muhammed Abduh, Kur’an’daki “seb’a semavât” ifadesini, “güneşin etrafında yedi gezegen olduğu” şeklinde tefsir ediyordu. Şimdi ise bunun yedi olmadığı ortadadır. Yine Mısırlı ziraat mühendisi Abdürrezzak Nevfel, “zevc” kelimesinden elektronu, protonu çıkardı. Lisede iken bunları okuduk; çok cazip geldi. Fakat bugün gülünç geliyor insana. Netice olarak, değişen teorilerle Kur’an’ı Kerim’i izah etmek, çok tehlikeli bir yoldur. Bence bu tavırda çok ihtiyatlı olmak lazım. Çünkü Kur’an ebedi bir kitaptır. Bu kitapta, ilme taalluk eden meseleler doğru mudur-değil midir meselesini izah etmek, eğer zahirde ilmin gerçekleri ile tenakuz eden meseleler varsa bunları nasıl izah ederiz diye o yolda çalışmak lazımdır.”[23]
Ekmeleddin İhsanoğlu da dahil İslam’ın geleneksel yorumuna eğilim gösteren düşünürlerin çoğunun İslamileştirmeden anladıkları, Batı’da doğmuş ‘modern bilime İslamî bir metafizik temel oluşturmak ve bilimsel bulguları bu metafizik eksende İslam düşüncesinin içine dahil etmektir.’[24] Bu anlayışın özünü, bilimin seküler açıklamalarını İslamî metafizikle birleştirmek, doğaya Tanrı’nın bir göstergesi olarak bakmak ve her şeyi bir şekilde Tanrı’yla ilişkilendirmek oluşturmaktadır. Onlara göre, böylesi bir bilimin örneğini, Fârâbî, İbn Sînâ, Bîrûnî vb. gibi ortaçağ İslam düşünürlerinde bulmak olasıdır. İslam’da yeniden yapılanma yanlısı olan Fazlur Rahman’ın tutumu da buna yakındır; çünkü o da, Kur’anî kavramlarda modern bilimi okumaya karşı durmakta ve Batılı bilime İslamî metafizik arka plan örmek gerektiğinden söz etmektedir. Ancak İslam modernizmine yakın duran Müslüman düşünürlerin çoğu, söz gelimi, Muhammed Abduh, Hüseyin Atay, Yaşar Nuri Öztürk, Süleyman Ateş, hatta geleneğe yakın duran İsmail Karaçam, Abd el-Fettah et-Tabbâra gibi düşünürler, açıkça Kur’an ayetlerini ve sözcüklerini te’vîl ederek, Kuran ayetlerine ve onun simgesel (müteşâbih) sözcüklerine pek çok bilimsel keşif ve buluşu iliştirmektedirler.[25] Bu düşünürler de İslamî metafizik konusunda diğerleriyle örtüşmektedirler; ancak onlar, bir biçimde, Kur’an’da, kimi modern bilgi ve bulguları göstermekle onlardan ayrılmaktadırlar. Bu düşünürlerce, sözgelimi, Kur’an’ın, ‘duhân’ (duman, buhar) sözcüğü[26] alınıp, gaz bulutu şekline dönüştürülerek, Kur’an’ın bing-bang teorisini doğruladığı;[27] ‘evrenin altı günde yaratıldığını[28]’ ifade etmekle, altı aşamayı dillendirdiği[29]; ‘kainatta her şeyi bir ölçüye göre var ettik’[30] deyişiyle evrende bir düzenin ve doğa yasalarının varolduğunu savunduğu ifade edilmektedir.[31] ‘Eğer onlara gökten bir kapı açsak ve oradan göğe çıksalar’[32] gibi deyişlerin insanlığın uzaya çıkmasının müjdecisi olduğu[33]; ‘görmedin mi Tanrı bulutları sürer, sonra onları toplayıp birleştirir’[34] gibi ifadelerin yağmurun oluşmasını açıkladığı[35]; ‘yer ve göklerin direksiz durduğu’[36] deyişinin, çekim yasasını dillendirdiği[37]; yine ‘bir günün 50 bin yıla eş değer bir zaman diliminin bulunduğundan’[38] söz eden ayetin, Einstein’ın izafiyet teorisinin müjdecisi olduğu belirtilmektedir.[39] Benzer bir biçimde, Kur’an’ın, ‘gemilerin suda yüzdüğünden’[40] söz eden deyişleriyle suyun kaldırma kuvvetine işaret ettiği[41]; ‘her şeyi çift yarattık’[42] deyişiyle eşeyli ve eşeysiz üremeye dikkat çektiği[43]; ‘insanı önce spermden, sonra bağlanmış kan pıhtısından (alak) ve bir çiğnemlik etten yarattık’[44] gibi deyişleriyle ise, modern jinekoloji biliminin temelini attığı ileri sürülmektedir.[45] ‘Tanrı yerin ve göğün nurudur’[46] ayetinin elektriği müjdelediği[47]; ‘balın şifa olduğu’[48] deyişinin tıbbî bir devrim yarattığı[49]; ‘yukarıya doğru çıktıkça nefes alış verişlerinin zorlaşacağını’[50] belirten ayetin basınç yasalarını belirlediği ifade edilmektedir.[51] ‘Tatlı suyla tuzlu suyun karışmadığını’[52] belirten ayetin bilimsel bir keşif olduğu[53]; ‘ebabil kuşlarının attığı taşların[54]’ nükleer enerji ya da mikrop kavramına işaret ettiği[55]; Kur’an’da geçen ‘19 sayısının’[56] bilgisayara ve onun aracılığı ile keşfedilen Kur’an’ın sözel düzeninin mucizeviliğine kanıt teşkil ettiği[57] belirtilmektedir. Yine ‘ay ve güneşe yörüngeler belirledik[58]’, ‘Tanrı geceyi gündüze, gündüzü geceye katar’[59]; ‘yer yüzünü yayıp düzenledi’[60] gibi ifadelerin, Kur’an’ın yer yüzünün küre şeklinde olduğunu söylediğinin bir kanıtı olduğu[61]; ‘evreni ellerimizle biz döşedik, biziz onu genişletmekte olan’[62] ayetiyle de evrenin genişlemesi teorisine ışık tutuğu[63] savunulmaktadır. Hatta kimilerince, otomobil, cep telefonu, telsiz, televizyon, bilgisayar vb. araçları Kur’an’ın haber verdiği gösterilmeye çalışılmaktadır.[64] Bilginin İslamileştirilmesinin savunulduğu sempozyumlarda savunulan düşüncelere bakılırsa, söz konusu edilen İslamî bilim aracılığıyla, cinlerden nükleer enerji elde etmenin, dua ve Tanrısal aydınlanma (feyz) ile kimi bilimsel hakikatlere ulaşmanın ve bu yolla İslam ülkelerini kalkındırmanın ve onların sömürüden kurtarılmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır.[65]
Ekmeleddin İhsanoğlu da dahil İslam’ın geleneksel yorumuna eğilim gösteren düşünürlerin çoğunun İslamileştirmeden anladıkları, Batı’da doğmuş ‘modern bilime İslamî bir metafizik temel oluşturmak ve bilimsel bulguları bu metafizik eksende İslam düşüncesinin içine dahil etmektir.
