Muzlar, güneşin zararlı ışınlarının büyük bir kısmını doğal olarak filtreleyebilir. Peki, onların doğal güneş koruyucusu mineral bazlı güneş kremlerinin yerini alabilir mi?
Sedef Çakır
Kozmetik ürünler her ne kadar önemli ve günümüzde sıklıkla tercih ediliyor olsa da son yapılan araştırmalar bu ürünlerin bazı etkilerine odaklanıyor. Yapılan çalışmalara göre, kişisel bakım ürünleri, etrafımızda dönen havanın kimyasını etkiliyor. 21 Mayıs’ta Science Advances dergisinde yayınlanan araştırmaya göre, losyon ve parfüm, ozon ile cilt yağları arasında gerçekleşen kimyasal tepkimeleri bozuyor.
Araştırmacılar, havadaki ozonun cilt yağlarıyla reaksiyona girerek “insan oksidasyon alanı” oluşturduğunu keşfetti. Bu, hidroksil radikalleri adı verilen bir kimyasal buluttur. Bir kişinin yakın çevresindeki havaya cilt bakım ürünlerinin etkisi yararlı, zararlı ya da nötr olabilir. Bu durum, ürünlerin içerdiği kimyasal karışıma ve iç ortam koşullarına bağlıdır. Bazı zararlı durumların önüne geçebilmek için en iyi yol çevre dostu alternatiflere yönelmektir. İşte tam bu noktada muz bazlı güneş kremi ortaya çıkıyor.
Muzlar en iyi tam güneş ışığında büyür. Hassas kabuklarını zararlı ultraviyole ışınlarından korumak için, muz kabukları doğal bir güneş koruyucu madde üretir. Şimdi New York’taki Garden City Lisesi’nde ikinci sınıf öğrencisi olan Taylor, bu doğal güneş koruyucunun sırlarını ortaya çıkardı. Onun bulguları, hepimiz için daha çevre dostu güneş kremlerinin geliştirilmesine yol açabilir.
Güneş kremleri cildimizi yakıcı güneş ışınlarına karşı korur. Ancak, bu koruma bir bedelle gelir.
Güneş kremleri cildimizi yakıcı güneş ışınlarına karşı korur. Ancak, bu koruma bir bedelle gelir. Taylor, bazı güneş kremi kimyasallarının kansere yol açabileceğine dikkat çekiyor. Ayrıca, bu kimyasallar çevreye karıştığında hayvanlara da zarar verebiliyor. Örneğin, bazı mineral bazlı güneş kremleri tatlı su canlılarının yön bulma yetilerini bozabilir. Yeterince yüksek düzeyde maruz kalındığında ise, bazı organizmalar için ölümcül olabilir. Bu sebeple Taylor, mineral bazlı güneş kremlerine alternatifler aradı.
Muzlar, güneşin zararlı ışınlarının büyük bir kısmını doğal olarak filtreleyebilir. Peki, onların doğal güneş koruyucusu mineral bazlı güneş kremlerinin yerini alabilir mi? Taylor bunu araştırdı. Ve elde ettiği bulgular, ona Mayıs 2025’te düzenlenen Regeneron Uluslararası Bilim ve Mühendislik Fuarı’nda (ISEF) yer alma hakkı kazandırdı.
Etken maddenin ortaya çıkartılması
“Muzlar genellikle UV yoğunluğu yüksek ortamlarda büyür.” diyor Taylor. UV, yani ultraviyole, belirli bir ışık dalga boyu aralığını ifade eder. Bu yüksek enerjili ışık, insan gözüyle görülmez. Ancak, cildimize güneşin verdiği zararın büyük kısmından sorumludur. Bir güneş koruyucunun etkili olabilmesi için, belirli UV ışınlarına karşı koruma sağlaması gerekir. Taylor, muzların kendi koruma mekanizmalarına sahip olması gerektiğini düşündü. Çünkü, Ekvator’a yakın bölgelerde yetişiyorlar ki bu da UV ışınlarına en yoğun şekilde maruz kalınan yerlerdir.

Bitkiler genellikle güneşin UV ışınlarına karşı bir savunma olarak flavonoid üretir. Bu pigmentler gökkuşağının tüm renklerinde olabilir. Taylor, muzlarda bulunan flavonoidlerin de cildimizi UV ışınlarından korumada işe yarayıp yaramayacağını merak etti. Taylor, hangi muz flavonoidlerini kullanması gerektiğinden tam olarak emin değildi. Bu yüzden muz kabuğunun dış katmanını ısıttı, dondurdu ve blenderdan geçirdi. “Güneş ışığına maruz kalan kısım burası.” diye açıklıyor. UV’yi filtreleyen kimyasalların da büyük olasılıkla burada bulunduğunu söylüyor.
