Hayatı gerçek bir bilginin, alanına yenilik getirmek için çabalayan bir yenilikçinin, çalıştığı her alandaki birikimi ile hakiki bir bilim insanının, edebi yönüyle de bilginliği aşan bir entelektüelin hikâyesidir.
Geçtiğimiz günlerde vizyona giren ve Amerikalı fizikçi J. Robert Oppenheimer’ın (1904-1967) hayatını konu alan Christopher Nolan imzalı bir film tüm dünyada büyük bir ilgiyle karşılandı. Bunda hem yönetmenin hem de bahse konu olan fizikçinin büyüklüğü şüphesiz önemli bir rol oynadı. Bunun üzerine Oppenheimer’ın bir Türk fizikçiye 1962 yılında yazdığı mektup gündeme düştü.

Mektupta şunlar yazılıydı:
“T.D.’den, önümüzdeki yıl bir yılı burada karşılayabileceğinizi öğrendim. Umarım öyledir. Sizden haber aldığımda meslektaşlarıma danışacağım ve olumlu düşüncelerimizi kağıda dökeceğiz. Kısa süre sonra tekrar gelmeniz bana doğru görünüyor. İkinize de samimi, iyi dileklerimle.”
Oppenheimer
Oppenheimer bu satırları Sorbonne’da kimya alanında doktora yapan ilk kadın bilim insanımız Remziye Hisar ve askeri doktor Reşit Gürsey’in çocukları olan Feza Gürsey’e yazmıştır. 7 Nisan 1921’de İstanbul’da dünyaya gelen Gürsey, anne ve babasının eğitim için Fransa’da olduğu dönemde ilkokulu okumak için Jeanne d’Arc Okulu’na kaydedilmişse de daha sonra annesinin İstanbul’a çağrılması sebebiyle yurda dönüş yapmış ve Galatasaray Lisesi’nin 3. sınıfına yatılı olarak kaydedilmiştir. Galatasaray’da başlayan eğitimi 1940’da tamamlanmış daha sonra üniversite için İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik-Matematik bölümüne kayıt olmuştur.
Onun bundan sonraki hayatı gerçek bir bilginin, alanına yenilik getirmek için çabalayan bir yenilikçinin, çalıştığı her alandaki birikimi ile hakiki bir bilim insanının, edebi yönüyle de bilginliği aşan bir entelektüelin hikâyesidir.
Lisans eğitimini tamamladıktan sonra Millî Eğitim Bakanlığı’nın sınavlarına girerek başarılı olan Feza Gürsey, Imperial College’da doktora yapmaya başlamıştır. “Kuaterniyonların Alan Denklemlerine Uygulamaları” başlıklı teziyle 1950 yılında doktorasını tamamlamıştır.
Doktora yaptığı sırada annesi Remziye Hisar’a yazdığı bir mektup onun yenilikçi çalışkanlığına bir belge niteliğini taşır:
“Sevgili anneciğim, zannettiğin gibi davetlerde filan değilim. Gece gündüz çalışıyorum. Hocam Prof. Jones ile görüşerek bundan sonra kendi mevzuumda çalışacağımı söyledim” diye başladığı mektubunda hocanın bu konuda uzmanlığı olmadığını o yüzden kendisine bu konuda yalnız kalacağını söylediğini ifade etmiştir. Feza Gürsey bu konuda çalışan dünyaca ünlü Dirac, Born, Schrödinger gibi isimleri zikrederek meselenin önemini ve zorluğunu annesine anlatmak istemektedir. Ancak bu isimleri zikretmesi ve kendisinin bu çalışma alanlarına yönelme arzusu kendisine olan güveninin de bir işaretidir.
Doktorasını başarılı bir şekilde bitiren Feza Gürsey daha sonra Cambridge’de doktora sonrası araştırmalar için bir müddet bulunmuş ve akabinde İstanbul Üniversitesi fizik bölümünde 1951 yılında asistan olarak göreve başlamıştır. 1952’de ise meslektaşı Süha Pamir ile evlenmiştir.
1954 yılında doçentlik sınavını başarıyla geçmiş ve doçentlik ünvanını almıştır. 1957 yılında Barış İçin Atom Enerjisi Projesi kapsamında Amerika Birleşik Devletleri’ne gönderilen fizikçiler arasına yer alan Feza Gürsey 4 yıl boyunca Brookhaven Ulusal Laboratuvarı’nda Princeton ve Columbia üniversitelerinde araştırmalarda bulunmuştur.
Amerika’daki izlenimlerinden çok etkilenen Gürsey, yine annesine yazdığı bir mektupta “40’ından sonra saz çalanlar gibi” fizikçiliğe yeni başladığını ifade etmektedir. Annesinin zamanında İngiltere ve Fransa bilim merkezleri iken onun zamanında Amerika Birleşik Devletleri’nin bilim hayatına yön verdiğini ifade etmektedir.
Amerika’daki izlenimlerinden çok etkilenen Gürsey, yine annesine yazdığı bir mektupta “40’ından sonra saz çalanlar gibi” fizikçiliğe yeni başladığını ifade etmektedir.
1961’de Türkiye’ye tekrar döndüğünde Erdal İnönü’nün ısrarıyla ODTÜ’ye gelmiş ve burada kuramsal fizik bölümünü kurmuştur. Bir müddet ODTÜ ve Yale Üniversitelerinde dönüşümlü olarak dersler veren Feza Gürsey 1974’ten sonra 1990’a kadar çalışmalarını sadece Yale Üniversitesi’nde sürdürmüştür.