Özde kurgusal tartışmalara dayanan, üretime yönelmeden Batı’da üretilmiş modern bilgileri kutsal gelenekle ilişkilendirerek sahip çıkmayı amaçlayan ve İslamileştirilen bilgiye dayanarak henüz hiçbir şey üretememiş olan ve hatta gelecekteki bilimsel üretime yönelik herhangi bir öndeyide bulunmayan tüm bu çabalar, bilginin İslamileştirilmesi, bir başka deyişle, Batılı bilimsel keşif ve buluşların Kur’an’a iliştirilmesi ya da onlara İslamî bir metafizik arka plan eklenmesi ve böylece meşrulaştırılması anlamına gelmektedir ve pek çok modern düşünürün sistemi içerisinde Kur’an’ın mucizevî yönüne işaret etmektedir. Onlarca, Kur’an’da bu bilimsel olguların yer alması onun tanrısallığının ve mucize oluşunun bir kanıtıdır.[66] Bu olguya değinen İsmail Karaçam şöyle demektedir:
“Tarihen sabittir ki Rasülüllah okuma yazma bilmeyen bir kimse olduğu gibi, içerisinde bulunduğu toplum da çoğunlukla okuma yazma bilmiyordu. Doğduğu şehir olan Mekke’de ilim ve maarif ile ilgisi olmayan, üstelik o zamanın ilmi merkezi sayılan Roma, Atina, Şam ve İskenderiye’ye de uzak mesafedeydi. Bütün bunlara rağmen Kur’an, birçok modern ilmin konusunu teşkil eden gerçeklere, en ince ifadelerle işaret etmiş ve onlardan bahsetmiştir. Ancak asırlar sonra hakiki hüviyetlerini, çeşitli ilmi keşiflerle görebildiğimiz ve idrak edebildiğimiz muhtelif Kur’an ayetleri, onun nazil olduğu miladi yedinci asrın insanlarının havsalasına sığmayacak derin ve gizli manalar ihtiva etmekte idi. İşte cehaletin kol gezdiği böyle bir ortamda yetişmiş olan bir zatın, keşif ve vukuu asırlar sonra ortaya çıkacak hâdisât ve fennî keşifleri, kendi iradesiyle haber vermesi mümkün müdür? Bu susturucu soru bizleri, ister istemez, Cenab-ı Hakk’ın yer yüzüne kitap ve peygamber göndermekteki hikmet ve sünnetine götürmektedir ki, o da Allah’ın kullarına emirlerini, yasaklarını, kendisine yapılacak ibadetlerin keyfiyetini ve insanlar arasında uyulması gerekli sosyal nizamı öğretmek üzere, her devir insanının istidat, kabiliyet ve fikri kapasitesine uygun bir kitap ve peygamber göndermiş olmasıdır… Cenab-ı Mevlâ, sevgili peygamberini öyle muciz bir kitap ile göndermiştir ki, o sosyal hayatın muhtaç olduğu içtimaî, ahlakî, vicdanî, hukukî, idarî, siyasî… bütün düstur ve hükümleri sinesinde barındırdığı gibi, insanlar için ibret verici bir çok haberi de ihtiva etmekte, bütün bunlarla beraber, asırlardan beri müspet ilimleri keşfe çalıştığı bir yığın meseleye de ışık tutmaktadır. Kur’an’da muhtelif münasebetlerle sık sık tekrar edilen, ‘düşünmezler mi?’, ‘bakmazlar mı’, görmezler mi’… gibi, insanı düşünmeye ve anlamaya davet eden ayetler, kâinata nizam ve intizam veren Allah’ın varlığına delalet etmekle beraber, varlıkların mahiyetini tetkike de sevk etmektedir.”[67]
Değerlerin İslamileştirilmesi
Değerlerin İslamileştirilmesi olgusu da, tıpkı bilginin İslamileştirilmesinde olduğu gibi, Batı’nın bir dizi siyasal devrimle elde ettiği seküler nitelikli hukuksal, siyasal ve ahlaksal değerleri, savunmacı bir anlayışla, seküler temellerini yadsımak koşuluyla Kur’an’da okumayı, bir diğer deyişle Kur’an’a yansıtmayı ereklemektedir.[68] Nitekim Türkçe’ye hemen tüm yapıtları çevrilmiş olan Fazlur Rahman, değerler alanındaki İslamileştirme konusunda, Türk gençliğine de vurgu yaparak, şöyle demektedir:
“İslama bağlılık kaybolmazsa -bu bağlılığın Türkiye’deki yeni nesilde bile nasıl da kuvvetli olduğu dikkate şayandır- modern sekülerizmin Müslüman toplumlar tarafından özümsenmiş bütün unsurları (içeriği) İslamın hakikat kaynaklarıyla -Kur’an ve sünnetle- canlı şekilde bütünleştirilebilir. Bunun kuramsal açıdan mümkün olduğu inkâr edilemez; çünkü İslamın hukuksal gelişimini ilk merhalesinde iki yöntem de kendini göstermiştir; yani hukuk ya doğrudan doğruya Kur’an’dan çıkarsanmaya çalışılmış -ki İslam modernizmine yüklediğimiz görev budur- ya da İslam dışındaki kaynaklardan alınmış olan hukuksal ve kurumsal malzemeler İslamileştirilmiştir, bu da seküler yeniliklerin İslamileştirilmesi görevidir.”[69]