Hücrelerin parçalanmasıyla, içerdikleri birçok kimyasal açığa çıktı. Bu karışımdan iki ayrı özüt (ekstrakt) elde etti. Bunlardan biri sadece suda çözünebilen bileşenleri içeriyordu (bu onun sulu ekstraktıydı). Diğeri ise yalnızca suda çözünmeyen kimyasallardan oluşuyordu (bu da onun apolar ekstraktıydı). Apolar kimyasallar suda değil, yağda çözünür.
Muz ekstraktlarının test edilmesi
Bir güneş koruyucunun, UV ışığını cildinize ulaşmadan önce emmesi gerekir ve ne kadar çok UV ışığı emerse, o kadar etkilidir. Taylor, her ekstraktın bunu ne kadar iyi yapabildiğini test etmek için ışık ölçen bir araca başvurdu. Spektrofotometre adı verilen bu cihaz, bir sıvının herhangi bir renkteki ışığı ne kadar emdiğini ölçer. Cihaz, Taylor’ın her iki muz ekstraktının da UV ışığını emdiğini doğruladı. Ancak apolar (nonpolar) olan bir adım öne geçti. Bu ekstrakt, UV dalga boylarının tamamını (özellikle de en zararlı olanları) emdi. Bu dalga boyları, UV spektrumunun UV-A olarak adlandırılan bölümüne aittir.
Peki, muz bazlı güneş kremleri çevre için de güvenli olur mu? Çünkü, Taylor’ın da belirttiği gibi, eczanelerde satılan geleneksel güneş kremleri su canlılarına zarar verebilir. Bunu öğrenmek için Taylor, denek olarak planaryaları (Girardia tigrina) kullandı. Planaryalar, suda yaşayan bir tür yassı solucandır. Taylor, bu canlıların ilaç güvenliği çalışmalarında sıkça kullanıldığını açıklıyor. Bu solucanlara zarar veren bir kimyasal, diğer sucul canlılar için de risk oluşturabilir.
Peki, muz bazlı güneş kremleri çevre için de güvenli olur mu?
Plan, planaryaları farklı ekstraktlar içeren kaplara yerleştirip, onları 10 dakika boyunca güçlü UV ışığına maruz bırakmaktı. Eğer solucanların hareketleri yavaşlarsa ya da tamamen durursa, Taylor bunu ışığın onlara zarar verdiği şeklinde değerlendirdi. Beş farklı test çözeltisi kullandı: iki muz ekstraktı, bir eczane güneş kremi çözeltisi, sade su ve gliserol. Peki, neden gliserol kullanıldı? Çünkü hem apolar ekstrakt hem de güneş kremi çözeltisi bu yoğun sıvıyı içeriyordu. Taylor, gliserolün tek başına bir probleme yol açıp açmadığını görmek için onu ayrı olarak test etti ve gerçekten de öyle oldu. Taylor, “Apolar muz ekstraktı, gliserol ve mineral bazlı güneş kremi solucanlar için ölümcül göründü.” diye belirtti. “Hareket etmeyi bıraktılar.”

Daha sonraki bir testte Taylor, UV ışığına maruz kalma olmadan bile gliserolün planaryaların derisine zarar verdiğini fark etti. Gliserol pek çok üründe kullanılıyor. Ancak Taylor’ın çalışması, bu maddenin sucul yaşam için risk oluşturabileceğini ortaya koyuyor. “Ancak planaryalar, sulu ekstrakt içinde gayet iyi hayatta kaldı. Üstelik bu grup, yalnızca suyla test edilen gruptan (hayatta kalan diğer tek grup) daha iyi sonuç verdi.” diyor genç araştırmacı.
Taylor, daha sonra aynı planaryaları boyayarak bu durumu doğruladı. Özel bir boya kullandı. Bu boya, hasar görmüş dokuları mikroskobunun UV ışığı altında parlayacak şekilde boyuyordu. Temel olarak, ne kadar parlama varsa o kadar hasar var demekti. Gliserole maruz kalan üç grup en fazla hasarı gösterdi. Sulu ekstrakt grubunda ise en az hasar görüldü. Hasar oluşan yerlerde, Taylor’a göre, bu hasar “lekeli” görünüyordu. Bu da muhtemelen solucanın “tamamen kaplanmamış” olduğu anlamına geliyor.Bir sonraki adım, sulu ekstrakta UV koruması sağlayan kimyasalın tam olarak ne olduğunu belirlemek. Taylor, bu bileşiğin tanımlanmasının çevre dostu, muz bazlı yeni bir güneş kremi sınıfının geliştirilmesine olanak sağlayabileceğini söylüyor.
Kaynakça
- https://www.snexplores.org/article/eco-friendly-sunscreen-bananas
- https://www.sciencenews.org/article/lotions-perfumes-chemistry-air-skin