Feza Gürsey Yale Üniversitesi’ndeki çalışmaları esnasında Nobel Fizik Ödülü’ne aday gösterilmiştir. Onu bu alanda Nobel’e aday gösteren kişi kuramsal fiziğin önde gelen isimlerinden Cengiz Yalçın’dır. 1985 yılında Nobel Aday Önerme Komitesi tarafından görevlendirilen Cengiz Yalçın ödülün Feza Gürsey’e verilmesini önermiştir.
Feza Gürsey’in fiziğe yaptığı katkıları da şu şekilde aktarabiliriz:
Adını ilk kez duyurduğu çalışması yük bağımsızlığı ve Baryon korunumu ile Pauli Transformasyonu’nun ilgisini gösteren makalesidir. Wolfgang Pauli ünlü Rus fizikçisi Landau’ya yazdığı mektupta ilgisini çeken bu makaleden bahsetmekte ve Heisenberg ile çalışmalarında bu simetriyi kendi spinor modellerinde kullanmayı düşündüğünü söylemektedir.
W. Pauli, kendisinden Princeton Enstitüsünde çalışmalarına devam etmesi için referans isteyen Feza Gürsey’e gönderdiği mektupta şöyle demiştir:
“Ben, seni tavsiye edebilir miyim diye düşünmüyorum, tam tersi, Princeton Enstitüsünü sana tavsiye edebilir miyim diye düşünüyorum.”
W. PauliBu, dönemin en ileri gelen fizikçilerinden olan Pauli’den alınan müthiş bir övgüdür.

Kendisinin parçacık fiziğinde simetriler üzerine yaptığı çalışmalar da ayrıca bilime büyük katkılar sağlamıştır.
Feza Gürsey’in bilimsel başarısını yakın arkadaşı Samuel MacDowell şöyle belirtmektedir:
“Feza’nın Yale Üniversitesi’ne bıraktığı en değerli miraslarından birinin fizik ve matematik bölümleri arasında yakın bir iş birliği kurulması olduğunu düşünüyorum. İki konuda da bilgisinin genişliği hayret vericiydi. Ortaya koyduğu birçok yenilikten biri fizikte ilk defa istisnai grupların kullanılması ve E (6) simetrisi olan bir büyük birleştirme teorisi kurmasıydı. Fizik ve matematik arasındaki eski ve verimli alışveriş modern zamanlarda neredeyse kaybolmuştu. Feza bu geleneği canlandırmakta çok ağırlıklı bir rol oynadı.”
Samuel MacDowell Feza Gürsey, tıpkı annesi gibi sanata da yoğun ilgi gösterdi. Yine annesi gibi gençlik yıllarında şiirler yazdı, resimle ilgilendi.
Bilimsel yayın sayısı 120’yi aşan Gürsey’in bu yoğun çalışma temposu ve başarıları ona hepsi birbirinden değerli ve prestijli pek çok ödül getirdi.
Bunlardan bazıları şunlardır:
Ödülleri
1969 TÜBİTAK Bilim Ödülü
1977 S. Glashow ile birlikte J.R. Oppenheimer Ödülü; R. Griffiths ile Doğa Bilimlerinde A. Cressey Morrison Ödülü
1979 Einstein Madalyası
1981 College de France’da konuk profesör ve College de France Madalyası
1984 İtalya Cumhuriyeti’nce verilen Commendatore ünvanı
1986 Roma’da Konuk Profesörlük ödülü.
1991 yılındaki emekliliğinden sonra Türkiye’ye dönmüş, Boğaziçi Üniversitesi’nin davetini kabul ederek Fizik bölümündeki odasına yerleşmiştir. Bu sene içerisinde yakalandığı prostat kanseri nedeni ile 13 Nisan 1992’de Yale Üniversitesi’nin hastanesinde hayata gözlerini yummuştur.
Vefatından sonra TÜBİTAK’a bağlı olarak 1983 yılında Erdal İnönü tarafından kurulan Temel Bilimler araştırma Enstitüsü, 1997’de Feza Gürsey Enstitüsü adını alarak Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Yerleşkesine taşındı. Boğaziçi Üniversitesi ve TÜBİTAK tarafından ortak yürütülen Feza Gürsey Enstitüsü 2011 yılında kapandı. Daha sonra 2015 yılında aynı enstitünün devamı olarak Boğaziçi Feza Gürsey Fizik ve Matematik Uygulama ve Araştırma Merkezi adı altında yeniden kuruldu. Bunun yanı sıra 1993’te Ankara Altınpark’ta açılan bilim merkezine de Feza Gürsey’in adı verildi.
Not: Bu metin daha önce TRT Ankara Radyosu’nun Cumhuriyetin Yüzleri programında yapılan konuşma esas alınarak hazırlanmıştır.
Kaynaklar
Hüseyin Gazi Topdemir, “Kuramsal Fizikte Evrensel Bir Değer: Feza Gürsey”, Bilim ve Teknik Şubat 2011.
https://fezagursey.boun.edu.tr/tr/feza-gurseyin-biyografisi
http://y-archive.boun.edu.tr/eskisite/index.php@m=home.html
http://bogaziciarsivleri.boun.edu.tr/koleksiyonlar/gursey.php
https://www.trtdinle.com/show/cumhuriyetin-yuzleri (55. Bölüm Feza Gürsey