Değerlerin İslamileştirilmesi anlayışını savunan düşünürlere göre, söz gelimi, Batılı düşünürlerce eleştirilen ve değiştirilmeye çalışılan ‘zina edeni taşlayarak öldürme’ (recm) Kur’an’ın buyruğu değil bir İsrâiliyyâttır[70]; ‘mürtedin (dinden dönen) öldürülmesi’, Kur’an’da yer almadığı için İslamî bir hüküm değildir; tarihsel süreç içerisinde İslam’ın yanlış yorumlamasının ürünüdür[71]; İslam hukukunda yer alan ‘şarap içene sopa atmak’, örfî bir uygulamadır, özde İslamî değildir.[72] ‘Krallık ve sultanlık yönetimi’ de Kur’anî bir anlayışa dayanmaz; bu ortaçağın Kur’an’ı yanlış yorumlamasının tipik bir örneğidir[73]; çünkü Kur’an, yönetimle ilgili ayrıntılı hükümler içermemekle birlikte, şûrâ (danışma) kavramını kullanarak özde demokratik bir düzenin savunuculuğunu yapmaktadır.[74] Laiklik, özde din ve vicdan özgürlüğünü simgelemektedir ve Batı’da engizisyonların olduğu dönemlerde İslam, ‘senin dinin sana benim ki de bana’[75], ‘dinde zorlama yoktur’[76] gibi deyişlerle din ve vicdan özgürlüğünün temelini atmış ve bu açıdan insanlığa örnek olmuştur.[77] Ayrıca, Hıristiyanlık, Yahudilik gibi dinlere belli bir meşruluk değeri kazandırmış; ‘onların cennete gidebileceği’ anlayışını savunmuştur. Geçmiş İslam düşünürleri, diğer dinlerin Hz. Muhammed’le, yani İslam’la yürürlükten kaldırıldığını söylemekle hata etmişlerdir. Yine geçmiş İslam düşünürleri, ‘Hıristiyan ve Yahudileri veli edinmeyin’ ayetini yanlış yorumlamışlardır; oysa Kur’an veli terimiyle, gizli-sırdaş edinmeyin demektedir; yoksa onlarla işbirliği yapmayı engellememektedir. Nitekim Hz. Muhammed de yer yer onlarla işbirliği yapmış, Medine döneminde onlarla ortak bir toplum kurmuştur.[78] Benzer bir biçimde, geçmiş İslam düşünürleri, onlarca, ‘daru’l-harp (savaş yurdu)-daru’l-İslam (İslam yurdu) ayrımıyla’, İslamın yaygın olduğu bölgeler dışındaki yerleşim yerlerini savaş alanı ilan etmekle Kur’an’dan ayrılmışlardır; oysa Kur’an saldırıya uğramadıkça saldırmamayı salık vermektedir. İslam yetimleri korumuş, zekatla sosyal adaletsizliğin önüne geçmiş; köleliği kaldırmak için mücadele etmiş ve insanların Tanrı önünde eşit olduğu anlayışını savunmuştur.[79] ‘Hırsızın elini kesin’ söylemi ile Kur’an, geçmiş İslam düşünürlerinin ileri sürdüğü gibi çalanın elini kesmeyi değil, hırsızlığı önlemeyi salık vermek istemiştir.[80] Kadının durumuna gelince, İslam onda büyük bir devrim yaratmış ve kız çocuklarının diri diri gömüldüğü bir toplumda ona onurunu geri vermiş, erkeğe oranla ona yarım pay verse de, mirastan hak almasını sağlamıştır. Yine kadını horlayan ve ona şiddet uygulayan Arap toplumunda, ilk çözüm olarak görülen şiddeti, ‘edepsizlik yapmalarından korktuğunuz kadınları uyarın, yataklarından ayrılın ve dövün’ diyerek, son çözüm olarak sunmuştur.[81] Bugün İslam toplumları eğer değerler alanında geri gibi görünüyorlarsa, bu, Kur’an’ın savunduğu değerlerden kaynaklanmamakta; aksine onun sözel-literal anlamına sıkı sıkı bağlanmaktan ve O’nu yanlış yorumlamaktan kaynaklanmaktadır.[82]
İslam modernistlerine göre, Kur’an’ın sözel-literal yorumu aşılıp, amaçsalcı yorumuna ulaşılırsa, Batılı pek çok değerin ve bu arada insan haklarının, Batılı serbest piyasa ekonomisinin[83] ve demokratik siyasal rejimlerinin temel ilkelerinin Kur’an’da yer aldığı kendiliğinden görülebilir. Bu yüzden, ‘çağ Kur’an’ın gerisinde, biz Müslümanlar da çağın gerisinde’[84] tezini savunan Yaşar Nuri Öztürk değerler alanında sonsuzluğu yakalamak için şunu salık vermektedir:
“Hem ideal bir dünya özleyenler, hem insan haklarına, insanın mutluluğuna koruyuculuk, besleyicilik yapacak bir hukuk devletini özleyenler; göstermeye çalıştığım Kur’an gerçekleri ile tanışıp kucaklaşmak ve dost olmak zorundadırlar.”[85]

Eğitimin İslamileştirilmesi
İslamileştirilen anılan bilgi ve değerler, bilginin ve değerlerin İslamileştirilmesi projesini savunanlarca, İslam ülkelerinde eğitimin bir parçası haline getirilmek istenmektedir.[86] Söz gelimi, bilginin İslamileştirilmesi projesinin savunulduğu bir panelde fizik profesörü olan ve bilim tarihiyle ilgilenen Ahmet Yüksel Özemre, İslamî kültürel-düşünsel çerçeve ile Batılı seküler kültürel-düşünsel çerçeveyi karşılaştırarak şöyle demektedir:
“Kanaatimce, İslam aleminin kâinattan aldığı, algıladığı bütün duyular, bilgiler, sadece ve sadece onun Cenab’ı Hakk’a olan imanını, onun nâmütenahi (sonsuz) ilmine karşı duyduğu hayranlığı artırmak yolunda bir motivasyon olması gerekir. Halbuki Batı ilim adamı, kâinatı kendi müstemlekesi (sömürgesi) olarak görür. Tabiata nasıl hükmedebilirim diye bakıyor, tabiattan kendime manevi haz duyacak, Cenab-ı Hakk’a hamdimi, şükrümü, ubûdiyetimi artıracak bir motivasyon olarak değil… İslam alimleri kâinata yaklaştıkları zaman, ondan bir bilgi alıp da bu bilgiyi işledikleri zaman düşünce sadece Cenab-ı Hakk’a ubudiyeti artırmak mı? Hayır. İşte XVIII. asırdan itibaren bizim kapılarımız tüccar Avrupa’nın kapılarına, ilmine açılıp da ilim böyle içeri girmeye başladığı zaman biz şartlanmışız. Bugün hangi dersi okuturken Cenab-ı Hakk’ın ismi geçer; dersin sonunda ona hamdedilir? Ya da o dersten Allah’ın ulûhiyeti hakkında insan bir manevi lezzet duyacak bir ilhama sahip olabilir? O halde bizim ders okutma tarzımız da İslamî değil. Son derece empersonel, bîgane, son derece yabancılaşmış tarzda ders okutuyoruz ve talebelerden de bunu bekliyoruz. Batılıların ilim iktisabı hususundaki metodolojisini İslamileştirmek mümkün tabi. Bunu, kendimize mal etmek mümkün. Batılıların paradigmasına, düşünce kalıplarına düşmeden bu mümkün.”[87]
Benzer bir anlayış, İsmail Karaçam tarafından, adeta tüm liseleri imam hatip liselerine dönüştürmenin ve yüksek öğretimi dinselleştirmenin kuramsal zeminini hazırlamak, İslamileştirilmiş bilgiyi her türden eğitimin bir parçası haline getirmek ve Türkiye’ye Atatürk’le birlikte giren laik eğitimi üstü örtük bir biçimde eleştirmek için şöyle ifadelendirilmektedir:
“Batılı, mukaddes saydığı kitapların, ilmi ölçülerle uzlaşmadığını ve modern bilimlerle bağdaşmadığını görünce dine karşı aleyhte bir tavır takınmıştır. Bizim memleketimizde ise durum, oldukça değişik bir seyir takip etmiştir. Şöyle ki: Son birkaç asır, memleketimizin medreselerinde müspet ilimlere gereği kadar önem verilmemiş; Avrupa bu konularda dev adımlarla ilerlerken biz yerimizde saymışız, hatta geriye bile gitmişiz. Diğer yönden de, Kur’an’ı layıkıyla anlamaya ve anlatmaya çalışmamışız. Avrupa’nın tesiri altında kalan taklitçi bir zümre, memleket mukadderatına hâkim olmaya başlamış…Gözü dönmüş Avrupa hayranı, taklit ettiği Batılının, kendi dinine ve kitabına muhalefet edişinin sebebine, özüne ve derinliğine inmeksizin, Batılı materyalist inançsızdır diye, o da kendi hak dinine ve kitabına karşı cephe almıştır. O, Kur’an’ın ilmi araştırma ve keşiflere karşı tervic ve teşvik edici tutumunu bilmeden bu fasit daireye girmiştir. Bilhassa son zamanlarda devam edegelen eğitim sistemimizin de bunda büyük kabahati olduğu kanaatindeyim. Çünkü memleket aydını, modern fen bilimlerini öğrenirken, mukaddes kitabı olan Kur’an’ın bunlar karşısındaki müspet tutumunu öğrenmekten mahrum bırakılmıştır. Halbuki Kur’an ile müspet ilimler arasında bir çekişme ve münaferet bahis konusu değildir. Nitekim gerek lise ve gerekse yüksek tahsil seviyesinde modern ilimlerle beraber dini ilimleri de beraberce tedris eden bir hayli müessese ve bunlara bağlı insanlar arasında hiçbir zaman uyuşmazlık ve sürtüşme görülmediği gibi, din-ilim çatışması da müşahede olunmamıştır.”[88]
Sonuç
Yukarıdaki özlü çözümlemeden de anlaşılacağı gibi, Batı uygarlığına, bilimine, felsefesine ve değerlerine meydan okuyan postmodernist düşünürlerden esinlenen ve bilginin, değerlerin ve eğitimin İslamileştirilmesi projesini savunan Müslüman düşünürler, hatta modern bilimlerde uzmanlaşmış kimi bilim insanları, Batı kökenli modern-seküler bilimi ve değerleri Kur’an’ın amaçsalcı yorumu çerçevesinde İslamileştirmekten ve o bilgi ve değerlerin seküler zeminini reddetmekten yana bir tutum takınmaktadırlar. Bir diğer deyişle onlar, mevcut bilgi ve değer kalıplarının İslamileştirilmesi, Batılı seküler niteliğinden arındırılıp, İslami bir kavramsallaştırma ile yeniden temellendirilmesi konusunda çaba harcamaktadırlar. Bu durum, özde onların, insan eksenli, seküler düşünceye direndiklerini ve düşüncenin meşruluğunu dinsel bir eksene oturtmaya çalıştıklarını ve bunu bir eğitim projesiyle yaşama geçirmeyi arzuladıklarını göstermektedir. Oysa seküler temelli bilgi ve değerleri dinsel bir zeminde meşrulaştırmanın en azından felsefî açıdan bazı olumsuz sonuçlarının olduğunu anımsatmak gerekmektedir. Bu olumsuz sonuçların kimileri şunlardır:
a-)Modern bilimi ve o bilimin sunduğu bilgileri dinsel bir zeminde meşrulaştırmak ve bu bağlamda yaygınlaştırmaya çalışmak, tıpkı ortaçağdaki gibi, bilgi ve bilimi, dinin güdümüne sokmak ve bilgi ve bilimin dinamik yapısını, dinin statik yapısına feda etmek anlamına gelmektedir. Kuşkusuz, gelişimi için özgür koşullara gereksinimi olan bilimi, dinin güdümüne sokmak, tıpkı ortaçağdaki gibi bilimin neyi tartışıp tartışmayacağını dinin denetimine terk etmek anlamına gelecektir.
b-) Bilimin eleştirel mantığı gereği, bilgide yaşanan sürekli değişim ve dönüşüm, bilgi, dinsel bildirilerle ilişkili görüldüğünde, her değişim ve dönüşüm, dinsel bildirilerin içeriğinin yanlışlanması anlamına gelecek ve dinsel otoritelerce bu, dini ve dinsel bildirileri eleştirmek olarak algılanacak, gelişim dogmatik tutumlarla engellenmeye çalışılacaktır. Bunun en açık kanıtlarını, ortaçağın tekfir (dinsizlik) suçlamalarında ve bid’at kavramı çerçevesinde yapılan tartışmalarda görmek olasıdır.

c-) Tıpkı bilgi gibi değerler de, koşullara bağlıdır ve dinamik bir doğası vardır. Herhangi bir değeri dine iliştirmek, onu saltıklaştırmak, eleştiri ve değişimin dışına taşımak anlamına gelmektedir. Bir başka deyişle, belli bir çağın değerlerini dinsel bir zemine iliştirmek ve o zeminde meşrulaştırmaya çalışmak, o çağın değerlerini donuklaştırmak, saltıklaştırmak ve nihai saymak demektir. Oysa tarihsel deneyimlerimizin, tıpkı bilgi gibi değerlerin de ortaya çıktığı bağlamlarla ilintili olduğunu ve evriminin önüne geçilemeyeceğini göstermektedir. Değerleri dine iliştirmenin, ortaçağdaki gibi statik, donuk ve gelişime kapalı bir toplumsal yapıya neden olacağı, yeni değer üretenlerin, ya dinsizlikle ya da en hafif deyişle bidat ortaya atmakla suçlanacakları ortadadır. Bilginin ve değerlerin İslamileştirilmesi projesini savunan düşünürler -bu düşünürlerden bir bölümünün ‘Ilımlı İslam, Büyük Ortadoğu Projesi, Genişletilmiş Ortadoğu Projesi, Ortadoğu’ya Örneklik’ gibi söylemlerle yakın ilişkileri vardır- Batı kökenli seküler bilgi ve değerleri ve onun ürünü olan anlayışları, ortaçağdan devraldıkları Tanrı odaklı bir düşünsel çerçevede onaylayarak, İslam toplumlarını bir adım öteye götürmeyi, bir diğer deyişle İslam’ı modern kazanımlarla bütünleştirmeyi amaçlarken, aslında, geleneğin durağanlığa yol açan kültürel-düşünsel çerçevesini aynen devralmakta, bir tutuculuğu aşmaya çalışırken yeni bir tutuculuğa kapı aralamaktadırlar. Bu yüzden, Türkiye gibi aydınlanmacı-laik bir devrim yaşamış bir ülkede, bir başka deyişle bilgi ve değerleri sekülerleştirme çabasının tohumlarının atıldığı, eğitimin din odaklılıktan nispeten arındırıldığı bir ortamda, aydınlanmacı-laik devrim yaşayamamış İslam ülkeleri için bir çözüm olarak geliştirilen bilginin, değerlerin ve eğitimin İslamileştirilmesi projesi, ileri bir hareket olmaktan çok geçmişe özenmiş geri bir hareket görünümündedir.
[1] Bilginin ve değerlerin İslamileştirilmesi projesi, modern bilimin İslam dünyasında kavranılışına gönderme yapmaktadır. Söz gelimi İlhan Kutluer, İslam ülkelerinde modern bilimin kavranılışını, çeşitli grupları ayrıştırarak betimlemeye çalışmıştır. Onca, İslam dünyasında modern bilim karşısında ortaya çıkan temel akımlar ve gruplar, ‘batıcılar, bürokratlar-teknokratlar, uzlaştırmacı Müslüman aydınlar ve bilginin İslamileştirilmesi hareketi yanlılarıdır. Uzlaştırmacı Müslüman aydınlar ise, meslekten bilim adamları, meslekten din bilginlerini içine almaktadır.’ Kutluer, bu grupları ayrıştırdıktan sonra bir değerlendirmeyle, kendisinin bilginin İslamileştirilmesini savunan gruba daha yakın durduğunu ima etmektedir. Bkz. İlhan Kutluer, İslam ve Bilim Tartışmalarında Temel Yaklaşımlar, Bilgi, Bilim ve İslam II içinde, İslam İlimleri Araştırma Vakfı, İstanbul 1992, ss. 21 vdd.. Bizce anılan ayrım özde yapaydır; Kutluer’in söz konusu ettiği laiklik yanlıları bir kenara bırakılırsa, diğer grupların hepsi özde bilginin İslamileştirilmesi tezi ekseninde bir araya getirilebilir. Aradaki nüanslar, onları bir çatı altında toplamaya engel değildir. Bu durumda, din ve bilimin ayrılmasını savunan laik kesimin teziyle, din ve bilimin ayrılmasına karşı çıkan ve bilime dinsel bir metafizik arka plan örmeye çalışan bilginin İslamileştirilmesi yanlılarının tezi karşı karşıya getirilebilir. Böylece İslam dünyasında bilim algısı ikili bir perspektife indirgenebilir.
[2]Bkz.http://64.233.183.104/search?q=cache:uJ7WKbrjF7EJ:www.iberr.org/confrep3.htm+İslamization+of+knowledge+&hl=tr
[3] Bkz. Naquib al-Attas, Islam and Secularism, Kuala Lumpur 1978, s. 162 vd.; Faruqi, İslamization of Knowledge: General Principles and Work Plan. International Institute of İslamic Thought, Washington, D.C., 1982, ss. 43 vd.; S. H.Nasr, Science and Civilization in Islam, New American Library, Inc., New York, 1968, ss.. 184-229; Mehmet Dağ, ABD Kaynaklı Bir İdeoloji: İslamileştirme, Bilim ve Gelecek Dergisi, sayı: 4, İstanbul 2004, ss. 8-9; Hasan Aydın, Büyük Ortadoğu Projesinin Müslüman İdeologları, Bilim ve Gelecek Dergisi, sayı: 4, İstanbul 2004, ss. 14 vd..
[4] Krş. Hasan Aydın, Postmodern İslamcılık, Bilim ve Ütopya Dergisi, sayı: 90, İstanbul 2001, ss. 16 vdd..
[5] İlhan Kutluer, agm., ss. 19 vdd.; İsmail Farukî, Sosyal Bilimlerin İslamileştirilmesi, çeviren: Mehmet Paçacı, İslami Bilimde Metodoloji Sorunu, Fecr Yayınları, Ankara 1991, ss. 11 vdd.; M. Zeki Kirmanî, İslam Bilim Üzerine Son Tartışmalar, çeviren: Mustafa Türker, İslami Bilimde Metodoloji Sorunu, Fecr Yayınları, Ankara 1991, ss. 173 vdd..
[6] Naquib al-Attas, age., ss. 1 vdd..
[7] Bkz. Hasan Aydın, Postmodernizm, Dayandığı İlkeler ve Bilim Felsefesi, İnsancıl Dergisi, Sayı: 188, İstanbul 2006, ss. 16-29. Bilginin İslamileştirilmesi tezini savunanlar sık sık söz konusu düşünürlere gönderme yapmaktadırlar. Söz gelimi krş. Necmettin Tozlu, Bilim ve Hayat, TDV Yayınları, Ankara 1998, ss. 5 vdd..
[8] Bkz. Muzaffar Iqbal, The İslamization of Science : Four Muslim Positions Developing an İslamic Modernity,
http://64.233.183.104/search?q=cache:nsyCjcR7q9oJ:www.cis-ca.org/reviews/4-pos.htm+İslamization+of+knowledge+&hl=tr
[9] Bkz. Lawrence Cahoonet, From Modernism to Postmodernism: An Anthology, Blackwell, Malden 1996, ss. 379; P. Ernest, Constructing Mathematical Knowledge: Epistemology and Mathematics Education. The Falmer Press, London: 1994, s. 264
[10] Postmodernizm ve dayandığı ilkeler konusunda bkz. Hasan Aydın, Postmodernizm, Dayandığı İlkeler ve Bilim Felsefesi, ss. 16-29.
[11] Bkz. M. Zeki Kirmanî, agm., ss. 181 vd.; İsmail R. Farukî, agm. Ss. 15 vdd.; Necmettin Tozlu, age., ss. 107 vdd.; İlhan Kutluer, agm. ss. 24 vd..
[12] Necmettin Tozlu, age., ss. 99 vd..
[13] Bkz. Necmettin Tozlu, age., s. 73.
[14] Krş. Fazlur Rahman, Bilginin İslamileştirilmesi: Bir Cevap, çeviren: Mevlüt Uyanık, İslamî Bilimde Metodoloji Sorunu içinde, Fecr Yayınları, Ankara 1991ss. 136; Yaşar Nuri Öztürk, Kur’an’daki İslam, Yeni Boyut Yayınları, İstanbul 2003, ss. 19 vdd..
[15] Bkz. Fazlur Rahman, Bilginin İslamileştirilmesi: Bir Cevap, ss. 136 vd..
[16] Anılan akımlarla mücadele bağlamında Şerafettin Gölcük’ün şu deyişlerine kulak vermek gerekmektedir: “İnkarcı değişik isimler altında, değişik gerekçelerle sürekli şu temayı işlemiştir: İnanmanın gereksizliği, dinin lüzumsuzluğu… İnkarcı kafir olsun, müşrik olsun, münafık olsun, son devirlerde aldığı isimlerle ilimci olsun (Auguste Comte … ve yandaşları), evrimci olsun (Charles Darwin… ve yandaşları), tarihi maddeci (Karl Marx … ve yoldaşları), psikanaliz (Sigmund Freud… ve yandaşları) hangi isim altında faaliyetini yürütürse yürütsün, ilk inkarcı ve isyancı şeytandan itibaren felsefenin değişik perdeleri arkasına gizlenerek hep aynı tezi savunmuştur: Maddenin ezeliliği… Materyalizm… Ezeli maddenin yanında Allah’ın varlığı ve birliği bazen kabul edilmiştir. Peygamberlik ve peygamberlere itiraz edilmiştir. Melek ve cinlerin bulunduğu bir âlemin varlığı aklî görülmemiştir. Ahiretin ve dirilişin vuku bulacağına çeşitli yönlerden karşı çıkılmış, bazıları ahireti toptan inkar ederken, bazıları onun ruhaniliğini benimseyip cismaniliğini reddetmiştir. Aklın ve ilmin her şeyi halledebileceği ileri sürülmüş, ruhun varlığını açıkça kabul etmeyenler çıkmıştır. Gerçekte inanmayan ve dine karşı çıkanlar, bir inanç sistemi ve din oluşturmak istediklerinin farkında değillerdir.” Şerafettin Gölcük, İslâm Akaidi, Esra Yayınları, Konya 1994, ss. 40-41.
[17] Krş. Necmettin Tozlu, age., ss. 26 vdd..
[18] Bkz. İsmail R. Farukî, Sosyal Bilimlerin İslamileştirilmesi, ss. 21 vd.
[19] Bu ilkeleri Necmettin Tozlu aktarmaktadır. Bkz. Necmettin Tozlu, age., s. 110.
[20] Yaşar Nuri Öztürk, Yeniden Yapılanmak / Kur’an’a Dönüş, Yeni Boyut Yayınları, İstanbul 1998, s. 44.
[21] Fazlur Rahman, Bilginin İslamileştirilmesi: Bir Cevap, s. 136.
[22] Bkz. J. J. G. Jansen, Kur’an’a Bilimsel-Filolojik-Pratik Yaklaşımlar, çeviren: Halilrahmân Acar, Fecr Yayınları, Ankara 1993 , ss. 69 vd.; J. M. S. Baljon, Kur’an Yorumunda Çağdaş Yönelimler, çeviren: Ş. Ali Düzgün, Fecr Yayınları, Ankara 1994, ss. 113 vdd..
[23] Ekmeleddin İhsanoğlu, Tartışma-Görüşler, Bilgi, Bilim ve İslam I içinde, İslamî İlimler Araştırma Vakfı, İstanbul 1992, ss. 99-100.
[24] Bkz. İlhan Kutluer, agm., ss. 25 vd..
[25] Bkz. J. J. G. Jansen, age., ss. 39 vd.; Süleyman Ateş, İslama İtirazlar ve Kur’an-ı Kerim’den Cevaplar, Arısan Matbaacılık, Ankara, tarihsiz, ss. 218 vd.; Yaşar Nuri Öztürk., Kur’an’daki İslam, ss. 19 vd.; İsmail Karaçam, Sonsuz Mucize Kur’an, Çağ Yayınları, İstanbul 1987, ss. 213 vd.; Afif Abdulfettah Tabbâra, İlmin Işığında İslamiyet, çeviren: Mustafa Öz, İstanbul 1981, ss. 65 vd..
[26] ‘Sonra göğe yöneldi, o duhân (duman, buhar) halindeydi.” Fussilet Sûresi, 11.
[27] Süleyman Ateş, İslama İtirazlar., s. 227; İsmail Karaçam, age., s. 221; Afif Abdulfettah Tabbâra, age., s. 67; Hüseyin Aydın, İlim Felsefe ve Din Açısından Yaratılış ve Gayelilik (Teleoloji), TDV Yayınları, Ankara 2002, s. 56 ve 79 vd..
[28] Hûd Sûresi, 7.
[29] Süleyman Ateş, İslama İtirazlar., s. 226; İsmail Karaçam, age., s. 224; Afif Abdulfettah Tabbâra, age., s. 67; Hüseyin Aydın, age., s. 46 vd.. Altı günün, altı evre şeklinde yorumlanması anlayışına hem Yahudi düşüncesinde hem de İslamın ilk dönem kaynaklarında rastlanır. Bkz. Hasan Aydın, Kur’an’da Çeşitli Yaratma Kavramları, Bilim ve Ütopya Dergisi içinde, sayı: 30, İstanbul 1996, ss.10 vdd..
[30] Ra’d Sûresi, 8.
[31] Bkz. Süleyman Ateş, İslama İtirazlar., s. 233 vd.; İsmail Karaçam, age., s. 248; Hüseyin Aydın, age., s. 103.
[32] Hicr Sûresi, 14-15.
[33] Bkz. İsmail Karaçam, age., s. 250 vd.
[34] Nûr Sûresi, 43.
[35] Bkz. İsmail Karaçam, age., ss. 254 vd..
[36] “Sizin görebileceğiniz bir direk olmaksızın göğü yarattı.” Lokmân Sûresi, 10.
[37] Bkz. Süleyman Ateş, İslama İtirazlar., ss. 233 vd.; İsmail Karaçam, age., ss. 247 vd..
[38] “Melekler ve ruh O’na miktarı elli bin yıl olan bir günde çıkar.” Mâ’ide Sûresi, 4. Benzer anlayış, Yahudilikte de bulunmaktadır.
[39] Bkz. Süleyman Ateş, İslama İtirazlar., ss. 223 vd.; İsmail Karaçam, age., ss. 257 vd
[40] “..size delillerini göstermek için gemi, Allah’ın nimetiyle denizde yüzüp gider…” Lokmân Sûresi, 31.
[41] İsmail Karaçam, age., ss.268 vd..
[42] “İyice düşünesiniz diye her şeyi çift çift yarattık.” Zâriyât Sûresi, 49.
[43] Bkz. İsmail Karaçam, age., ss. 277 vd..
[44] Mü’minûn Sûresi, 12-14.
[45] Bkz. İsmail Karaçam, age., ss.308 vd.; Süleyman Ateş, İslama İtirazlar., ss. 252 vd.. Afif Abdulfettah Tabbâra, age., ss. 76 vd..
[46] Nûr Sûresi, 35.
[47] Bkz. İsmail Karaçam, age., ss. 279 vdd..
[48] Nahl Sûresi, 68-69.
[49] Bkz. İsmail Karaçam, age., ss.295 vd.; Süleyman Ateş, İslama İtirazlar., ss. 267 vd..
[50] En’âm Sûresi, 125.
[51] Bkz. Afif Abdulfettah Tabbâra, age., ss. 70 vd..
[52] Rahmân Sûresi, 19-20.
[53] Bkz. İsmail Karaçam, age., ss. 269 vd..
[54] Fîl Sûresi, 3-4.
[55] Bkz. J. M. S. Baljon, age., s. 39.
[56] Müddesir Sûresi, 30.
[57] Yaşar Nuri Öztürk, Kur’an’daki İslam, ss. 21-22.
[58] Yâsîn Sûresi, 38-40.
[59] A’râf Sûresi, 54.
[60] Nâzi’ât Sûresi, 30.
[61] Bkz. İsmail Karaçam, age., ss. 238 vdd.; Süleyman Ateş, İslama İtirazlar., ss. 228 vdd..
[62] Zâriyât Sûresi, 47.
[63] Bkz. İsmail Karaçam, age., ss.246 vd.; Afif Abdulfettah Tabbâra, age., s.68.
[64] Bkz. Ömer Çelakıl, Kur’an-ı Kerim’in Şifresi, Sınır Ötesi Yayınları, İstanbul 2002, ss. 73 vdd.. Bilgisayara Kur’an’ın işaret ettiğini Yaşar Nuri Öztürk de savunmaktadır. Bkz. Yaşar Nuri Öztürk, Kur’an’daki İslam, s. 22.
[65] Pervez Hoodbhoy, İslam ve Bilim, çeviren: Eser Birey, Cep/Düşün yayınları, İstanbul 1993, ss. 204 vdd..
[66] Bkz. Bkz. İsmail Karaçam, age., ss. 213.; Süleyman Ateş, İslama İtirazlar., ss. 211 vd.; Afif Abdulfettah Tabbâra, age., ss. 65 vd.; Süleyman Karagülle, Kur’an-ı Kerîm’in İlahî Kaynaklı Olduğunun Müsbet Bilimlerle Tesbiti, Bilgi, Bilim ve İslam I içinde, İslamî İlimler Araştırma Vakfı, İstanbul 1992, ss. 85 vdd..
[67] İsmail Karaçam, age., ss. 213-214.
[68] Bkz. J. M. S. Baljon, Kur’an Yorumunda Çağdaş Yönelimler, çeviren: Ş. Ali Düzgün, Fecr Yayınları, Ankara 1994, ss. 124 vd.; J. J. G. Jansen, Kur’an’a Bilimsel-Filolojik-Pratik Yaklaşımlar, çeviren: Halilrahmân Acar, Fecr Yayınları, Ankara 1993, ss. 143 vdd.; Tâha Jâbir al Alwânî, İslamization of Attitudes and Practise in Science and Technology, http://64.233.183.104/search?q=cache:hGntTmOe-X8J:www.amse.net/İslamization/2%2520(İslamization).htm+%22İslamization+of+knowledge%22+&hl=tr
[69] Fazlur Rahman, İslamî Yenilenme: Alanı, Yöntemi ve Sunduğu Seçenekler, s. 81.
[70] Bkz. Yaşar Nuri Öztürk, İslam Nasıl Yozlaştırıldı, Yeni Boyut Yayınları, İstanbul 2001, ss. 528 vd.; Süleyman Ateş, Gerçek Din Bu I, Yeni Ufuk Neşriyat, İstanbul tarihsiz, ss. 94 vd..
[71] Bkz. Yaşar Nuri Öztürk, İslam Nasıl Yozlaştırıldı, ss. 307 vd..
[72] Bkz Süleyman Ateş, Yüce Kur’an’ın Çağdaş Tefsiri, cilt: III, Yeni Ufuk Neşriyat, İstanbul 1989, ss. 60.
[73] Bkz. Yaşar Nuri Öztürk, İslam Nasıl Yozlaştırldı, ss. 247 vdd..
[74] Bkz. Yaşar Nuri Öztürk, Yeniden Yapılanmak/Kur’an’a Dönüş, ss. 31 vd.; Fazlur Rahman, İslam’da Şûrâ İlkesi ve Toplumun Rolü, çeviren: Adil Çiftçi, İslamî Yenilenme / Makaleler III içinde, Ankara Okulu, Ankara 2002, ss. 139 vdd..
[75] Kâfirûn Sûresi, 3-4.
[76] Bakara Sûresi, 256.
[77] Bkz. Süleyman Ateş, Gerçek Din Bu I, ss. 107 vd..; Yaşar Nuri Öztürk, Yeniden Yapılanmak / Kur’an’a Dönüş, ss. 96 vd..
[78] Bu konularda ayrıntılı bilgi için bkz. Süleyman Ateş, Kur’an’ı Kerimin Evrensel Mesajına Çağrı, Yeni Ufuk Neşriyat, İstanbul 1990, ss. 17 vdd..
[79] Bkz. Süleyman Ateş, Gerçek Din Bu II, Yeni Ufuk Neşriyat, İstanbul, tarihsiz, ss. 230 vd..
[80] Bkz. Hüseyin Atay, Dinde Reform Dinde Reform ve Atatürk’ten Kesitler, Atay ve Atay, Ankara 2003., ss. 66 vd..
[81] Bkz. Süleyman Ateş, Gerçek Din Bu I, ss. 34 vdd.. Kimi yeniden yapılanmacılar, dövün emrini, ayette geçen ‘d-r-b’ fiilini te’vîl ederek farklı anlamlara çekmeye çalışmaktadır. Anılan fiil ‘an’ (den, dan) edatıyla birlikte kullanıldığında ‘den uzaklaşmak’ anlamına gelir. Oysa ayette böyle bir şey yoktur ve açıkça dövmek anlamına gelmektedir.
[82] Bkz. Yaşar Nuri Öztürk, Yeniden Yapılanmak/Kur’an’a Dönüş, ss. 8 vd..
[83] Bkz. Fazlur Rahman, İslam ve İktisadi Adalet Sorunu, çeviren: Adil Çiftçi, İslamî Yenilenme / Makaleler III içinde, Ankara Okulu, Ankara 2002, ss. 83 vdd..
[84] Yaşar Nuri Öztürk, Yeniden Yapılanmak/Kur’an’a Dönüş, s. 5.
[85] Yaşar Nuri Öztürk, Yeniden Yapılanmak/Kur’an’a Dönüş, s. 98.
[86] Bkz. İlyas Ba-Yunus, Faruki ve Ötesi: Bilginin İslamileştirilmesinde Müstakbel Eğilimler, çeviren: Mevlüt Uyanık ve Mehmet Paçacı, İslamî Bilimde Metodoloji Sorunu içinde, Fecr Yayınları, Ankara 1991, ss. 153 vdd.; Abdul Hamid A. Abu Sulayman, From İslamization of Knowledge to İslamization of Education,http://64.233.183.104/search?q=cache:KDPbAQwWwi0J:www.amss.net/AJISS/PastIssues/editorial16-2.htm+%22İslamization+of+knowledge%22+&hl=tr; Farid Panjwani, The ‘İslamic’ in İslamic Education: Assessing the Discourse,http://64.233.183.104/search?q=cache:khN1CQwbzt0J:www.drsoroush.com/PDF/E-CMO-20041215-Farid_Panjwani.pdf+İslamization+of+knowledge+&hl=tr
[87] Ahmet Yüksel Özemre, Tartışma-Görüşler, Bilgi, Bilim ve İslam I içinde, İslamî İlimler Araştırma Vakfı, İstanbul 1992, ss. 61-62.
[88] İsmail Karçam, age., ss. 218-219.

